Nefs-i Emmare İle Mücadele Etmenin Yolları

0

Bu kalp, Allah’ın evidir. Sizler Allah’ın evinde herkese yol verdiniz. İnsafsızlar! Birazda ev sahibine yer verin. En azından ev sahibini bu evde şerik karar kılın ve ona da yer verin. Ey insanlar! Bugün sizlere gece ve gündüz, uykuda ve uyanıkken, her daim ve her an bizimle olan yoldaş ve arkadaşımız hakkında konuşmak istiyorum. Ey İnsanlar! Her an bizimle olan yoldaş ve arkadaşımız eşimiz, yahut çocuklarımız değildir. Her an bizimle olan yoldaş ve arkadaşımız, ortaklarımız, iş arkadaşlarımız ve ders arkadaşlarımız değildir. O arkadaşımız, gece ve gündüz, uykuda ve uyanıkken bizimle olan kendi nefsimizdir. Onunla o kadar samimileştik ki onunla arkadaşlık etmememiz gerektiğini ve ona hakim olmamız gerektiğini bile unuttuk…

İmam Mehdi (a.f) Havza İlimleri Müdürü Ayetullah Ruhullah Garahi, Tahran Üniversitesi camisinde “Marifet-i Nefs” başlığı altında verdiği en son ahlak dersinde belirttiği önemli noktaların bazılarına özet olarak değiniyoruz.

İlahi ve şanı yüce Ayetullah Hacı Şeyh Cafer Şuşteri, bir gece minberde şöyle buyurdular: “Ey insanlar! Bugün sizlere gece ve gündüz, uykuda ve uyanıkken, her daim ve her an bizimle olan yoldaş ve arkadaşımız hakkında konuşmak istiyorum. Ey İnsanlar! Her an bizimle olan yoldaş ve arkadaşımız eşimiz, yahut çocuklarımız değildir. Her an bizimle olan yoldaş ve arkadaşımız, ortaklarımız, iş arkadaşlarımız ve ders arkadaşlarımız değildir. O arkadaşımız, gece ve gündüz, uykuda ve uyanıkken bizimle olan kendi nefsimizdir. Onunla o kadar samimileştik ki onunla arkadaşlık etmememiz gerektiğini ve ona hakim olmamız gerektiğini bile unuttuk.”

“Bu kalp, Allah’ın evidir. القلب حرم اللّه “Kalp Allah’ın evidir”, Sizler Allah’ın evinde herkese yol verdiniz. İnsafsızlar! Birazda ev sahibine yer verin. En azından ev sahibini bu evde şerik karar kılın ve ona da ortaklık verin. Azamet ve ikram sahibi, alemlerin Rabbi olan Allah’ın haremi olan bu evde başkaları nüfuz elde etmişlerdir.”

‘Başkalarına bu evde yer verdiğimizin delili ise nefsimizi tanımamızdır’ diye buyurmuştur.

Gece ve gündüz üzerinde ciddi olarak durmamız gereken şey, nefsimizi tanımak olmalıdır. O büyük ve yüce insan değerli arif Mirza Cevad Meliki Tebrizi, şöyle buyurmuştur: “Velev insan kamilen kendi nefsine hakim olmasa da ömrünü nefsini tanımakla geçirmesine değer.”

BİR ANLIK NEFİSTEN GAFLET
Büyük ahlak ve irfan üstatlarının da belirttiği gibi nefs-i emmare ile mücadele etmek, murakabedir. Evliyaların ‘insan ömrünün tamamını nefsini tanımak için harcarsa buna değer’ sözünün açıklaması murakabedir. Yani insan bir an bile olsun gafil olmamalıdır. Çünkü gaflet nefsin hakim olması anlamına gelmektedir.

Bir anlık gaflet insanı biçare etmektedir. Azizim! Murakabe yani bir an bile gafil olmamaktır. İnsan bir anda gözünü açar ve iş işten geçtiğini anlar. Eğer Allah inayet etmez ve merhamet etmezse, bu nefis insanı kötülüklere sevk eder. Sonra geri dönmek ister, ancak artık geri dönemez. Çünkü nefsi o kadar ona musallat olmuştur ki artık geri dönüş yolu yoktur. Her ne emir varsa, bu aşağılık nefistendir. Bundan dolayı ona nefs-i emmare demişlerdir. Onu kendisiyle götürmekte, biçare ve giriftar etmektedir. ancak mukallibel kulup olan Allah, ona merhamet edebilir.

Yeni yıla girmeden önce genellikle insanlar yeni yılın tedariki için şu duayı okurlar:

یَا مُقَلِّبَ‏ الْقُلُوبِ‏ وَ الْأَبْصَارِ یَا مُدَبِّرَ اللَّیْلِ وَ النَّهَارِ یَا مُحَوِّلَ الْحَوْلِ وَ الْأَحْوَالِ حَوِّلْ حَالَنَا إِلَى أَحْسَنِ الْحَالِ

“Ya mukallibel kulubi vel ebsari, ya mudebbirel leyli ven Nehari, ya muhavvilel havli vel ehvali, havvil halina ila ehsenil hal.”

Kalplerin behçeti Ayetullah uzma Behçeti, şöyle buyurmuştur: “Ayetullah Gazi’nin, eşsiz ve yüce üstadı Molla Hüseyin Kulu Hamedani, her gece bu duayı okur ve şöyle dermiş: Allah’ım! Sen kalpleri döndürensin. Sen bu kalbi değiştirmelisin. Halimi başka bir hale ve her anlık halimi en üstün hale çevir. Ey kadiri mütaal! Sen kadirsin ve bu kalbi değiştirebilirsin.

Benim Azizim! Çocuklarım! Değerli kızlarım! Değerli oğullarım! Eğer bir an gaflet edersek biçare oluruz. Murakabemiz olmalı. Çünkü murakabe insana ‘bir şey olduğunu sanma’ öğretisini verir. Çünkü eğer bir şey olduğunu sanırsan o an, gaflet anı olur ve gafil olduğunda ise bu nefis ses ve ışık hızından daha hızlı bir şekilde gelir ve vücudunu kaplar.

NEFSİN ISLAHI İÇİN GEREKLİ YÖNTEM
Ne yapalım da murakabe haleti bizde oluşsun? Ne yapalım da bu konular nefsimizin ıslahı için etken olsun?

Muttakilerin Mevlası Emiri’l Mümin’in Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

لَا تَتْرُکِ‏ الِاجْتِهَادَ فِی إِصْلَاحِ نَفْسِکَ فَإِنَّهُ لَا یُعِینُکَ عَلَیْهَا إِلَّا الْجِدُّ

Nefsi ıslah etmek için gayret ve çabadan vazgeçmeyin. Bu yolda ciddiyetten başka hiçbir şey sana yardım etmez.

Öyleyse Azizlerim! Ciddi olalım ve işlerimizin yanı sıra biraz telaş edersek alçak nefis bize musallat olmaz diye hayal kurmayalım.

Büyük ve ilahi arif Ayetullah uzma Bahauddini şöyle buyururdu: “Oyun oyunlarla nefsi-i emmareye karşı koyamazsınız. Ciddiyet ve gayret istemektedir. O da nasıl bir gayret!

Öyleyse ilk aşama ciddiyettir. Ancak bu yolda muvaffak olmak için muttakilerin önderi Hz. Ali (a.s) bize bir yol önermiştir. Hz. Ali’nin ifadesiyle ameli ve pratik ilaç ve reçete vermiştir. Ameli reçetenin peşinde olan insan şöyle der: ‘Bunlar doğrudur, ancak bilahare nefse musallat olmanın yolunu ne yapalım da bulalım? Ne yapayım da bir lahza bile olsa kendimden ve nefsimden gafil olmayayım?

Benim Azizlerim! Biliyorsunuz ki eğer insan nefsi isteklerin peşine düşerse, artık doyumsuzluğa ulaşır. (ve bir türlü doymaz) Hazret şöyle buyurmaktadır: أَعْوَنُ‏ شَیْ‏ءٍ عَلَى‏ صَلَاحِ‏ النَّفْسِ‏ الْقَنَاعَة  Nefsi ıslah etmeye en yardımcı şey, kanaattir.” En üstün yolu ne kadarda güzel anlatmıştır. Buyuruyor ki: İnsana nefsini ıslah etmesi, nefsine musallat olması için en yardımcı olan faktör ve etken “kanaattir”.

ZEVK VE TADI OLMAYAN ADET
İnsan eğer aşırılıklara düşer ve rezil nefsine pozitif cevap verirse nefsinin huzura kavuşacağını mı sanıyorsunuz? Asla! Size bir örnek vereyim. Ey azizlerim! Aziz gençler! Örneğin cinsi şehvetler konusunda neuzibillah ve nestecirubillah insan giriftar ve müptela olursa, bu nefis durmadan isteyecektir ve başka bir türünü isteyecektir. Bazen öyle olacaktır ki birisiyle, ne iki tanesiyle neuzibillah ve nestecirubillah, Hz. Zat-ı Ehediyete sığınıyoruz bazen duyuyoruz ve diyorlar ki toplu olarak bu işleri yapmaktadırlar. Bunlar nefsin pisliklerine bulaşmışlardır ve artık bu nefis onları doyurmamaktadır. Bazen artık öyle olur ki maalesef muhalif cinse kanaat etmemekte ve nestecirubillah ve neuzibillah hemcinslerinin peşi sıra gitmeye başlarlar.

Eğer nefis başıboş bırakılırsa böyle olur. nereye kadar böyle devam edecek? Meğer doyacak mı? meğer yorgunluğu mu var? Hatta bazen artık zevk almadığını görür, yine de el çekmez… nefis böyledir, insanın yakasını bırakmaz. Ey benim azizim! Artık yaşlandıkça yavaş yavaş değişeceğimizi mi sanıyorsunuz? Asla! Kur’an-ı Kerim ve İlahi Mecid’in ifadesiyle kimisi:

أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْیانَهُ عَلى‏ شَفا جُرُفٍ هارٍ “Temelini çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurmuş.”

Kimisi de binasını أَ فَمَنْ أَسَّسَ بُنْیانَهُ عَلى‏ تَقْوى “Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kurmuştur.”[1] Alçak nefis, kötülüklerin peşi sıra giden kimseyi biçare eder ve bitap düşürür, ancak o bundan yinede el çekmez. Artık zevk almaz, ama adet ettiği için çaresiz ve giriftar olmuştur.

NEFSE KANAT ETMEYİ ÖĞRETMEK
Bir gece Hz. Ayetullah Bahauddin’in mahzarında idim. Kendileri muhabbet ederek şöyle buyurdular: “Bu gece burada kal. Bu ilahi ve gayp ilmini bilen adam, gecenin kalbinde nale, figan etmekte ve şöyle demekteydi: Allah’ım! Nefsin aşırı isteklerinden korkuyorum.”

Hakta budur. Allah adamları bilmektedir. Her ne kadar çok anlarsan o kadar çok korkarsın. Dolayısıyla daha çok murakabe edersin. Murakabe yolunun ilk aşaması insanın kanaat etmesidir.

DÜNYA, OTLAK MI, YOKSA ABDULLAH OLMAK İÇİN YER Mİ?
Kanaatin anlamı, ben bu dünyada ölçüsü kadar yararlanmalıyım değildir. Kanaat, istifade etmemek değildir. İslam’da ruhbaniyet ve yersiz zühtlük yoktur. İslam’da zühtün anlamı açıklanmıştır ve ruhbaniyetten farklıdır.

Azizim! Dünyadan sadece otlak olarak yararlanma, onda bedenin zülcalali vel ikramın hizmetinde olabilmesi için güç ve kuvvet bulması gerekmektedir. Bu şekilde kul olursun, Abdullah olursun, Allah’ın kulu olursun. Önemli olan budur.

Eğer insan böyle olursa kani olur. Başkalarının neden bu kadar (malı) var benim yok diye hırslanmaz. Neden falancaların makamı var, benim yok? Onunla arkadaştık nasıl oldu da o bu şekilde oldu, ben bu şekilde oldum? Ben ondan daha iyi ders okuyordum ve böyle idim, ancak o bu makamlara geldi? Gibi düşüncelere asla kapılmaz.

AZA KANİ OLMAK
Azizler! İlk yol kanaattir. Kanaatte ne yapmalıyız? Burada iki noktayı arz edeceğim. Muttakilerin önderi Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Aza kani olmayan kimse nasıl nefsini ıslah etmeye güç yetirebilir?” Bu konu çok sarsıcıdır. Aza kani olmadığı halde nasıl nefsini ıslah etmeye koyulabilir? Başka bir ifadeyle hazret şöyle buyurmaktadır: Eğer maneviyat dışında her zeminede aza kani olmazsan, nasıl nefsini ıslah etmeye koyulabilirsin? Eğer bizler kani olursak O bize inayet eder. Bizler aza razı olalım O inayet edecektir. Alemlerin rabbinin isimlerinden birisi de Cabbar’dır. Cabbar, yani cübran eden (telafi eden). Bir kimse aza kani olursa alemlerin rabbi maneviyatta onu telafi eder diye hadisler bulunmaktadır. başka bir değişle eğer kani olursan ve gözlerini kontrol altına alırsan ve eşimden başkasına bakmayacağım dersen, yahut malına kani olur ve bana verdikleri benim için yeterlidir dersen, Allah’ım! Şükürler olsun, alemlerin rabbi cabbar’dır ve telafi eder.

Nasıl telafi eder? Buyurdular ki: kalp gözünü açarlar. Şöyle ki gelecekte bu cismani gözlerle görürsün. Vallahi böyle olur. Allah’ın ismi adına and içtim. Benim azizim! Başkalarının görmedikleri şeyleri bu gözlerle insan görebilecek bir seviyeye gelebilir. Dilini gıybetten, töhmetten, klişe ve çirkin sözlerden uzak tutarsan ulaşırsın.
Bazıları diyorlar ki meselen eğer kötü bir söze karşılık vermezsen geri adım atıldığını söylerler. Bırakın desinler. Kötü sözü insan çok rahat bir şekilde söyleyebilir, ancak dilini kontrol ettiğin vakit alemlerin rabbi telafi eder.
Benim azizim, fedan olayım! Bunları deneyin. Bismillahirrahmanirrahim dediğin vakit, o zaman hikmet diline akar. Az konuşmayı kendimize adet edinelim. Boş laflar etmeyelim. Ne için çok konuşalım? Yeteri miktarınca konuşalım. O zaman ne kadar iyi olur. Allah lütfeder, O cabbardır ve bir şekilde telafi eder.
Gözünü kontrol et, bak o zaman ne olur. kulağını başka seslerden uzak tut, şarkılardan, teranelerden ve müziklerden uzak tut, gıybet ve töhmetleri bu kulaktan dinleme, bak o zaman bu kalp geceleri ne sesler duyar? Gecenin kalbinde halvet bir yerde elini alemlerin rabbi için kunuta kaldırdığında ve münacat etmeye başladığında melekutun sesi kulaklarına ulaşır. İnsanın hali değişir. Allah cabbar’dır.
FEYZİ KESİR AZ DÜNYAYA KANİ OLMAKTIR
Neden devamlı olarak “Ya ibni’l Hasan’ Ya ibni’l Hasan![2] Diye feryat ediyoruz, ama hiçbir ses gelmiyor? Bizler anlamıyoruz. Bunu söyleyenler biliyorlar ki biliyorlar. Evliyalar buyurmuştur: Eğer bizler iyi olursak, iyilerin ağası bize gelir.
Neden bazıları her gece Ağayla[3] sohbet etmeye muvaffak olamıyorlar? Çünkü aza kani değiller ki o kesir olanı, o feyzi kesiri cabbar olan Allah telafi ederek ona versin. Feyzi kesir mi istiyorsun? ağa vardır.
Benim azizim! Az dünyaya kani ol, Allah’a and olsun ki bizim anlamadığımız şeyler vardır. Ayetullah Mevlevi Kandahari – Doksan yaşın üzerindeyken bu sohbeti- buyurdular: Ayetullah uzma Seyyid Ebu’l Hasan İsfahani’nin mübarek mazharındaydım. Eliyle işaret etti. Ben dünyanın Ayetullah uzma Seyyid Ebu’l Hasan’ın ellerinin altında olduğunu gördüm. Bir şeyler gördüm ve sonra bayıldım ve o şekilde kendimden geçtim.
Dünya neden şimdi bize boyun eğmesin? Allahi (ve ilahi) olduğun zaman Allah her şeyi senin emrine verir. Para da nedir? Evde nedir? Ev mi istiyorsun, ne kadar istiyorsun? iki yüz metrekarelik mi istiyorsun, beş yüz metrekarelik mi istiyorsun? bin metrekarelik villa mı istiyorsun? alem ellerindedir benim azizim!
MUHİPLER İÇİN AĞLAMALI GÖZLER
Esselamu aleyke ya mevlaye ya bakiyetellah
Ne diyeyim? Benim azizim! Geceleri Ağa’yla konuşuyor musun? Yine söylüyorum, namaz gibi önemlidir. Meğer namazı tekrar tekrar kılmak bıkkınlık mı getirir? Hal istiyor. Evliyaların her namazı birbirinden farklıdır. Bu namazdan bir tat alırlar, başka namazından başka bir tat. Hepsi birbirinden farklıdır. Onlar ne haberlerin olduğunu biliyorlar. Namazla aşk yaparlar flört ederler.
Bunu tekrar ediyorum. Her gece dişlerini fırçalayıp artık yatmak istediğinde ve eşinden ve birlikte yattıklarından ayrıl ve halvet bir yere git ve ışıklar kapatıldığında Ağa’yla sohbet et ve şöyle söyle: “Esselamu aleyke ya mevlaye ya bakiyetellah, Ağa can! Ey iyilerin ağası! Selam. Bugünüm nasıl geçti? ağa can! Ya İbni’l Hasan! Amellerim, mübarek kalbini sızlattı mı? Ağa can! Senden başka kimsem yoktur. Ağa can! Yorgunum, bitabım. Dünya beni kendisiyle götürtme, elimi tut, Ağa! Yardım et. Ağa Can! Yol zorludur, yalnız başıma bu yolu kat edemiyorum.
Ağa Can! Ben Mukkedes Erdebili değilim, kurbanın olayım. Ben ki Bahru’l Ulumlar değilim. Ben ki Mevlevi Kandahariler değilim. Ben ki Ağa Seyyid Ebu’l Hasanlar değilim. Ben ki Bahauddinler, Behçetiler değilim. Ben iyilerden değilim. Elimi tut ağa!
Ağa can! Kutsi makamına cesarette bulunuyorum beni bağışla: İyiye bakmak hüner değildir, biçare, bedbaht, yolda kalmışın elini tutar mısın? Bu şekilde Ağa’yla konuşun. Şöyle söyleyin: Ağa! Ben çaresizim, siz benim elimi tutun ve yolu kat edin. Ağa! Ben bu dünyadan korkuyorum. Elimi tutunuz. Ağa Can! Senin canın hakkı için korkuyorum. Mazlum ceddin hakkına, Ebu Abdullah[4] hakkına korkuyorum. Kaburgası kırılmış annen Fatımatu’z Zehra hakkına korkuyorum. Ağa Can! Ağa! Elimi tut, giriftarım.
Ağa! Bu bedbahtlıklardan kurtulmak için ne yapmalıyım? Bu dünyanın, cilveleri, güzellikleri ve zahiri görselliklerinin beni kendisiyle götürmemesi için ne yapmalıyım? Ağa Can! Seni çok seviyorum. Bir yerlerde bende adam olmak istiyorum. İyi olayım, alemin iyilerinin semtine doğru geleyim. Kast ediyorum, niyet ediyorum, hareket de ediyorum ve diyorum ki: artık bundan sonra tövbe ediyorum, iyilerin semtine doğru gideceğim diyorum, ama meclisten dışarı çıkıyorum, bir saat ve dakikalar sonra dünya ve onun çekiciliklerini görüyorum, bu parıltıları görüyorum. Beni kendisine çekiyor ve biçare oluyorum.
Ağa Can! Hemen o an gelin ve beni uyandırıp uyarın ve söyleyin: bu dünya geçecek. Kendimi toparlayayım ve dikkatli olayım. Eğer beni terk edersen, Ağa Can! Dünya ve alçak nefis beni yutacak. Kurbanın olayım, sen ki beni yutmalarını istemiyorsun. Evliyalar diyorlar ki: sizin kendiniz bize ağlayın. Evliyalar beyan etmişlerdir ki: Can Ağamız, İmamı Zamanımız (ruhum ona fedan olsun) her zaman mazlum ceddi Eba Abdullah için ağlamakta ve bir gözü de Şiaları ve muhipleri için ağlamaktadır. Devamlı ağlayarak Ya ibni’l Hasan! Diyenlere ‘neden bunlar günah işlemekteler? Diye sormaktadır. Üzülmektedir. Şiaları ve muhipleri iyilerin semtine geldikleri vakit sevinirler ve mübarek kalbi cilalanır ve huzur bulur. Ama tekrar günahlara doğru gittiğimiz vakit, Ağa üzülür ve bizler için gözyaşı döker.
Kurbanın olayım, bir şeyler yapın artık gitmeyeyim. Mübarek göz yaşlarını akıtmamak için bir şeyler yapmayayım. Mübarek gözleriniz bizim elimizden kan oldu, kurbanın olayım, biçare ben ne yapayım?!
Canına andolsun ki Ağa zordayım! Ne yapacağımı bilmiyorum, yolu bana gösterin, Ey Hasan’ın oğlu!
—————————

[1] – Tövbe, 109.
[2] – Ey Hasan Askeri’nin oğlu Hz. Mehdi.
[3] – Ağa’dan kasıt imam Mehdi (a.s)’dır.
[4] – İmam Hüseyin (a.s).

 

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar