Bela ile İmtihan!

0

“Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz.”

“Doğrusu bunlarda ayetler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar! Şüphesiz Allah sizlere zulüm etmeyeceği hususunda güvence vermiştir. Ama sizlere imtihan edilmeyeceğiniz hususunda güvence vermemiştir. Söyleyenden daha büyük olan (Allah) şöyle buyurmuştur: “Doğrusu bunlarda ayetler vardır. Biz şüphesiz insanları denemekteyiz”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın içinde bağış ve imtihanının olmadığı bir darlık ve genişlik yoktur.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İçinde Allah’ın istek, hüküm ve imtihanının olmadığı bir darlık ve genişlik yoktur.”

İmtihan Felsefesi
Kur’an:

“Allah iman edenleri sizin durumunuzda bırakacak değildir, sonunda temizi pisten ayıracaktır.”

“Eğer siz bir yara almışsanız, (size düşman olan) o topluluk da benzeri bir yara almıştı. Böylece biz, Allah’ın gerçek müminleri ortaya çıkarması ve içinizden şahitler edinmesi için, bu günleri bazen lehe, bazen da aleyhe döndürüp duruyoruz. Allah, zulmedenleri sevmez. Bir de Allah, böylece iman edenleri günahlardan arıtmak, küfredenleri ise yok etmek ister. Yoksa Allah, içinizden cihat edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? ”

“Bu, Allah’ın içinizde olanı denemesi, kalplerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir.”

“Allah, içinizden cihat edenleri; Allah’tan, peygamberinden ve iman edenlerden başka sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı zannediyorsunuz? Allah işlediklerinizden haberdardır.”

“Yemin olsun ki sizi, içinizden cihada çıkanları ve sabredenleri meydana çıkarana ve haberlerinizi açıklayana kadar deneyeceğiz”

“Allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir.”

“Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için, ölümü ve dirimi yaratan O’dur. O, güçlüdür, bağışlayandır.”

“İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye, yeryüzünde olan şeyleri, yeryüzünün süsü yaptık.”

“Arşı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bilin ki hiç şüphesiz Allah-u Teala insanların batınını, onların gizli sırlarından ve örtülü içlerinden haberdar olmadığı için değil; aksine onların hangisi daha güzel işler yapıyor diye imtihan etmek ve böylece iyi işin mükafatını ve kötü işin cezasını vermek için aşikar kıldı.”

İmam Ali (a. s), Allah-u Teala’nın, “Şüphesiz mallarınız ve evlatlarınız fitnedir.” ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Bu ayetin manası şudur: Şüphesiz münezzeh olan Allah insanları mallarıyla ve evlatlarıyla, kimin rızkından dolayı kızgın ve kimin de kısmetinden dolayı hoşnut olduğunu açığa çıkarmak için imtihan etmektedir. Gerçi münezzeh olan Allah onları kendilerinden daha iyi bilmektedir. Ama kendisiyle sevap veya cezayı hak edecekleri fiilleri ortaya çıksın diye (imtihan etmiştir. )”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanların cevheri haletlerin değişiminde bilinir. Günler sana gizlilikleri ve sırları açığa vurur.”

İmam Rıza (a. s), Allah-u Teala’nın, “İnsanların hangisinin daha iyi iş işlediğini ortaya koyalım diye…” ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz aziz ve celil olan Allah varlıkları ibadet ve itaat ile yükümlü kılarak imtihan etmek için yaratmıştır; (kendisi için) imtihan ve tecrübe olsun diye değil! Zira Allah her zaman her şeyi bilendir.”

İmam Hüseyin (a. s), Kerbela’ya giderken şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz insanlar dünyanın kuludur. Din ise dillerinin ucuyla yaladıkları şeydir. Din ile geçimlerini sağladığı müddetçe ilgilenirler. Ama bela ve imtihan ile elenince dindar olanları çok azdır.”

İmam Ali (a. s), meleklerin Adem’e secde etmek ile imtihan edilmesi hususunda şöyle buyurmuştur: “Eğer Allah Adem’i gözleri alan nurdan yaratmak isteseydi şüphesiz bunu yapardı. Eğer böyle yapsaydı onun karşısında boyunlar tevazudan bükülür ve melekler hususunda imtihan kolaylaşırdı. Ama münezzeh olan Allah yaratıklarını; itaat edenleri itaat etmeyenlerden ayırt etmek ve onlardan büyüklenme hasletini gidermek için kendilerini aslını bilmedikleri şeylerle imtihan etmektedir.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her ne kadar imtihan ve deneme büyük olursa sevap ve karşılığı da o kadar yüksek olur. Görmüyor musun münezzeh olan Allah Adem’in (a.s) soyundan olan öncekilerden bu alemden sonuncusuna kadar olan bütün herkesi hiçbir zarar ve menfaati olmayan, görmeyen, duymayan taşlarla imtihan etmiş ve o taşları insanlar için diktiği hürmetli bir evi olarak karar  kılmıştır. Ama Allah kullarını çeşitli zorluklarla imtihan etmekte ve onları çeşitli çabalarla kulluk etmeye sevk etmektedir. Kalplerinden kibri çıkarmak ve canlarına alçak gönüllülüğü yerleştirmek için onları çeşitli tatsızlıklarla imtihan etmektedir. Bunu fazlına açılan kapılar ve affına ulaştıran hazır sebepler kılmak için yapmaktadır.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz birbirinize karışacak ve eleneceksiniz. Öyle  bir şekilde ki, aşağıda olanınız yukarı çıkacak ve yukarıda olanınız aşağıya inecektir. Geride kalanlar ileri gidecek ve ileri gidenler geride kalacaklardır.”

 

Müminin İmtihanının Zorluğu
Kur’an:

“Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla berâber olan müminler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah’ın yardımı şüphesiz yakındır.”

Bak, Al-i İmran, 188; En’am, 44 ve 46. Ayetler
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsanlardan imtihanı en şiddetli olanlar peygamberlerdir, sonra vasileri ve takipçileri, sonra sırasıyla en üstünleridir.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Takva sahibi mümine inen bela yağmurun yeryüzüne inmesinden daha hızlıdır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dünya müminin zindanıdır. Hangi zindandan hayır gelir?”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hak ehli sürekli zorluklar içinde kalmışlardır. Ama bilin ki bu zorluğun süresi kısa, esenliği ise uzundur.”

İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Batıl bir devlette refah ve esenliğe eren her mümin ölmeden önce hak devletteki nasibine ersin diye beden veya malıyla imtihan edilir.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Mümin beş zorluk arasındadır: Kendisini kıskanan mümin, kendisine buğzeden münafık, kendisiyle savaşan kafir, kendisiyle çekişen nefsi ve kendisini saptırmak isteyen şeytan.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sizden önce insanı tutuyorlar, toprağı kazıyorlar, çukura gömüyorlar, testereyle başından ikiye ayırıyorlardı da yine de dininden el çekmiyordu. Demir taraklarla bedeninin etini kemiklerine ve sinirlerine kadar kazıyorlardı; ama yine de bütün bunlar onu dininden alıkoymuyordu.”

İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Neden göz dikiyorsunuz? Güvende değil misiniz? Sizden öncekiler de sizin durumunuzda idi; yakalanıyorlar, elleri ayakları kesiliyor ve dar ağacına asılıyorlardı.” İmam (a.s) sonra şu ayeti okudu: “Yoksa… cennete girebileceğinizi mi zannediyorsunuz?”

İmam Sadık (a. s), Allah-u Teala’nın “ve kitapta İsmail’i an…” ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Allah İsmail’in kavmini O’na musallat etti onlar da başının ve yüzünün derisini yüzdüler… Bu İsmail İbrahim’in oğlu olan İsmail değildir.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden önce öldürülen, yakılan, testerelerle biçilen ve yeryüzü bütün genişliğiyle kendilerine dar gelen bir topluluk vardı ki bunların hiç biri onları sizlerin de üzerinde bulunduğunuz şeyden (inançlardan) geri çevirmemiştir. Onlar bu cezayı hak edecek ne bir zulüm işlemişlerdi ve ne de eziyet etmişlerdi. Onlardan sadece güçlü ve övülmüş Allah’a iman ettikleri için intikam alıyorlardı. Allah’tan sizlere onların makamlarını vermesini dileyin. Onların makamına erişebilmek için zamanındaki zorluklara sabredin.”

 

Müminin Çeşitli Belalarla İmtihan Edilmesi
İmam Sadık (a. s), müminin cüzzam, alaca ve benzeri hastalıklara müptela olması hakkında sorulunca O şöyle buyurmuştur: “Bela müminden başkasına yazılmış mıdır ki?”

İmam Bakır (a. s), Sedir’in “Allah mümini müptela eder mi?” sorusu üzerine şöyle buyurmuştur: “Müminden başkası belaya düçar olur mu ki? Hatta Sahib-i Yasin (Yasin suresinde sözü edilen Habib-i Neccar) şöyle dedi: “Keşke kavmim bilseydi!” O mükenne idi. “Ben, “Mükenne’ nedir?” diye sorunca “cüzzam idi!” diye buyurdu.”
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin her belaya müptela olur ve her ölümle ölür. Ama intihar etmez.”

 

Kötü Amellerin Belalardaki Rolü
Kur’an:

“Başınıza gelen her hangi bir musibet ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.”

“Başkalarını iki misline uğrattığınız bir musibete kendiniz uğrayınca mı: “Bu nereden?” dersiniz? De ki: “O, kendi tarafınızdandır.” Doğrusu Allah her şeye kadirdir.”

“İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesâd çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teala Eyyub’a (a.s) şöyle vahyetti: Sen belaya uğramana sebep olan hatanın ne olduğunu biliyor musun?” Eyyub (a. s), “Hayır” deyince şöyle buyurdu: “Sen Firavun’a gidince onunla iki kelime yumuşak konuştun.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsana elinden başkası hıyanet etmez.”

Belaya Düçar Olmayan
Allah İndinde Nefret Edilen Kimsedir

Kur’an:

Eğer bütün insanlar küfürde tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah küfredenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdi.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah cismi ve mali belaya müptela olmayan şeytan sıfatlı insandan nefret eder.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Nefsinde ve malında Allah için bir pay olmayan kimseye Allah’ın ihtiyacı yoktur.”

İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben insanın dünyada esenlik içinde olup hiçbir musibete düçar olmamasını hoş görmüyorum.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Esenlik dert olarak yeter!”[46]

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer mümin kulum alınmasaydı kafirin başını ebedi olarak ağrımasın diye demirden bir kılıfla kaplardım.”

İmam Zeyn’ul Abidin (a. s), Allah-u Teala’nın, “Eğer insanları küfürde tek bir ümmet kılmasaydık” ayeti hakkında şöyle buyurmuştur: “Allah’ın bu ayetten maksadı (başka) bir din üzere olmalarından ve tümüyle küfre düşmelerinden korkulan Muhammed’in ümmetidir.”

İmam Sadık (a. s), hakeza bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Eğer Allah böyle yapsaydı, hiç kimse iman etmezdi. Ama Allah-u Teala müminlerden zenginler, kafirlerden fakirler ve aynı zamanda kafirlerden zenginler, müminlerden fakirler kılmış, sonra da onları emir, yasak, sabır ve rıza ile imtihan etmiştir.

 

Bela Nimeti
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Belaları nimet ve rahatlığı musibet saymadıkça asla iman etmiş sayılmazsınız. Zira bela anındaki sabır, rahatlık anındaki gafletten daha yücedir.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Belayı nimet ve rahatlığı sıkıntı saymadıkça mümin olamazsın zira dünya belası ahirette nimet ve dünya rahatlığı ahirette sıkıntıdır.”

İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın bir nimetinin kuşatmadığı hiçbir bela yoktur.”[51]

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Rabbinin sana birbiri ardınca bela indirdiğini görünce O’na şükret. Rabbinin birbiri ardınca üzerine nimet indirdiğini görünce O’ndan sakın.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Musibetler Allah’ın hediyeleridir. Fakirlik ise Allah nezdinde hazine kılınmıştır. (Onu sadece özel kullarına verir. )”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz evin efendisinin ailesini yeni çıkan yiyeceklerle okşadığı gibi, Allah da mümin kulunu çeşitli belalarla okşar.”

 

Mümine Bela Sebebiyle Değer Verilmesi
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bela müminin süsüdür. Akleden kişi için ise yüceliktir. Zira belaya düçar olmak, karşısında sabretmek ve sebat göstermek imanı sağlamlaştırır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Adem’den Muhammed’e (s.a.a) Allah-u Teala hiçbir kulu belaya düçar etmedikçe ve belalarda gerçek kulluğu hususunda vefasını göstermedikçe övmemiştir. O halde Allah’ın kerametleri gerçekte başları bela olan sonlardır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah’ın belaları Allah’ın ebedi kerametleri ile doludur. Sıkıntıları bir müddet sonra da olsa hoşnutluğunu ve yakınlığını sağlar.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz annenin evladını sütle beslediği gibi, Allah da mümin kulunu belalarla besler.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Belaları artmadıkça kul Allah nezdinde değerli olmaz.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah bir kavmin hayrını dilerse onları belaya müptela kılar.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve celil olan Allah’ın yeryüzünde halis bir takım kulları vardır. Allah yeryüzüne indirdiği her hediyeyi onlardan uzaklaştırıp başkalarına verir. İndirdiği her belayı ise onlara doğru yöneltir.”

 

 

Günahların Bela Vasıtasıyla Arıtılması
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Taraftarlarımızın günahlarını ve bu vesile ile itaatleri salim kalsın ve sevaba hak kazansın diye dünyada zorluğa düşürmekle temizleyen Allah’a hamd olsun.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizlere aziz ve celil olan Allah’ın kitabında en üstün olan ayeti haber vereyim mi?” Resulullah (s.a.a) bize şöyle buyurmuştur: “Sizlere ulaşan her musibet ellerinizle kazandıklarınızdandır.” Aziz ve celil olan Allah dünyada cezalandırdığı kimseyi ahirette yeniden cezalandırmaktan daha yücedir ve dünyada affettikleri hususunda (ahirette) affından geri dönmekten daha hilimlidir.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah mümin bir kulunu bu dünyada cezalandırırsa artık kıyamet günü onu yeniden cezalandırmaktan daha hilimli, daha yüce, daha cömert ve daha kerimdir.”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Tebarek ve Teala bir kul günah işlediği halde kendisine ikramda bulunmak isterse onu hastalığa müptela eder. Eğer böyle yapmazsa onu fakirliğe düçar kılar. Eğer bunu da yapmazsa ona can vermeyi zorlaştırır. Ama kulu güzel işleri olduğu halde onu hor kılmak isterse ona sağlam bir beden verir. Bunu yapmazsa geçiminde genişlik verir, bunu da yapmazsa ona ölümü kolaylaştırır.”

 

Bela Münezzeh Olan Allah’ın Sevgisinin Nişanesidir.
İmam Sadık (a. s), Sedir’in kendi yanında bulunduğu bir esnada şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allah bir kulunu sevince onu belaya uğratır. Ey Sedir! Biz ve sizler gece ve gündüzlerimizi bela ile geçiriyoruz.”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah Tebarek ve Teala bir kulunu sevince onu belaya sokar ve üzerine bela yağdırır. Kulu onu çağırınca şöyle buyurur: “Lebbeyk, ey kulum! İsteklerini karşılamak istersem şüphesiz buna kudretim vardır. Ama senin için biriktiriyorum. Sana biriktirdiğim şeyler (sana dünyada vereceğim şeylerden) senin için daha hayırlıdır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah bir topluluğu veya bir kulu sevince ona bela yağdırır. Başka bir hüzne düşmedikçe, bir hüzünden çıkamaz.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah bir kulunu sevince onu belaya düçar kılar. Allah onu çok sevince de onu kendine alır.” Birisi, “Nasıl kendine alır?” diye sorunca da şöyle buyurdu: “Ona mal ve evlat bırakmaz.”

 

Bela İman Miktarıncadır.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz mümin terazinin kefesi gibidir. İmanı arttıkça, belası da artar.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ali’nin (a.s) kitabında şöyle yazılıdır: “Şüphesiz mümin güzel amelleri miktarınca belaya düçar olur. O halde her kimin dini doğru ve ameli güzel olursa belası şiddetli olur. Zira aziz ve celil olan Allah dünyayı mümin için sevab yeri ve kafir için de ceza yeri kılmamıştır. Her kimin dini gevşek ve ameli zayıf olursa belası da az olur.”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin dünyada dini oranınca (veya “dini hasebiyle” diye buyurmuştur) belaya düçar olur.”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kulun imanı arttıkça geçimi daralır.”

İmam Bakır (a.s), birisinin “Vallahi ben siz Ehl-i Beyt’i seviyorum” demesi üzerine şöyle buyurdu: “O halde belayı kendine örtü kıl. Allah’a yemin olsun ki bela bizlere ve taraftarlarımıza selin vadiye akmasından daha hızlı ulaşır. Bela bizden başlar, sonra size ulaşır. Rahatlık da bizden başlar, sonra size ulaşır.”

İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “Müminin örneği terazinin kefeleri örneğidir. İmanı arttıkça belaları da artar. İşte bu, aziz ve celil olan Allah’a günahlardan arınmış olarak kavuşması içindir.”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsan (ilahi) sevgisi miktarınca belaya düçardır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamberlerden biri kavmine varıyor, içlerinde duruyor, onları Allah’a itaate emrediyor ve onları Allah’ı birlemeye (tevhide) davet ediyordu. Oysa bir geceyi geçireceği bir sığınağı yoktu. Sözünün bitmesine izin vermiyor, sözüne kulak vermiyorlardı. Sonunda onu öldürdüler. Gerçekten de Allah Tebarek ve Teala kulları kendi nezdindeki makamları esasınca belaya düçar kılar.”

 

Bela ve Tekamül
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz bela zalimler için edeb, müminler için imtihan ve peygamberler için derecedir.”

İmam Ali b. Hüseyin (a.s) Yezid b. Muaviye’nin yanına götürülüp karşısında durunca Yezid (Allah’ın laneti ona olsun) şöyle dedi: “Sizlere ulaşan her bela bizzat kendi ellerinizle kazandıklarınızdandır.” Ali b. Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu ayet bizim hakkımızda değildir. Şüphesiz aziz ve celil olan Allah’ın şu sözü bizim hakkımızdadır: “Yeryüzüne ve sizin başınıza gelen her hangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce o, Kitap’ta bulunmasın.”

Nudbe duasında şöyle yer almıştır: “Allah’ım! Kendin ve dinin için seçtiğin veli kullarına taktir ettiğin şeyler için sana hamd olsun. Zira onlara indinde olan kalıcı ve bol nimetlerden hazırlamış; bitmesi imkansız ve sonu gelmez nimetlerden ayırmışsın.”

İmam Sadık (a. s), Allah’ın, “size ulaşan her musibet…” ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: “Sen Ali’ye ve Ehl-i Beyt’ine ulaşan şeylerin elleriyle kazandıklarından olduğunu mu sanıyorsun? Oysa onlar temizlik ehli ve masum kimselerdir!” (Daha sonra) şöyle buyurdu: “Resulullah (s.a.a) her gece ve gündüz yüz defa bir günah işlemeksizin Allah’a tövbe ediyor ve bağışlanma diliyordu. Allah veli kullarını ödüllendirmek için hiçbir günah işlemeksizin musibetlere düçar kılmaktadır.”

Kulun Belalar Vesilesiyle Ulaştığı Dereceler

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz cennette kulun sadece bedeni hususunda belaya düçar olduktan sonra erişeceği bir makam vardır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz kulun sadece şu iki haslet sayesinde ulaşabileceği bir makamı vardır: Malının gitmesi veya bedeni hususunda belaya uğraması sebebiyle…”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz kulun Allah nezdinde ameliyle ulaşamayacağı, sadece bedeni hususunda belaya düçar olduktan sonra erişebileceği bir makamı vardır.”

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz kulun ölünceye kadar hiçbir bela ile ulaşamayacağı cennette bir makamı vardır. Ölüm anında sıkıntıya uğrar ve böylece o makamına erişir.”

 

Belayı Sevmenin Kınanması
İmam Sadık (a. s), Ebu Zer’in (r.a) “İnsanların nefret ettiği, benimse sevdiğim üç şey vardır: Ben ölümü, fakirliği ve belayı severim” sözü hakkında sorulunca şöyle buyurdu: “Bu sizin naklettiğiniz gibi değildir. Zira o şöyle demek istemiştir: “Allah’a itaat yolunda olan ölüm, bana Allah’a isyan yolunda olan hayattan daha sevimlidir. Allah’a itaat yolunda olan fakirlik, bana Allah’a isyan yolunda olan zenginlikten daha sevimlidir. Allah’a itaat yolunda olan bela, bana Allah’a isyan yolunda olan sıhhatten daha sevimlidir.”

 

Belalarda Müminin Durumu
İmam Ali (a. s), “Müminlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: “Belalarda da rahatlıkta oldukları gibidirler.”

 

Müminin Belaya Düçar Olması Kendisi İçin Hayırdır.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Şu da Allah-u Teala’nın Musa’ya (a.s) vahy ettiklerindendir: “Ben kendim için mümin kulumdan daha sevimli bir şey yaratmadım. Şüphesiz ben onu kendisine hayırlı olduğu için belaya müptela kılar ve kendisine hayırlı olduğu için afiyet veririm. Kendisinden hayırlı olduğu için alırım. Kulumu neyin ıslah edeceğini daha iyi bilirim. O halde belalarıma sabretmeli, nimetlerime şükretmeli ve hükmümden hoşnut olmalıdır ki ben de onu nezdimde sıddık olan kullarımdan yazayım.”

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Fakir, hasta veya zengin olmaktan korkmam. Zira şüphesiz Allah şöyle buyurmaktadır: Mümin için sadece kendisine hayırlı olanı yaparım.”

 

 

Kulların En Zor İmtihanı
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah kullarını dirhem (para) bağışında bulunmaktan daha zor bir şeyle imtihan etmemiştir.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah hiç kimseyi kendisine mühlet vermek gibi bir şeyle imtihan etmemiştir.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Mümin üç haslete sahip olmamak kadar zor bir şeyle imtihan edilmemiştir.” Birisi, “O üç şey nedir?” diye sorunca şöyle buyurmuştur: “Elinde var olan şeylerle  mali yardımda bulunmak, insaflı olmak ve Allah’ı çok anmak. Maksadım diliyle, “Süphanellah, elhamdülillah” demek değildir. Allah’ın kendine helal kıldığı şeylerle başbaşa kaldığı anda O’nu hatırlamak ve Allah’ın kendisine haram kıldığı şeylerle  karşılaştığında O’nu anmaktır.”

 

Belaların En Şiddetlisi
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Allah dört bela hakkında müminden söz almıştır. Bu dört şeyden kendisine en zor geleni sözleri söylediği (aynı inançta oldukları) halde onu çekemeyen mümin, kendisini (münafıkça veya ayıplarını bulmak için) takib eden münafık, saptırmak isteyen şeytan ve kendisiyle cihad etmeyi gerekli gören kafir. Bütün bunlara rağmen mümin bir kul kalır mı?”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yokluk da beladandır. Ondan daha zoru bedensel hastalıktır. Ondan da zoru yüreğin hastalığıdır.”

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Üç şey vardır ki bunlardan birine dahi müptela olan kimse ölümü temenni eder: “Sürekli fakirlik, rüsva edici mahrumiyet ve galib düşman.”

 

 

Bela Anında Dua
Kur’an:
“Onlara bir musibet geldiğinde: “Biz Allah’ınız ve elbette O’na döneceğiz” derler.”

“Allah Musa’ya şöyle vahyetti: “Ey Musa! Beni zorluklarda kalkan ve belalara karşı kale edin.”

İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her zorluk anında şöyle de: La havle vela kuvvete illa billah’il aliyy’il azim!” (Yüce ve büyük olan Allah’tan başka bir güç ve kuvvet yoktur!) Bu zorlukları ortadan kaldırır.”

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Rüyada babamı (a.s) gördüm, şöyle diyordu: “Ey oğulcağızım! Zorluklara düşünce sürekli şöyle de: “Ya Rauf, ya rahim!” Rüyada gördüğün uyanıkken gördüğün gibidir.”