Mut’a Nikâhı Var mı?

0

Soru:
İnkıtaı (Mut’a) Nikâhı Kuran’da geçiyor mu?
Varsa Teferruatıyla anlatırımsınız?

Cevap:

Değerli Muhammed: 

        İslâm Medenî Hukuku’nda süre ve mahiyet bakımından başlıca iki tür nikâhtan söz edildiğini hemen herkes bilir.

        Bunlardan birisi, taraflardan birisi ölünceye veya talâk (boşama) vuku bulana dek devam eden {Süresiz Nikâh}, öbürü ise belirli bir süre için yapılan{Süreli Nikâh}.

       Bunlardan ilkine “müebbedi nikâh (yani daimî)”, ikincisine ise “muvakkat nikâh”, “müeccel nikâh”, “munkati’ / inkıtaı nikâh” ve “istimtâ / temettü’ nikâhı” adları da verilir.

“Süreli Nikâh”ın en yaygın adı, hiç kuşkusuz {Mut’a Nikâhı}dır.Mut’a nikâhının aslen meşru bir nikâh olup, Peygamber Efendimizin (s.a.a) Medine döneminde ilk zamanlar uygulandığında bütün İslâm ümmeti arasında tam bir ittifak var. Bu hususta hiçbir ihtilaf yok. (1)

      İhtilaf bunun daha sonra nesih edilip edilmediğinde, dolayısıyla halen meşrû olup olmadığı noktasında yoğunlaşıyor. Ehl-i Beyt mektebinin en seçkin devamı niteliğini taşıyan “İmâmiyye Şiası” halen meşru ve caiz olduğunu, buna karşılık -şu anki bilinen şekliyle- Ehl-i Sünnet mektebi ise bu nikâhın sonradan neshedildiğini ve dolayısıyla şimdi haram olduğunu söylüyor ve savunuyorlar.

         Konuyla ilgili karşılıklı delillere ve bu delillerin derin bir sorgulamasına geçmeden önce garip ve tuhaf olan şu iki hususu hatırlatmadan geçmem mümkün değil:

       Bunlardan birincisi, çoğu Ehl-i Sünnet âlimlerinin karşı tarafı dinleyip anlamadan, onların yazılı hiçbir eserine bakmadan, kendi kafalarında “bir tür mut’a nikâhı” canlandırmaları ve ardından da İmâmiyye mektebini o müt’aya cevaz vermekle suçlaması; tabiri caizse tam bir “kör dövüşü”ne girmiş olmalarıdır.

       Oysa Ehl-i Sünnet’in kafasında canlandırıp reddettiği “mut’a nikâhı” ile İmâmiyye’nin cevaz verdiği “mut’a nikâhı” pek çok bakımdan birbirlerine yabancıdır. Aralarında derin farklar vardır.

        Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin İmâmiyye mektebine izafe ettikleri mut’a nikâhı “şehveti tatmin ve teskin için başvurulan süreli / geçici bir zevk aracıdır. Bunda talak ve miras yoktur. Çocuk olursa nesebi sabit olmaz, yani babası belirsiz sayılır. Süre bittiğinde ise kadının idde beklemesi gerekmez. Hemen bir başka erkekle bir araya gelebilir, nikâhlanabilir!” (2) 

       Onların, mut’a nikâhının haramlığını ispat için “Müt’ayı talak, idde ve miras ayetleri neshetmiş, tamamen ortadan kaldırmıştır!” vb. uyduruk rivayetlerden medet ummaları da bunu gösteriyor.Evet, Ehl-i Sünnet ulemasının İmâmiyye’yi “cevaz vermekle suçladığı “mut’a nikâhı” işte bundan ibarettir.

        Oysa böyle bir nikâha İmâmiyye dâhil cevaz veren kimse yok! İmamiyye’yi bu tür bir müt’aya cevaz vermekle suçlayanlar zahmet buyurup onların kitaplarına ya da âlimlerinden herhangi birisine başvursalardı, onların cevaz verdiği mut’a nikâhının hiç de öyle olmadığını görürlerdi.* Gerçek şu ki, Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin kafalarında canlandırıp reddettikleri “müt’ayı İmâmiyye mektebi de reddeder ve zinadan farksız görür.

