Yaşanmış Hikayeler

0

Zalimlerle Yardımlaşmak Yasak!
Safvan b. Mehran el-Cemmal[1] şöyle diyor:

Bir gün Ebu’l-Hasan İmam Musa Kazım (a.s)’ın yanına uğradım. İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Safvan! Senin, bir iş hariç diğer bütün işlerin güzeldir!”

Safvan: Fedan olayım! Hangi işim iyi değildir?

İmam (a.s): “Develerini bu adama (Harun Raşid’e) kiraya vermen.”

Safvan: Ey Resulullah’ın oğlu! Haram bir iş için kiraya vermemişim. Harun hacca gitmek istiyor, hac yolculuğu için kiraya vermişim. Üstelik kendim de onunla beraber gitmeyeceğim, hizmetçilerimden bazılarını onunla göndereceğim.

İmam (a.s): “Acaba sen Harun’un, alacağını verene dek yaşmasını istemiyor musun?”

Safvan: Evet, istiyorum.

İmam (a.s): “Kim onların (o zalimlerin) bekasını istiyorsa, o da onlardandır; kim de onlardan olursa, ateşte olacaktır.”

Safvan sözünün devamında şöyle diyor: Ben İmam (a.s)’ın yanından ayrılır ayrılmaz gidip develerimin tümünü sattım. Bu haber Harun’a ulaşır ulaşmaz Harun beni çağırdı. Yanına vardığımda: “Safvan! Develerinin tümünü sattığını duydum!” dedi.

Ben cevabında: “Evet, hepsini sattım” dedim.

Harun: “Neden?!” dedi.

Cevaben: Ben artık yaşlanmışım, hizmetçiler de işlerini iyi yapmıyorlar” dedim.

Harun: “Hayır! Sana böyle yapmayı emreden şahısın kim olduğunu biliyorum. Böyle yapmayı Musa b. Cafer sana emretmiştir” dedi.

Benim Musa b. Cafer’le ne işim vardır!” dedim.

Harun sinirli bir şekilde: Bu sözleri bir kenara bırak! “And olsun ki, eğer eski dostluğumuz olmasaydı, şimdi başının bedeninden ayrılmasını emrederdim.”[2]

 
HERKESTEN DAHA YAKIN!
Bir gün Ebu Hanife, İmam Cafer Sadık (a.s)’ın huzuruna vararak şöyle dedi:

“Ben oğlun Musa’yı (İmam Kazım’ı) namaz kılarken gördüm. Halk onun önünden geçiyordu, o ise onlara mani olmuyordu. Halbuki bu iş doğru değildir!”

İmam Sadık (a.s): “Oğlum Musa’yı çağırın gelsin” dedi. İmam Musa Kazım (a.s) babasının yanına geldiğinde İmam Sadık (a.s) ona şöyle buyurdu:

“Ebu Hanife diyor ki: “Musa namaz kılıyordu, halk da onun önünden geçiyordu, ama o, onları bu işten nehy etmiyordu.”

İmam Musa Kazım (a.s) babasının cevabında şöyle dedi: “Babacığım! Kendisi için namaz kıldığım zat, herkesten bana daha yakındır. Zira Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Biz insana, onun şah damarından daha yakınız.”[3]
İmam Sadık (a.s) (küçük yaşta olan) oğlunu bağrına basarak şöyle buyurdu: “Babam ve anam sana fada olsun ey kalbinde ilahi sırlar olan!”[4]

 
İMAM RIZA (A.S) VE YOLDA KALAN YOLCU
Yese b. Hamza şöyle diyor:

İmam Rıza (a.s)’ın huzurunda oturup konuşuyorduk Bir grup kimseler de helal ve haramla ilgili meseleler soruyorlardı. Bu sırada uzun boylu esmer bir adam içeri girerek şöyle dedi: “Ey resulullah’ın oğlu! Ben, sizi ve dedelerinizi sevenlerdenim. Hacdan dönüyorum. Yol azığım tükenmiş, beni vatanıma ulaştıracak param da kalmamıştır. Eğer uygun görüyorsanız, şehrime ulaştıracak miktarda bana yardımda bulununuz. Ben orada verdiğiniz para miktarında sizden taraf sadaka vereceğim. Çünkü ben sadaka ehli değilim.

İmam (a.s) o adama: “Otur Allah sana merhamet etsin” buyurdu. Sonra halka dönerek onlarla konuşmaya başladı. Nihayet halk dağıldı. Odada o adam, Süleyman-i Caferi, Hayseme ve ben kaldık…

Daha sonra İmam (a.s) kalkarak diğer bir odaya girdi. Az sonra elini kapının üzerinden çıkararak: Horasanlı nerededir?” buyurdu.

Horasanlı adam: “Ben buradayım” dedi.

İmam (a.s): “Bu iki yüz dinarı al, yolculuk ihtiyaçlarını karşıla, onunla teberrük et, benden taraf da onu sadaka vermen gerekmez. Dışarı çık da ne ben seni göreyim ve ne de sen beni göresin!”

Horasanlı adam çıkıp gittiğinde İmam (a.s) içeri geldi. Süleyman İmam (a.s)’a: “Fedan olayım! Ona büyük lütufta bulundun, ona çok merhamet ettin! Dinarları verirken neden kapı arkasında saklandın?” diye sordu.

İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdular: “Onun yüzünde, istekte bulunma ezikliğini görmemek için böyle yaptım…”[5]

 
İLKÖNCE ANLAŞMA SONRA İŞ
İmam Rıza (a.s)’ın dostlarından olan Süleyman b. Cafer el-Caferî şöyle diyor:
Ben bir iş için İmam Rıza (a.s)’ın yanına gitmiştim. İşim bitince evime dönmek istedim. Ama İmam (a.s): “Bu gece bizim yanımızda kal” diye buyurdular.
İmam (a.s)’la beraber O’nun evine gittik. İmam (a.s)’ın hizmetçileri çalışmakla meşguldüler. İmam (a.s), onlardan olmayan bir zencinin de onlarla birlikte çalıştığını görünce: “Bu adam kimdir?” diye sordu.
Hizmetçileri: “Bize yardım ediyor. Ona bir şey vereceğiz” dediler.
İmam (a.s): “Onun ücretini belirlemiş misiniz?” diye sordu.
Hizmetçileri: “Hayır! Her ne verirsek razı olur” dediler.
İmam (a.s) onların bu işlerinden dolayı çok sinirlendi.
Ben: Fedan olayım! Neden böyle rahatsız oluyorsunuz? dedim.
İmam (a.s) şöyle buyurdular: “Ben defalarca demişim ki, bir işçinin ücretini belirlemeden onu çalıştırmayın. Eğer bir adam ücret tayin edilmeden bir iş yaparsa, ücretinin üç misli kadar ona para da versen, yine de az verdiğini sanacaktır. Ama eğer ücretini önceden tayin etmiş olsan, ücretini verdiğinde, sözüne amel ettiğinden dolayı senden razı ve hoşnut olacaktır. Eğer anlaştığın ücretten, az da olsa bir miktar fazla vermiş olur isen, fazla verdiğini anladığından dolayı senden teşekkür edecektir.”[6]

 
BABAYLA İYİ GEÇİNMENİN GEREKLİLİĞİ
Bekr b. Salih şöyle diyor:

Damadım İmam Cevad (Muhammed Taki)(a.s)’a bir mektup yazarak şöyle dedi: Babam nasibi (Ehl-i Beyt düşmanı) ve inancı bozuk birisidir. Ondan taraf çok zorluk ve çileler çekmişim. Fedan olayım, bana dua ediniz. Kurbanınız olayım, sizin bu konuda görüşünüz nedir? Canım size feda olsun, ona karşı düşmanlık mı edeyim yoksa onunla müdara mı edeyim?

İmam Cevad (a.s) onun cevabında şöyle yazdı:

“Mektubunun içeriğini ve baban ilgili yazdığın sözleri anladım. İnşaallah senin hakkında dua etmeyi terk etmeyeceğim. Şunu da bil ki, müdara etmek senin için düşmanlık yapmaktan daha iyidir; her zorlukla bir de kolaylık vardır. O halde sabret; güzel sonuç muttakiler (Allah’tan korkanlar) içindir. Allah seni, Ehl-i Beyt’in velayet ve dostluğunda sabit kılsın. Biz ve siz Allah’ın emanetleriyiz, Allah kendi emanetlerini zayi etmez.”

Bekr diyor ki: Artık ondan sonra damadımızın babasının ahlakı değişti ve hiçbir şeyde oğluyla muhalefet etmedi.[7]

 
RABBANİ ALİMLERDEN TAKDİR
Muhammed b. İshak ve Hasan b. Adem şöyle diyorlar:

Biz, Zekeriyya b. Adem’in [8] vefatından sonra hac amellerini yapmak için Mekke’ye doğru hareket ettik. Yolun yarısında İmam Cevad (Muhammed Takî) (a.s)’ın mektubu bize ulaştı. İmam (a.s) o mektupta şöyle yazmıştı: “Allah Teala’nın, Zekeriyya b. Adem hakkındaki kazasını hatırladım. Allah-u Teala ona, doğduğu, öldüğü ve dirileceği gün rahmet etsin. O, hayatı boyunca hakkı tanıyan bir şahıs olarak yaşadı, ona kalpten inandı, onun için bütün zorluklara katlandı, Allah ve resulünün sevdiği şeyi yapmaya çalıştı.

O, herhangi bir şeyi bozmadan ve haksız yere herhangi bir şeyi değiştirmeden tertemiz dünyadan göçtü. Onun vasisi (Hasan b. Muhammed b. İmran) hakkında da görüşümüz değişmemiştir. Biz onu söylenenden daha iyi tanıyoruz.”[9]

 
İMAM CEVAD (A.S)’IN DOSTLARINDAN BİRİNE MEKTUBU
İmam Cevad (a,s)’ın, mübarek eliyle Ali b. Mehziyar’a yazdığı mektubu okudum. Mektubun içeriği şöyleydi:

“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Ey Ali b. Mehziyar! Allah Teala sana en iyi mükafatta bulunsun; cennetinde seni yerleştirsin; dünya ve ahiret horluğundan seni korusun; Allah seni bizimle haşr etsin.

Ey Ali! Seni, hayır severlikte, itaat etmede, hizmette, saygı göstermekte ve dini vazifelerini yapmada sınadım. Eğer senin gibi birisini görmemişim diyecek olursam, doğru söylemişimdir. Allah senin yerini Firdevs cenneti kılsın.

Ey Ali! Senin gece ve gündüz, sıcakta ve soğukta yapmış olduğun hizmetler bize gizli değildir. Allah’tan, kıyamet günü bütün mahlukların bir araya toplanacağı gün seni herkesin gıpta edeceği bir rahmetin içerisine almasını diliyorum. Allah duaları duyan ve icabet edendir.”[10]

 
İMAM HADİ (A.S) FAKİRLERİN KARVANSARAYINDA
Salih b. Said şöyle diyor:

İmam Hadi (a.s)[11] Samerra’ya geldiği gün O’nun huzuruna vardım. Arz ettim ki: Fedan olayım! Bu zalimler, mümkün olan her vesileyle sizin nurunuzu söndürmek ve sizi küçük düşürmek istiyorlar. Öyle ki, fakir ve dilencilerin yeri olan bu kötü kervansarayda size yer vermişlerdir.

İmam (a.s) cevaben şöyle buyurdular: “Ey İbn-i Said! Fakirlerin bulunduğu bu yerde olduğumuzu mu zannediyorsun?!”

Daha sonra eliyle bir yöne işaret ettiler. Bu esnada çok güzel meyveli bahçeler, akan nehirler, inci tekin hizmetçiler gördüm. Oldukça şaşırmıştım. İmam (a.s) (bu durumumu görünce) şöyle buyurdular: “Ey İbn-i Said! Biz nerede olursak, bu (nimetler) bizim içindir. Biz fakir ve dilencilerin kervan sarayında değiliz!”[12]

 

 

————————————————–

[1] – Safvan-i Cemmal, Ehl-i Beyt (a.s)’ın dostlarından, akıllı ve takvalı birisi idi. Birçok develeri vardı. Onları kiraya vererek geçimini sağlıyordu. Safvan, halife Harun Raşid’le, onun hac yolculuğu eşyalarını develeriyle taşıması için bir anlaşma yaptı. Daha sonra İmam Kazım (a.s)’ın yanına uğradı. İmam (a.s) onu bu hususta uyardı…
[2]- Bihar, c. 75, s. 376.
Safvan-i Cemmal, Ehl-i Beyt (a.s)’ın dostlarından, akıllı ve takvalı birisi idi. Birçok develeri vardı. Onları kiraya vererek geçimini sağlıyordu. Safvan, halife Harun faşid’le, onun hac yolculuğu eşyalarını deceleriyle taşıması için bir anlaşma yaptı. Daha sonra İmam Kazım (a.s)’ın yanına uğradı. İmam (a.s) onu bu konuda uyardı…
[3]- Kâf / 16.
[4] – Bihar, c. 48, s. 171; c.10, s. 204; c. 83, s. 297 ve 299.
[5] – Bihar, c. 49, s. 101.
[6] – Bihar, c. 49, s. 106.
[7] – Bihar, c. 50, s. 55.
[8] – Bihar, c. 50, s. 104.
[9]- Zekeriyya b. Adem.
[10] – Bihar, c. 50, s. 105.
[11] – İmam Hadi (Ali Naki a.s) H. 212’de Zilhicce ayının yarısında Sorya’da (Medine yakınlarında bir köy) dünyaya geldi. H. 254’de de Recep ayının yarısında 41 yaşında Samerra’da vefat etti. İmamet süresi 33 yıl sürmüştür. Annesinin ismi ise “Semane” idi.
Abbasi halifesi olan Mütevekkil, İmam Hadi (a.s)’ı Yahya b. Herseme’nin memuriyetiyle Medine’den Samerra’ya getirtti. İmam Hadi (a.s), dünyadan göçene dek o şehirde baki kaldı. (Bihar, c. 50, s. 197)
[12] – Bihar, c. 50, s. 202.