Sabır, direnç göstermektir

0
Kur’an, sabrı atıl kalmak değil, direnç ve dayanıklılık göstermek şeklinde tanımlar. Yani sabır mücadelede sebat etmektir.
Herhangi bir inanç ve düşünce ekolünün üzerinde yükseldiği temel yapıtaşlarından biri de kavramlardır. Kavramlar, ait oldukları inanç ve düşünce sisteminin bir anlamda kodlarını oluştururlar ve o sistemin temel yaklaşımlarını ifade ederler. Bu itibarla kavramları tanımadan ve onların içeriğine doğru bir şekilde vakıf olmadan bir inanç veya düşünce sistemini anlamak mümkün değildir.  Bu itibarla İslam’ın doğru anlaşılması da, öncelikle sahip olduğu kavramların doğru algılanmasıyla mümkündür. Zira kavramların doğru algılanmaması, beraberinde çeşitli yanlış yaklaşım ve pratikleri getirmektedir.

Yanlış algılanmaya sıkça maruz kalmış olan kavramlar arasında sabır kavramı ön sıralarda bulunmaktadır. Kur’an’da, bela, musibet ve sıkıntılar karşısında Allah’a dayanarak direnç gösterme karşılığı kullanılan sabır kavramı, zamanla teslimiyetçilik, pısırıklık, tembellik ve her şeyi Allah’a havale edip zorluklarla mücadeleden kaçış olarak algılanmaya başlamıştır. Bu durum sadece halk arasında böyle olmakla kalmamış, bazı yazılı eserlere bile yansımıştır. Örneğin; Türk Dil Kurumu tarafından yayınlanmış olan iki ciltlik Türkçe Sözlük’te sabır kavramı şu şekilde açıklanıyor: “Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme erdemi, dayanç.”Aynı sözlükte sabır kavramıyla yakın alakası bulunan tevekkül kavramı ise benzer bir yaklaşımla şöyle açıklanıyor: “Her şeyi Allah’a bırakma,  Allah’tan bekleme, kadere boyun eğme.”

Oysa hayır, ne sabır “Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların geçmesini bekleme”dir, ne de tevekkül “Her şeyi Allah’a bırakma, Allah’tan bekleme”dir.

Kur’an, sabrı insanın karşılaştığı sorunlar karşısında pasifleşmesi ve bir köşeye çekilip olup bitenin sonucunu beklemesi olarak değil, hayatın zorluklarıyla mücadele ederken direnç göstermesi, dayanıklılık göstermesi şeklinde tanımlar. Yani sabır insanın mücadele alanını terk etmesi değil, mücadelede sebat etmesidir.

Nitekim Kur’an-ı Azimüşşan’da sabır kavramı, genellikle mücadele, cihad, Müslümanların karşılaştıkları zorluk ve sıkıntılarla ilgili ayeti kerimelerde geçmektedir:

“Sizin sabırlı yirmi kişiniz onlardan iki yüz kişiyi yener” (Enfal 8/65)

“Onların söylediklerine sabret, yanlarından güzellikle ayrıl” (Müzemmil 73/10)

“Ey inananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenlere “Ölüdür” demeyin; zira onlar diridirler. Fakat siz farkında değilsiniz. Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, nefislerden, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz, sabredenleri müjdele. Onlara bir musibet geldiğinde; ‘Biz Allah’a aitiz ve elbette O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara 2/153–156)

Görüldüğü gibi Kur’an sabrı, hayat sahnesinde zorluklar karşısında direnç göstermek, umutsuzluğa ve yenilgi psikolojisine kapılmamak ve dimdik ayakta ve sebat üzere bulunmak olarak tanımlamaktadır.

“Ey iman edenler! Sabredin, direnip üstün gelin. Cihada hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki, başarıya erişesiniz.”(Al-i İmran 3/200)

Andolsun biliyoruz, onların dedikleri elbette seni üzüyor, gerçekteyse onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler bile bile Allah’ın ayetleri karşısında diretiyorlar. Senden öncede rasuller yalanlanmıştı da, yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine ne sabır ettiler, nihayet kendilerine yardımımız yetişti. Allah’ın kelimelerini değiştirecek yoktur. Sana da rasullerin haberinden geldi.” (En’am 6/33–34)

“Sabır çok genel bir kelime olup, sözgelimi, musibet anında dayanmak sabırdır, zıddı acelecilik ve dayanıksızlıktır; savaşta, savaş meydanından kaçmayıp direnme sabırdır, zıddı korkaklık ve firardır; gerektiğinde sır saklama, dili gereksiz sözlerden koruma sabırdır, zıddı ‘boş boğazlık’tır…”(Kur’an’da Temel Kavramlar, Ali Ünal, Kırkambar Yayınları, sh.442)

“Kur’an, savaşta düşman karşısında sabır ve namaz tavsiyesinde bulunur. Korku, açlık, mal, can ve meyve eksikliğinin sebep olduğu şiddetli ve zor problemler karşısında sabır ve namaz öğüdünü verir. Kur’an müminlere sabır ve namazı öğütlemektedir. Çünkü her ikisinde görünür bir kararlılık mevcuttur. Mümin namazda Allah’ı ve O’na olan inancını; sabırda Allah rızasını gözettiğini hatırlatır. Artık kendisine çullanan bir dünya ve istekler için çırpınan bir bedeni yoktur. Sabır dayanma gücüdür ve dayanmaya devamda kararlılıktır, gaye ve hedefe inanmaktır.”(İnanç ve Amelde Kur’ani Kavramlar, Muhammed  el-Behiy, Yöneliş Yay. Sh. 243)

Evet, sabır pasifize olmak, hayat ve mücadele sahnesinden çekilmek değil, mücadelede sebat etmek ve zorluklara ve nefsin ölçüsüz taleplerine göğüs germektir.

Aynı şekilde tevekkül de, insanın kendi sorumluluklarını terk edip atıl kalması ve bir köşeye çekilerek her şeyi Allah’tan beklemesi değil, kendi sorumluluklarını/yükümlülüklerini yerine getirme çabası içerisinde olup sonucu Allah’tan beklemesi, zorluklar ve musibetler karşısında Allah’a güvenmesi/dayanması anlamına gelmektedir.

Yani Kur’an’ın anlam dünyasında tevekkül, kesinlikle insanı pasif kılan bir tutum olmadığı gibi, bunun da ötesinde insanın Allah’la olan bağını güçlendirerek zorluklar ve musibetler karşısında da ayakta kalmasını sağlayan dinamik ve aktivist bir tutum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu noktada bir kere daha hidayet rehberimiz Kur’an-ı Azimüşşan’a kulak verelim:

Onlara Nuh’un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: ‘Ey kavmim, İçinizde bulunmam ve Allah’ın ayetlerini hatırlatmam eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah’a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın verin.” (Yunus 10/71)

“Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran 3/159)

“Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip-geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman’a nankörlük ediyorlar. De ki: ‘O, benim Rabbimdir, O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim ve son dönüş O’nadır.’” (Rad 13/30)

“Korkanlar arasında olup da Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: ‘Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü’minlerdenseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.’ dedi.” (Al-i İmran 3/23)

“Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: ‘Bana Allah yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben O’na tevekkül ettim, büyük arşın Rabbi O’dur.’” (Tevbe 9/129)

“’Bize ne oluyor ki, Allah’a tevekkül etmeyelim? Bize doğru yolları O göstermiştir. Ve elbette bize verdiğiniz eziyetlere sabredeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etmelidirler.’” (İbrahim 14/12)

“Kâfirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab 33/48)

“Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir; 

(Bunlar,) Büyük günahlardan ve çirkin -utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlar, Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” (Şura 42/36-39) 

Görüldüğü gibi tevekkül, insanı Allah’a yönelten ve yakınlaştıran, insana, alemlerin Rabbi Allah’a yönelmekten aldığı güç ve güvenle zalimlere meydan okutturan aktif ve dinamik bir tutumdur. Kısacası tevekkül, mücadele sahnesini terk edip, İsrailoğuları’nın Hz. Musa’ya “… “Ey Mûsa! Onlar orada bulundukça biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin onlarla savaşın. Biz burada oturacağız.” (Maide 5/24),  dediği gibi mücadele sahnesinden kaçmak ve her şeyi Allah’tan beklemek değil, Allah’a dayanıp mücadeleye girişmek ve alemlerin Rabbine olan güvenden alınan güçle Firavunlara, Nemrudlara meydan okumaktır.

Güzel bir söz vardır; “İnsan güvendikleri kadar güçlüdür” diye. Sabır ve tevekkül gibi kavramlar da zaten insanı pasifleştirmek için değil, aktif ve güçlü kılmak için vardır.

Allah’a tevekkül eden, Allah’a dayanıp sabır ve sebat gösteren insanlardan/topluluklardan daha güçlüsü olabilir mi?

Şükrü Hüseyinoğlu