Kabe’nin Oğlu Hz.Ali (a.s)

0
O günden bu yana 1440 yıldan daha fazla bir zaman geçti. İnsanlar hırsla oraya el çekmeye çalışır ve orayı öpmek için uğraş verirler.

Yani Kabe ile İmamın bir birinden ayrılmaz bir bütün olduğunu söylüyorum. İmam, dünya zalimlerinin uykularını kaçırmak, dinimizin karşısında duranların dünyalarının karşısında canla başla mücadele etmek ve bize cihat ve maneviyat dersi vermek için olmalıdır.

Şu anda on bire on beş dakika var ve ben “Rükn-u Yemani” ile karşı karşıyayım. Bir tarafından “Hecerü’l Esvet” bir tarafında ise “Müstecar” var. Müstecar’ın öyküsünün şöyle olduğunu biliyorum:

Kabe’nin duvarı yarılmak üzere

– Ne oldu?

– Deprem!

– Hayır! Sarsıntı sadece Rükn-u Yemani’nin sol tarafından gelmekte.

– Yani Eset kızı Fatıma’nın durduğu yerden gelmekte.

– İnanılır gibi değil, Kabe’nin duvarı kendi kendisine ve korkunç bir sesle yarılıyor.

Sonra Eset kızı Fatıma, huzu ve tevazu ile vakarlı bir şekilde yarıktan içeri girer ve Allah’ın evinin içine adımını atar. Sonra duvarın iki tarafı birleşerek önceki gibi kapanır Allah’ın evi!!! Ziyaretçiler endişe içinde kapıyı açmak için anahtarcının peşi sıra giderler. Ancak bir sorun vardır anahtar kapıyı açmaz. Ateşin Halil’i yakmaması, bıçağın İsmail’i kesmemesi gibi. Onlar bu işte bir sırrın olduğunu ve bu işin Allah tarafından kapandığını anlarlar.

Şayet tarihçiler sonraları Eset kızı Fatıma’nın yakınlarının ağzından şunları yazmıştır:

“Fatıma Binti Esed’in doğum sancıları başladığında Allah’ın evi Kabe’nin yanına gelerek şöyle bir yakarışta bulunur:

“Allah’ım! Ben sana, tüm peygamberlerine ve senin tarafından onlara gönderilen kitaplara iman etmişim. Ve bu binayı yapan ceddim İbrahim Halil’in sözünü tasdik ediyorum. Allah’ım! Bu binayı yapanın ve karnımda olan bu çocuğun hakkı için bu çocuğun doğumunu kolaylaştır!”

Bu dua sonrası Kabe ansızın yarılır ve Fatıma Kabe’nin içine girer. Sonra Allah’ın evinin duvarları kapanır ve önceki halini alarak oradakilerin ve ziyaretçilerin gözlerinden kaybolur. Ve burası “Müstecar” adını alır. Böylelikle “Hz. Ali (aleyhi selam)” yer yüzündeki en üstün mekan olan Kabe’de dünyaya gelir.

O günden bu yana 1440 yıldan daha fazla bir zaman geçti. İnsanlar hırsla oraya el çekmeye çalışır ve orayı öpmek için uğraş verirler. Yani Kabe ile İmamın bir birinden ayrılmaz bir bütün olduğunu söylüyoruz. İmam, dünya zalimlerinin uykularını kaçırmak, dinimizin karşısında duranların dünyalarının karşısında canla başla mücadele etmek ve bize cihat ve maneviyat dersi vermek için olmalıdır.

Gerçekten de Amerikancı İslam ne kadar da özelliksiz ve dünya sömürücüleri ve zorbaları için ne kadar da sevilmeli ve tehlikesiz bir İslam! Geliyorsun, dolaşıyorsun, eğilip kalkıyorsun, Kur’an okuyorsun ve gidiyorsun!

Ben tavaf edenlerin yanına gidiyorum. Yani Kabe’nin yarıldığı ve Fatıma Binti Esed’in içeri girdiği yere gidip orada duracağım. İnsanlar, erkek ve kadınlar, yaşlı ve gençler gelip Kabe’in dekoru gibi duran o yarık yeri öperler. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, defalarca tamir edilmesine ve onarılmasına rağmen her onarımın ardından yenilenmesine ve hatta taşlarının yenilenmesine rağmen yeniden o yarık yer zahir olur yine ortaya çıkar!!!

Ben de aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala ilk günkü gibi yeniliğini koruyan bu mucizevi yere gidip oraya el çekmeyi istiyorum. Elbette ki kimseyi itmeden ve namahremlere çarpmadan bu işi yapacağım. Sakinleşecek ve ben oraya koşacağım. Eğer yine de kalabalık olursa yine bekleyecek ve bu arzuma kavuşacağım… artık arzularıma kavuştuğumu düşünüyorum.

Bu büyük olaydan sonra “Hecerü’l Esved”e doğru gideceğim. Oda rükn-u Yemani’in öteki köşesinde. Buradaki izdiham daha fazla. Oraya olağan üstü bir durum olmazsa ulaşmak imkansız gibidir. Kafile reisi yıllarca hacca gelmesine rağmen sadece bir defa o da eşinin ısrarıyla orayı öptüğünü söylüyor.