          Garip ve tuhaf olan ikinci husus ise şu: Ehl-i Sünnet kardeşlerimiz kendi iddialarını ispat edip doğrulamak için delilleri genellikle “tek taraflı” sunuyor ve bunların da sadece kendileri tarafından kabul görmüş olanlarına yer veriyor! Bu ise ilmî tartışma metotlarına hiç de uymayan, gerçekten de çok tuhaf bir durum.

          Çünkü ilmî tartışma ve sorgulamalarda en doğru ve etkileyici yol, “karşı tarafın kabul ettiği delilleri ileri sürmektir.” (3)

          Mantıklı olan budur. Çünkü bir tartışmada eğer bir sonuca varmak istiyor ve buna rağmen sadece kendi kabul ettiğimiz delilleri ileri sürüyorsak, bununla karşı tarafı ikna etmeğe çalışmak çok büyük bir saflık olur.          

       Tıpkı Kuran’ı hiç kabul etmeyen birisini ikna için Kuran’dan ayetler getirmek gibi! Kardeşlerimiz böyle bir tutum yerine, kendi hadis külliyatının yanı sıra, İmamiyye mektebinin temel hadis külliyatına da yer verip ortak kabullerle yola çıksalardı daha doğru ve daha çözümleyici olurdu.

       Ehl-i Beyt mektebinin “mut’a nikâhı”na cevaz verdiği hemen herkesçe malum. Konuyla ilgili olarak mektebin öncelik verip temel kabul ettiği belli başlı hadis külliyatına baktığımızda bu durum bütün çıplaklığıyla ortaya çıkar. Şimdi önce bu rivayetlerden bazılarına yer verecek, ardından da bu nikâhın temel özelliklerine ve şartlarına yani hukukî düzenlemelerine geçeceğiz.

         A-Rivayet’ler:

         1- Müminlerin Emîri İmam Ali(a.s) şöyle buyuruyor: “Hattâb oğlu (Ömer) benden önce bunu yasaklamasaydı, pek az kişi *  dışında kimse zinaya düşmezdi.” (4)

         2- Gönüllerimizin sultanı İmam Abu Cafer Muhammed el-Bakır’a(a.s) mut’a nikâhının hükmü sorulduğunda şu cevabı veriyor: “Kuran’da şöyle bir ayet nazil olmuştur: (Onlardan bir şeye karşılık istimtâ ettiğinizde, ücretlerini kendilerine kararlaştırıldığı biçimde verin. Kararlaştırıldıktan sonra (bir miktarını düşmek için) aranızda anlaşmanızda sizin için bir sakınca yok.” (Nisa:24) (5)

        Aynı rivayet İmam Cafer es-Sadık’tan (a.s) da rivayet ediliyor. (6)

  1. Abdullah b. Umeyr el-Leysi İmam Muhammed el-Bakır’a (a.s) gelerek mut’a hakkında sorular soruyor. İkisi arasında şöyle bir konuşma geçiyor:

     Abdullah :

“Kadınlarla mut’a yapmaya ne dersin?”

    İmam (a.s)  :

“Allah onu kitabında ve elçisinin diliyle helal kılmıştır. O kıyamete kadar helaldir.

    Abdullâh :

“Ey Eba Cafer, Ömer onu haram kılıp yasaklamışken senin gibi birisi bunu nasıl söyler!?”

    İmam (a.s)  :

    “Öyle yapmış ta olsa doğrusu budur.”

     Abdullah :

 “Ömer’in haram kıldığı bir şeyi helal kılmaktan dolayı Allah’a sığınmanı öneririm.”

      İmam (a.s) :

“Sen dostunun sözüne devam et, bense Allah’ın Resulü’nün (s.a.a) sözüne bağlı kalayım! Gel istersen; Allah’ın Resulü’nün (s.a.a) sözünün hak, senin dostunun sözünün ise batıl olduğu konusunda seninle la’netleşelim!

