İmam Hüseyin (as) ve Yezid”e Biat 3

0
Tarihî bir haber, İmam’ın o an geri dönmeye karar verip ancak Müslim’in kardeşlerinin buna engel olduklarını söylüyor.
Ama bu haber sahih değildir çünkü o zaman sadece İmam değil, hatta İmam’ın yanındakiler bile Kûfe’ye güveniyor ve olup bitenleri şöyle değerlendiriyorlardı.

“Sen Müslim’e benzemezsin; Kûfe’ye varınca halk seni destekleyecektir.” [1]

Müslim’in son anlarında Ömer b. Sa’d’dan İmam’a göndermesini istediği haber, Zübale mıntıkasında İmam’a gelip çattı. Müslim bu haberinde, Kûfe’nin O Hazret için korkunç bir tuzak şekline girdiğini ve hazretin buraya yaklaşmamasını kendisine bildirmişti. Çok geçmeden Kays b. Mushar [2] ve İmam’ın süt kardeşi olan Abdullah b. Yaktur’un [3] şehadet haberi hazrete bildirildi. Bu haberler genel olarak değerlendirildiğinde Kûfe’nin siyasi şartları ve durumlarının Emevilerin lehine olduğunu gösteriyordu. İmam bu durumu dikkate alarak beraberindeki nispeten kalabalık topluluk karşısında durumu şöyle değerlendirdi:

“Ey cemaat! Bizim taraftarlarımız bizi yalnız bıraktılar; evine dönmek isteyen herkes serbestçe dönebilir.” [4]

Maddi amaçları nedeniyle İmam’ın etrafını alan bir grup bu sözü işitir işitmez kervanı terk ettiler ve sadece Medine’den veya Mekke’den İmam’la beraberlik eden has ashabı ve dostları baki kaldılar. [5]

İmam o güne özgü siyasi durumları dikkate almakla bu itirazcı hareketin askeri yenilgiye uğrayacağını katiyen biliyordu ama Resulullah ‘ın (s.a.v.) evladı Hüseyin’in (a.s.) Emevilerle bir ayarda ve denk olmayan savaşının daha başka manevi boyut, neden ve amaçlarının da olduğu ve bunların bilinen siyaset görüşü açısından asla değerlendirilemeyeceği malumdur.

İmam olduğu gibi Kûfe’ye gidiyordu ve nitekim Şerat bölgesine geldi. Orada dinlenip ertesi gün yoluna devam etti ve günün ortalarında Hürr İbn-i Yezid-i Riyahi’nin komutası altındaki Kûfe ordusunun ilk nişanesi uzaktan göründü. Hürr bir askeri komutan olduğundan ve memuriyeti hakkında sadece askerlik görevine amel ediyor ve bu meselenin siyasi boyutlarını asla dikkate almıyordu. Bu nedenle İmam namaz kılmaya kalkınca kendisi de bütün askerleriyle birlikte inanılamayacak bir samimiyet ve sadakatle bu cemaat namazına katıldı. Hürr’ün vazifesi İmam’ı Kûfe’ye götürmek ve geri dönmesini önlemek idi. İmam namazdan sonra orada bulunanlara hitaben konuşma yapıp şöyle buyurdu:

“Benim amacım Kûfe’ye gelmek değildi ama mektuplarınız ve elçileriniz bana gelince Kûfe’ye gelmeye karar verdim. Şimdi eğer Kûfe’de bana itiraz etmeyeceğinize dair söz veriyorsanız şehrinize gelirim, aksi halde geldiğim yolu tutup geri dönerim.” [6]

Hürr, mektuplar hakkında hiçbir şey bilmediğini belirtti, mektupları gördüğündeyse askerlik görevini öne sürdü. İmam Kûfe’ye gitmeyi kabul etmeyip Hicaz’a doğru ilerledi.  Hürr[7] ise süvarileriyle İmam’ın yolu üzerinde sıraya geçtiler, kısa bir dil kavgasından sonra onları Kûfe’den uzaklaştırmayan ve Hicaz’a yaklaştırmayan orta bir yolu yürümeğe her iki taraf da ittifak etti. Bu ittifak esasınca el-Üzeyb’e doğru ilerlediler. [8]


[1]-Taberi, c: 4, s: 300.

[2]- Ahbar-ut Tuvval (Dinveri), s: 247-248.

[3]- Bazı tarih kitaplarında (Nefes-ül Mahmum) Kays b. Musahhar ve Abdullah b. Buktar olarak yazılmıştır.

[4]- Ensab-ul Eşraf (Belazeri), s: 169.

[5]- Ahbar-ut Tuvval (Dinveri), s: 248/Ensab-ul Eşraf (Belazeri), s: 169/Taberi, c: 4, s: 300-301.

[6]- Ahbar-ut Tuvval (Dinveri), s: 249/Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 2, s: 170/İbn-i A’sem, c: 5, s: 135.

[7]- Ahbar-ut Tuvval (Dinverî), s: 250.

[8]- Aynı kaynak: s: 250/İbn-i A’sem, c: 5, s: 139-141/Ensab-ul Eşraf (Belazerî), c: 2, s: 170.