Sırat Köprüsü

0
Sırat; cehennem üzerine kurulu bir köprüdür, ondan geçilmeden cennete girilmez. Rivayetlerde yer aldığı üzere kıldan ince, kılıçtan keskin ve ateşten sıcaktır.
Halis müminler sırattan yıldırım gibi çok kolay bir şekilde geçerken, bazıları için bu zor olur; ama yine de kurtulurlar. Bazıları ise cehenneme düşerler.    Ahiretteki sırat, dünyadaki doğru yolun örneğidir; dünyadaki doğru yol, hak din, velayet çizgisi ve Resulullah’ın soyundan olan Ehlibeyt İmamlarına (hepsine Allah’ın selâmı olsun) itaat etmektir. Söz veya davranışlarıyla dünyadaki bu doğru yoldan sapanlar ahirette de sırattan kayar ve cehenneme düşerler. Fatiha Suresinde söz konusu edilen “sırat-ı mustakîm”le bunların her ikisine işaret edilmiştir.[1]

Allâme Meclisî (r.a) Hakk’ul-Yakin kitabında Şeyh Saduk’un Akaid kitabından şöyle nakletmektedir:

“Bizim inancımıza göre mahşer yolundaki her durak, Allah’ın emir ve yasaklarının ismidir. İnsan bu farzların birinde bir kusur etmişse, o durakta bin yıl bekletilir, ondan söz konusu farzlarla ilgili ilâhî hak talep edilir. Önceden gönderdiği bir salih amel olur veya kendisine ilâhî bir rahmet inerse, ondan kurtulup başka bir durağa geçer. İnsan sürekli duraktan durağa götürülür, hesaba çekilir. Bütün bu duraklardan geçerse, dar’ul-beka’ya varır; artık asla ölmeyecek bir hayata kavuşur; mutsuzluğu olmayan saadete erir. Allah’ın hareminde peygamberler, hüccetler, doğrular, şefaatçiler ve Allah’ın salih kullarıyla birlikte olur. Ama eğer bir durakta bekletilir ve kusur ettiği farzın hakkı istenirse, onun da bunu telafi edecek salih bir ameli veya kendisine ulaşacak bir rahmet olmazsa, ayağı kayıp cehenneme düşer. Bu durumdan Allah’a sığınırız.”

“Bütün bu duraklar, sıratın üstündedir. Bu duraklardan biri velâyet durağı’dır. Bütün kullar o durakta durdurulur. Emir’ül-Müminin Ali’nin ve ondan sonraki Ehlibeyt İmamlarının velâyetinden hesaba çekilirler. Eğer inanmışsa kurtulup geçer; aksi takdirde cehenneme düşer. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler.”[2]

“Durakların en önemlisi ise gözetleme durağıdır: ‘Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.’[3] Yine şöyle buyuruyor: ‘İzzet ve celâlime andolsun ki, hiçbir zalimin zulmüne göz yummam.’ Bir durağın adı da rahim (=akraba) durağıdır, bir diğeri emanet, bir diğeri ise namaz durağı; ilâhî farzlardan her birinin adına bir durak vardır; kullar bu duraklarda durdurulup sorguya çekilirler.” (Allâme Meclisî’den aktarılan alıntı burada sona erdi.)[4]

Allâme Meclisî İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) şöyle rivayet eder: “O gün cehennem getirilir.”[5] ayeti nazil olunca, Hz. Peygambere (s.a.a) bu ayetin manası soruldu. Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

“Cebrail’in bana haber verdiği üzere Allah Tealâ kıyamet günü bütün yaratıkları bir araya toplar. Cehennem yüz bin meleğin çektiği bin dizgin ile güçlük içerisinde getirilir. Cehennem çok büyük bir gürültü ve gazaba sahiptir. Onun nefes çekmesi sonucu öyle bir ses belirir ki, Allah’ın hesap için bekletmesi ve onlara süre tanıması söz konusu olmasaydı, insanların hepsi helak olurdu. Melek ve peygamberler de dahil herkes Allah’ım beni kurtar, beni kurtar diye feryat eder. Sen ey Allah’ın Peygamberi; ‘Ümmetim! Ümmetim!’ diye feryat ederek onlar için dua edersin.”

“Sonra sıratı cehennemin üzerine koyarlar. Kıldan ince, kılıçtan keskindir, ayrıca üç tartısı vardır; bir tartı emanet ve sıla-i rahim, ikincisi namaz, üçüncüsü ise âlemlerin Rab-binin adaletidir; yani kul hakkıyla ilgili hüküm. İnsanlara sırattan geçmeleri söylenir. İlk durakta sıla-i rahim ve emanet onların önünü keser. Eğer akrabalık haklarını gözetmemiş veya başkalarının malına ihanet et-mişse, bulunla ilgili sorumluluktan kurtuluncaya veya cehenneme düşünceye dek orada bekletilir ve geçmesine izin verilmez. Bunlardan geçecek olursa, bu defa önüne namaz çıkar. Eğer buradan da geçerse, ilâhî adalet kul hakkı için insanın yolunu keser. Hak Tealâ”nın, ‘Şüphesiz ki Rabbin gözetlemektedir.’[6] buyruğunda buna işaret edilmiştir. İnsanlar sırattan geçerler, bazıları elleriyle tutunmuş, bazılarının ise bir ayağı kaymış diğer bir ayağıyla tutunmuşlardır.”

“Allah’ın melekleri; ‘Ey halîm Allah, fazlınla onları affet, onların sapasağlam geçmesini sağla.’ diyerek sürekli onların kurtuluşu için dua ederler. İnsanlar yarasalar gibi ateşe düşerler. Sıratı geçenler şöyle derler: Hamd Allah’a mahsustur, Allah’ın nimetiyle salih ameller tamamlanır, iyilikler çoğalır. Ümidimi kestikten sonra beni senden minnet ve fazlıyla kurtaran Allah’a hamdolsun, şüphesiz ki Allah bağışlayıcı ve kullarının iyi amellerine mükâfat verendir.”[7]

Hüseyin b. Said Ahvazî İmam Bâkır’dan (a.s) şöyle rivayet etmektedir:

“Adamın biri Ebuzer’in (r.a) yanına gelerek ona koyunlarının doğduğunu müjdeledi. Ebuzer buna karşılık; ‘Onların çoğalması beni sevindirmez. Az olup da kifayet eden, çok olup da meşgul edenden daha hayırlıdır. Ben Hz. Peygamberden (s.a.a) şöyle duydum:

“Kıyamet günü sıratın iki tarafında sıla-i rahim ve emanet vardır. Eğer sıla-i rahim yapan ve emanete ihanet etmeyen biri geçerse, o iki taraf onun ateşe düşmesine engel olur.”[8]

Başka bir rivayette şöyle yer almıştır:

“Eğer sıla-i rahim etmeyen ve emanete ihanet eden biri geçecek olursa, diğer amelleri ona bir fayda sağlamaz ve sırat onu ateşe atar.”

Bir Öykü

Büyük, kâmil, allâme, şanı yüce, sayısız menkıbeler sahibi, Şeyh-i Şehid ve Fahr’ul-Muhakkikin’in öğrencisi olan Seyyid Ali b. Seyyid Abdulkerim Niyli en-Necefî, el-Envar’ul-Muzîe kitabında Hz. Ali’nin (a.s) faziletleri bölümünde babasından şu hikâyeyi nakletmektedir:

Niyle köyünde bulunan caminin bir sorumlusu vardı, bir gün evinden dışarı çıkmadı, çağırdılarsa da gelemeyeceğini söyledi. Sebebini araştırdıklarında her iki taraftan bacaklarının dizlere kadar olan bölümü hariç bütün vücudunun yandığı anlaşıldı. Dert ve acı rahatını elinden almıştı. Sebebini sorduklarında şöyle dedi:

Rüyamda kıyametin koptuğunu, insanların büyük bir zorluk içerisinde olduğunu ve çoğunun ateşe gittiğini gördüm. Ben de cennete gidenler arasındaydım, cennete doğru giderken eni ve boyu uzun olan bir köprüye vardım; üzerinde yürümeye koyuldum; yürüdükçe eni azalıyor, uzunluğu artıyordu. Sonunda kılıç gibi keskin yerine geldik. Altında içi simsiyah bir ateşle dolu geniş bir vadi vardı. Vadinin bazı kısımlarında dağ başları gibi yüksek taşlar vardı. İnsanlardan bazısı buradan geçebiliyor, bazısı ise ateşe düşüyordu. Ben de dengesini kaybetmiş birisi gibi nerdeyse aşağı düşecektim. Tam sonuna geldiğim bir anda dengemi kaybedip ateşe düştüm. Kurtulmak için ne kadar çırpındıysam da fayda etmedi; ateş beni içine çekiyordu. Sürekli feryat ediyor, yardım diliyordum. Aklımı kaybetmiştim, Ali’yi seslemem ilham oldu sanki bana. Ya Ali b. Ebutalip, diye bağırdım. Bir de baktım ki vadinin kenarında birisi durmuş. Onun Hz. Ali olduğunu anladım. Ona; “Ey efendim, ey müminlerin emiri!” diye seslenince; “Elini bana uzat.” dedi.

Elimi uzattım, beni ateşten çıkardı ve eliyle ateşi iki bacak kısmımdan uzaklaştırdı. Ben dehşet içinde uykudan uyandım. Uyanınca Ali’nin elinin değdiği yerler dışında her yerimin yandığını gördüm.

Yaklaşık üç ay tedavi gördü, bu hikâyeyi anlattığı her defasında mutlaka ateşi yükseliyordu.

Sırat Köprüsünden Geçmeyi Kolaylaştıran Ameller

Bu duraktan kolaylıkla geçmek için sıla-i rahim ve emaneti eda etmek dışında dört önemli ameli zikretmek istiyoruz:

1- Seyyid b. Tavus, İkbal adlı kitabında şöyle nakletmektedir: “Her kim recep ayının ilk gecesi akşam namazından sonra yirmi rekât namaz kılar; söyle ki, her rekâtta Fatiha ve İhlas Suresini okur ve her iki rekâttan sonra selâm verirse, kendisi, ailesi, malı ve evladı koruma altına alınır, kabir azabından emanda kalır ve sırattan hesap sorulmadan şimşek gibi geçer.”[9]

2- Rivayet edildiği üzere; “Recep ayından altı gün oruç tutan kimse, kıyamet gününde emanda kalanlardan olur ve sıratı hesapsız geçer.”[10]

3- Seyyid b. Tavus şöyle rivayet etmiştir:

“Her kim şaban ayının yirmi dokuzuncu gecesi on rekât namaz kılar; şöyle ki, her rekâtta bir defa Fâtiha, on defa Tekasür, on defa Felak, on defa Nâs ve on defa da İhlâs Surelerini okursa, Allah Tealâ ona müçtehitlerin sevabını verir, kefesini iyiliklerle doldurur, hesabını kolay tutar ve sırattan şimşek gibi geçer.”

4- Daha önceki bölümlerde de geçtiği gibi; her kim uzaktan gelip İmam Rıza’nın (a.s) kabrini ziyaret ederse, İmam (a.s) kıyamette üç yerde yanına gelir ve onu korkulardan kurtarır. Bunlardan biri de sırattır. [11]

————————————————-

[1]- Bihar’ul-Envar, c.8, s.64-71

[2]- Saffat, 24

[3]- Fecr, 14

[4]- Bihar’ul-Envar, c.7, s.128-129. Hakk’ul-Yakin, s.536-537

[5]- Fecr, 23

[6]- Fecr, 14

[7]- Bihar’ul-Envar, c.8, s.65

[8]- Bihar’ul-Envar, c.22, s.410

[9]- İkbal’ul-A’mal, 629

[10]- Sevab’ul-A’mal, 126

[11]- Bihar’ul-Envar, c.99, s.34