Hz.Fatıma’nın Tarihi Konuşması(2)

0
Bilin ki ben, sizlerin bize arka çıkmayacağınızdan, bizi yalnız bırakacağınızdan, kalbinizde yerleşen hıyanetten haberdar olmama rağmen bu sözleri size söyledim. Bu sözler benim size karşı hüccetimdir.
Evet, alın götürün onu (hilafeti) ve yükleyin yükünüzü! Ama bilin ki, bu devenin sırtı yaralı, ayakları da aşınmıştır.O, sizlere sürekli utanç kaynağı olacak, üzerinizde de Allah’ın gazabı ve ebedi bir utanç dağı olarak; sizi, yürekleri kapsayan Allah’ın ebedi ateşine götürecektir. Bilin ki, yaptıklarınız Allah’ın gözü önündedir. “Ve zalimler yakında nasıl bir akıbete (azaba) düçar olacaklarını bilecekler.”

Sonra Ensar’a doğru bakarak şöyle dedi:

“Ey yiğitler topluluğu ve dinin yardımcıları ve İslam’ın koruyucuları! Benim hakkımda yaptığınız bu gevşeklik ve benden zulümle alınan (Fedek) hususundaki bu gafletiniz nedir? Acaba Resulullah sallallahu aleyhi ve alih: “Kişinin ihtiramı, evlatlarına iyi davranmakla korunur” diye buyurmuyor muydu? Ne çabuk da verdiğiniz ahdi bozdunuz? Sizlerin benim talebimi yerine getirmeye gücünüz var. Acaba kendi kendinize, Muhammed (sallallahu aleyhi ve alih) öldü mü, diyorsunuz? (Evet, öldü ama bu) Bir büyük musibet idi ki, bu yüzden hasıl olan boşluk ve vücuda gelen gedik ne de büyüktür. Yeryüzü onun gaybetiyle karardı ve yıldızların yüzü tutuldu; ümitler boşa çıktı; dağlar onun karşısında huşu etti. Ama Resulullah’ın vefatıyla da hadler aşıldı ve hürmetler çiğnendi.

Allah’a Andolsun ki, benzeri görülmemiş büyük bir musibet idi. Ama her sabah ve akşam[1] evlerinizde okunan Allah’ın kitabı, bunun vuku bulacağını açıkça ilan etmişti. Ondan önceki peygamberlerin de durumundan haber vermişti ve bu değişmez bir hüküm ve kesin bir kazadan ibaret idi.

“Muhammed, ancak bir elçidir, ondan önce peygamberler gelip geçmiştir; acaba eğer ölürse veya öldürülürse sizler (dinden) geriye mi döneceksiniz? Kim ki, dinden geriye dönerse (bilsin ki) Allah’a asla bir zarar vermez ve Allah şükredenleri mükâfatlandırır.”[2]

Ey Kıyle oğulları[3], sizin gözünüzün önünde babamın mirasını elimden alacaklar [4]ve sizler buna şahit olup susacak ve topluca bunu duyup kendinizi kenara mı çekeceksiniz?! Halbuki, hepinize yardım çağrısında bulunmuşum ve siz de haberdarsınız. Sizler ki, güç ve sayınız yeterlidir ve elinizde silah ve kalkan vardır. Acaba nasıl olur da yardım çağrısını duyup icabet etmiyorsunuz; feryadımızı işitiyor, ama bizim yardımımıza koşmuyorsunuz? Oysaki sizler cesur insanlar diye tanınmışsınız ve iyilik ve salah ile marufsunuz; sizler seçkinler ve beğenilmişlersiniz. Araplarla savaştınız ve çetinlik ve zorluklara karşı koydunuz ve kabilelerle karşı karşıya geldiniz ve kahramanlarla mücadele eylediniz. Nice uzun zamanlar biz (Ehl-i Beyt) size emrettiğimizde siz hep itaat ediyordunuz. Nihayet İslam değirmeni bizlerin ekseninde dönmeye başladı, nimet ve rızık çoğaldı ve şirkin sesi kesildi ve iftiracıların coşkusu yattı, küfrün ateşi söndü ve fitnenin çağrısı sustu, dinin nizamı güçlendi. Öyleyse neden hak aşikâr olduktan sonra şaşkınlığa düştünüz ve gerçekler ilan olduktan sonra onu tekrar gizlemeye yöneldiniz ve hakka yöneldikten sonra geriye döndünüz ve iman ettikten sonra şirke düştünüz.

