Onlara Öf Bile Deme! 2

0
Sadece kendi zevkleri için yaşayan bir insan ise ne yaşlı anne ve babasına katlanabilir ne de hasta eşi veya evladına.
 Yaşlıların, yaşlılar yurdundan başka bir yer bulamadığı bu tür toplumlarda, yaşlıların tek yaptığı iş kendilerini kandırarak mutluluk taklit’i yapmak ve ölümü beklemektir.

Zengin İslam kültürü, anne ve baba kavramlarına öylesine bir değer kazandırmıştır ki adeta evlatların anne ve babalarına secde etmesi gerektiğini insana anımsatıyor.

İmam Muhammed Bakır (as) şöyle buyuruyor: Yüce Allah üç konuda hiç kimsenin hata yapmasına müsaade etmemiştir:

1- Verilen emaneti geri vermek konusunda, emanet veren kişi iyi de olsa kötü de olsa.

2- Verilen sözün yerine getirilmesinde, iyi bir insana verilen sözle kötü bir insana verilen söz farkı olmaksızın.

3- Anne ve babaya iyilik yapmak ve onlara iyi davranmak konusunda, iyi bir anne baba olsunlar ya da kötü olsunlar.

Bu hadis ışığında İslam’ın anne ve babaya sadece anne ve baba oldukları için değer verildiğini bize gösteriyor, iyi veya kötü olmaları onlara gösterilmesi gereken iyilik konusunda etkisizdir. Dolayısıyla anne ve babanın kötü ahlaklı olması, eğitimsiz olması veya dini konulara kayıtsız olması bizi onlara karşı saygısızlaştırmamalıdır.

Onlar ne olurlarsa olsunlar bizim anne ve babamızdırlar ve biz ne yaparsak yapalım onların evlatlarıyız. Hiçbir şey onların anne ve babalık hakkını gölgede bırakamaz. Evet onlar bizi, Allah’a karşı gelmeye davet ediyorlarsa ve hatta bunu diretiyorlarsa bu konuda onlara tabi olmamalıyız.

İmam Humeyni “dini kurallara uymayan anne ve baba başta olmak üzere diğer akrabalarımızla olan ilişkilerimizi kesebilir miyiz?” sorusuna şu yanıtı vermişlerdir: Hayır, akraba ilişkisini kesmek caiz değildir, ancak kurallarına uyarak onları doğruya sevk etmelisiniz.

İmam Zeynel-Abidin (as) şöyle buyuruyor:

Annenin senin üzerindeki hakkı budur: Hiç kimseyi taşımadığı bir yerde (rahminde) seni taşıdığını bilmelisin, hiç kimseye tattırmadığı kalbinin meyvesiyle seni beslemiştir. elini, ayağını, gözünü, kulağını ve bütün vücudunu seve seve senin için olumsuzluklara karşı kalkan etmiştir, hamilelik döneminin bütün olumsuzluklar, acılar, ağrılar ve üzüntülerini yüce Allah seni o dar yerden çıkartana dek üstlenmiştir.

Annen, kendisi aç iken senin tok olmanla sevinçliydi, kendisi çıplak iken seni giydirdi, kendisi güneşte iken seni gölgede tuttu, kendisi zorluklara katlanarak sana zorluk tattırmadı, kendisi uyak kaldı ve seni uykuya doyurdu. O senin hayat kaynağındır, kucağı, huzur bulduğun yer, göğsü susuzluğunu giderdiğin yer, kendisi ise senin belalara karşı kalkanın olmuştur. Dünyanın soğuğunu sıcağını senin için kendi üzerine almıştır.

Annenin bu yaptıklarının karşılığını ona vermelisin ama Allah’ın yardımı olmadan bunu asla başaramazsın.

Bu hadisten de anlaşıldığı üzere anne kucağı bir insanın en çok güven bulduğu yerdir. İnsanın en çok hayat ve güven bulduğu bu ortam aynı zamanda insanın en çok etkilendiği yerdir.

Bir anne, salih bir evlat yetiştirebileceği gibi kendisinden sonra kötülük kaynağı bir evlat da geride bırakabilir.

İnsanlar hayatın ilk kurallarını annelerinden öğreniyorlar ve anneler her zaman insanların hayat şeklinde en etkin kişilerdirler.

Annelerin her zaman evlatlarının hayrını istedikleri ve her zaman evlatlarının iyiliklerinden yana oldukları hiç kimsenin kuşku duymadığı bir gerçektir ancak onların her zaman evlatlarını doğruya sevk ettikleri söylenemez.

Anneniz sizi aşırı kısıtlıyorsa, evleneceğiniz veya arkadaşlık yapacağınız kişi konusunda size çok baskı yapıyorsa veya size yönelik doğru bulmadığınız herhangi bir davranışta bulunuyorsa bunun asıl kaynağı, size duyduğu aşırı sevgidir.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar