Zalimler Neden Nimet İçindeler?

0
 Neden Bazı Zalim ve Günahkâr İnsanlar Nimetler İçinde Yüzmekte ve Cezalandırılmamaktadırlar?

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinden Allah’ın, çok günaha batmaması kaydıyla günahkâr insanları, uyarı sinyalleri vesilesiyle bazen yapmış oldukları amellerin karşıtı ve bazen de mürtekip oldukları amellere uygun cezalarla uyarılarak hak yoluna döndürdüğünü görmekteyiz. Bunlar henüz hidayet olmaya ve Allah’ın lütfüne nail olmaya layık insanlardır ve aslında onlar için öngörülen ceza ve sıkıntılar nimet sayılmaktadır.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
“İnsanların elleriyle kazandıkları (günahları) yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Belki dönerler diye, (Allah) onlara, yaptıklarının bir kısmını tattırıyordu.”[1]
Ama Allah-u Teâlâ, günah ve isyanda boğulmuş ve itaatsizlik ve başkaldırışları son hadde ulaşmış kimseleri kendi hallerine bırakarak ve tabiri caizse onlara meydan vererek sırtlarındaki günah yüklerinin ağırlaşmasıyla cezaların en fazlasına müstahak olmalarını beklemektedir. Bunlar arkalarında bıraktıkları köprüleri viran ederek, arkalarında geriye dönüş yolu bırakmamakla birlikte hayâ ve iffet perdelerini yırtıp, ilahi hidayete nail olma şerefini tamamen elden veren kimselerdir.
Nitekim “Al-i İmran Suresi’nin” 178. ayeti de bu konuyu vurgulamaktadır:
“İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine süre vermemiz, kendileri için hayırlıdır. Biz onlara süre veriyoruz ki günahı artırsınlar. Onlar için alçaltıcı bir azâb vardır.”
Aynı şekilde İslam’ın kahraman hanımı Hz. Zeynep (s.a), Şam’da zorbacı ve diktatör hükümet karşısında yaptığı konuşmasında, bu ayeti haddini aşan ve dönüşü olmayan günahkârların başı olan Yezit karşısında delil olarak getirerek şöyle demiştir:
“Ey Yezit! Sen bugün sevinçlisin ve dünyanın genişliğini bize dar edip gökleri bize kapattığın ve bizleri esirler gibi bir o diyara bir bu diyara sürüklediğin için gücün senin elinde olduğunu mu zannediyorsun? Allah katında bizim itibarımızı yitirdiğimizi, gözden düştüğümüzü, buna karşılık sizin de yüceldiğinizi, şereflendirildiğinizi mi düşünüyorsun? Yanlış yapıyorsun, Allah’ın sana vermiş olduğu bu fırsat ve özgürlük sırtındaki günah yükünün artması içindir ve Allah’ın alçaltıcı azabı seni beklemektedir…”
Bir Sorunun Cevaplandırılması
Ayrıca yukarıdaki Ayet-i Kerime birçoklarının akıllarında yer eden, “neden zalim ve günahkâr insanların çoğu bolluk içindeler ve cezalandırılmamaktalar” sorusuna cevap vermektedir.
Nitekim Kur’an-ı Kerim’de; bunların ıslah olmayan insanlar olduğu, tıpkı yaratılış sünneti ve irade özgürlüğü usulüne göre düşündükleri ve hak ettikleri cezanın en doruğuna ulaşıncaya kadar kendi hallerine bırakıldıkları, belirtilmiştir.
Bunun yanı sıra; bazı Kur’an ayetlerinden, Allah-u Teâlâ’nın bazen bu tür insanlara fazla nimet vererek, kazanç ve mutluluk lezzeti bolluğu içinde boğulurken, ani bir şekilde bu dünya hayatında en yüksek işkenceleri tatsınlar diye verdiği her şeyi onlardan aldığını, çünkü böyle müreffeh yaşamdan ayrılmanın ne kadar zor olduğunu, anlamaktayız. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in “En’am Suresi” 44. ayetinde şöyle buyrulmuştur:
“Kendilerine yapılan uyarıları unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar bütün ümitlerini yitirdiler.”
Hakikatte bu tür insanlar, zulüm ağacından yukarı çıkıp ve her ne kadar yükseldikçe daha mutlu olan ve ağacın tepesine vardığında ansızın tufanın çıkmasıyla yukarıdan feci bir şekilde düşerek bütün kemikleri kırılan insana benzemektedir.[2]

 
İmandan Yoksun İnsanlar Neden Müreffeh Yaşam Sürmektedirler?
Araf Suresi’nin 96. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُواْ وَاتَّقَواْ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَاتٍ مِّنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ…

“(O) ülkelerin halkı inanıp (kötülüklerden) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık…”
Bu ayete bakarak, “eğer iman ve takva çeşitli ilahi nimetlerin nazil olma sebebiyse, neden imandan yoksun milletleri nimet ve bolluk içinde görmekteyiz?” sorusu gündeme gelmektedir.
Bu sorunun cevabı iki meseleye dikkat çektikten sonra açıklığa kavuşacaktır:
1- İman ve takvadan yoksun milletlerin nimet ve bolluk içinde yaşadıkları varsayımı, zenginliği huzur sebebi bilmek kadar büyük bir hatadan kaynaklanan büyük bir yanlıştır.
Halkın geneli, teknoloji ve zenginlikte en fazla ilerleyen her milletin daha huzurlu olduğunu düşünmektedir. Hâlbuki bu toplumların derinliklerine nüfuz ederek onların cisimlerini ruhlarına kırdıran can alıcı dertlerini yakından müşahede ettiğimizde onların yeryüzü üzerindeki halkların en çaresizleri oldukları kanısına varacağız. Bütün bunlar bir kenara, bu göreceli ilerleme, enbiyaların öğreti metinlerinde yer alan çaba, gayret, programlı olma ve sorumluluk hissi usullerini uygulamaları sonucundadır.
Bu günlerde bu bölümün tefsirini yazarken, maddi dünyanın en zengin ve teknolojik noktalarından biri olan “New York”ta ani bir elektrik kesintisi sonucu tuhaf olayların meydana geldiği haberi gazetelerde yayınlandı. Yani halkın birçoğu mağazalara saldırarak dükkânlarda bulunan malları yağmaladılar ve bu yağmalarda 13 bin kişi polis tarafından gözaltına alındı.
Kesinlikle yağmacıların asıl sayısı zamanında kaçma fırsatı bulamayarak yakalanan yağmacı sayısının birkaç katıydı. Aynı şekilde onların, ortak şekilde önceden hazırlanmış bir soygunu gerçekleştirecek kadar uzman soyguncu olmadıkları da kesindir; çünkü bu olay aniden gelişen bir hadisedir.
Buna dayanarak şöyle netice alabiliriz; bir elektrik kesintisiyle zengin tabiri caizse modern bir şehrin binlerce insanı soyguncu olmaktadır. Bu sadece ahlaki değerlerin çökmüş olduğuna delil değil, toplumsal emniyetsizliğinde aşırı derece olduğunun bir göstergesidir.
Gazetelerde bu haberi tamamlayan başka bir haber daha vardı. Bu olaylar esnasında “New York”un meşhur beş yıldızlı otellerinin birinde ikamet etmekte olan tanınmış şahsiyetlerinden birisi bu konuyla ilgili olarak, “elektrik kesilmesi otelin koridorlarında yürümenin tehlikeli olmasına neden oldu, öyle ki otel görevlileri müşterilerinin yağmacıların azimetine uğramamaları için hiç kimsenin tek başına koridorlardan geçerek odalarına varmalarına bile izin vermemekle kalmayıp müşterileri onar kişilik veya daha fazla olan silahlı ekiplerle odalarına götürüyorlardı!” diye belirtti. Aynı şahıs sözlerinin devamına, açlık şiddetli sıkıntı vermedikçe odadan dışarı çıkmaya cüretinin olmadığını, ekledi!
Ama bu tür elektrik kesilmeleri, hiçbir zaman gelişmemiş doğu ülkelerinde böyle sorunları meydana getirmez ve bu olaylar onların teknoloji ve zenginlikte yüksek düzeyde olmalarına rağmen güvenliğin en azına bile sahip olmadıklarını göstermektedir. Bütün bunlar bir kenara, canlı tanıklar o bölgelerde adam öldürmenin su içmek kadar bu denli basit olduğunu söylemektedirler.
Eğer bütün dünyayı bu şartlarda yaşaması için bir insana verseler onun, dünyanın en zavallı insanı olacağını görürüz. Dahası, güvenlik sorunu onların tek sorunu değildir; bununla beraber her birinin kendi yerinde ıstırap veren başka birçok toplumsal sıkıntıları da bulunmaktadır. Bu hakikatleri göz önünde bulundurarak zenginliği huzurla karıştırmamak gerekmektedir.
2- Neden iman ve takvalı olan toplumların geri kaldığı, söylemine gelince, eğer “iman ve takvadan” kasıtları sadece Müslümanlık ve enbiyaların getirdiği öğretilere usulen bağlı oldukları iddiasıysa, evet kabul ediyoruz bu tür insanlar geri kalmışlardır. Ama bildiğimiz gibi “iman ve takvanın” hakikati, amellerimize ve yaşantımızın bütün yönlerine nüfuz etmeden başka bir şekilde sadece iddiayla gerçekleşmez.
Büyük bir üzüntüyle belirtmeliyiz ki, günümüz Müslüman toplumlarında, İslam’ın ve Peygamberler (s.a.a)’in öğreti temelleri ya terk edilmiş ya da terk edilmeye yüz tutmuştur ve bu toplumların çehresi, hakiki Müslüman çehresi değildir.
İslam, temizliğe, doğruluğa, emanete, gayret ve çabaya davet etmektedir; ama nerede o emanet ve gayret? İslam ilme, bilgiye ve uyanıklığa davet etmektedir; ama nerede o dopdolu ilim ve bilgi? İslam birliğe, safları sıkılaştırmaya ve fedakârlığa davet etmektedir; acaba gerçekten bu esaslar kâmil bir şekilde İslam toplumlarında uygulanıyor mu? Son olarak, İslam’ın farklı ve biz Müslümanların farklı olduğunu itiraf etmemiz gerekir.[3]

———————————————————————-

1] Rum Suresi, 41. ayet.
[2] Numune Tefsiri, c. 3, s. 183.
[3] Numune Tefsiri, c. 6, s. 268.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar