İmam Cevad ve Şiaları

0
İslam ülkesinin her yerinde İmami Şialar yaşamaktaydı. Onların büyük bir bölümü Bağdat, Medain, Sevad-i Irak’da[1], bir grubu da İran’da ve o günün diğer bölgelerinde yaşamaktaydı.

Bunlar (a.s.) hazretin vekilleriyle irtibat kurmanın yanı sıra hac mevsiminde de Medine’de İmam’ın kendisiyle görüşüyorlardı. Usul-u Kafi’de nakledilen bir rivayetten anlaşılıyor ki, İmam Cevad’ın (a.s.) Şialarından bir grubu da Mısır’a yerleşmiş ve orada yaşıyordu. Bu rivayette Ali b. Esbat şöyle diyor: “Mısır’daki ashablarımıza İmam’ı dakik olarak vasfedebilmem için İmam’ın boyuna dikkatle bakıyordum.”[2] Başka bir rivayette de Horasan Şialarından birinin İmam Cevad’ın (a.s.) huzuruna geldiği zikredilmiştir.[3] Hürr b. Osman-i Hamdani’den nakledilen rivayette ise Rey şehrinin Şialarından bir grubunun İmam Cevad’ın (a.s.) huzuruna geldiği belirtilmiştir.[4] Bildiğimiz kadarıyla Rey şehrinde daima Şialar yaşamış ve zamanın geçmesiyle de sayıları artmıştır.[5] Kum kenti de Şia’nın en önemli merkezlerinden biri olmuştu. İmam Cevad’ın (a.s.) döneminde Kum’daki Şialar O Hazrete yakın temaslar kurmuşlardı. Şeyh-ül Kumiyn Ahmed b. Muhammed b. İsa, İmam Rıza’nın (a.s.), ondan sonra İmam Cevad’ın (a.s.) ve ondan sonra da İmam Hâdi’nin (a.s.) ashapları arasında yer almış ve hatta İmam Hasan Askeri’nin (a.s.) huzurunu da derk etmiştir. O, hadis üzerinde bir çok tekliflerde bulunmuştur.[6] Salih b. Muhammed b. Sahl, İmam Cevad’ın (a.s.) ashabından bir diğeri idi. İmam (a.s.), onu Kum şehrinde vakıf işleriyle sorumlu tayin etmişti.[7]  Başka bir rivayette şöyle denmiştir: Best ve Secistan ahalisinden biri hac mevsiminde İmam’ın huzuruna gelip şöyle dedi: “Bizim valimiz Ehl-i Beyti sevenlerden ve size ilgi duyanlardan biridir. Benim de divana borcum var, bu hususta ona bir mektup yazın, beni zor durumda bırakmasın.” İmam “Onu tanımıyorum” buyurdu. Dedim ki: “O, siz Ehl-i Beyt’i sevenlerdendir”. İmam bir kağıt alarak şöyle yazdı: “Bu mektubu getiren şahıs mübarek bir inancı senden nakletti. Yaptığın her iyi amel kendine aittir, o halde kardeşlerine iyilik et ve şunu da bil ki, Allah o amellerini tek tek ve amellerinin her zerresini senden soracaktır.” Mektubu İmam’dan aldım fakat Secistan’a varmadan önce Hüseyin b. Abdullah-i Nişaburi (Vali) bu haberi duyup şehrin on kilometre dışında beni karşılamaya gelmişti. Hazretin mektubunu ona verdim, mektubu alıp öptü ve gözünün üzerine koydu ve “Hacetin nedir?” dedi. “Hükümete borcum var”dedim. Hüseyin b. Abdullah onun maliyet borcunun ve vali olduğu sürece ondan maliyet alınmamasını emretti. Daha sonra yaşantım ve geçimim hakkında sordu ve daha sonra da adamlarına benim için belirli bir gelir bağlamalarını emretti.[8]

Ali b. Mehziyar da İmam Cevad’ın (a.s.) ashabından biridir. Ali b. Mehziyar aslen nasrani idi ve müslüman olduktan sonra İmam Rıza’nın (a.s.) en yakın ashabından ve ondan sonra da İmam Cevad’ın (a.s.) ashabından oldu. O Hindvan adındaki bir Fars köyü ahalisindendi ancak sonraları Ahvaz’a yerleşti.[9]

Şia İmamları ile Şiaları arasındaki mevcut ilişkiler hakkında dakik bir inceleme yapıldığında, bu ilişkilerin İmam Rıza’nın (a.s.) zamanından itibaren daha da geliştirildiği anlaşılmaktadır. Bu da bir anlamda bu İmamlar zamanında, o bölgedeki Şiaların arttığını gösterir. İmam Rıza’nın (a.s.) Horasan’a gelmesi ve İmamların İran’ın muhtelif yerlerinde vekillerinin olması sayesinde bu irtibat gelişmiştir. İmam Bakır’ın (a.s.) zamanından bu yana, İmamların ashabının Ehl-i Beyt hadislerini içeren kitaplar telif etmeleri, gün geçtikçe İmamların ve Şialarının kültürel ve fikirsel faaliyetlere önem verdiklerini göstermektedir. Ve bunun da Şia fıkıh ve itikatlarının bu bölgelerde yayılmasında büyük payı vardır. Ashabın takiyyeden dolayı gizli tutulan kitaplarından rivayet nakletmek hususunda İmam Cevad’dan (a.s.) sorulduğunda İmam şöyle buyurdu: “Onlardan rivayet nakledin, çünkü onların tümü hak ve sahihtir”[10] Böylece Şialar babalarının eserlerini yayınlamak ve ihya etmekle temel olan şeye yani Şia fıkhına güç kazandırdılar. Ayriyeten onlar, münharifler tarafından bir kenara atılan Şia fıkhının müsellamatını yaymak için onlara amel etmekle vazifelendirildiler. Bir hacının en faziletli amellerinden sayılan temettü haccı onlardan biriydi.[11]

 

——————————————————————–

1- El-Gaybet, s: 212.

2- Usul-u Kafi, c: 1, s: 384.

3- Es-Sakib, s: 208.

4- Es-Sakib, s: 208.

5- İran’da Şiilik Tarihi, s: 190-192.

6- Müsned’ül İmam’il Cevad, s: 265.

7- Tahzib, c: 4, s: 140. İstibsar, c:  2, s: 60.

8- Usul-u Kafi, c: 5, s: 111. Tahzib, c: 6, s: 336.

9- Müsned’ül İmam’il Cevad, s: 315.

10- Usul-u Kafi, c: 1, s: 53.

11- Usul-u Kafi, c: 4, s: 291. Tahzib, c: 5, s: 30.