İttihat ve İslami Dayanışma (3)

0

“İlacımız, İttihat ve İslami Dayanışmadır” 

Üçüncü önemli ve dikkate değer gerçek te şudur ki; Dünya müstekbir güçleri ittifakı bu çatışma sahnesinde para silahı, askeri silah, ekonomik silah gibi maddi ve zahiri güç ve muhasebelerde daha güçlü gözüktüğü halde İslam ümmeti ve Müslüman milletlerin manevi ve bilinçli hareketiyle azametli islami hareketin karşısında yenilgiye uğrayıp, etkisi hale gelmiştir.

Nitekim Ortadoğu gelişmelerinde, özellikle Filistin meselesi konusunda, Irak konusunda, Lübnan krizinde Amerika müstekbir gücü var gücü ve imkanlarını seferber edip, sahneye çıktığı halde, ağır bir yenilgiye uğradı. İşte bu inkar edilemez bir gerçektir.

Filistin’de müstekbir güçler yenilgiye uğradılar. Siyonist rejim (ırkçı İsrail) ile mücadele temelinde oluşturulan mücadeleci bir teşkilatın Filistin milletinin gönlünü kazanıp, iktidar olacağına kim inanabilirdi? (Irkçı İsrail’in) Lübnan’a karşı yaptığı 33 günlük askeri saldırı sırasında bir mümin ve fedakar bir grubun (hizbullah’ın) direnişi karşısında alçakça bir yenilgiye uğrayacağına kim inanabilirdi.

Amerika’nın onca çabalarına ve çok sayıda askerini Irak’a göndermesine rağmen, kendi sinsi hedeflerini Irak milletine dayatamayacağına,Irak’ı Ortadoğu’daki Arap camiasına karşı sızma, vede bölge milletleriyle devletlerini oyuna getirme odağı yapamayacağına kim inanabilirdi. Fakat bütün bunlar gerçekleştirildi. Bu sahalarda görünüşte en büyük askeri, parasal, mali, ekonomik ve siyasi güç ve iktidar sahibi düşmanlar (Amerika, ırkçı İsrail ve batılı sömürgeci güçler)ağır bir yenilgiye uğradılar. İşte hakikatin özü de budur.

İslami hüviyet ile istikbar –emperyalist ve sömürgeci güç- hüviyeti arasındaki çekişme ve çatışmada galip olan taraf, islami hüviyettir. İşte bu hakikati göz önünde bulundurmak gerekir. Fakat bazı kimseler diyorlar ki; bayım gerçekçi davranın, realiteyi göz önünde bulundurun. Evet, gerçekler ve gerçekçi tutumlar aslında budur. Bu olayları müşahede edip, incelemek ve değerlendirip, ilgili kararları almak gerekir. Bu inkar edilemez gerçekler göz önündedir ve müşahede edilmelidir. İslam dünyası, İslam ümmetinin zafere doğru derin hareketini geliştirmek istiyorsa, birçok zaruretleri ve vecibeleri yerine getirmelidir. Bu da vahdet ve birliktelik ilkesidir, yani islami vahdet, birlik ve insicam sağlanmalı ve zirveye ulaştırılmalıdır.

Müstekbir güçlerin hem eski dönemlerde hem de çağımızda uygulamaya çalıştığı temel plan ve fitnelerinden biri kardeşleri birbirine düşürmektir.

“Tefrika sal, böl ve yönet” en eski siyasi taktiktir. Herkes bunu biliyor ve dillendiriyor.

Fakat maalesef bu sinsi politika yine de düşman tarafından yürütülüyor ve bizler bunda gafil oluyoruz. Bu gaflet ve vurdum duymazlığın nedeni de, nefsani heva-heveslere düşkünlük, hatalı görüş ve analizler, dar görüşlü olma, ferdi çıkarları, kısa süreli çıkar ve rantları uzun süreli millet ve ümmet menfaatlerine tercih etmektir.

İşte bakınız; dünya müstekbirliğinin sinsi politikalarından biri, Filistinliler arasında kanlı savaşlar çıkarmak,a Iraklılar arasında savaş ve çatışma yaramak, şii müslümanla Sünni Müslüman arasında savaş ateşini körüklemek, Arap camiasıyla Arap olmayan camialar arasında tefrika yaratıp, savaş çıkaraktan ibarettir. Herkes bu sinsi politikaların bilincindedir. Fakat ilkin bu hastalık tedavi edilmelidir. Bizler kendi payımıza düşeni yaptık. (İran İslam cumhuriyeti) İslam ümmeti birliği ve vahdetinin kaçınılmaz bir farz olduğuna inanıyor.