Şia Kelimesinin Anlamı

0

Şia kelimesi sözlükte iki anlamda kullanılmıştır:
a- Birinin diğerine tabi olmadan amel veya akidede uyum ve onayıdır.[1]

 

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim (a.s.) Hz. Nuh’un Şiası olarak yad edilmiştir. Hz. İbrahim’in şeriat sahibi peygamberlerden olduğu ve Hz. Nuh’un şeriatına bağlı olmadığı açıktır. Fakat tevhitte yöntemi Hz. Nuh’un yöntemi ile uyum içindeydi.
Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “Şüphesiz İbrahim de onun yolunda olanlardandı.”[2] Diğer bir ayette de اشیاع  benzerlik anlamında kullanılmıştır. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor: “And olsun biz sizin benzerlerinizi helak ettik.”[3]
b- Başkasına tabi olmak ve onu sevmek. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Şu, kendi taraftarlarından diğeri de diğeri düşmanlarından idi. Kendi taraftarlarından olan düşmanına karşı Musa’dan yardım istedi.”[4]
Arap edebiyatında bu iki anlama şu şekilde değinilmiştir: “Şia belli bir düşünce için bir araya gelen topluluktur. Bir fikir üzerinde bir araya gelen topluluğa Şia denildiği gibi gayeleri bir olan ve bazı konularda birbirlerine tabi olanlara da şialar denilir.”[5]
Şia’nın Istılah Anlamı
Istılahta Şia kelimesi peygamber (s.a.a)’den sonra Hz. Ali (a.s.)’ın hilafet ve imametine inanan, imametin İmam Ali ve evlatlarının hakkı olduğunu ve bunun da gizli ve açık nass ile sabit olduğunu söyleyenler için kullanılmaktadır. [6]
Ancak Şiilerden bir grup olan Zeydiler İmam Ali (a.s.)’ın, Ebubekir ve Ömer’den üstün olduğuna inanmakla beraber İmam Ali (a.s.)’ın kendi rızası ile hilafeti bu ikisine devrettiğini dillendirdiklerini belirtmemiz gerekir. Lakin bu grup Beni Ümmeye ve Beni Abbas’ın hilafetlerini kabul etmemiş ve hilafetin Hz. Fatma’nın evlatlarının hakkı olduğunu söylemişlerdir. Bu yüzden bu grup da Şia olarak adlandırılmaktadır.[7]
Gizli ve Açık Nass
Açık nass iki yerde kullanılmaktadır:
1- Fert veya fertlerin imameti hususunda adları halife, imam veya vasi kelimesi ile zikredilen şer’i nasslar vardır.
2- Fert veya fertlerin imameti hususunda halife, imam ve vasi gibi kelimelerin zikredilmediği ancak akli ve nakli karineler göz önünde bulundurulduğunda kastın imamet ve hilafet olduğu “Mevla” veya “Veli” gibi açıkça imamet ve hilafeti dillendirmeyen şer’i nasslar var-dır.
Açık nass karşısında gizli nass yer alır ki Zeydiler buna inanmaktadırlar. Bu da fert veya fertler belirlenmeden imam ve halifenin şart ve özelliklerinin belirlenmesidir. Bu gruba göre Hz. Fatma’nın evlatlarından dini ahkâmları bilen, cesaretli ve zahit olup da kıyam eden herkes imamdır.[8]
Nebevi Hadislerde Şia
Şia ve Ehl-i Sünnet kitaplarında peygamberin bazı sahabeler hakkında Şia kelimesini kul-landığı nakledilmiştir. Nitekim Suyuti, Cabir bin Abdullah Ensari, İbni Abbas ve Hz. Ali’den Peygamberin “Hiç şüphe yoktur ki iman edip yararlı işler görenler de bütün mahlûkatın en hayırlısıdır.”[9] Ayetinin tefsirinde İmam Ali (a.s.)’ı göstererek “O ve Şiaları kıyamet gününde kurtuluşa ereceklerden olacaklardır” dediğini rivayet etmektedir.[10]
Nubahti Firaku’l-Şia adlı eserinde şöyle demektedir: “Selman-ı Farsi, Ebuzer Gaffari, Mikdad bin Esved ve Ammar bin Yasir Şia adıyla adlandırılan ilk kişilerdi.”[11]
Ebu Hatem Razi de şöyle demektedir: “Şia lafzı peygamber (s.a.a) döneminde sahabeden dört kişinin lakabıydı. Bunlar; Selman-ı Farsi, Mikdad bin Esved, Ebuzer Gaffari ve Ammar bin Yasir idi.”[12]
Peygamber efendimiz (s.a.a) zamanında Müslümanların fırkalara ayrılmadığı bu yüzden bir grubun Şia adıyla adlandırılmasının doğru olmadığı ve bütün Müslümanların Müslüman adıyla adlandırıldığının söylenmesi muhtemeldir. Ancak Allah Resulü (s.a.a)’in kelimelerinde Şia kelimesi gelecek hakkında dillendirilmiştir. Nitekim Kaderiyye ve Mürcie kelimeleri de o hazretin cümleleri içinde yer almış ve bundan gelecek kastedilmiştir. Fakat Allah Resulü (s.a.a) Şia kelimesini övgü ve Kaderiyye ile Mürcie kelimelerini de kınama amacıyla kullanmıştır.
İkinci olarak peygamber (s.a.a) zamanında Şia lafzının bir grup için kullanılması diğer Müslümanlar karşısında o dönemde yeni bir grubun oluştuğu anlamında değildir. Bilakis peygamber sahabelerinden bir grup İmam Ali (a.s.)’ın peygamber nezdindeki yüce makamından dolayı ona ilgi göstermiş ve aslında peygamberin fiil, davranış ve görüşlerinin tecellisi olan fiil, davranış ve görüşleri kendileri için olgu olarak almışlardır. Nitekim bu durum normal hayatta da bir hocanın en iyi öğrencisi için de (hocanın hayatta olduğu dönemde) geçerli ve yaygındır.

 

Rabbani Gulpeygani
________________________________________
[1] El-Mizan, C. 17, s. 147.
[2] Saffat, 83.
[3] Kamet, 51.
[4] Kassas, 15.
[5] Lisanu’l-Arab, “Şia” kelimesi.
[6] Evailu’l-Makalat, s. 42, Milel ve Nihal, C. 1, s. 146.
[7] Şia der İslam, s. 20.
[8] Kavaidu’l-Akaid, s. 125.
[9] Beyyine, 7.
[10] El-Duru’l-Mensur, C. 8, s. 589.
[11] Firaku’l-Şia, s. 17–18.
[12] Ayanu’l-Şia, C. 1, s. 18–19.