1460360586656_jpg_852x400_q90_box-0,60,960,518_crop_detail

TÜRKİYE IRAK’TAKİ TÜRKMENLERİ VE AZERİLERİ ŞİA DİYE DIŞLIYOR

Ermenistan işgali altında bulunan Dağlık Karabağ’da Azerbaycan-Ermenistan arasında son zamanlarda yaşanan sorunları değerlendirmeye devam ediyoruz. Kafkaslar ve Ortadoğu uzmanı, aynı zamanda Dağlık Karabağlı Global Düşünce ve Araştırmalar Merkezi Başkanı Hekim Alizade ile gerçekleştirdiğimiz röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz.

7SABAH-Diyorsunuz ki batının amacı Esad’ı devirmek değil de, istikrarsız, hareket edemeyen bir Suriye yaratmaktır. Böylece İsrail için tehdit oluşturan direniş cephesi işlevsiz hale gelmiş olur. Ancak Esad’ın direniş cephesinin bir parçası olduğu da ortada. Direniş cephesi diye gördüğümüz diğer oluşumlar buna müsaade eder mi?

Hekim Alizade-Şimdi şöyle bir durum var, eğer Esad’ı devirmek isteselerdi başka bir yol deneyeceklerdi. Kanaatim şudur ki ilk başta bu küresel güçler direk müdahale ederdi. Ama etmedi. Batının bu hesabı tutmadı, 3 aylık bir süre için Esad pes etmedi, bütün dayatmalara rağmen bırakıp gitmedi. Karşılarında direnen bir Esad vardı. Böyle olunacağı bilinseydi direk müdahale olurdu.

7SABAH-Direkt müdahale olmuş olsaydı Rusya ve İran’ı karşılarında bulamayacaklar mıydı?

Hekim Alizade-Yani o zaman İran’ın cephede olduğu çokta bilinmiyordu. Ruslar da yoktu cephede. yani zamanında, işte 4 sene önce 5 sene önce direk müdahale etmiş olsalardı şimdi belki herşey farklı olurdu. Ama aslında istenen de oldu. ABD, İsrail ve dostlarının istediği tam da buydu. Yani ekonomisi çökmüş, ordusu etkisiz kalmış bir Suriye… Biliyorsunuz, İsrail’in en çok korktuğu Arap ordusu Suriye ordusudur. Bu güçlü ordu şimdi ne hale getirildiğini görüyoruz. Bu güçlü ordu artık ancak savunma görevini yapıyor. Gerçi son zamanlarda bir toparlanmanın olduğunu gözlemliyoruz. Ama yine de gelinen nokta İsrail 20-30 yıl rahat nefes alabilecek.

7SABAH-israil’in bu savaşta karlı çıktığını görüyoruz. Zayıf bir Suriye, eksen kayması yaşayan Hamas ve yalnız kalan Hizbullah…

Hekim Alizade-Evet, Hamas Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerini tercih etti. Bir anlamda İsrail’in taleplerini yerine getirmiş oldular. Zaten istenen de buydu. Hizbullah ise, kendi savaş gücünü Suriye’ye kaydırdı ve ciddi kayıplar verdi. Zaten Hizbullah olası böyle durumlar için kurulmuştu. Suriye’de İsrail’in hedefine ulaşmaması için savaştı ve bunu başardı da. Eğer Hizbullah direkt müdahale etmemiş olsaydı direniş cephesi diye bir şey kalmazdı. İran ise büyük bir faktördür. Direniş cephesi bütün komplolara rağmen kazanan taraf oldu. Burada başka bir mesele daha var. IŞİD meselesi… Biz burada direniş cephesinin mücadelesini bahsederken, öte taraftan uluslararası komplonun stratejik hamlelerini de görelim. Mesela IŞİD’in hükümet kurduğu yer. Öyle bir alanda kuruldu ki, direniş cephesine karadan aktarılan yardımları engelliyor. İran’ın kullandığı yol, yani Irak-Musul karayolu… Bu yol Suriye’ye aktarılan yardımlar için kullanılıyordu. Ancak şuan IŞİD’in kontrolünde. Bu taktik İran, Irak ve Suriye arasındaki irtibatı kesme taktiğidir. Şuan İran sadece havadan yardımları ulaştırabiliyor. Körfez ülkeleri Hamas’ı direniş cephesinden koparmayı başarmış gibi, ancak İran’ın stratejik hamleleri bütün hesapları alt üst etti. gelinen noktada İran ve direniş cephesi bu savaşın kazanan tarafıdır. Kaybeden ise Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleridir. Ve tabi ki onlarla birlikte hareket eden ülkelerdir.

7SABAH-Tam da bu nokta Türkiye’nin konumunu sormak istiyorum. Savaşa taraf olan ve başından beri Suriye’nin iç işlerine doğrudan dâhil oldu ve silahlı örgütleri açıktan destekledi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hekim Alizade-Türkiye burada en çok kaybeden devlettir. Irak’ta olduğu gibi, Irak’ta izlediği politikalardan dolayı amaçladığı hedeflerine ulaşamadı. Yaptığı hesaplar tutmadı. Suriye’de de aynı hatayı yaptı ve her açıdan kaybeden devlet oldu. Karşısında PYD gibi bir yapı oluştu. Irak’ta Barzani gibi güçlü faktör var. Yani Türkiye izlediği Kürt politikası ciddi bir sıkıntı…

7SABAH-Ama Barzani Türkiye’nin dostu…

Hekim Alizade-Barzani ile dostluk AKP döneminde bu kadar ilerledi. Bu dostluk da zorunlu bir dostluktur, başka bir seçeneği de yoktur. Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılan tek kapısı Kürdistan bölgesidir. Suriye’ye ihracat yapamayan Türkiye, Irak ve İran gibi komşu ülkelerle çok düşük bir ticaret yapıyor. Bu nedenle Barzani ile yakınlaşmak mecburiyetindedir. Suriye’ye yönelik izlediği politika Türkiye’nin büyük bir kaybıdır. Bu tutumundan geri adım atmalı, bu kendisi için bir sıkıntı olabilir ama Türkiye için doğru ve faydalı olacaktır. İsrail’le gergin bir süreç yaşadı ve sonunda geri adım attı. Aynı şekilde Suriye ve Esad’a karşı yürüttüğü politikadan vazgeçmesi ve Esad’la görüşmeye başlaması gerekir. Bu kez AKP’nin varlığı sorgulanır mı, evet sorgulanır.

7SABAH-Tam da bu nokta da tekrar Azerbaycan’a gidelim. Türkiye izlediği yanlış politikalardan dolayı Suriye’de ciddi bir sorun yaşıyor. Desteklediği unsurların tamamı yenildi. Her ne kadar da biz o unsurları desteklemiyoruz deseler de, Türkiye’nin durduğu yer Ahrar u Şam, Nusra, Abdulhamit han tugaylar, ÖSO ve benzeri unsurların olduğu cephedir. Ancak Türkiye gelinen noktada bu unsurlarla arasına mesafe koymaya çalışıyor. Kaybettiği Suriye cephesini ve halkta oluşacak bir takım yargıların önüne geçmek için Azerbaycan’a yöneliyor diyebilir miyiz? Söz konusu Ermenistan tarafından işgal edilen topraklar var. Karabağ meselesine dahil olup milliyetçi kesimi de arkasına alarak Suriye’de yaşadığı yenilgiyi unutturma düşüncesi olabilir mi?

Hekim Alizade-Burada ben Türkiye’nin gücünün bu kadar büyük ölçekte olduğunu düşünmüyorum. Türkiye, Kafkaslarda mesela ne savaş edebilecek bir devlettir, ne de orada gelişecek sorunlarla baş edebilecek bir devlettir. Suriye’de yapılan vekalet savaşında kendisine verilen rolü Kafkaslarda oynaması mümkün değildir. Karşısında Rusya var, yanında ise batılı ülkeler yok. Arkasında kimse yok.

7SABAH-Ama Türkiye BOP’ta eşbaşkan… Azerbaycan-Ermenistan geriliminde yeni bir siyaset üretemez mi?

Hekim Alizade-Evet, Türkiye’ye böyle bir görev verildi, o da görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştı. Kendisine verilen görev karşısında vaat edilenden daha fazlasını istedi ve çizginin dışına çıktı ve ayağını da kırdılar. Ancak bu hesapları Kafkaslarda yapması imkansız. Çünkü Kafkaslarda Ruslar var. Açık ve net söyleyeyim Kafkasların yüzde 80’ni Rusların kontrolündedir. Yani Rusların izni olmadan bir sinek bile uçamaz. Dolayısıyla böyle bir durumda Türkiye Kafkaslarda, Azerbaycan’da etkili olması mümkün mü? Son zamanlarda yansıtılmaya çalışılan Erdoğan’ın Azerbaycan çıkışları iç siyasete yönelik çıkışlardır. Azerbaycan halkı işgal edilen topraklarını geri almak için yıllardır mücadele ediyor. Gerektiğinde savaşmaya da hazırdır. Dolayısıyla Aliyev, Erdoğan’ın direktifleriyle ne savaşa girer, ne de toprakları işgal altındayken barışı imzalar.

 

7SABAH-Siz böyle diyorsunuz ama, Türkiye’de peş peşe patlayan bombalar var. Yetkililer bu patlamaların PYD tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. Ancak daha sonra bu eylemler IŞİD tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Bu eylemler kim ve ne için yapıyor olabilir ve bu eylemlere karşı tüm dünya duyarsız kalırken, Aliyev Türkiye’ye geldi. Burada Sayın Erdoğan’ın direktifiyle Azerbaycan-Ermenistan savaşı başlatıldı diyebilir miyiz, bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

Hekim Alizade-Türkiye’de patlamaların birçok nedeni vardır. Türkiye’nin PKK ile masaya oturduğu bir süreç vardı. Bu çözüm süreci bazı çevreleri rahatsız ediyordu. Birileri barışı istemediği için bombalı eylemler başlatarak süreci ortadan kaldırmak istedi. Bir başka neden ise, Suriye’deki son durumlardır. Emperyalist cephe orada büyük bir yenilgi yaşayınca, itini-köpeğini oradan çekti. Bir tek Türkiye oradan çıkamıyordu. Amerika, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri kendileri girmek yerine besledikleri örgütleri soktu. Kullanımlık olan bu örgütler, yeri geldiğinde çok rahatça işlevsiz hale getirebiliyorlar. Türkiye ise, böyle bir pozisyona sahip değildir. Çünkü söz konusu örgütlerin tamamı Türkiye topraklarından Suriye’ye geçiş yaptı. Bir kısmı da Türkiye’de örgütlendi. Türkiye bu anlamda en büyük hatasını yapmış oldu. Bu örgütlerin Türkiye’nin başına bela olacakları aşikârdır. Böyle bir ortamda Cenevre görüşmeleri başlatıldı. Bu barış görüşmeleri başladığında Türkiye tarafı karşı çıktı ve masaya oturmak istemedi. Çünkü ne Suriye’den çıkabiliyor, neden Suriye’den gelen tekfirci akımları ve cihadist yapılanmaları ülkeden çıkarabiliyor. Bu patlamaların bana göre tek sebebi Türkiye’yi masaya oturtmaktır. Aliyev’in Türkiye ziyareti bu kapsamda değerlendirmek doğru değildir. Yani Sayın Aliyev’in Erdoğan’ın direktifiyle savaşı başlattı demek doğru bir tespit olamaz. Zira Rusya’nın izni olmadan Aliyev bir adım dahi atamaz.

7SABAH-Peki o zaman Rusya madem bu konuda etkilidir, o halde Suriye’den kısmi olarak çekilmesi ve Azerbaycan-Ermenistan arasında bir gerilim yaratarak dikkatleri Kafkaslara çekti. Suriye’yi de ikinci plana attı diyebilir miyiz? Ya da bizim göremediğimiz başka bir şey mi var?

Hekim Alizade- Rusların Suriye’ye girmesinin tek sebebi IŞİD değildir. Ancak IŞİD en büyük etkenlerden biridir. IŞİD’in petrol politikası, bu petrolü Türkiye üzerinden satıyordu. Ucuz petrol satması Rusya’yı etkiliyordu. Rusya bu ikmal yolunu kesti. İkincisi Esad’ın Akdeniz’de sıkıştığını gören Rusya, kendisinin orada varlığının tehlikeye gördüğünü düşünerek hareket etti. Üçüncüsü ve en önemlisi Kafkaslarda kendisine büyük bir tehdit oluşturan tekfirci grupların Suriye’de toplanması oldu. Kendi toprakları dışında daha rahatça imha edeceğini düşündü. Nitekim de öyle oldu. Bu akımlara çok ciddi kayıplar verdi. Eğer bu akımlara karşı Suriye’de ezici bir darbe girişiminde bulunmamış olsaydı, Suriye’den sonra bu savaş Kafkaslarda sürecekti. Batı emperyalizmi bunun için her türlü hazırlığı yapmıştı. Ve diğer bir faktör ise, küresel arenada söz sahibi olma çabasıydı. Suriye’de bulunarak dünyaya artık ben de varım dedi ve kendisine yönelik bir savaşı Suriye’de durdurdu. Bütün bunları yaparken Kafkasya’yı da daha güçlü bir şekilde yanına aldı. En güçlü devletlerden biri de Azerbaycan’dır. Rusya, Avrasya kitabı diye bir şey kurmuş, Rehberi anımsatan bir şeydir. Azerbaycan orada denge unsurlarından birisidir. Nasıl ki Ukrayna yönetimini hemen devirdiler, batı yanlıları geldi ve orayı askıya aldılar. Aynı şey Azerbaycan için de geçerli. Azerbaycan burada bir şart koşuyor, diyor ki; ben Avrasya’da ancak bir şartla üye olurum. Benim işgal edilmiş topraklarım kurtulsun, bana geri verilsin. Ruslar da güçlü olan Azerbaycan’ı yanına çekmek için Ermenistan’ı sıkıştırıyor.

7SABAH-Azerbaycan’dan çok Türkiye açıklamalarda bulunuyor. Sayın Erdoğan’ın ateşkes şartları şunlardır demişti. Yani sanki Azerbaycan’ı da kendisi yönetiyormuş gibi bir algı yarattı. Erdoğan’ın bu çıkışları özelikle medya tarafından çok ciddi bir biçimde ele alındı. Yani İlham Aliyev’in yerine Erdoğan konuşuyor.

Hekim Alizade-Erdoğan’ın konuşmaları iç politikaya yönelik açıklamalardır. Bunun Azerbaycan üzerinde hiçbir etkisi yoktur. Aynı taktiği Türkiye’de de oynuyor. Güneydoğu’daki çatışmaları bu anlamda ele alan ve hamasetle çıkışlar yapıyor. Bunun karşısında milliyetçi akım Erdoğan’a yöneliyor. Dolayısıyla Azerbaycan ile ilgili çıkışları bu anlamda Türkiye’deki milliyetçi kesimin az kısmını etkileyebilir. Bir şey söyleyeyim mi, Karabağ’da savaşın en çetin olduğu dönemde bile Türkiye’den bize herhangi bir yardım gelmedi. Sadece 3-5 gönüllü geldi. Devlet olarak ne yanımızda durdu, neden yardımlarda bulundu.

7SABAH-Aklıma dönemin Türkiye cumhurbaşkanı Özal’ın bir sözü geldi…

Hekim Alizade-Evet, onlar Şii, biz Sünni’yiz. Onlar bizden çok İran’da daha yakınlar. İkinci bir şey, bizim Kelbezel diye bir bölgemiz var. Ermenistan’ın elinde olan bir şehirdir. Bu şehir için Azerbaycan’ın o dönemki başbakan yardımcısı ve beraberindeki heyetle Özal’ın yanına gidiyorlar. Bize helikopter verin, sivil helikopter.  Abluka altındaki sivilleri kurtaralım, büyük bir katliam yaşanmasın, Hocalı’da katliam yaşanmasın diye. Özal’ın cevabı, “ben helikopter veremem. Ben NATO üyesiyim, helikopter verirsem direkt savaşa müdahil olurum.” diyor. Yani yapmak istemediği bir yardımı NATO’yu bahane ederek vermiyor. Türkiye’nin bize yaptığı duygusallıktan başka bişey değildir. Evet, şimdi halk olarak Azerbaycan’la bir yakınlığı vardır. Halklar arasında bir kardeşlik bağı vardır. Fakat devlet olarak böyle bir politika söz konusu değildir. Çünkü Azerbaycan halkının yüzde 80’ni Şia’dır. Türkiye’nin Irak’taki Şii Türkmenlere bakışı neyse, biz Azerilere yönelik bakışı da aynıdır.

7SABAH-Konu buraya gelmişken Türkiye-İran ilişkileri ne durumdadır, bunu değerlendirmenizi isteyeceğim. İran’a uygulanan ambargolar kaldırıldı. Bütün ülkeler yatırım yapmak ve ticari ilişkiler kurmak için sıraya girdiğini görüyoruz. Ancak Türkiye sanki biraz dışarıda kalmak istiyor. Sizce böyle bir görüntü var mı?

Hekim Alizade-geçtiğimiz gönlerde sayın Davutoğlu İran’a gitti. Sonra İran dışişleri bakanı Türkiye’ye geldi. En son olarak da Azerbaycan, Türkiye ve İran dışişleri bakanları İran’da bir araya geldi. Bu buluşmanın ilki Van’da gerçekleşmişti. Bu görüşmelerde sadece ekonomik konular ele alındı. Ambargo döneminde Türkiye İran’ın yanında durdu. Şimdi buna karşılık İran’dan bir beklentisi var. Ki başbakan Davutoğlu’nun bu anlamda açıklamaları vardı. Ben bu süreçten sonra daha iyi gelişmeler yaşanacağına inanıyor.

7SABAH-İran’ın bu talep karşısında tutumu nasıl olabilir sizce?

Hekim Alizade-İran her zaman Türkiye ile ekonomik ilişkilerini sağlam tutmaya çalışıyor. Bundan sonra da bu ilişkileri daha da sağlamlaştıracağını düşünüyorum. Şuan çok önemli Türk şirketleri İran’da iş yapıyor. Hatta adını vermek istemediğim bir Türk firması İran’da 900 kilometre demir yataklarını ihaleyle aldı. Yani daha doğrusu bu ihale Türk firmasına verildi

7SABAH-Bütün bu değerlendirmelerin sonun ben şöyle bir kanaate varıyorum; bölgedeki bütün sorunların üstesinden ancak bölge ülkeleri gelebilir. Siz buna katılıyor musunuz?

Hekim Alizade-Ben her zaman söylüyorum, Azerbaycan Karabağ sorununun çözümü batılılarla değil, bu sorun bölgesel bir sorundur, ancak bölge devletlerinin girişimiyle çözüme kavuşur. Şimdi Karabağ Kafkasya’nın kuzeyinde ve güneyinde 3 tane ülke vardır. Kürdistan, Ermenistan ve Azerbaycan’dır. Bir de bu 3 ülkeyi çevreleyen büyük devletler vardır. Rusya’dır İran’dır ve Türkiye’dir. Bu 6 devlet bir araya gelerek oturup kendi sorunlarını çözmesi gerekiyor. Yoksa bölgede bu sorunların bitmesi mümkün değildir. Bu sorunlar çözüme kavuşturulduğu takdirde her açıdan bölgede büyük bir kalkınma yaşanacaktır. Bu ülkelerin birbiriyle siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik alanlarda işbirliği güçlenir. Dolayısıyla ben sizin temas etiğiniz konular önemlidir, değindiğiniz görüşmeler çok fayladır diye düşünüyorum.

7SABAH-Bize vakit ayırdınız, bilgilerinizle yaptığınız değerlendirmeler için teşekkür ediyoruz.

Hekim Alizade-Ben teşekkür ederim




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir