Şia ve Sahabe

0
İslam’ın on dördüncü asrı tamam olmaktadır. İslam’ın ilk zamanından günümüze kadar olan bu uzun müddet sahih ve doğru İslam’ı ve hükümlerini öğrenmeyi güçleştirmiştir.
İslam’ın sahih ve ideal değerlerini, Kuran ve Peygamberin süneti ve siresi dışında öğrenmek mümkün değildir.  Kuran’ı Kerim şöyle buyuruyor; ‘Sana kitabı indiren O’dur. Onun bazı ayetleri muhkemdir ki; bunlar kitabın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini ancak Allah bilir ve ilimde kökleşenler (yüksek payeye erişenler) bilir…’ [1]

Yukarıdaki ayetten anlaşılan şudur ki; Kuran’ı Kerimde fitnecilerin yararlanmak istedikleri, müteşabih ayetler mevcuttur ve bunların tevilini sadece Allah’u Teala bilmektedir.

Diğer bir taraftan da Allah’u Teala, Kuran’ı Kerimin tevil yolunu şu ayetle açıklamıştır; ‘

İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kuran’ı indirdik.’ [2]

Allah’u Teala bu ayette Resulüne buyuruyor ki; biz bu Kuran’ı sen beyan edesin diye sana gönderdik. İşte bundan dolayı ki, içeriğinde müteşabih ayetlerde olan Kuran’ın tefsirini insanlar ancak Peygamberden öğrenebilirler. Kuran’ın tefsirinde salim bir şekilde öğrenmenin yolu Peygamberin siresini ve hadislerini iyi bir şekilde bilmekten geçer. Zira Allah Resulü bazen kendi ameli ile Kuran’ı tefsir ediyordu. Nitekim Kuran’ın emrettiği vakitli ve yevmiye namazları Allah Resulü ameli ile tefsir ve bayan etmiştir. Buna göre O Hazretin günlük kıldığı namazlar, Kuran’daki namaz hakkında ki ayetlerin tefsiridir. Buradan anlaşılan şudur ki; İslam’ı olduğu gibi doğru bir şekilde öğrenmenin, Peygamberin hadis ve siresinden başka bir yolu yoktur. Peygamber Efendimizin siresi ve hadisi de beraberce O Hazretin sünnetini oluşturmaktadır.

eygamberin sünnetini de öğrenmek, Ehl-i Beyt ve sahabe de sınırlıdır. Bu ikisini dışında Peygamberin sahih sünnetini öğrenmek mümkün değildir.

Kuran’ı Kerim şu şekilde buyuruyor;

‘Çevrenizdeki bedevi Araplardan ve Medine haklından bir takım münafıklar vardır ki; münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onlar bilmezsin, biz biliriz onları…’ [3]

Allah’tan başka kimsenin bilmediği bu münafıklar, Peygamberin zamanında Medine’de olup, tamamı sahabeden hesap olunmaktaydılar.

Şia inancına göre sahabeler konuma çok büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim onlar Kuran’ın tefsirinde İslam-i hükümler ve ilimlerde Peygamberin hadislerini ve siresini nakleden, açıklayan şahsiyetlerdir.

İşte bu sebeplerden dolayı, her Müslüman’ın İslam’ı sahih ve doğur bir şekilde öğrenmede köprü konumunda olan sahabeleri iyi tanıması ve bilmesi gerekir.

Peygamber Efendimizin sahabeleri, onların adaletlerinin mizan ve ölçüleri Şia ve Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilafların en büyük ve önemlilerinden bir tanesidir. Zira Ehl-i Sünnet sahabenin tamamını adil bilmekte ve onlara karşı yapılan herhangi bir eleştiriyi kabul etmemektedirler.

Ehl-i Sünnete göre sahabe, Nevevi’nin de Müslim’in şerhinin mukaddimesin de zikrettiği gibi şöyledir;

‘Peygamberi bir an bile gören her Müslüman sahabedir. Ve bu kendi konumunda sahihtir. Buhari Ahmed b. Hanbel ve bütün hadisçiler bu g örüşe sahiptirler.’ [4]

Şia inancına göre, sahabelerin tamamı bir makam ve derecede olmayıp, hepsi adil değillerdir. Onlara itiraz etmek ve onları eleştirmek caizdir. Şianın bu inancına Kuran ve sünnetten deliller vardır.

Ama, bazı şahıslar bilerek veya bilmeyerek bir takım hedef ve gayeler doğrultusunda Şiaya saldırarak, onların sahabeye hakaret ettiklerini, sahabeyi tekfir ettiklerini ve sahabeye lanet ettiklerini söylemiş ve Şiaya iftirada bulunmuşlardır.

Bu yalan ve iftiradan başka bir şey değildir. Zira herhangi bir sahabeyi eleştirmek onu tekfir etmek anlamına gelmez. Eğer eleştiri sağlam ve inandırıcı delillere dayalı ise, peki öyleyse bu öfke ve iftira nedir?


 

[1] -Al-i İmran, 7

[2] -Nahl, 44

[3] -Tevbe, 101

[4] -Sahih-i Müslim, Şerhi Nevevi, c.1, s.28