Nehc’ul Belağa’da Kadın

0
 Bu yazı Hz. Ali (a.s) açısından kadın ve onun Nehc’ül Belağa’daki yeri üzerine bir araştırmadır.
KUR’AN’IN KADINA BAKIŞI   Asıl konuya başlamadan önce, konuya giriş niteliğinde olacak birkaç meseleye değinmek gerek. Bir kere, İmam Ali (a.s) açısından kadının kişiliğini tanımanın en önemli kaynağı Kur’an’dır. Çünkü Kur’an, diğer dini kaynakların ona sunulması gereken el değmemiş ve tahrif olmamış bir ölçüdür. Kadının kişiliği konusunda, Kur’an’ın görüşüne ulaşmak için, önce, Kur’an’da kadın ve erkeğin yaratılışı konusuna dikkat etmemiz gerekir:

   KADININ YARATILIŞTA EŞİTLİĞİ

Kadın ve erkeğin yaratılışını konu eden ayetlerin incelenmesi, insanlık açısından eşit yaratıldıklarını ve çeşitli değerlerle donatıldıklarını gösteriyor.

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı… [1]

Kur’an-ı Kerim, kadın ve erkek konusuna cinsiyet penceresinden bakılmamasını, kadın ve erkeğin, insanlık yönüyle tanınması gerektiğini, insan hakikatinin, beden değil ruh olduğunu, insanın insanlığını ortaya çıkaran gerçeğin beden veya beden ruh ortaklığı olmadığını, sadece öz benliği, yani ruhu olduğunu beyan ediyor. Yani kısacası Kur’an’ı Kerim, her insanın hakikatinin, aslında onun ruhu olduğunu, bedenin ise ruhun bir aracı olduğunu belirtmektedir. [2]

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman,….[3]

Kadının ruhu ve bedeni, erkeğin yaratıldığı cevherden yaratılmıştır ve her iki cins, benlik ve mahiyet bakımından bir olup, aralarında bu yönde fark yoktur.

   YARATILIŞTA EŞİTLİK VE DENGE

Kur’an ayetleri, varlık âleminin hiçbir eksik ve eğriği olmayan kusursuz bir düzen olduğuna delalet etmektedir. Bu konuya Kur’an’da şöyle işaret edilmiştir: “Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık. [4]

Ve İnfitar suresinin 6.ve 7. ayetlerinde, insanın yaratılışında eşitliğe işaret edilip şöyle buyuruluyor: “Ey insan! O sonsuz cömertliğin sahibi Rabbine karşı seni gururlu kılan nedir? Rabbin ki seni yarattı, düzenledi, en güzel ölçülerle şekillendirdi.”

“….. Yaratıcıların en güzeli Allah’ın kudret ve sanatı ile ne yücedir.” [5]

   KEMALE ERİŞMEDE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ

    Tekâmül (olgunlaşma) ıstılahta, nitelik değişiminin artması ve Allah’ın her varlığın yaratılışında karar kıldığı güç ve yeteneklerin filizlenip eyleme dönüşmesi anlamındadır.

Sadr-ul Muteallihin (Molla Sadra) da, tekümülü, her varlığın kendine has ve yeteneklerinin olgunlaşıp pratiğe dönüşmesi şeklinde tarif ediyor. Diğer bir deyimle, her şeyin olgunlaşma sürecini, yeteneklerin türü ve her varlığın yapısı belirliyor ve tekâmül, her varlığın yapısı ve ihtiyaçlarıyla paralel ve uyumludur.

Kur’an-ı Kerim’de, diğer üstünlüklerin kendisiyle ölçüldüğü, olgunlaşmanın mihenk taşı niteliğinde, takva diye tabir edilen, Allah’a yakınlaşma diye bir temel öğe vardır. Ayetullah Cevadi Amuli’nin deyimiyle, insanın kemale ermesi, Hakk’a itaat ve ibadet sayesindedir. İtaat ve ibadet, kadın erkek arasında ortak değer olduğu gibi, kemale ermenin de ortak yolu olacaktır. Örnek olarak dua ve yakarış, insanın olgunlaşmasının en iyi yollarından biridir, çünkü biz insanın kemale ermesi, salt ilim, varlık ve kudret olan Allah’a yaklaşmasında ve onun ahlakıyla ahlaklanmasındandır. Bütün bunlar da, ibadet ve dualarla gerçekleşir. [6]

    Yine Kur’an’da, Hz. Meryem büyük manevi övgülere mazhar olmuştur: “Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.” [7]

Ayrıca, Selman bir gün Hz. Fatıma (s.a)’ın giydiği eski elbiseden dolayı çok üzülüp ağladı, bunu gören Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Doğrusu kızım Fatıma seçkinler zümresindendir.” [8]

Ve de, İmam Hüseyin’in (a.s), ömrünün son demlerinde kardeşi Zeyneb’e şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Kardeşim! Beni gece namazlarında aklından çıkarma.” [9]

    İmam Sadık’ın (a.s) eşi Hamide o kadar yüce bir makama sahipdi ki, İmam (a.s) onun hakkında şöyle buyurdu: “Hamide her tür pislik ve kötülüklerinden münezzehtir.” Ve İmam Bagır (a.s): “Hamide dünya ve ahirette övülmüşlerdendir.”

Bazılarına göre, seyr-u süluk’a (manevi yolculuk) kadınlar erkeklerden daha elverişlidir. Çünkü:

1- Bu yol kadınlar için erkeklerden daha kısadır.

2- Kadınların yükleri daha hafiftir, çünkü ilgi ve bağlılıkları erkeklere daha azdır.

3- Erkeklerin bu yoldaki engelleri daha fazladır ve kendilerini engellerden kurtarmaları çok zordur.

   Muhyiddin Arabî, irfanî makamların sadece erkeklere mahsus olmadığını, kadınların da buna ortak olduğu görüşünü savunuyor:

“İrfanî makamlar erkeklere özel değil, kadınların da bunda payı var fakat güç erkeklerde olduğu için, kendilerine mal etmişlerdir.”

Allame Tabatabaî bu konuda şöyle diyor: Gözlem ve tecrübeler gösteriyor ki, kadın ve erkek bir türden iki ferttiler. Yani iki insani fert. Çünkü erkeklerde görülen bütün alametler, kadında da mevcuttur. Bir türün alametlerinin ortaya çıkışı, o türün dışa yansımasının göstergesidir. Evet, bu iki sınıf arasında müşretek alamet ve etkilerde şiddet ve zaaf farklılığı vardır, ama bu farklılık fertteki tür gerçeğinin butlanına sebep değildir. Buradan anlaşılıyor ki, bir sınıf için mümkün olan türsel olgunluklar, diğer bir sınıf için de mümkündür, nasıl ki manevi olgunluklarda böyledir. Bu konuyu pekiştirecek en kapsamlı söz şu ayettir: “Bunun üzerine Rabbleri, onların dualarını kabul etti. (Dedi ki): Ben, erkek olsun kadın olsun ki hep birbirinizdensiniz-içinizden çalışan hiç kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım.”[10]

Kur’an’ı Kerim, manevi seyr-ü süluk yolunu kadınlara öylesine açmıştır ki, Hz. Meryem ve Firavun’un karısı Asiye’yi, bütün müminler için bir örnek göstermiştir: “Allah insanlara da Firavun’un karısını misal gösterdi. O; Rabbim! Bana katında, cennetle bir ev yap; beni Firavun’dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar! demişti.

İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem’i de (Allah örnek gösterdi) Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi. [11]

Onun için, manevi seyr-ü süluk’da yüce derecelere ulaşmış ariflerden birçok kadın isminin tarihe geçtiğini görüyoruz. Ebu Abdurrahman Selemi (321-412 H.), abid ve tasavvuf erbabı kadınların biyografisini kaleme aldığı bir kitap yazmış ve 84 arif kadından bahsetmiştir. [12]

Ebu Abdurrahman Cami de, “Nefehat-ul Uns” kitabında, irfan erbabı 40 kadına yer vermiştir. [13] Ayetullah Cevadî Amuli, arif kadınlardan öylesine sözlere işaret ediyor ki, onların yüce ruh ve mertebelerini hikâye ediyor:

Rabiay-ı Şamiye, (Ahmed İbn-i Havari’nin eşi) sofrayı açtığı zaman şöyle diyordu: “Ye, bu yemek sadece tespihle pişmiştir.” Yani şunu demek istiyor; pişirme esnasında Allah’ı anıyordum veya bu yemek, tespihin (Allah’ı anmanın) ürünüdür. [14]

Her halükarda kadın, kemale erme yolunda erkek gibi hareket edebilir. Yaratılış ve dini açıdan, bu yolda bir engelleme almamıştır. Çünkü kemale giden güzergâh, kadın ve erkeğin onda müşterek oldukları, bir insanın seyr-ü sülukun son noktasıdır. Kur’an, bu olgunlaşma ve başarı imkânlarından yararlanma konusunda şöyle buyuruyor:

“Gün olur, mümin erkeklerle mümin kadınları, nurları önlerinde ve sağ yanlarında koşar görürsün. Şöyle denilir: “Bugün size, altlarından ırmaklar akan cennetler müjdeleniyor. Sürekli kalıcısınız içlerinde. “İşte büyük başarının ta kendisidir bu.”   [15]

   TEMİZ HAYATTAN YARARLANMADA EŞİTLİK

   Kur’an’ın, kadın ve erkek için orantılı şekilde dile getirdiği eşitliklerden biri de, temiz hayattan yararlanmak konusudur: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız.” [16]

Yani, temiz ve güzel bir hayata ulaşmada iki rolü var; biri yapılan fiilin güzelliği, (salih amel) diğeri failin (yapanın) iyi hali (yani ruhun mümin olması) beden ister dişi olsun ister erkek, kısacası, yapılan iş doğru olmalı. Doğru kimseden doğru iş; bu iki güzellik yan yana geldiğinde, temiz ve güzel hayatı doğururlar. [17]

   KUR’AN’DA KADININ KONUMU

Kur’an-ı Kerim, kendi insan bilimi (antropoloji) anlayışına göre, kadın erkek eşitliğini dört boyutta ele alıyor:

1- Yaratılışın temelinde eşitlik.2- Değerler düzeni içinde yetenek açısından eşitlik. 3- Olgunlaşma yeteneğinde eşitlik. 4- İnsan haklarında eşitlik.

   KUR’AN AÇISINDAN KADIN ERKEK FARKLILIKLARI

Daha önce belirttiğimiz gibi, Kur’an açısından kadın ve erkek insanlıkta birdirler ve gerçekte ruhun kendisi olan insanlığın temel kökünde hiçbir ayrıcalık yoktur. Fakat ruh ve insanlığın özündeki bu benzerliğe rağmen, kadın erkek arasında ayrıcalığa sebep olan, ruhi ve cismi bir takım farklılıklar vardır.

Dikkat etmek gerekir ki, kadın ve erkek arasındaki fark konusu, yaratılışın en ilginç şah eserlerindendir ve yine itiraf etmeliyiz ki, kadın ve erkek için çekiciliği, aşkı, işbirliğini ve karşılıklı anlayış ortamını doğuran işte bu farklılıklardır. Bakın bu konuda Kur’an ne diyor:

“Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik ve onlardan kimini ötekine derecelerle üstün kıldık ki biri, diğerine iş gördürebilsin. Rabbinin rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.” [18]

Yani insanlar değişik yeteneklerde yaratılmıştır ve eğer herkes aynı yetenek ve güçte yaratılsaydı, varlık düzeni dağılıp çökerdi. İşlerin değişik olduğu ve değişik işleri farklı yeteneklerin yapması gerektiği için yaratılış faklılıkları da normaldir. Her halükarda şüphe yok ki, fertler arasındaki farklılıklar, ilahi hikmetten kaynaklanıyor ve bu farklılıklar, bütün hareketlerin, yüceliklerin ve kemale ermenin parola ve sırrının etkenleridir.

     Onun için, Ali (a.s) şöyle diyor: “Halkın iyiliği, farklı olmalarındandır ve eğer aynı olsalar, helak olurlar.” [19]Kur’an’ı Kerim, kişisel farklılıklara işaretle şöyle buyuruyor: “Size ne oluyor ki, Allah için saygı ummuyorsunuz? Oysa o, sizi aşama aşama yarattı.” [20]

 

——————————————————————————–

[1]-  Nahl, 72

[2] – Celal ve Cemal aynasında kadın.

[3]- Hicr, 29

[4]- Tin, 4

[5]- Müminun, 13

[6]- Celal ve cemal aynasında kadın.

[7]- Al-i İmran, 42

[8]- el-Hayat, c:2 s:217

[9]- A’lam’un-Nisa-il Muminat, s: 381

[10]- el-Mizan fi Tefsir-il Kur’an, c:2 s: 89

[11]- Tahrim, 12-12

[12]- Zikr-un Nisvet-il Muteebbidat-es Sufiyat; Ebu Abdurrahman Selemi.

[13]- Nefehat-ul Uns s: 615-635

[14]- Celal ve cemal aynasında kadın.

[15]- Hadid, 12

[16] – Nahl, 97

[17]- Celal ve cemal aynasında kadın.

[18]- Zuhruf, 32

[19]- Bihar’ul Envar, c:17 s: 101

[20]- Nuh, 13-14

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar