Gerçeğe Uyanmak

0
Dünya sürekli olarak değişiyor, ancak, sömürgeci-ırkçı dünya görüşü ve siyaset biçimi hiç değişmiyor. Sömürgeci-ırkçı dünya görüşü, insanlığın dünyasını üstün ve aşağı ırklar şeklinde bölüyor.
Sömürgeci-ırkçı siyaset biçimi, insanlığın evrensel sesini boğmak istiyor. Irkçılıklar, insanlığı farklı ortak nitelikler temelinde sınıflandırıyor, bu ortak nitelikleri bir üstünlük hiyerarşisi içerisinde konumlandırıyor. Avrupalılar modern tarih boyunca kendilerinde olduğuna inandıkları bir takım özellikleri, Avrupalı olmayan toplumlarda yok sayarak, üstünlük iddiasında bulunmuş, bu suretle büyük ayrımcılıklar yapmış, bu durumu sömürgecilik için hareket noktası saymışlardır. Bugün Siyonizm ırkçılığın nihai noktasını temsil ediyor. Irkçılık farklı biyolojik özellikler temelinde bir ırklar sistemi olduğunu kabul ediyor, bu farklılıkların farklı ahlaki ve kültürel özelliklere sahip olduğunu iddia ediyor.          İnsanlığın sınıflandırılması anlamına gelen ırkçılığın, ırkçılıkların, ideolojik ve politik amaçlarla kullanılması, bugün Gazze’de yaşandığı üzere korkunç trajedilere yol açıyor. Sömürgeci ihtirasları meşrulaştırmak üzere, 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’da, ırkçılık için bilimsel temeller/dayanaklar arandı. Bu bilimsel çalışmaları yapan Avrupalılar, bu çalışmalar sonunda kendilerinin diğer halklardan üstün olduğuna karar verdiler. Kendilerini üstün telakki edenler, farklı olanları ötekileştirmek için olumsuz etiketler, kavramlar, klişeler icat ettiler. Biyolojik ırk anlayışı emsalsiz bir faşizme hayat veriyor. Siyonist faşizmin ne kadar büyük kötülükler/canavarlıklar işlediğini, işleyebileceğini bugün somut olarak bütün insanlık görüyor.

Irkçılık bugün siyasal ve ideolojik amaçlarla, çok büyük insanlık acılarına, insanlık suçlarına yol açacak şekilde kullanılırken, modern dünya bu kötülüklerle ilgili olarak hiç bir rahatsızlık belirtisi göstermiyor. Irkçılık siyasal olarak, ideolojik olarak onaylanıyor. Günümüzde modern/seküler bilimi kutsallaştıranlar, bilimin ideolojik ve politik amaçlarla hangi kötülüklere alet edilebildiğini hatırlamalıdır.

Bugünün dünyası yeni bir Nazizmle karşı karşıyadır.

Siyasal Siyonizm benzersiz bir ırkçılık sergileyerek daha büyük bir İsrail devleti için akla hayale gelmeyecek barbarlıklar icat ediyor. İnsanlık tarihi Siyonist şovenizm gibi bir şovenizm görmedi. Siyasal Siyonizm bütün insani alanları, ilişkileri, yapıları, etkileşim biçimlerini bilinçli olarak tahrip ediyor. Yahudiler dünyada farklı ve tek ırk olduklarına inanıyor, hiç bir ırkla mukayese edilemeyeceklerini, herkesten üstün olduklarını düşünüyor. Siyasal Siyonizm Filistinlileri bir halk olarak, bir toplum olarak görmüyor, Filistinlileri barbar kabileler olarak görüyor. Batılı sömürgeci ideoloji ile, Siyonist ideolojinin aynı temellere dayalı olduğunu görmek gerekiyor. Batılılar da, uygar olmadığını iddia ettikleri toprakları/ülkeleri/halkları sömürgeleştirmeyi kendi doğal hakları olarak görebildiler. İsrail, kendisini Batılı dünya görüşünün, Batılı değerlerin Ortadoğu temsilcisi olarak gördüğü için, yaptığı soykırım ve katliamlar Batı dünyası yönetimlerince onaylanıyor. Avrupa ülkeleri, Avrupa’da ırkçı Nazizme karşı direnişi takdirle karşılarken, Filistin direnişinin, yeni Nazizme karşı direnişini “terörizm” olarak tanımlıyor.

İsrail, kurulduğu tarihten itibaren, Ortadoğu’da bilinçli olarak, Amerikan stratejilerine hizmet etti, Arap ve İslam birliğini/dayanışmasını par­çaladı. Siyonistler, İsrail’i kurdukları günden itibaren uyguladıkları emsalsiz şiddet politikalarıyla Filistin halkını kendi topraklarından, evlerinden sürdüler, geri dönüşlerini engellediler, mülklerine el koydular. Bugün, Filistin halkı çok ağır koşullar altında muhaceret ve toplama kampı koşullarında yaşıyor. Onurlu Filistin halkı, merhamet değil, adalet arıyor; adalet mücadelesi veriyor, adalet için direniyor. İslam dünyası ülkeleri yönetimleri insani ilkelerle değil, iktidar ve saltanat çıkarlarıyla ilgilendikleri için bu adalet mücadelesi karşısında derin bir anlayışsızlık sergiliyor. Filistin’e, Gazze’ye insani yardım konusunda ciddi çalışmalar yapan Türkiye, bu konuda, siyasal yardım yapma konusunda bir irade ortaya koyamıyor.

