Safer Ayının 28. Günü Münasebeti ile

0

Hz. Ali’nin (a.s) diliyle Hz. Peygamber (s.a.s) Kendi deyimiyle peygamber’in vefatından sonra devamlı onun yasını tutmuş olan Hz. Ali’nin (aleyhi selam) diliyle, değerli İslam peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.s) hayat hikâyesini burada ele alacağız.

Allah, peygamberleri en üstün emanet yerlerine emanet etmiş, en hayırlı karar yerlerinde kararlaştırmış­tır. Kerim sahibi babaların sülbünden, temiz kılınmış ana rahimlerine aktarmış­tır. Onlardan biri gidince, diğeri Allah’ın dinini ayakta tutmak için onun yerine geçmiştir. (94. hutbe)

Allah, Adem’in çocuklarından nebiler seçti. Onlardan vahiy üzerine söz ve risaletini teb­liğ üzerine emanetlerini (emanete riayet edeceklerine dair söz) aldı… Münezzeh olan Allah kullarını gönderilmiş elçiler­den, indirilmiş kitaptan, gerekli bir hüccetten ve apaçık doğru yolu göstermekten mahrum bırakmamıştır. Sayı­ları­nın azlığı ve yalanlayıcılarının çokluğu peygamber­leri engellememiştir. Önce gelen bir sonrakini, sonra gelen öncekini tanıtmıştır. Böylece asırlar birbiri ar­dınca geçti, zaman akıp gitti. Babalar gitti, yerine oğul­lar geçti. (1. hutbe)
Peygamber’in doğum ve eğitim yeri
Peygamber’in kararlaştırdığı yer, karar yerleri­nin en hayırlısıdır. Bittiği yer, biten yerlerin en şe­reflisidir. Keramet madenlerinde, selamet, beşiğinde yetişmiş, iyilerin kalpleri ona yönelmiş, inananların gözleri ona meyletmiştir. (96. hutbe)
Allah, Muhammed’i; -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- nebiler soyundan, ışıklar saçan en yüce yerden, Mekke’nin göbeğinden, karanlıkları aydınlatan nurlardan, hikmet kaynaklarından seçmiştir. (108. hutbe)
Çocuklu­ğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlak bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisinden hayır umulanların en cömerdi idi. (105. Hutbe)
Allah, Peygamberini aydınlatıcı bir nur, şüpheleri gideren kesin bir delil, apaçık bir program ve yol gösterici bir kitapla gönderdi. Ailesi en hayırlı aile, soyu en iyi soydur. Dalları düzgündür, meyveleri kolay toplanır. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer tertemiz Medine’dir. İsmi orada yücelip sesi orada duyuldu. Allah onu yeterli delille, şifa veren öğütle, halkı düzene sokacak bir davetle gön­derdi. (161. Hutbe)
Şahadet ederim ki Muhammed – Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- Allah’ın kulu ve elçisidir. Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim, ya­zılmış bir kitap, parıldayan bir nur, ışıldayan bir ışık ve insanlar arasında hükmeden bir emirle şüpheleri gider­mek, apaçık delillerle delillendirmek, mucizeleriyle sa­kındırmak ve cezalarla korkutmak için gönderdi.
(2. hutbe)
Peygamber’in bi’setinin felsefesi
Allah, Muhammed’i, – Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- Peygamberlerin gönderilmediği bir dönemde ve farklı söylemlerin çatıştığı bir zamanda göndermiş­tir. Kendisini peygamberlerin peşinden göndermiş ve onunla vahyini sona erdirmiştir. Resul de O’ndan yüz çevirenlerle ve O’na ortak koşanlarla Allah yolunda cihad etmiştir. (133. Hutbe)
Allah Muhammed’i (s.a.v), kullarını putlara kulluktan kur­tarıp kendine kulluğa, şeytana itaatten ayırıp kendine itaate çağırması için hak ile gönderdi. O’nu, habersiz oldukları Rablerini bilsinler, inkarlarından sonra onu ikrar ve ispat etsinler diye, kullarına apaçık anlatıp hükümlerini bildirdiği Kur’an ile gönderdi. Noksan sı­fatlardan münezzeh olan Allah, kudretini göstererek onlar görmeksizin kitabında tecelli etti; onları kahrıyla korkuttu. Felaketlerle helak ettiklerini nasıl helak et­tiğini, biçtiklerini nasıl biçtiğini gösterdi. (147. Hutbe)

 
Peygamber’in bi’setinin getirdikleri
Resulullah’ın – Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun-  evli olarak zina eden kimseyi recmettikten sonra üzerine namaz kıldığını, mirasını da mirasçılarına verdiğini bilirsiniz. Katili öldürtmüş, mirasını ehline paylaştırmıştır; hırsız­lık edenin eli kesilmiş, zina eden bekâra celde (yüz sopa cezası) uygulanmış, ama ganimetlerden paylarına düşeni de vermiştir. Onlar da Müslüman kadınları nikâhlamışlardır. Resulullah onlara suçlarının cezasını vermiş, Al­lah’ın hukukunu tatbik etmiştir. Ama İslam’daki payla­rından onları men etmemiş, adlarını Müslümanlıktan çıkarma­mıştır. (127. Hutbe)
Peygamber’in -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- züht ve takvası
Peygamber, – Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- dünyayı çok küçük saymış, küçümse­miştir. Değersiz görmüş, ciddiye almamıştır. Bilmiştir ki Allah burasını hor olduğu için bilerek ondan uzak tutmuş ve başkasına ver­miştir. Bu yüzden kalbini dünyadan çe­virmiş, onun adını gönlünden çıkarmıştır. Onun süsü­nün gözden uzak olmasını, gösterişli bir elbise ya da bir mevki edinmemek için daha sevimli bulmuştur. Halkın özrü kalmasın diye Rabbinden haber vermiş, ümmetine uyarıcı olarak nasihat etmiş, müjdeci olarak cennete ça­ğırmış, korkutucu olarak ateşten korkutmuştur. (109. Hutbe)
Peygamber’in -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- şecaati
Ne zaman savaşın şiddeti artarsa, bizler Allah’ın Resulüne – Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- sığınırdık, o an içimizden düşmana en yakın olanımız Resulullah’tan başkası olmazdı. (hikmetli sözler 9, hayret verici hikmetler bölümünden)
Peygamber, -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- sade yaşam örneği
Öyleyse tertemiz olan Peygam­bere – Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- uy; çünkü onda uyacak kimse için güzel örnekler, yaslanacak kişiye yaslanacak yerler vardır. Allah katında kullarının en sevgilisi, nebisine uyup onun yolunu izleyen kimsedir. Dünyada ağız dolusu bir lokma yemediği gibi, gözünün ucuyla bile bakmadı ona. Dünya ehlinin, bedeni en zayıf karnı en aç olanıydı, Dünya ona sunuldu, kabul et­medi. Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın buğzettiği şeyi bildi de buğzetti, hor gördüğünü hor gördü ve küçük gördüğünü de küçük gördü. (160. Hutbe)
Peygamber’in -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- Mücadelesi
Şüphesiz biz hep Resulullah -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- ile beraberdik. (Bu uğurda) Babalarımızı, oğullarımızı, kardeşlerimizi, amcalarımızı öldürü­yor­duk. Bu sadece imanımızı, teslimiyetimizi doğru yol­daki seba­tımızı, acılara sabrımızı, düşmanla cihad faali­yet­lerimizi arttırıyor, güçlendiriyordu. Bizden biri düş­man asker­lerden biriyle savaşıyor, iki koç gibi birbirine saldırı­yor ve “acaba hangisi diğerini ölüm bardağı ile suvara­cak?” (diye bekliyorduk.) Bazen biz düşmanımıza üstün-galip gelir­dik, bazen de düşmanımız bize üstün-galip gelirdi. Al­lah-u Teâlâ doğruluk ve dürüstlüğümüzü gö­rünce düş­manımızı hor-hakir kıldı ve bizlere zafer nasib etti. So­nunda İslam her yere yayıldı ve kendine geniş bir yer edindi. Canıma/ömrüme ant olsun eğer sizin gibi (ihmalkâr-tembel) davransaydık dinin bir tek direği dikilmez, iman ağacının bir tek dalı yeşermezdi. Allah’a ant olsun bu yap­tıklarınızdan dolayı kan sağacak, sonra da çok pişman ola­caksınız. (56. Hutbe)
Peygamber’in -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- mateminde
Peygamber, -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- Dünyadan karnı aç olarak, ahirete esenlik içinde vardı, taş üstüne taş koymadan rabbinin yolunu tuttu, davetine icabet etti. Rabbimiz onu bize uyulacak, tabi olunacak biri olarak göndermekle ne büyük lütufta bulunmuştur! (160. Hutbe)
Resulullah, -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- başı göğsümde, bedeni ellerimde olduğu halde can verdi ve böylece gözlerimin önünde geçti gitti. O’nu (s.a.v) yıkamayı üstlendim, melekler de bana yardım ediyordu. Adeta evin altı üstü feryat ediyordu. Bir grup melek iniyor, bir grup da göğe çıkıyordu. O’nu yatacağı yere koyuncaya kadar, meleklerin selam ve dua sesleri, feryat ve figan­ları kulağımdan gitmemişti. Ölüyken de diriyken de O’na benden daha layık kim var!? Basiretinizi çalıştırın, düşmanınızla savaşma niyeti­nizde sadık olun. Kendisinden başka ilah olmayan Al­lah’a ant olsun ki, ben dosdoğru hak yoldayım; onlar ise ayakları kaydıran batıl yoldalar. Duyduklarınızı söylü­yor, Allah’tan kendim ve sizin için bağışlanma diliyo­rum. (197. Hutbe)
Defni sırasında Resulullah’ın kabri başında: “Sabır güzeldir, ancak senin için değil. Sabırsızlık kötüdür, fakat senin için olan müstesna. Senin musibetine uğramanın üzüntüsü oldukça büyüktür; (ama) senden önceki ve sonraki musibetler bunun yanında küçüktür.” (hikmetli sözler 292)

 
Hz. Emire’l Mümin’in Ali’nin (aleyhi selam) Hz. Peygamber’e -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun-  gusül verdiği sıradaki sözleri
“Anam babam sana feda olsun Ya Resulullah! Başka­sının vefatıyla kesilmeyecek olan nübüvvet ha­berleri ve göklerden gelen hükümler senin vefatınla ke­sildi. Sen­in vefatının bir özelliği vardır; senin ölümünün musibetine duçar olanlar, başka musibetleri unuttular ve herkes aynı şekilde senin ölümünün musibetinde yasa büründü. Sabrı emretme­seydin ve sabırsızlık göstermekten nehy etmeseydin, göz pınarlarım kuruyup, göz yaşlarım tükeninceye kadar ağlardım da derdim şifa bulmaz, hüznüm bitmez ve yine bütün bunlar senin için az olurdu! Fakat ölüme engel olmak ve savmak da mümkün değildir. Anam babam sana feda olsun! Rabbim katında bizi hatırla, bizi unutma!” (235. Hutbe)

 
İslam ümmetinin Resulullah’tan -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun-  sonraki akıbeti
Bir grup imtihan edici fitnelerin üzerine yürüdü ve (hak yolunda) kılıçlarını çekerek savaşmaya koyuldular. Onlar direnişlerinden dolayı Allah’ı minnet altında bırakmadılar; hak uğrunda nefislerini feda etmelerini büyük görmediler. Kazanın/kaderin ger­çekleşti­ğine hükmedildikten sonra imtihan dönemi bitti. Basiretle kılıç salladılar ve öğüt verenin emriyle Rablerine yakınlaştılar. Bu Resulullah’ın -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun-  vefatına kadar böyle devam etti.
Ondan sonra bir bölük topukları üze­rinde geri döndüler. Helak edici çeşitli yollarda yürüdüler. İçlerinden geçen batıl inançlara dayandılar. Yakın olmayanlarla birleştiler, sevgileri emredilen sebebi (Ehl-i Beyt’i) terk ettiler, binayı te­melinden söküp, başka bir yerde kurdular. Onlar her hatanın kay­nağı, insanı şaşırtan her şiddetin, aşırılığın kapısıdır. Şaşkınlıkta bocaladılar, sarhoşlukta kendile­rinden geç­tiler. Firavun ehlinin sünnetine uya­rak, bir kısmı dünyaya bağlandı, bir kısmı da dinden ay­rılıp din düşmanı oldu.” (150. Hutbe)
Son söz
Allah’ım!… En değerli rahmetini ve aşkın bereketini kulun ve elçin Muhammed’e -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun-özgü kıl ki o kendinden önce gelip geçen peygamberlerin sonun­cusu, kilitlenmiş şeyleri açan, Hakkı burhan ile aşikâr kılandır. (72. Hutbe)

Allah’ım (rahmet ve ihsan) gölgende ona geniş, ferah bir yere ver, fazlından kat kat hayırlar nasip et, Al­lah’ım onun binasını (önceki) bina yapanların binasın­dan (onun dinini, önceki dinlerden) yüce kıl, nezdinde derecesini değerli kıl. Nurunu tamamla, risaletini kabulüne karşılık olarak tanıklığını kabul et. Adalet mantığının sahibi ve hak-batılı ayıran peygamberin sözünü makbul, rızana uygun kıl. Allah’ım yaşamı iyi, nimetleri ebedi, arzu ve dilekleri makbul, istek­leri lezzetli, huzuru çok, dinlenme merkezi ve iyi mükâfatları olan yurtta, bizi onunla bir araya getir.” (72. Hutbe)