Hürr b. Yezid

0
İmam Hüseyin”in (a.s) kafilesi yola koyuldu. Artık Kûfe”ye iki menzil kalmıştı ki, bin atlı askere komuta eden Hürr b. Yezid ortaya çıktı.

İmam Hüseyin (a.s):

– Bize yardım etmek için mi geldiniz; yoksa bizimle savaşmak için mi?

Hürr:

– Ey Hüseyin (a.s), sizinle savaşmak için geldim!

İmam Hüseyin (a.s):

– Şanı yüce Allah”ın dışında güç ve kuvvet yoktur!

Bir süre konuştuktan sonra İmam Hüseyin buyurdu:

– Eğer gönderdiğiniz mektuplar ve elçilerin ilettiği mesajlardan döndüyseniz, ben de geldiğim yere geri dönerim.

Hürr ve adamları, İmam”ın kafilesinin geri dönmesine engel oldular.

Hürr dedi:

– Ey Peygamber (s.a.a) evladı! Bir yol seç ki, sonu ne Küfe olsun, ne de Medine! Böylece İbn-i Ziyad”a mazeretimi bildirir ve “Hüseyin, benim göremediğim bir yoldan gitmişti.” derim.

Bu teklif üzerine İmam Hüseyin (a.s) sol taraftaki yolu seçti ve Üzeyb”ül-Hicanat”a vardılar. Bu arada İbn-i Ziyad’dan gelen bir mektup Hürr”e verildi. Hürr bu mektupta, İmam Hüseyin”e (a.s) karşı davranışından dolayı azarlanmış ve baskıda bulunması istenmişti. Hürr ve adamları yolu kesip İmam Hüseyin”in (a.s) hareket etmesine engel oldular.

İmam buyurdu:

Ziyad’dan Yolu değiştirmemizi ve sonu ne Kûfe, ne de Medine olmayan bir yolu seçmemizi sen istemedin mi?

Hürr:

Ziyad”dan Evet, bunu ben istemiştim. Fakat Übeydullah b. Ziyad, gönderdiği bu mektupta sert davranmamı istemiş ve emirlerini uygulayıp uygulamadığımı gözetleyen bir de casus görevlendirmiştir.

İmam Hüseyin (a.s) ashabının arasında ayağa kalkıp Allah”a hamd-u sena ve ceddi Resulullah”a (s.a.a) da sa-lavat getirdikten sonra şöyle buyurdu:

 

إِنَّـهُ قَـدْ نَزَلَ بِنَا مِـنَ اْلأَمْرِ مَا قَـدْ تَرَوْنَ، وَ إِنَّ الدُّنْيَا قَـدْ تَغَيَّرَتْ وَ تَنَكَّرَتْ، وَ أَدْبَرَ مَعْرُوفُهَا، وَاسْتَمَرَّتْ حِـذَاءً، وَ لَـمْ تَبْقَ مِـنْهَا إِلاَّ صُبَابَـةٌ كَـصُبَابَةِ اْلإِنَاءِ، وَ خَسِيسُ عَيْشٍ كَالْمَرْعَي الْوَبِيلِ، أَلاَ تَرَوْنَ إِلَي اْلحَقِّ لاَ يُعْمَلُ بِهِ وَ إِلَي الْبَاطِلِ لاَ يُتَنَاهَي عَنْهُ، لِيَرْغَبِ الْمُؤْمِنُ فِي لِقَاءِ رَبِّهِ مُحِقّاً، فَإِنِّي لاَ أَرَي الْمَوْتَ إِلاَّ سَعَادَةً وَالْحَيَاةَ مَعَ الظَّالِمِينَ إِلاَّ بَرَماً.

“Ey insanlar, karşılaştığınız olayları görüyorsunuz. Gerçekten de dünya değişmiş; kötülüklerini ortaya çıkarmış, iyiliklerine de sırt çevirmiştir. Her zaman insanın isteğinin aksine gider. Dünyadan kalan tek şey, suyu döküldükten sonra bir kasede kalan damlalar gibidir. Dünyadan kalan, alçakça bir yaşamdan başka bir şey değildir; o da tuzlak toprağa benzer. Görmüyor musunuz, hakla amel edilmiyor ve batıl engellenmiyor? İmanlı bir insan, böyle bir durumda hak yolunda şehit düşmeyi arzular. Şüphesiz, ben ölümü saadetten ve zalimlerle yaşamayı da zilletten başka bir şey görmüyorum!”

Züheyr b. Kayn kalkıp dedi:

Ey Resulullah”ın (s.a.a) evladı, biz senin sözlerini duyduk. Bu fani dünyanın yanımızda hiçbir değeri yoktur. Eğer dünya hayatı sonsuz olsaydı ve biz de ölümsüz, yine senin yolunda öldürülmeği o ebedi dünya yaşamından üstün tutardık!

Ondan sonra Hilal b. Nafi Becelî ayağa kalktı ve dedi:

Andolsun Allah”a, ölümden ve şehadetten korkumuz yok; aynı inanç ve gönül görüsü üzerindeyiz. Senin dostlarınla dost, düşmanlarınla düşmanız.

Sonra da Büreyr b. Hüzeyr kalktı ve söze başladı:

Ey Peygamber (s.a.a) evladı! Andolsun Allah”a ki yüce Allah, senin varlığınla bize minnet koydu ki sana yardım etmek üzere savaşalım; bedenlerimiz senin yolunda parça parça doğransın ve karşılığında da ceddin Resulullah (s.a.a) kıyamet günü bizim şefaatçimiz olsun!