“Neden antlarını bozan ve Resulullah’ı çıkarmaya yeltenenlerle savaşmıyorsunuz? Oysaki, ilk olarak onlar (savaşı) başlattılar. Yoksa onlardan mı korkuyorsunuz? Oysaki, gerçek iman sahibi iseniz kendisinden korkmanıza en layık olan Allah’tır.”[5]

Ben, sizlerin alçalmaya yöneldiğinizi ve yöneticilik makamına layık olanı bu makamdan uzaklaştırdığınızı görüyorum. Sizler rahatlık ve zevke çekildiniz. Darlıktan kaçıp genişliğe ve refaha meylettiniz. Ruhunuza yerleşen marifet ve anlayışları çıkarıp attınız ve afiyetle yediğiniz şeyi geri kustunuz.

“Eğer, sizler ve yeryüzünde bulunan herkes kafir olsalar (nankörlük etseler), (Allah’a bir zarar veremezler.) Çünkü gerçekten Allah ganidir ve övülendir.”[6]

Bilin ki ben, sizlerin bize arka çıkmayacağınızdan, bizi yalnız bırakacağınızdan, kalbinizde yerleşen hıyanetten haberdar olmama rağmen bu sözleri size söyledim. Ama bunlar ruhun taşkınlığı, gazabın taşması, tahammülün sona ermesi neticesinde dile getirdiğim içimde toplanan dertlerimdi ve bu sözler benim size karşı hüccetimdir.

Evet, alın götürün onu (hilafeti) ve yükleyin yükünüzü! Ama bilin ki, bu devenin sırtı yaralı, ayakları da aşınmıştır.

O, sizlere sürekli utanç kaynağı olacak, üzerinizde de Allah’ın gazabı[7] ve ebedi bir utanç dağı olarak; sizi, yürekleri kapsayan Allah’ın ebedi ateşine götürecektir. Bilin ki, yaptıklarınız Allah’ın gözü önündedir. “Ve zalimler yakında nasıl bir akıbete (azaba) düçar olacaklarını bilecekler.”[8]

Ben, sizleri önünüzde bulunan şiddetli azaptan korkutanın kızı Fatıma’yım. Öyleyse “Siz amel edin, şüphesiz biz de amel etmekteyiz.”

“Ve bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz.”[9]

Daha sonra Ebu Bekir Abdullah bin Osman[10], Hz. Zehra(s.a)ya cevap olarak şöyle dedi:

“Ey Resulullah’ın kızı, babanız müminlere karşı çok duygulu, yüce, şefkatli ve merhametli idi, kafirlere karşı ise şiddetli ve acıklı azap [gibi] idi. Onun nesebini araştıracak olursak, senin baban olduğunu görürüz, başka kadınların babası değil. Senin kocanın ve eşinin [Ali aleyhi selam’ın] kardeşi olduğunu görürüz, diğer dostların kardeşi değil. Hem de onu Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) bütün yakınlarından daha fazla seviyordu, her büyük işte de Resul-i Ekrem’le (sallallahu aleyhi ve alih) hareket ederdi. Ve sizi saadetli kimse dışında sevmez ve size bedbaht ve kötü kimseler dışında kimse düşmanlık etmez. Muhakkak siz Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve alih) tertemiz itreti ve Allah’ın seçkinlerisiniz. Bizi cennete götüren yollara ve hayırlara rehberlerimizsiniz. Ve sen ey kadınların en seçkini ve peygamberlerin en hayırlısının kızı! Sözünde sadık [doğrucu], çok akıllı ve bilgilisin, hakkından mahrum edilmemelisin ve hiç kimse senin doğru sözüne ve hakkına mani olmamalıdır.

Allah’a andolsun ben Resulullah’ın (s.a.s) görüşünden ileri gitmemişimdir, onun izni dışında da amel etmemişimdir. Önde giden ve gözetleyici kimse asla kendi ehline yalan söylemez. Ve ben Allah’ı şahit tutuyorum –ki Allah şahit olarak yeter- Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve alih): “Biz Peygamberler taifesi kimseye altın, gümüş, ev ve yer miras olarak bırakmayız. Miras bıraktığımız şey yalnız kitap, hikmet, ilim ve nübüvvettir. Ve bizden arda kalan ve kullanılabilen her şey, bizden sonraki emir sahibinindir ve o uygun gördüğü şekilde amel edebilir.” dediğini işitmiştim.

Ve biz kastettiğin şeyin gelirini at ve savaş malzemelerin alınmasında sarf etmekteyiz ki Müslümanlar onlarla savaşabilsinler, kafirlerle cihad etsinler, isyancılara ve mürted fasıklara karşı koyabilsinler. Bu iş Müslümanların oybirliğiyle yapıldı ve ben bu işi kendi kararıma göre yapmadım. Sizin verdiğiniz mal ve varlık sizin malınızdır ve onu sizin izniniz olmadan sizden alıp biriktirmemekteyiz. Sen babanın ümmetinin efendisisin, evlatların için tertemiz ağaçsın, senin faziletini inkar eden değiliz, sizin aslınızı ve fer’inizi ihmal etmiyoruz [ihmal etmemek lazım], bana bağlı malınız hakkında hükmünüz geçerlidir. Acaba sizin görüşünüze göre bu meselede [Fedek meselesinde] değerli babanıza muhalefet mi ediyorum?”

Bunun üzerine Hz.Zehra (s.a) şöyle buyurdu: “Suphanallah! Babam Resulullah (s.a.s) asla Allah’ın Kitabı’ndan sapmadı ve onun ahkamına karşı gelmedi, bilakis ona uydu ve surelerinin takipçisiydi. Yoksa hepiniz hıyanet etmeye mi toplandınız? Ve bunu, [Peygamber sallallahu aleyhi ve alih’e] iftira ve batıl sözle delil getirerek mi yapıyorsunuz? Ve Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih)’in vefatından sonra yaptığınız bu hıyanet, tıpkı hayatında yaptığınız düzenlere benzer. Bu, Allah’ın kitabı adil bir hakem ve hakkı batıldan ayırt eden sözcüdür ki şöyle buyuruyor: “[Allah’ım, bana bir evlat bağışla ki] Benim ve Yakub’un ailesinin varisi olsun”[11] ve [şöyle buyuruyor: ] “Ve Süleyman Davut’tan miras aldı”[12].

Ve Allah –azze ve celle- miras paylarını taksim etmiş, farzları ve mirası kanunlaştırmış, erkek ve kadınların paylarını açıklamıştır. Yalancıların şüphelerini ve bahanelerini bertaraf etmiş, gelecekte zanları ve şüpheleri zayi ve batıl etmiştir. Sizin dediğiniz gibi değildir bu iş. “Bilakis heva ve hevesiniz işi size böyle süslemiştir. O halde iyice sabretmek gerek. Ve Allah sizin vasfettiğinize karşı yardımcımızdır.” [13]

Daha sonra Ebu Bekir, o Hazret’e hitap ederek dedi: “Allah, Resulü ve onun kızı doğru söylüyorlar. Sen hikmetin madeni, hidayet ve rahmet yerisin, dinin rüknü ve Allah’ın hüccetinin kaynağısın. Senin doğru sözünü yanlış bilmiyorum, hitabetinin de inkarcısı değilim. Bu Müslümanlar benim ve senin aranda şahit ve hakim olsunlar. Hem onların kendileri idi boynuma hilafet yularını atanlar, ben de büyüklenmeden ve kibirlenmeden ve kendimi öne atmadan bu Müslümanların oybirliğiyle onu aldım. Ve bu Müslümanların hepsi bu olaya şahittirler.”

O anda Hz. Fatıma (s.a) halka döndü ve şöyle buyurdu:

“Ey çabucak batıl söze yönelen Müslüman topluluğu! [Kötü] ve zarar verici işlere göz yumanlar, “Kur’an’ı hiç düşünmez misiniz? Yoksa kalpler [iniz] mi mühürlenmiştir?[14]. Hayır, öyle değildir, bilakis yaptığınız kötü işler kalplerinizi paslandırmış, göz ve kulaklarınızı almıştır. Ne de kötü te’vil edip bahane getirdiniz, ne de kötü şeye işaret edip gasp ettiniz [ne de kötü karşılık aldınız]. Allah’a andolsun, onun taşınması ağır, akıbetini vahim bulacaksınız. O zaman ki, perdeler çekilir, perde arkası [zorluklar ve sıkıntılar] zahir olur, hiç ummadığınız şeyler Rabb’iniz tarafından size açıklanır, aşikar olur “Ve batıl yolu gidinler orada hüsrana uğrarlar.”[15]

Sonra hazret Peygamber (s.a.s)’in kabrine döndü ve şöyle buyurdu: [16]

“[Ey Resulullah (s.a.s) Gerçekten senden sonra olaylar, musibetler ve zorluklar meydana geldi. Öyle ki, eğer sen de onları görmüş olsaydın, musibet fazla olmazdı.

Biz tıpkı yerin sağanak yağmurunu kaybettiği gibi seni elden verdik, kavmin bölük pörçük parçalandı, o halde şahit ol ve onlardan gizli olma. Hangi aile Allah katında yakınlığı ve makamı varsa, onların akrabalarına yakın olmak gerek.

Gönüllerinde bize karşı düşmanlık gizleyenler bizim aramızdan ayrıldığında ve aramıza toprak yığını girince, bize olan düşmanlıklarını açığa vurdular.

Bu dünyadan ayrıldıktan sonra bazı adamlar üzerimize yürüdü, [çok kaba ve sert davrandılar] bizi hor ve küçük saydılar ve bütün mirasımız [yerimiz] gasp edildi.

Sen, nurundan herkesin yararlandığı parlayan bir ay ve nurdun. Ve sana Yüce Allah tarafından yazılar nazil olurdu. Ve Cebrail Kur’an ayetleri indirmekle bizimle ünsiyet edinmişti, ama senin gitmenle bütün güzellikler bizden yok oldu, gizlendi.

Ah keşke bizim aramızdan ayrılmadan ve aramıza toprak yığını girmeden önce ölüm bize gelseydi.

Gerçekten musibete uğramışız, öyle bir musibet ki, hüzün sahibi hiçbir yaratılmış –ne Arap, ne de Acem- böyle bir musibet görmemiştir.”

Sonra Hz. Fatimet’üz-Zehra (s.a) eve doğru döndü. O ara Emir’el Müminin aleyh’is selam gözü yolda onun gelmesini bekliyordu. Hazret eve girdiğinde Ali (a.s)’ye hitap ederek şöyle buyurdu: “Ey Ebu Talib’in oğlu![17] Niye anne rahminde örtülmüş çocuk gibi evin köşesinde, bir yana otura kalmışsın? Sen o kimseydin ki şahinlerin [Arap yiğitlerinin] kanatlarını yoldun, şimdi ise silahsızların kanatları sana hıyanet etmekte [ve sen onların kanatlarını yolmamaktasın].”

Bu, Ebu Kuhafe’nin oğlu [Ebu Bekir] babamın verdiğini ve evlatlarımın sade geçimini sağlayacak olanı benden aldı. Ve o bana karşı [apaçık] şiddetli bir düşmanlık yaptı, onunla yaptığım konuşmada da onu en kavgacı düşman olarak buldum. Ensar bana yardım etmekten çekindiler. Muhacirler benimle olan bağlarını görmezlikten geldiler, [camide bulunan] cemaat da bunu görmemek için gözlerini kapadı. Neticede ne çıkıp biri beni savundu, ne de bana yapılan zulme mani oldu. Hor ve zelil, boğazıma öfke tıkanmış bir halde [camiden] dışarı çıkıp eve döndüm. Keskin kılıcını ortadan kaldırdığın günden beri yüzünü alçalttın. Bir zamanlar kurtları avlardın, bugünse toprağı kendine sergi edinmişsin [ve bir köşeye oturmuşsun] hiçbir konuşmanın da önünü almıyorsun, [bulunan fitneyi defedecek] hiçbir etkileyici iş yapmıyorsun [hiçbir batılın başını da ezmiyorsun]; ve ben çaresiz kalmışımdır. Keşke bu sukut ve bir kenara çekilmeden ve bu [zahirdeki] aşağılık hale müptela olmadan önce ölmüş olsaydım![18] Beni zulümlere karşı savunduğun ve himaye ettiğin için, benim hakkımda Allah seni mazur görsün.

Vay bana her sabah, vay bana her akşam. Güvenip sığındığımız öldü ve pazımız gevşedi. Şikayetimi babama ve halimi Rabb’ime arz ederim. Allah’ım! Sen güç ve kudret bakımından bunlardan [hilafeti ve Fedek’i gasp edenlerden] daha kuvvetli, azabın ve intikamın başkalarınkinden daha şiddetlidir.”[19]

Sonra Emir’el Müminin (a.s) [Hz. Fatıma’ya (s.a) hitap ederek şöyle buyurdu:

“[Ey peygamberler efendisinin kızı!] Sen kınanmazsın, bilakis ‘vay’ sana düşmanlık edenleredir. Kendini öfkeden ve ileri gitmekten koru. Ey Allah seçilmişinin kızı, ey nübüvvetten baki kalan yadigâr! Ben hiçbir zaman dinimde zayıf olup gevşeklik göstermedim ve kendi güç ve kudretim çerçevesinde hataya düşmedim. O halde kastettiğin geçimini sağlayacak rızk ise, o takdir edilmiştir ve Allah’tır senin kefilin ve itimat ettiğin. [Allah’ın kıyamette] Senin için hazırlamış olduğu, senden dünyada kesilenden kat kat daha hayırlıdır. Öyleyse Allah’a havale et.

Hz. Zehra(s.a)da şöyle buyurdu:

“Allah bana yeter ve O ne güzel vekildir”[20]

…Ve Hz. Fatıma selamullahi aleyha bir daha konuşmadı.”
Ayetullah Ali Saadetperver Pehlivani (r.a)

————–
[1] – Bu kelime bazı nüshalarda “ve akşamlarınızda” , bazılarında ise “ve akşamlarınız” olarak geçmiştir.

[2]- Âl-i İmran, 144.

[3] – Kıyle oğulları, Evs ve Hazrec adında olan Ensar’dan iki kabilenin adıdır.

[4] – Bu cümle bazı nüshalarda şöyle geçer: “Babamın mirası yenilecek mi?!”

[5] – Tevbe, 13.

[6] – İbrahim, 8.

[7] – Bu kelimeler bazı nüshalarda şöyle geçer: “Cebbar’ın gazabına” veya “Cebbar olan Allah’ın gazabına”

[8]- Şuarâ, 227.

[9]- Hud, 1121-122.

[10]- Ebu Bekir’in adı Abdullah, babasının adı da Osman idi. Ebu Bekir’in babasının künyesi Ebu Kuhafe’dir.

[11]- Meryem, 6

[12]- Neml, 16

[13] Yusuf, 18

[14]- Muhammed, 24. Bazı nüshalarda “düşünmezler mi” yerine “düşünmüyor musunuz” olarak geçer.

[15]- Gafir, 78

[16]- Bazı nüshalarda bu cümle şöyle geçer: “Sonra efendimiz ve nebimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve alih’in kabrine döndü ve şöyle buyurdu: ”

[17]- Hz. Zehra selamullahi aleyha’nın Emir- el Mümin aleyh’is selam’a olan hitabındaki bazı sözlerin manası yirmi birinci bölümün sonunda ve “Hatime”’nin ikinci meselesinde geçti .

[18]- Geçen cümleler bazı nüshalarda şu şekilde geçer: “Keşke bundan önce ölseydim ve unutulsaydım, hatta keşke sevdiğimden [veya: zamanımdan önce] önce ölseydim.”

[19]- Bu cümle bazı nüshalarda şu şekilde geçer: “Güç, kuvvet ve cezalandırma bakımından”

[20]- Allame Ebu Mensur Tabrisi, el- İhticac, 1. c. 253- 285. s.