Kars Ehlibeyt

  • Oturum Aç
  • Kayıt Ol
    Kayıt
    Yıldız işareti (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    e-Posta: *
    Şifre: *
    Şifre Tekrarı: *
  • Arama Yap
Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow Peren Birsaygılı arrow Musa'nın ve İbrahim'in sahifeleri
Musa'nın ve İbrahim'in sahifeleri PDF Yazdır e-Posta
Çocukken kuzenim bir şaka yapmıştı bana. Beraber yürürken ansızın koşmaya başlayarak kaybolup gitmişti. Peşinden koşmuş ve bir yol ağzına gelmiştim. Epey korkmuştum da…Onca engelleme girişimine karşın, bir türlü vazgeçilemeyen ve gizlice sürdürülen Kemalettin Tuğcu okumalarının bir etkisiydi bu korku. Kaçırılan ve bir daha bulunamayan çocuklara dair o kadar çok hikaye okuyorduk ki…Dilenci çetelerince kırılan bacaklar, burkulan kollar, eğer şanslıysanız ve tesadüfler sizden yana ise, seneler sonra geri kazanılan bir aile…

 

Ben de korkmuştum işte, ancak korkunun ecele faydası yoktu ve kimi zamanlar en korkuncunun hareketsiz kalmak olduğunu bilecek kadar büyümüştüm de aslında enikonu. İşte bu yüzden harekete geçerek, her ne olursa olsun yolun sonuna kadar koşmaya karar verdim. İki ihtimal vardı önümde. Sağa baktım…Sola baktım ve sola doğru koşmaya başladım. Bir süre koştuktan sonra da, kuzenimi boş bir arsada beni beklerken buldum.

 

O da çok korkmuştu…Ağlıyordu…Ben de ağladım…Birbirimize sarıldık ama çok da kızmıştım..Ya kaçırsalardı bizi ?

 

O andan sonra, o dört yol ağzındaki yapayalnız halim hiç çıkmadı aklımdan. Ve insanlığın, ta eski çağlardan içinde yaşadığımız modern dünyaya uzanan serüvenini de, telaş içerisinde kendine bir yön tayin etmeye çalışan kalabalıkların trajedisi gibi görmeye başladım. Zira seçenekler, onları yutmaya hazırlanan birer masal devi gibi her çağda üzerine, üzerine geliyordu insanoğlunun.

 

***

 

Bireycilik mi? Yoksa toplumculuk mu?

 

Başka bir deyişle; Adam Smith mi ? Yoksa Karl Marx mı ?

 

Bir kere Adam Smith’i hiç sevmiyordum, zira çağımızın hastalığı menfaatperestlik Smith’in liberal felsefesinin temelinde yer alan ben-merkezci bireyciliğin ürünüydü. Ve bu bireyin toplumdan koparılarak yalnızlaştırılmasına yönelik bir uğraştı aslında. Yalnızlaşmış, kendi menfaatlerini toplumun çıkarlarının üzerinde tutan, yani herkesten çok kendisini düşünen bu insan türünün, özellikle sömürünün yoğun yaşandığı toplumlarda bolca bulunmasının da büyük önemi haizdi. Zira yalnızlaşmış fakat kazandığı paranın ve sahip olduğu mülkün en büyük değerler olduğunu düşündüğünden, kendisini de değerli bularak, ne rezil bir yalnızlık içerisinde olduğunun farkında olmayan bir birey, gerçek manada sisteme tabi hale getiriliyordu ancak.

 

İşte bu yüzden, tüm o laf kalabalıklarının arasına ustaca yerleştirilen “Homo-economicus” da, insanı değil, adeta hayvani içgüdülerle hareket eden beşeri tarif etmekteydi aslında.

 

Ve her ne kadar Adam Smith, “görünmez bir elin”, bireylerin bu menfaat edinme çabasını toplumsal bir uyuma sokacağını iddia etmiş olsa da, bu iddianın geçersizliği hatta gülünçlüğü 1929 Büyük Amerikan buhranından bu yana defalarca kez ispatlanmıştı.

 

Daima kalabalıklar içerisinde zaman geçirse de, toplumdan uzaklaşmış ve tek düşüncesi “kaça alırım-kaça satarım” olan bir zihnin saptığı mide bulandırıcı istikamet…

 

Banka hesapları, hisse senetleri-bono-tahviller veyahut lüks gökdelenler arasında yitirilen insanlık…

 

Ve ölen insan…

 

***

 

Öte yandan şunu kesinlikle belirtmek gerekiyordu ki; Karl Marx şu ana kadar gelmiş en büyük düşünürlerden birisiydi. Bir kere en azından dürüst bir adamdı. Zira menfaat gözetmeksizin düşündüğünü söylemiş, zor şartlarda ancak inandığı gibi yaşamış ve inandığı gibi ölmüştü de.

 

Esas olan da bu değil miydi zaten?

 

Ve Marksizm’in ne olduğunu dahi bilmemelerine rağmen hakkında türlü iddialar ortaya koyan o taassup ehli kesimlerin iddia ettiğinin aksine, o bugün pek çok Müslüman’ın sahip olmadığı kadar derin kaygılara ve hassasiyete sahip olmuştu insanlık adına.

 

İşte bu yüzden, eğer ahlaki kaygılarla yola çıkarsak, Adam Smith’in bireyciliği, Marx’ın toplumculuğu ile mukayese dahi edilemeyecek ölçüde değersiz bir düşüncenin ürünüydü elbette.

 

Zira Marx’ın öngördüğü düzende, Smith’in ben-merkezci, daha fazla kazanç uğruna adeta her şeyi mübah gören o “homo-economicus”’unun, aksine toplumun tamamının ihtiyaçlarının karşılandığı ve dolayısıyla üretim araçlarının ortak kullanımını esas alan bir kollektivizm yatıyordu. Hegel diyalektiğinden yola çıkan Marx'ın asıl vurgusu, ekonominin alt yapı olduğu, siyaset ya idari yönetimler gibi diğer tüm yapılanmaların, üst yapıyı oluşturduğu ve ekonomi yani alt yapı değişmeden, başka bir deyişle emek-değer çelişkisi sonlandırılmadan, üst yapının da değişmesinin imkansız olduğu şeklindeydi.

 

İşte bu yüzden de amaçlanan, haksız rekabetin fırsat gibi gösterilerek, sadece belirli bir kesimin geleceğinin garanti altına alınması değil, tüm toplumun rahat ve refahının temin edilmesi idi. Bu ideal, toplumsal sınıf ayrımına bir son vereceği için, aslında insanların birey olarak da kolay gelişimine olanak sağlayan bir düzenin ana hatları idi.

 

Diyoruz ya; Marx, sanıldığının aksine, aslında pek çok Müslüman’ın dahi sahip olamadığı kadar derin kaygılara ve hassasiyete sahip olmuştu insanlık adına.

 

Ancak bu Marx’ın filozof olarak önemli bazı eksiklerinin olduğunu görmemizi de engelleyemezdi sonuçta. Zira her türlü gelişim için 'biz'den evvel 'ben' şarttı ve bunu dile getirmek bencillik falan değil en elzem olan şeydi aslında. Marx’ın da en önemli eksiği, meselenin "özne" boyutunu ihmal etmiş olmasıydı işte. Aslında, insanın “ben” olabilmesi için, kendini doğadan ayırarak, kollektivizm ruhuna aykırı gibi görünse de önce topluma karşı kendini nesneleştirmesi gerektiğini söylemiş ancak bunun üzerinde detaylı durmayı ihmal etmişti her nedense…

 

Ve Marx’ın ardından dünyanın her yerinde gizli örgüt yeminleri, afişler-pankartlar, halk evleri, hatta sokak gösterileri falan çoğalıyordu ancak birey olarak insan yok olmaya başlıyordu adeta yavaş yavaş

 

***

 

İnsan her halükarda ölüyordu.

 

Ya banka hesapları, hisse senetleri, bono tahviller, lüks gökdelenler arasına sıkışmış bir meta olarak…Yani kendi menfaatlerin peşinde rezilce…Ya da afişler, pankartlar, halk evleri, sokak gösterileri içerisinde…Yani toplumun menfaatleri peşine düşeyim derken, kendini bazı hiyerarşik emir-kademe yapıları içerisine hapsederek.. Zamanla yine bir meta haline gelerek…Bu kez en azından rezilce kesinlikle değil fakat üzücü bir yok oluş içerisinde…

 

Mesele de buydu o yüzden; Bireycilik ile toplumculuk arasında artık kangren haline gelmiş ne varsa üzerine bir perde çekmek ve insanı öldürmeden, kalabalıklar içerisinde önemsiz bir detay haline dönüştürmeden, o ideal toplumu inşa etmek…

 

Ve ta Musa’nın ve İbrahim’in sahifelerinden beri söylenen de buydu zaten; Yoksa Musa’nın sahifelerinden haberi yok mu? / Ya da o vefalı İbrahim’in sahifelerinden? / Şunlardı o sahifelerde söylenen; Kimse kimsenin günahını çekmez / İnsanın emeğinden başka hakkı yoktur / Emeğin karşılığı mutlaka verilecektir ( 53/38-40)

 

Musa’nın ve İbrahim’in sahifelerinden bu yana söylenen; Bireyin hem özgür hem de sorumluluk sahibi bir varlık olduğunun farkına varabilmesinin tek yolunun, önce kendi benliğinin idrakinde, yani birey olma bilincine sahip olmasıyla mümkün olabileceği idi.

 

Smith’in kendi menfaatleri uğruna adeta havvanileştirdiği, Marx’ın ise toplum menfaatleri uğruna öldürdüğü benlikti esas olan….

 

Ve şuydu ta Musa’nın ve İbrahim’in sahifelerinden beri söylenen; Din, bireyi ele alırken, onu önce bilinç düzeyinde inşa etmeyi hedefler.

 

Bu yüzden de; Kimse, kimsenin günahını çekmez (53/38), ya işte zaten…

 

O halde, bilinçli olmak öncelikle kendi varlığının farkında olmayı gerektirir. Bu yüzden de, birey ne komünizmde olduğu gibi kendi özgür iradesini, kendi dışında başka varlıkların iradesine teslim eder ve zamanla toplum menfaatleri uğruna köleleşmeyi göze alır, ne de tıpkı Smith’in liberalizminde olduğu gibi, özgürlüğünün sınırlarını zorlayarak, kendi menfaatinden ötesini düşünmeyerek, rezilce kendisini başka insanların Tanrısı ilan eder, Mammon’laşır.

 

Zira, Musa’nın ve İbrahim’in sahifelerinden bu yana anlatılan bireycilik, asla bencillik demek değildir. Aksine, insanı bencilce ihtiraslarından temizlenmeye ve paylaşımcı olmaya davet eder.

 

Ve Musa’nın ve İbrahim’in sahifelerinden bu yana söylenen şudur da zaten; Marx’ın, insanı ihmal etme pahasına sınırlarını çizdiği emek-değer çelişkisini, bireyi her ne olursa olsun köleleştirmeden ve tarihin ve tabiatın tam ortasına oturtarak, dengelemek mümkündür.

 

Zira, hem İnsanın emeğinden başka hakkı yoktur (53/39), hem de Emeğinin karşılığı mutlaka verilecektir (53/40), diye yazmaktadır o sayfalarda…

 

Banka hesapları, hisse senetleri-bono-tahviller veyahut lüks gökdelenler arasında ya da gizli örgüt yeminleri, afişler-pankartlar, halk evleri, sokak gösterileri içerisinde yitirilen benlik…

 

Yoksa Musa’nın sahifelerinden haberimiz yok muydu ? (53/36)

 

O vefalı İbrahim’in sahifelerinden…? (53/37)

 

Yoktu…

 

Ve işte bu yüzden, hele de ne zaman bir yol ağzına gelsek…

 

İnsanlığın ta eski çağlardan içinde yaşadığımız modern dünyaya uzanan serüveni de, telaş içerisinde kendine bir yön tayin etmeye çalışan kalabalıkların trajedisi gibi görünüyordu bize her daim.

 

Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

 
< Önceki   Sonraki >

Duyurular:

Değerli site ziyaretcileri...

Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir.

Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak :

Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz.

Üye olmanızı önemle rica ederiz.

Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz.

Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264

T.C Ziraat Bankası Kars Şb :  476 28555-5001

Vakıfbank Kars Şb :               00158007263750310

  Web   : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org

e-mail  : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

               Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İletişim : 0474 223 35 38

 

Sorular ve Cevaplar

 

Hayvanlar'da Yeniden Dirilecek mi?

Kuşkusuz hesap ve cezanın ilk şartı akıl, şuur ve onun peşi sıra teklif ve mesuliyettir. B...

 

Aleviler Namaz Kılmaz mı?

Sorunun cevabına geçmeden önce Alevi sözcüğünün ne anlama ...

 

Neden Gusül Alırız?

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenabet guslünün sebebi, temizlik...

 

Hz.Adem Cennetten Kovulmasaydı?

Soru:Hz. Adem (a.s) hata yapmasaydı ve yeryüzüne gelmeseydi soyu henüz cenn...

 

Din Nedir?

Soru:Din nedir? Hedefleri nelerdir? İnsanların yaşantısında din gerekli midir? ...

Hicri Takvim

Recep
2
ÇArsamba
1433 Hicri

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

Ziyaretçi Defteri

aysel
SLAM CANLAR BEN BİR ALEVİ KZIYIM AİLEMDEN GİZLİ KENDİMCE NAMAZ KILIP A
adem aras
Dün Hac Ümresine yolcu ettiğimiz H. S. Mir Kasım Hocamıza ve gruptaki
Burak Küpeli
Esselâmû Aleykûm ve Rahmetullah.  
Bismillahirrahmanirrahim
memet ali kömek
AŞURA MÜNASEBETİYLE BAŞTA DEĞERLİ İMAM-I ZAMAN aĞAMIZ OLMAK ÜZERE BÜTÜ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün334
Dün744
Bu Hafta1842
Bu Ay11505
Tüm Zamanlar383689
Şuanda 23 konuk çevrimiçi

Üye İstatistik

1000 Kayıtlı Üye
0 Bugün
0 Bu Hafta
6 Bu Ay
Son Üye: abdulkerım