Evlilikten Peygamberliğe Kadar(1)

0
Hz. Hatice‘ye Kureyş kabilesinin önde gelen erkekleri talip oldu. Tekliflerini kabul etmesi için ona maddî vaatler sundular. Fakat o bu tekliflerin hepsini reddetti.

1- Kutsal Evlilik

Hz. Peygamber (s.a.a) gibi kişiliği ile herkesten e karşı üstünlük kuran olan bir kişinin kendisine münasip, büyük amaçları ve değerleri ile uyum sağlayacak olan, kendisi ile beraber cihat yolculuğunu ve sıkıntılarla dolu çabasını sürdürecek, zorluklarına ve meşakkatlerine sabredecek bir kadın ile evlenmesi gerekirdi. O günlerde Hz. Peygamber’e (s.a.a) ve sözünü ettiğimiz göreve uygun düşecek Hatice’den başka bir kadın yoktu. Bu birlikteliği yüce Allah’ın dilemesi sonucunda, Hz. Hatice’nin kalbi bütün duyguları ile Hz. Peygamber’e yöneldi ve onun yüce şahsına bağlandı. Hz. Hatice (r.a) Kureyş kabilesinin en şerefli, en zengin ve en güzel kadınlarından biri idi. Cahiliye döneminde “temiz hanım” ve “Kureyş’in hanımefendisi” gibi nitelemeler ile anılırdı. Kabilesinin bütün erkekleri onunla evlenmek için güçlü bir arzu içinde idiler.

Hz. Hatice’ye Kureyş kabilesinin önde gelen erkekleri talip oldu. Tekliflerini kabul etmesi için ona maddî vaatler sundular. Fakat o bu tekliflerin hepsini reddetti.[1] Çünkü meseleleri ölçüp tartan üstün bir akla sahipti. Fakat Hz. Peygamber’i (s.a.a) seçti. Çünkü onda asalet, üstün bir seçkinlik ve yüce ahlâk, erdemli meziyetler ve yüce değerlerin toplu olduğunu gördü. Bu yüzden onun yücelik alanına girmeyi isteyerek kendini ona eş olmak istediğini arz etti.

Tarihî kaynakların ağırlıkla verdikleri bilgiye göre evlenme arzusunu ilk ortaya koyan taraf Hz. Hatice oldu. Bu arzu üzerine Ebu Talip, ailesini ve birkaç Kureyşliyi yanına alarak Hz. Hatice’yi o sırada velisi olan büyüğünden istemeye gitti. Bu veli, Hatice’nin amcası Amr b. Esed idi.[2] Ağırlıkla kabul edilen görüşe göre bu olay Resulullah’ın (s.a.a) peygamber olmasından on beş yıl önce gerçekleşti.

Ebu Talip bu evlenme teklifi dolayısıyla yaptığı konuşmanın bir bölümünde şöyle dedi: “Şu Beytullah’ın Rabbine hamdolsun. O Rab ki, bizi İbrahim’in çocuklarından kıldı ve İsmail’in soyundan türetti ve bizi güvenli bir hareme yerleştirdi. Bizi insanlar üzerine hükümdar kıldı. Bize içinde yaşadığımız bu beldeyi bereketli ve kutsal yaptı… Görmüş olduğun bu kardeşimin oğlu, kendisi ile ölçüleceği her Kureyşli erkekten mutlaka daha değerli baskın, karşılaştırılacağı başka her erkekten mutlaka üstündür. Her ne kadar malı-mülkü az ise de ahlâk yönünden hiç kimse ona denk gelemez. Mal-mülk gelip geçici bir nasip, kaybolmaya mahkum bir gölgedir. Bu yeğenimde Hatice’ye karşı bir arzu olduğu gibi, Hatice’nin de ona karşı bir arzusu vardır. Hatice’nin rızası ve emri ile onu senden istemeye geldik. Mihir malı, hemen verilecek olanı ile sonraya kalacak olanı dahil olmak üzere benim yükümlülüğümdedir… Şu Beytullah’a yemin ederim ki, bu yeğenimde büyük bir nasip, yaygın bir inanç ve olgun bir görüş vardır.”[3]

 

——————
[1] -Biharu’l-Envar, c.16, s.22

[2] -es-Siretu’l-Halebiyye, c.1, s.137

[3] -el-Kâfi, c.5, s.374; el-Keşşaf ve Rabiu’l-Ebrar’dan naklen Biharu’l-Envar, c.16, s.5, ; es-Siretu’l-Halebiyye, c.1, s.139; Tarih-i Yakubî, c.2, s.20; el-Evail, Ebu Hilal, c.1, s.162