ip4YzrptMu

“Türkiye’nin Güvenliği, Rusya ile İlişkileri Düzeltip İran’la Diyalog Kurmaktan Geçiyorsa Neden Bundan Sakınalım ki?”

Yeni Şafak yazarı Salih Tuna, Suriye ile ilişkilerin geldiği noktaya değindiği yazısında, “ABD’yle ilişkilerimizi neden sürdürüyorsak, Mavi Marmara’da kardeşlerimizi katleden, Gazze’yi toplama kampı haline getiren İsrail terör devletiyle neden ilişki kurmaya çalışıyorsak aynı nedenle Suriye’ye yeniden bakmak durumundayız” ifadelerini kullandı.

Yeni Şafak yazarı Salih Tuna, Suriye ile ilişkilerin geldiği noktaya değindiği yazısında, “ABD’yle ilişkilerimizi neden sürdürüyorsak, Mavi Marmara’da kardeşlerimizi katleden, Gazze’yi toplama kampı haline getiren İsrail terör devletiyle neden ilişki kurmaya çalışıyorsak aynı nedenle Suriye’ye yeniden bakmak durumundayız” ifadelerini kullandı.

Yazının tamamı şu şekilde:

Malumunuz, İsrail terör devletiyle ilişkilerimizi belirli “prensipler” doğrultusunda düzeltmeye gayret ediyoruz.
Daha evvel de, Suriye ile İsrail arasında “arabuluculuk” yapıyorduk.

O vakitler, HAMAS lideri Halit Meşal Suriye’de barınıyordu.
ABD, Halit Meşal‘i barındıran ve 2006 Haziran’ında İsrail’i unutulmaz yenilgiye uğratan Hizbullah‘ın lideri Nasrallah‘ın “direnişin sırtı” olarak tanımladığı bu Suriye‘yi “terörist ülke” ilan etmişti.

Lakin…

Türkiye, komşusu ve sınırdaşı Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasına, Irak benzeri işgal edilmesine şiddetle karşı çıkmış, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana tavrını net bir şekilde ortaya koymuştu.

Bununla da kalmamış, Suriye hakkında Siyonistlerin yerleştirmeye çalıştığı “terörist devlet” algısını yıkmak için de elinden geleni yapmıştı.

Aynı şekilde, ambargo altında inleyen İran‘la ticaret hacmini geliştiren ülke yine Erdoğan Türkiye’siydi.

Yazık ki yazık…

İran medyası son zamanlarda, sırf İran’a düşmanlık yapmadığı için Erdoğan‘ı “İrancı” ilan eden bizdeki paralelcilerle aynı frekansta yayın yapıyor, Erdoğan’ı itibarsızlaştırmak için paralelciler gibi olmadık tezvirlere başvuruyor.

Hâlbuki Erdoğan Türkiye’si, İran’ı, uğratıldığı tüm haksızlıklara karşı hep savundu.

Mesela, BM Güvenlik Konseyi‘nin İran’a yeni yaptırımlar öngören karar tasarısına Brezilya ile birlikte “hayır” oyu kullandı.

ABD’ye, “nükleer silah yapacak iddiasıyla İran’a ambargo uyguluyorsunuz ama ağzına kadar nükleer silahla dolu İsrail’e ağzınızı açmıyorsunuz” diye yüksek sesle itiraz eden Erdoğan‘dan başka lider yoktu…

Zamanla birçok şey değişti…

ABD, boğmaya çalıştığı İran’ın Suriye’ye bilfiil müdahale etmesine itiraz etmedi. Nükleer anlaşma sonrasında da İran’ın “dondurduğu” mal varlığını serbest bıraktı.

Aynı ABD, daha dün durduk yere “terörist ülke” ilan ettiği Suriye rejimi, kendi halkına karşı (ABD’nin kırmızı çizgimiz dediği) kimyasal silah kullanınca, “terörist ülke” ifadesini ağzına almaz oldu.

İran’ın önünü Irak’tan Suriye’ye kadar açan ABD “stratejik ortağı” Türkiye’ye ne yaptı peki?

Ne yapacak, “paralel örgütün” merkez üssü olmayı sürdürdü.

Başka?

Gezi kalkışmasını destekledi…

Başka?

Türkiye, PKK ile organik bağını belgeleriyle kanıtladığı halde (aslında kanıtlanacak da bir şey yok; Kandil’den İmralı’ya kimsenin inkâr etmediği gerçek bu) PYD’ye “kara kuvvetlerimiz” diyebildi.

Türkiye de işte bu ABD’nin mahut “kara kuvvetlerine” fırtına obüsleriyle gündüz gözüyle vurdu.

Çok değişik bir “stratejik ortaklık” serüvenidir bu!

Fakat bunda anlaşılmayacak bir şey yoktur.

Zira dış politika durağanlığı, hamaseti, romantikliği kaldırmaz.

Şartlar değişince denklem de haliyle değişir. Yeni denklemde var olabilmek için her şeyden evvel şartları iyi fehmedip ona göre pozisyon almak icap eder.

Gözümüzün içine baka baka malum terör örgütünü “kara kuvvetleri” olarak yutturmaya çalışan ABD’yle ilişkilerimizi neden sürdürüyorsak, Mavi Marmara‘da kardeşlerimizi katleden, Gazze‘yi toplama kampı haline getiren İsrail terör devletiyle neden ilişki kurmaya çalışıyorsak aynı nedenle Suriye‘ye yeniden bakmak durumundayız.

Mevzubahis olan vatandır.

Şayet, Türkiye’nin güvenliği ve istikbali, Rusya ile ilişkilerimizi behemehâl düzeltip İran’la sağlıklı diyalog kurmaktan geçiyorsa neden bundan sakınalım ki?

İslamî Analiz/




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir