|
Yok öyle gaz bombası sonucu kalp krizi geçirerek vefat eden kimseye dahi siyasal hesaplarla öfke duymak…Yok öyle hemencecik iktidar dilini kuşanıvermek ve geçmişi bir kalemde unutmak…
"Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik. Hepsi de onu yüklenmekten kaçındı ve ondan korktu. İnsan ise onu yüklendi. Gerçekten insan çok zalim, çok cahildir.” (Ahzâb Sûresi, 33:72.) Vicdan…! Herşey bu tek kelimede gizli aslında. Birinin açlığını, yoksulluğunu, kederini, çaresizliğini ve öfkesini görürsünüz ve hani sizin de kararıverir çehreniz, yüreğinize bir sıkıntı oturur bazen. Karşınızdaki her kim olursa olsun, ister dostunuz ahbabınız isterse bambaşka yollarda yürüyen birisi, aşağılanmasına ve utandırılmasına dayanamazsınız. Varsın size göre suçlu olsun, varsın adeta bir kara çalı gibi önünüze çıkmış olan bir engel olsun, yine de iteklenmesine, değerlerine ve kişiliğine pervasızca saldırılmasına gönlünüz razı olmaz. Onun çaresizliği sizi de yaralar çünkü, onun utancı sizin de canınızı yakar. Topraktan önce üstünde yaşayan insanı sahiplenmenin gizli amentü’südür bu. Ve eğer bu yoksa, iktidar mücadelesi peşinde koşan insanın neler yitirdiğini düşünmenin zamanı gelmiştir. Acıyı bal eylemişiz! Sorsanız herkesin bir hikayesi var. Laf aramızda kiminin ki pek heyecan verici değil. Kiminin ki ise iniş çıkışlarla dolu ve insana dair pek çok sırrı da barındırıyor içerisinde. Sorsanız herkes acılar ve hayalkırıklıkları yaşamış. Bazılarının ki orta ölçekli, bazılarının yaşadığı acı ve hayalkırıklıkları ise daha sarsıcı. Yargı kesin; Acı duymak ruhun fiyakasıdır, der şair. Sahiden de öyle. Kimi insanlar henüz çocuk denecek yaşta devrimci düşüncelerle tanışmış, hapishanelere düşmüş ve tıpkı Hayata Dönüş Operasyonunda olduğu gibi çöp öğütülür gibi öğütülerek atılıvermiş devlet tarafından posaları bir kenara. Kimi ülkücü olmuş, bir sürü başka hikaye biriktirmiş heybesinde.Kimi ise İslamcı olmuş. İnancına karşı yapılan hakaretlere karşı savaşmış. Başörtüsü zulmünü yaşamış, okul kapılarında sürünmüş, 28 Şubat’ı görmüş ve aşağılanmanın verdiği öfkeyi hissetmiş tüm benliğinde. Resme şöyle bir uzaktan baktığımızda; Hayatın en temel kaidesi olan ezenler ve ezilenler mücadelesine herkes kendince inanç ve düşüncelerle tutunmuş bir kenarından. Neden biliyor musunuz? Ayakta kalmak, yaşadığını hissetmek için… Zira ancak böyle anlamlı kılınırmış hayat. Yanlış giden bir şeylere isyan edebildiğiniz ölçüde insan olabilirmişsiniz. Bazen hiçbir sonuç alamayacağınızı bile bile dahi gösterilen bir başkaldırı, bir öfkeli bakış ve yükseltilen bir ses gece başınızı yastığa koyduğunuzda çocukça bir rahatlıkla uyumanızı sağlayabilirmiş ancak. Efendisinin yerine geçmek isteyen köleler…! Çocukluk günlerimizin üzerinden bir hayli zaman geçti. Herkes daha emin adımlarla basıyor ayağını sanki yere ve bu acıtıcı. Çocukluk günlerimizin genç ve heyecanlı İslamcıları daha sık takım elbise giyer oldular örneğin artık. Boyunlarına dolanmış kravatları ile daha bir ciddi arşınlıyor eskiden uçarı koşuşup durduğumuz o caddeleri, sokakları. Hayata Dönüş Operasyonu’nda ölenlerden geriye gazetelere yansıyan solmuş suretleri, türküleri, şiirleri, kül olup gökyüzüne karışan gençlikleri kalmış sadece. O eski ülkücüler ise kimbilir neresinden tutunmaya çalışıyor hayata şuanda. Yaşananlar aynı sokaklarda koşuşup duran çocukların bir kavgasıydı ise, İslamcılar iktidar olmuş ve kazanmış. Tebrikler! İktidar… Ah Peygamberin ashabını bile şaşırtabilen iktidar! O ağabeylerimizi ve ablalarımızı şaşırtmasın diye çok dua ettik. Tıpkı eskiden olduğu gibi yeri geldiğinde yine sesleri kısılana kadar bağırsınlar istedik caddelerde sokaklarda. Ve efendisinin yerine geçmeye çalışan köle olmak isteyenlerden Allah’a sığındık. Zira toplumsal tecrübeyle sabit biliyorduk ki; İktidara yönelik siyasetin kurallarında vicdana pek yer kalmıyordu. Ve orada insan sadece bir araç haline geliyordu. Bu yüzden toplumu değiştirmek, özgürleştirmek iddiasıyla yola çıkanların en temel prensibi mağduriyetlerin tümünü kucaklayıp hafifletmek olmalıydı. Yani yok öyle sokakta coplanan öğrencileri görünce “Bunlara da müstahak canım” diyerek yürüyüp gitmek…Yok öyle hak arayan işçiyi provakatörlükle suçlamak…Yok öyle Ortadoğu’da ölen çocuklar için ağlarken, Kürt çocukları için de ağlamamak…Yok öyle gaz bombası sonucu kalp krizi geçirerek vefat eden kimseye dahi siyasal hesaplarla öfke duymak…Yok öyle hemencecik iktidar dilini kuşanıvermek ve geçmişi bir kalemde unutmak… Yok öyle artık sopayı elimize aldık diye darbeci generaller diye kasım kasım kasılmak… Evet sopa elinizde oldukça işler kolay, gönlünüzce büyüklenirsiniz tabi…Ama maazallah o sopanın sahibi bir gün değişiverirse… Sizler takım elbiselerinizi çıkarıp eski urbalarınızı üzerinize geçirdiğinizde..O zaman biz yine burada olacağız. Ve 90’larda sokaklarda uçarı koşuşan, haksızlık karşısında dilsiz şeytan olmayan, bir lokmayı 3-5 kişi bölüşen o güzel İslamcı çocukların hatırına, bizler bu kez de sizin yanınızda olacağız.
Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.
|