Ali (a.s) ve İlahi Tevhid

0
Nehc’ul Belağa’nın ilk hutbesinde de okuduğunuz gibi Allah’ın ezeliyet ve sınırsızlığıyla çelişen bir şey asla Allah’ı nitelendiremez.

“Dinin evveli, O’nu tanımak, O’nu tanımanın kemali; O’nu tasdik etmek, O’nu tasdik etmenin kemali; O’nu birlemek, O’nu birlemenin kemali; O’na ihlaslı olmak ve O’na ihlaslı olmanın kemali ise O’ndan sıfatları nefyetmektir.”

Bu ilahi filozofun, yaptığı derin açıklamalar sayesinde sonraları Farabi ve Şeyh İşrak gibi öğrenciler bundan “salt şeyde ikilik olmaz” kaidesini anlamakta, Sadr’ul Muteellihin (Molla Sadra) gibi öğrencisi ise “yalın hakikat” gerçeğini idrak etmekte ve Allame Tabatabai gibi bir öğrenci ise (Allah hepsinden razı olsun) zati mutlakıyet hakikatini anlamaktadır.

Bu dalgalanan deniz, bakın nasıl da delil getirmekte ve şöyle demektedir: “O’na ihlaslı olmanın kemali, O’ndan sıfatları nefyetmektir.” Allah’tan hangi sıfatları nefyetmek gerekir? Elbette mevsuftan (nitelendirilenden) ayrı olduğuna şahadet eden sıfatları… “O mevsuf da aynı zamanda sıfatlardan ayrı olduğuna şahadet etmektedir.” Yani, Allah’tan selb edilmesi gereken sıfatlar zaid/arız olan sıfatlardır. Yani; hem zaid olanın ziyadeti, zaid olunandan ayrı olduğuna şahittir. Ve hem de zaid olunan, zaid olan şeyden ayrı olduğuna tanıktır: “Zira her sıfat mevsuftan ayrı olduğuna şahittir ve her mevsufta sıfattan ayrı olduğuna tanıktır.”

      Hz. Ali (a.s) bu sözünün ardından ondan sıfatları nefyetmenin nasıl olur da ona tevhitte ihlasın kemali olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır:

“Allah-u Teala’yı vasf eden, O’nu eşit bilmiş, O’nu eşit bilen, O’nu ikilemiş, O’nu ikileyen; O’nu tecziye etmiş/cüzlere ayırmış, onu tecziye eden, ise O’nu tanımamıştır. O’nu tanımayan, O’na işaret eder, O’na işaret eden, O’nu sınırlamış olur, O’nu sınırlayan ise O’nu saymış olur…”

O halde özetle söyleyecek olursak Allah’ı zaid olan sıfatlarla nitelendirenler, yani; O’nu, kendinden başkasıyla eşit bilenler, gerçekte O’nu sınırlandırmış olurlar. Sınırlandırılan bu varlık ise artık Allah olamaz. Allah salt varlıktır, salt varlığın ise bir kenarı ve kıyısı yoktur. Salt kemal olan şey aynı zamanda salt ilimdir. Yine salt hayattır da… hem kemalleri sınırsızdır ve hem de kemallerle nitelendirilmesi ayniyet esasıncadır; “zata zaid olma” şeklinde değil.