Günümüzde Amerika ve Avrupa Birliği tarafından kontrol edilen ülkelerde hiç bir biçimde İslamî bir irade ortaya konulamıyor. Bunun içindir ki, Siyasal Siyonizm her durumda Batı dünyasının desteğini kazanabiliyor. Bugünün dünyasında Müslümanlar koşulları dönüştürmeyi başarabilecek bir irade ortaya koyamadıkları için, koşullara boyun eğdiler. Yahudiler bütün dünyada Siyonizm karşıtlığını, Yahudi karşıtlığı gibi değerlendirme konusunda çok yoğun çabalar harcıyor. İslam dünyası toplumlarında hiç bir dönemde Siyasal Siyonizm vahşetine kadar Yahudi karşıtlığı olmadı.

İleri-geri, gelişmiş-gelişmemiş, üstün-aşağı toplumlar gibi kategoriler, sömürgeciler tarafından indirgeyici bir şekilde icat edildi, kullanıldı, halen kullanılıyor. Sömürgeciler, geri, gelişmemiş, aşağı olarak damgaladıkları toplumları, bu toplumlar üzerinde tahakküm kurabilmek, sömürebilmek, topraklarına, mülklerine, maddi ve manevi servetlerine, enerji kaynaklarına el koyabilmek için böyle tanımladılar, bu tanımlamalar için antropoloji ve sosyoloji gibi bilimleri kolonyal amaçlarla araçsallaştırdılar.

Sömürgeci-ırkçı dünya görüşleriyle, siyaset biçimleriyle hiç bir şekilde bir uzlaşma sağlanamayacağını bilmek gerekir. Her tür ırkçılık bütün bir insanlığın mahvına yol açabilecek büyük bir kötülüğün adıdır. Kötülükle uzlaşma olmayacağı gibi, kötülükle işbirliği de yapılamaz. Temel insani haklar ve özgürlükler söz konusu olduğunda, bugün Gazze’de yaşandığı üzere, sistematik soykırım ve katliam söz konusu olduğunda hiç kimse, hiç bir mazeretin arkasına sığınarak realpolitik’ten söz edemez. Realpolitik’ten söz etmek çok büyük bir ikiyüzlülüktür, yani münafıklıktır.Siyonist ırkçılığın Filistinlileri aşağılaması, bütün bir insanlığı aşağılaması gibidir. Her ırkçılık, bütün bir insanlığı ilgilendirir. Her ırkçılığa karşı olduğu gibi, Siyonist ırkçılığa karşı da, insanlığın ortak bir tavır geliştirmesi gerekir. Siyonist proje bütün bir Filistin halkına teslimiyeti dayatmak istiyor. Filistinlilerin topraklarını bütünüyle İsrail’e terk etmesi isteniyor, Filistin sorununun kalıcı bir çözüme kavuşabilmesi için, önce bölge halklarının, sonra bütün bir insanlığın gerçeğe ve bilince uyanması, her tür emperyalist irade karşısında bir direniş iradesi ortaya koymalarıyla mümkün olabilir.

İslam toplumlarında ortak bir dava’nın, dava bilincinin kaygısının, sorumluluğunun, ortak bir kültüre dönüştürülmesi gerekiyor. Ortadoğu’da, özellikle son ikiyüz yıldır, koşulların emperyalistler tarafından belirleniyor olmasını hep hatırlamak ve bu durumun nedenleriyle yüzleşmek gerekiyor. Modern zamanlar boyunca, Batı dünyası, İslam dünyasını yalnızca emperyalist bir stratejinin nesnesi olarak görmüştür. Bu gerçek nedeniyle Batı Müslümanların sorunları karşısında, Filistin sorununda olduğu gibi, hiçbir zaman siyasal ve ahlaki bir duyarlılık göstermemiştir. Adil, ahlaki, özgür bir konum ve statüden mahrum edilen halklar, elbette bu adaletsizliğin ve ahlaksızlığın hesabını soracaktır. İslam dünyasında, her iki Batı’ya, Amerika ve Avrupa’ya karşı oluşan nefretin-tepkinin nedeni, emperyalist şiddete, işgal ve istilalara, tahakkümcü politikalara karşı duyulan bir nefrettir, bir adalet ve özgürlük arayışının ifadesidir. Batı dünyasının hiç gündemden düşürmediği evrensel haklar, Batı ülkeleri tarafından ihlal edilmekte, bu haklardan Müslümanlar mahrum bırakılmaktadır.

Korkunç bir siyasal yalanlar, siyasal ikiyüzlülükler çağında yaşıyoruz.

       Gazze’de sürdürülen soykırım ve katliamlar karşısında İsrail’e karşı hiç bir yaptırım gündeme gelmiyor.

Filistin’e ve Hamas’a siyasal yardım yapılmazken, İsrail’le siyasal ilişkiler sürdürülmek suretiyle, İsrail cesaretlendirilmektedir. Günümüz dünyasında bütün toplumlarda hissedilir ölçüde siyasal uyanışın yükseldiği bir dönemde İslam toplumlarında yaşanan siyasal hareketsizlik anlaşılabilir bir durum değildir. Günümüzde, büyük fikirler, büyük kadrolar, büyük entelektüel birikim ve enerji, büyük cesaret ve şecaat, büyük ve etkili kültür, dönüştürücü bilinç olmaksızın, bir siyasal irade oluşturmanın mümkün olamayacağını yaşayarak görüyoruz.

     Atasoy Müftüoğlu

     İktibas Dergisi