Ölüm; Vakti Belirlenmiş An

0
Kader; zaman ve mekan kavramlarını yoktan var eden ve bunları tamamen kontrol ve hakimiyetinde bulunduran, zaman ve mekandan bağımsız olan Allah’ın, geçmiş ve gelecekteki tüm olayları zamansızlık boyutunda yaratmasıdır.
Yaşanmış ve yaşanacak olan olaylar zincirinin tamamı, an an, nokta nokta Allah katında planlanmış ve yaratılmıştır.   Zamanı Allah yaratmıştır, bu yüzden O, zamandan bağımsızdır. Dolayısıyla O’nun, yarattığı olayları yarattıklarıyla birlikte izlemesi ve bunların sonuçlarını beklemesi gibi bir şey söz konusu olamaz. O’nun katında her şeyin başı da, sonu da, sonsuzluk şeridindeki yeri de bellidir. Her şey olup bitmiştir. Nasıl bir film şeridinde yer alan görüntülerin kendileri üzerinde de, bu şeritte bir değişiklik yapmaya güç ve imkanları yoksa, hayat şeridinde rol alan insanların da tabi oldukları kader şeridi üzerinde bir etkileri olamaz. İnsanlar kader üzerinde değil, kader insanlar üzerinde belirleyici ve yaptırımcı bir unsurdur. Her şeyiyle kaderin bir parçası olan insan o kaderden bağımsız bir şekilde davranamaz. Kaderin dışına çıkamaz ki kaderini değiştirebilsin. Örneğin, bir insan günlerce komada kalabilir,yeniden yaşama dönmesi imkansız gibi gözükebilir. Fakat aynı insanın, beklenenin aksine, tekrar eski sağlığına kavuşması, onun kaderini yendiği ya da doktorların onun kaderini değiştirdiği anlamına gelmez. Yalnızca, o kişinin, kaderinde kendisi için belirlenmiş süreyi doldurmadığını gösterir. Bu da aynı kaderin bir parçasından başka bir şey değildir. Her şey gibi ölüm de Allah katında yazılıp tespit edilmiştir. Bir Kur’an ayetinde Allah şöyle buyurmuştur:

Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu Allah’a göre kolaydır. (Fatır Suresi, 11)

 

Rüyadan Dünyaya, Dünyadan Ahirete Geçmek

 

Ahiret ve ona ait olan görüntü ve algıların yaratılması da aynı ilahi kanunla gerçekleşir. Ölümle birlikte, dünya ortamı ve bu ortamda kullanılan bedenle ilgi kesilir. Ruh ise ölümsüzdür. Yaşama, ölme, yeniden dirilme, ahiret hayatı gibi olaylar da yalnızca ölümsüz olan ruhun algıladığı çeşitli hislerden ibarettir. Bu nedenle, bu dünyanın yaratılması ile Cennet ve Cehennemin yaratılması arasında temel mantık açısından hiçbir fark yoktur. Aynı şekilde, bu dünyadan ahirete geçişin de uykudan uyanıp dünya hayatına geçmekten hiçbir farkı yoktur.

Yeniden dirilişle birlikte, ahiret ortamı ve bu ortamda kullanılacak olan bedenle yeni bir yaşama başlanır. Cennet ya da Cehennem algısı verilmeye başlayınca da kişi kendini orada bulur. Bu dünyada sonsuz çeşitlilikte görüntüyü, sesi, kokuyu, tadı, dokunma hissini yaratan Allah, aynı şekilde Cennet ve Cehenneme ait sonsuz görüntü ve hisleri de yaratacaktır. Bütün bunların yaratılması Allah için son derece kolaydır:

O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca Ol der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

 

Diğer bir gerçek ise, dünya hayatının rüyaya göre daha net ve keskin olduğu gibi, ahiretin de dünyaya kıyasla çok daha net ve keskin olduğudur. Benzer şekilde, rüya dünya hayatına nazaran ne kadar kısaysa dünya hayatı da ahirete kıyasla o kadar, hatta kıyaslanamayacak derecede kısadır. Bilindiği gibi zaman, eskiden sanıldığı gibi sabit değil tam tersine izafi bir kavramdır. Bu konu günümüzde bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Rüyada insanın saatler boyu yaşadığını sandığı bir olay dünya zamanına göre yalnızca birkaç saniyede gerçekleşir. En uzun rüya bile dünyadaki hesaba göre birkaç dakika sürer. Fakat rüyayı gören kişi belki de rüyasında günler geçirmiştir. Allah zamanın göreceli olduğuna ayetlerde işaret etmektedir:

  Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4) 

Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir. (Secde Suresi, 5)

 

Aynı şekilde dünyada uzun yıllar yaşayan bir insan, aslında ahiretteki zaman boyutuna göre çok az bir süre yaşamış olur.    Ahirete gittiklerinde bu gerçeğe şahit olanların konuşmaları Kuran’da şöyle aktarılır:

Dedi ki: Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki: Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor. Dedi ki: Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz, Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız? (Müminun Suresi, 112-115)

Sonuç olarak, dışarıda var olduğunu zannettiğimiz ve adına madde dediğimiz şey Allah’ın ruha verdiği bir algıdan başka bir şey değildir. İnsanın kendine ait olduğunu zannettiği bedeni de aynı şekilde Allah’ın ruha gösterdiği algısal bir görüntüdür. Allah görüntüyü dilediği zaman değiştirir. İnsanın kendisine ait zannettiği bedeninin görüntüsü bir anda kaybolup yeni görüntülerle muhatap olmaya başlayınca, ya da diğer bir deyimle bu insan ölünce, gözündeki perde kalkar ve önceden sandığı gibi yok olmadığını anlar. Bu olay Kur’an’da şöyle haber verilir:

O, ölüm sarhoşluğu, bir gerçek olarak gelip de, (insana) İşte bu, senin yan çizip-kaçmakta olduğun şeydir (denildiği zaman da). Sur’a da üfürülmüştür. İşte bu, tehdidin (gerçekleştiği) gündür. (Artık) Her bir nefis, yanında bir sürücü ve bir şahid ile gelmiştir. Andolsun, sen bundan gaflet içindeydin; işte Biz de senin üzerindeki örtüyü açıp-kaldırdık. Artık bugün görüş-gücün keskindir. (Kaf Suresi, 19-22)

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar