Kur’an ve İslam’ın şartları (1)

0
Genel olarak okuyoruz ki beş büyük dini görev vardır: şehadet, namaz, oruç, zekat ve hac. Onlar İslam’ın beş direği veya daha sık İslam’ın beş şartı olarak adlandırılırlar.
Bunu elifba kitabında da ansiklopedide de buluyoruz. Beş kıtaların her tarafında Müslüman çocuklar böyle öğreniyorlar.

Müslümanların ve yaşlıların anlayışları bunun üzerinedir ve İslam’ın ne olduğuna bakılmaksızın, insanların büyük çoğunluğu, ret etse de kabul etse de fark etmeksizin, onun şartlarda verildiğini düşünür.

Beş şart bilgisinde bizim İslam hakkındaki tüm bilgimiz bulunmaktadır. İslam hakkındaki tüm bilgisizliğimiz de içinde bulunduğu daha az bilinen bir şeydir. Bu makale işte bu bilgisizliğe ithaf edilir. Kuran’ı okuyun ve şartları öğrenin ve siz şartların Kuran’ı yansıtmadığı hususundaki fikirden kendinizi atamazsınız. Şartlar, Kuran’ın kısaltılmış bir cümlesi olmalıydı, fakat onlar bu değildir. İnsanlar onları İslam’ın tanımlaması olarak bilirler fakat durum bu değildir.

Bir mantık kitabında, “tanımlama; onunla tanınabilecek ve diğerlerinden farklı olduğunu gösterecek, bir şey veya kavramın içeriği belirlenen mantıki bir işlemdir” diye okuyorum. Dahası “tanımlama; şeyin ölçüsüne uygun olmak zorunda, yani ona ne dar nede geniş olmamalı, içinde sadece ve sadece kavramın mantıki kapsamını ve içeriğini belli edecek zorunlu özelliklerini taşımalıdır. Bundan ne daha fazla ne daha az.” Böylece mesela; kare, kenarları birbirine paralel ve eşit olan bir dörtgendir. Önemli unsurlar: kenar sayısı (dört), kenarların eşitliği ve aralarındaki açılar (dik). Bu önemli unsurlardan birinin eksik olduğu bir tanımlamada, biz kareyi tanıyamazdık. Bu kare tanımlaması olmazdı.

Buna benzer bir durum, şartları ve İslam’ı kıyasladığımızda da meydana gelmektedir. Şartlar, taşıdıkları isim dolayısıyla öyle olmalı iken ve herkesin bunu beklemekte olduğu halde Kuran’ın bütün önemli unsurlarını temsil etmemektedir. İslam şartlarının bilinmesi hususunda sahte bir tesir yaratılmaktadır. Hatalı bilgi bilmezlikten daha tehlikelidir. Çünkü konu hakkında hatalı tasvir yaratmakta ve bilmediğimizi öğrenmek için çabamızı bloke etmektedir.

Bugünkü biçimde şartları tanımlayan kimdir bilmiyorum, fakat eğer onlar Kuran’ın ruh bütünlüğünü ifade etmiyorlarsa, onu yapan otoritenin ismi çokta önemli değildir. Şartların öğrenilmesi (ezberlenmesi) kuranı anlayarak okumanın yerini aldı. Kısaltılma metotları çok riskli ve bu sebeple de sorumluluk taşır. Onlar, içlerinde ana fikrinin sakatlanması tehlikesini taşırlar, kendileri ise insanların manevi tembelliğinden destek görmektedirler. Yani, insanlar, kısaltılmış versiyonları, kısalığı, özeti, hazır tanımlamaları severler. Bu durum onları uzun ve zahmetli şahsi araştırmalardan kurtarır. Beş şartını ezberlemek Kuran’ın bütününü araştırmaktan daha kolaydır. Çok açık ve kesin bir biçimde adil olma çağrısı, aynı açıklık ve kesinlikle ifade edilen mücadele (cihad) emri, Kuran’ın çok yerinde zikredilen ve bu sefer iyiliğin sadece namaz ve oruçta değil, çok geniş anlamda, Kuran’ın ışığında olan “iman edin ve iyilik yapın (Salih amel)” şeklindeki çağrıları nerededirler? Sıklığıyla bütün Kuran’ı bezemiş olan ve Kuran’ı okuyan herkesin ruhu içinde ilk ve son etkilenmeyi oluşturan bu iyilik yapma çağrısı, işte bu davet bu şartlar arasında yerini bulabilmiş değildir.

Herkes şu sonuca varıyordu: Namaz kılıyor, oruç tutuyor, malımın %2,5’unu veriyor ve neticede hacca gidiyorsam (Kabe’yi ziyaret edersem), ben emin bir biçimde her iki dünyanın saadetini garantilemiş oluyorum. Acaba öyle midir? Kitaplarımız cami, kapılarının eşiklerini eskiten fakat ruhları boş olan kimselerin kıssalarıyla doludur. Maalesef bu kıssaları sadece kötü niyetliler yazmıyor.

Eğer insanlar yüzyıllarca ve nesilden nesile, ruha, anlayışa ve davranışa şekil veren önder ve sürükleyici düşüncenin sakat,arızalı ve eksik örneğine sahip iseler, sonuçlarında aynı şekilde arızalı, eksik ve natamam olması mucize midir?