Aldığı cevaplarla köşeye iyice sıkışan Abdullah

“Peki, kadınlarınızın, kızlarınızın, bacılarınızın ve amcanın kızlarının bunu yapması senin hoşuna gider mi!” diye sorup işi sulandırmaya başlayınca Hz. İmam (a.s) cevap vermeye değer bulmadılar. (7)

    4- İmam Abû Hanîfe yolumuzun meşalesi İmam Cafer es-Sadık’a (a.s) gelerek “Bana haber ver; mut’a nikâhı hak mı?” diye sorunca

     Hz. İmam şöyle buyurur:

“Sübhânallâh! Sen Allah’ın şu ayetini hiç okumadın mı? {Onlardan bir şeye karşılık istimtâ ettiğinizde, ücretlerini kendilerine kararlaştırıldığı biçimde verin.” (Nisa:24)

     Abû Hanîfe diyor ki: “Allah’a yemin ederim ki, bu sanki daha önce hiç okumadığım bir ayet idi!” (8)

     5- İmam Cafer es-Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Müt’ayı Kur’an indirmiş, Allah’ın Resulü’nün (s.a.a) sünneti böyle cereyan etmiştir.” (9)

    6- Gözlerimizin nuru İmam Ali er-Rıza (a.s) şöyle buyurmaktalar:

“Mut’a sadece onun (hükümlerini) bilene helaldir; bilmeyenlere ise haramdır.” (10)

     Bu hadis, İmam Muhammed el-Bakır ile İmam Cafer es-Sadık’tan (a.s) da biraz değişik lafızlarla rivayet ediliyor. (11)

      Bunlar konumuzla alâkalı İmamlarımızdan (a.s) gelen yüzlerce rivayetten sadece birkaçı. Bütün bu rivayetler, (Mut’a Nikâhı’nın) Ehl-i Beyt mektebinde caiz ve helal olduğunu açıkça ifade ediyor.

     Ancak bu cevazın yalnızca müt’anın hükümlerini ve hukukî düzenlemelerini bilenlere mahsus olduğu, İmam Ali’yi Rıza’dan (a.s) gelen yukarıdaki rivayetle netleşiyor.

       İmâmiyye mektebinde Allah’ın Resulü’nden (s.a.a) gelen hadislerle Ehl-i Beyit’ten ve On iki İmam’dan gelen hadisler “hüccet ve delil olma” bakımından aynı değeri taşırlar. Dolayısıyla her ikisi de bizleri bağlar. (*)  

         B-Mut’a Nikâhıyla ilgili Hukuki Düzenlemeler:

       Bu bölümün giriş kısmında Ehl-i Sünnet âlimlerinin kafalarında canlandırıp reddettiği mut’a ile Ehl-i Beyt mektebinin kabul ettiği müt’anın birbirlerinden çok farklı olduğunu ifade etmiştik. Ehl-i Sünnet mektebinin Zihninde ki mut’a nikâhı gerçekten de başı-boş bir fuhuş aracıdır.

        Böyle bir nikâhı kabul etmenin elbette imkân ve ihtimali yok! Ehl-i Beyt mektebi böyle serseri, başı-boş ve hiçbir hukukî düzenlemesi olmayan bir mut’a nikâhını kabul etmez; şiddetle reddeder.

         Ehl-i Beyt mektebinde mut’a nikâhının bir takım temel özellikleri ve hukukî düzenlemeleri vardır ve bu nikâha bu şartlar dâhilinde izin verilir. Söz konusu hukukî düzenlemelerden en önemlileri şunlardır:

        1- Mut’a nikâhında, tıpkı daimî nikâhta olduğu gibi, tarafların rızası şarttır.

        2- Nikâh icap ve kabul ile kıyılır. Yani taraflardan birisi teklifini usulü dairesinde karşı tarafa iletecek ve o da bu teklifi kabul ettiğini söyleyecek.

        3- Kıyılan nikâhın meşru ve sıhhatli olabilmesi için yakın akrabalık, süt bağı, din farklılığı, kadının bir başkasının nikâhı altında veya idde halinde olması gibi bir takım engeller bulunmamalı.

        4- Müslüman bir erkek Müslüman ya da en azından Ehl-i Kitap bir kadınla, Müslüman bir kadın ise yalnızca kendisi gibi Müslüman bir erkekle mut’a nikâhı yapabilir.

        5-Nikâh karşılığında kararlaştırılacak hem mihrin (ücret) hem de ecelin (süre) her iki taraf için de belirli olması gerekir.

        6- Mut’a nikâhından sonra cinsel ilişki olsun olmasın kadın, kararlaştırılan mihrin (ücretin) tamamını hemen alabilir. Ancak asıl hak ediş, gerekli istifadeden sonradır.

        7- Nikâh kıyılırken taraflar, cinsel ilişki olmaması dâhil, bir takım şartlar ileri sürebilirler.

        8- Nikâhın sıhhati için şahit bulundurmak şart değildir. (*) 

        9- Aklı başında reşit olmuş kimselerin sadece kendi rızalarının bulunması yeterlidir.

       10-Detaylı açıklaması kitaplarda yer alan bir takım kusurlar dolayısıyla bu nikâha son verilebilir (fesih).

       11- Mut’a nikâhında talâk (boşama) olmaz. (Ancak varsa bir durum, mahkemeye başvurulur ve gerekli görülürse Şer’i hâkim kararıyla taraflar birbirlerinden ayrılır.)

      12- Mut’a nikâhında taraflar arasında miras tahakkuk etmez. Ancak nikâh kıyılırken şart koşulursa, mektepte en yaygın görüşe göre miras cereyan eder. Bu evlilik sonucu doğan çocuk ile ebeveyni arasında karşılıklı miras alış verişi ise vardır.

       13- Mut’a nikâhında nesep hükümleri işler. Yani böyle bir nikâh sonucunda çocuk dünyaya gelirse, o çocuğun nesebi sabit, babası belli olur. (O çocukla babası arasında her durumda miras hükümleri işler.)

       14- Mut’a nikâhında idde hükümleri vardır. Dolayısıyla nikâhta belirlenen süre (ecel) sona erdiğinde; kadın hamile ise doğum yapıncaya kadar idde bekler. Hamile değilse iki hayız müddeti bekler.

       Hayız görmeyen kadınların iddesi ise 45 gündür.Mut’a nikâhıyla evlenen çiftlerden erkek olanı bu evlilik esnasında ölürse, bu durumda kadın hamile değilse 4 ay 10 gün bekler. Hamile ise “4 ay 10 gün” ve “Doğum vakti” seçeneklerinden süresi en uzun olanını tercih eder. (Yani örneğin 4 ay 10 gün geçtiği halde doğum olmamışsa doğuma kadar, doğum yapmış ama henüz 4 ay 10 günlük süre bitmemişse bu süre bitene kadar iddet bekler.)

  1. Tarafların mut’a nikâhıyla ilgili gerekli bütün hükümleri ve hukukî düzenlemeleri bilmeleri gerekir. Aksi halde onlara izin verilmez. (12)

      İşte, görüldüğü gibi bu nikâhın da -tıpkı diğer nikâhta olduğu gibi- kendine özgü hukukî düzenlemeleri ve şartları var. Ehl-i Beyt imamlarımız (a.s) mut’a nikâhına bu şartlar dâhilinde izin verirler.

       Ayrıca bu ruhsatın sadece bu nikâhın hükümlerinden haberdar olanlar için geçerli olduğunu İmam Ali er-Rızâ (a.s)’dan gelen bir hadis ile yukarda tespit etmiştik.

        Bu yüzden imamlarımız (a.s), kişisel ve toplumsal bir takım yaralar açmaması için, “mut’a nikâhı” nedir bilmeyen, onun hükümlerinden habersiz kişilere müt’ayı yasaklamış, onları bundan men etmişlerdir. (13) 

 

1- bk. el-Cessâs, Ahkâm’ul-Qur’ân: III,101~102; es-Serahsî, el-Mebsût: V,152; İbn Kesîr, Tefsîr’ul-Qur’ân’il-Azîm: I,474; F. er-Râzî, et-Tefsîr: X,49; en-Nebevi, Şerhi Sahîhi Müslim: IX,179,181; el-Aynî, el-Umde: XIV,253,XV,131; Şehîd-i Sânî, er-Ravda:II,103

2- bk. el-Cessâs, III,97,98~99; er-Râzî, X,50; es-Sâbûnî, Tefsîru Âyât’il-Ahkâm: I,458

*- İmâmiyye mektebinin cevaz verdiği “mut’a nikâhı”nın temel özelliklerini birazdan göreceğiz.

3- İbn Hazm, el-Fisal:IV,94 Fakat İbn Hazm dahil hiçbir Ehl-i Sünnet aliminin kelâmî konularda bile bu temel kurala bağlı kaldıklarını görmek maalesef mümkün olmamıştır!

*-Bazı rivâyetlerde “pek az kişi” anlamına gelen “şefâ” kelimesi yerine “azgın ve eşkıyâ” anlamına gelen “Şaqıy” kelimesi kullanılıyor.

4- el-Küleynî, el-Kâfî:V,448; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,250, el-İstibsâr:III,141; Şehîd-i Sânî,II,103

5- el-Küleynî,V,448; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,250, el-İstibsâr: III,141

6- el-Küleynî,V,449

7- el-Küleynî,V,449; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,250~251

8- el-Küleynî,V,449~450

9- el-Küleynî,V,449; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,251; el-İstibsâr: III,142

10- Şeyh Sadûq, Faqîhü Men Lâ Yahduruhu’l-Faqîh:III,292; Ebû Ca’fer et-Tûsî, el-İstibsâr:III,143

11- el-Küleynî,V,453,454; Şeyh Sadûq,III,292; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,250,252, el-İstibsâr:III,143

*- Ehl-i Beyt’in ve Oniki ma’sûm imamın öğretilerinin bizler için de huccet ve bağlayıcı olduğu Ahzâb Sûresinin 33. ayeti ve ma’sûm imamlarımızdan gelen sayısız hadislerle sabittir. Aynı hususu Ehl-i Sünnet kardeşlerimizin de kabul ettiği “Seqaleyn”, “Sefîne” vb. hadislerle İmam Ali’nin ve genel olarak Ehl-i Beyt’in ma’sûmiyetini konu edinen pekçok sahih ve mütevâtir hadis de açıkça ifade ediyor. Ayrıntılı bilgi için kitabımızın sonuç bölümüne ve “Hadislerle Hz. Ali” adlı çalışmamıza bakılabilir.

*- Ehl-i Beyt mektebinde şahit bulundurmak hiçbir nikâh için sıhhat şartlarından değildir. Ehl-i Sünnet’in şu an yaşayan mezheblerinden Mâlikîler de aynı kanaatte. Buna göre şahit bulundurmak sadece bir anlaşmazlık olup mahkemeye düşüldüğünde ispat için gereklidir. Yoksa şahitsiz kıyılan bir nikâhın Allah katında bir mahzuru yoktur.

12- Bu hukûkî düzenlemelerin tafsilatı için bk. el-Küleynî,V,451~467; Şeyh Sadûq,III,291~298; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,249~271, VIII,157~158, el-İstibsâr:III,141~153,350~351; Muhaqqıq el-Hıllî, Şerâi’ul-İslâm:II,247~251; Fâdıl el-Âbî, Keşf’ur-Rumûz:II,154~161; Şehîd-i Evvel, el-Lüm’a (Şehîd-i Sânî’nin şerhi er-Ravda ile beraber): II,103~107; İmam Humeynî, Tahrîr’ul-Vasîle:II,288~292, Tavdîh’ul-Mesâil (Türkçe çevirisi):346~347; Ebul-Qâsım el-Hôî, Tam İlmihal (Türkçe çev.):363~364; Muhammed Huseyn Fadlullâh, el-Mesâil’ül-Fıqhiyye:I,261  ayr. bk. Vehbe Zuhaylî, İslâm Fıkhı:IX,53~54

13- Şeyh Sadûq, el-Faqîh:III,292; el-Küleynî,V,453,454; Ebû Ca’fer et-Tûsî, et-Tehzîb:VII,250,252, el-İstibsâr:III,143

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar