Müslüman ve Şia Oldum:

0
Çünkü 15000 Kilometre Uzaktan Ehl-i Beyt’in Nurunu Gördüm
Burada okuyacağınız röportaj hakikat peşinde olan aslen Filistinli olup Şili’de dünyaya gelen birinin tatlı sohbetidir. Ailesi Beytüllahim şehrinin Ortodoks Hıristiyanlarından olan en eski ailelerinden biridir ve onu Hıristiyan olarak yetiştirmişlerdir ve bilinmesinde fayda var ki elde olan belgelere göre ecdadından bazıları Yermuk savaşında İslam ordularına yardım etmiştir.

Halil Sahuri yaklaşık 15 yıl önce Şia olmuş ve bu onun bir yere vermiş olduğu ilk mülakat olma özelliğini taşımaktadır. Şu anda mukaddes Kum şehrinde İslam ilimleri eğitimi almaktadır.

ABNA: bizimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Lütfen kendinizi tanıtır mısınız?
Adım Halil Sahuri, 32 yaşındayım. Şili’de dünyaya geldim. Ailem aslen Filistinli ve Ortodoks Hıristiyanlarındandır. Beytüllahim kentinin en köklü ailelerindendir. Ecdadım yaklaşık olarak 1500 yıl Beytüllahim’de yaşamıştır, elbette birinci ve ikinci dünya savaşından sonra Şili’ye göç etmek zorunda kalmışlardır.

ABNA: şu anda ne işle uğraşmaktasınız?

Şu anda mukaddes Kum şehrinde İslam ilimleri eğitimi almaktayım.

ABNA: Müslüman ve Şia olmanızda ne etkili oldu?

Ben on yaşındayken Kitabı mukaddesi okumaya başladım. Yaklaşık olarak bu kitabı okumam iki yıl sürdü. Bu dönem zarfında buradaki yanlışlıkları gördüm ve fıtratım bunları kabul etmedi. Örneğin baba, oğul ve Ruhu’l Kudus üçlüsünün bir Allah olduğu.

ABNA: neden?

Çünkü ben Allah’ın bir olması gerektiğini düşünüyordum, üç tane olmasını değil. Allah’ın oğla ihtiyaç duymayacağını hissediyordum. Hıristiyanların Meryem Allah’ın annesidir demelerini çocuk olmama rağmen kabul edemiyordum. Önceden de dediğim gibi ailem bin beş yüz yıl Beytüllahim’de yaşamış köklü bir ailedir. Yani İsa Mesih’in (aleyhi selam) dünyaya geldiği yer. Bundan dolayı ben Hz. İsa’ya (aleyhi selam) çok ilgi duymaktayım. Bu sebepten dolayı ben öz tevhidi bulmak için çok araştırmalar yaptım. Ama maalesef Kitabı Mukaddeste bunun cevabını bulamadım. Bir gün Yuhanna incilinde “Paraklitus” kelimesini gördüm. Bu kelimenin aslı yunanca bir kelimedir. Keşişten bu kelimenin anlamını sordum, ama onun basitçe vermiş olduğu cevabı asla kabullenemedim.

ABNA: neden?

Çünkü incilin asıl dili İbranicedir, sonra İbraniceden Yunancaya sonra Yunancadan Latinceye tercüme olmuştur. Bu isim Yunancadan Latinceye tercüme olmasına rağmen olduğu şekilde İncil de Paraklitus olarak gelmiştir. Hatta ben yunanca, Arapça, İspanyolca ve Latinceye vakıf olan birinden Paraklitus ne manaya gelir diye sorduğumda? O, bu kelimenin yunanca olduğunu kabul ederek, kelimenin tercümesinin “Ahmet” anlamına geldiğini söyledi.

ABNA: yani İncilin aslı İbranice değil miydi?

Hayır! Bildiğiniz gibi Hıristiyanlar Luka, Matta, Markos ve Yuhanna olmak üzere dört İncili resmi olarak kabul etmektedirler. Bu İnciller Hz. İsa’dan (aleyhi selam) yedi yüz yıl sonra yazılmıştır. İncillerin asıl dilleri de Aramice dilinde idi. Aramice dili İbranice, Arapça ve Yunancadan daha eski bir dildir.

ABNA: Süryani dili değil mi?

Bildiğim kadarıyla Süryani dili de Aramice dili kökünden ve ailesindendir.

ABNA: Siz Paraklitus kelimesinin Ahmet anlamına geldiğini, yani İslam Peygamberi olduğunu ve keşişin size doğru cevap veremediğini anladıktan sonra ne yaptınız?

Ben bir aslın Allah, bir aslın enbiya, bir aslın Kitabı Mukaddes ve bir tarafta da halk olmak üzere bunları böldüm, sonra bu aşamada tevhidin ağır bastığını gördüm.

ABNA: Keşişler hakkındaki düşünceniz nedir?

Keşişlerin fakirlerle işi olmaz. Halbuki Hz. İsa böyle değildi. O zaman da bir zindan da yaşamış gibiyiz. Bizler hakikati bulmayı başaramazdık. Ama kalbim oldukça özgürlüğe susamıştı. Örneğin o dönemde felsefe okumak yasaktı, hatta çeşitli dinleri okumak bile yasaktı. Kısacası hakkı aramak tehlikeli idi. Ben onların dinle ticaret yaptıklarını gördüm ve dedim ki şayet Kitabı Mukaddes’te susuzluğumu giderecek o şeffaf suyu bulabilirim.

ABNA: yani yeniden mi Kitabı Mukaddes’i okumaya başladınız?

Evet. Bu defa daha ilginç ve daha enteresan bir konuyla karşılaştım. Ben Kitabı Mukaddes’te Araya halkının büyüklerinden üç kişinin Hz. Mesih’in (aleyhi selam) doğum gününü tebrik etmek için geldiklerini okudum. O insanlar Yahudi değillerdi, öyleyse o zaman hangi dine mensuplardı? Sordum. Dediler ki ateş pereslerdi. Ateş perest bir din değil ki cehalettir. Kendi kendime dedim ki öyleyse Allah tarafından olan Mesih’i neden kabul ediyorlar? Ben kütüphaneler de araştırmalar yaptım sonunda anladım ki o kişiler Zerdüştlermiş. Zerdüşt’ü Yahudilik ve Hıristiyanlıktan daha temiz ve daha üstün gördüm. Çünkü onlar uzak bir yoldan Hz. İsa’yı tebrik etmek için gelmişlerdi. Bunu da keşişlerin başka bir yalanı olarak gördüm. Zerdüştlükten sonra Hinduizm, Budizm ve Protestanlığı tanıdım. Bunların içinde en fazla Zerdüştlüğü beğendim. O anda kalbimin başka dinlere karşı sevgiden boş olduğunu gördüm. Çünkü Hıristiyanlar Hz. İsa Mesih’in sözlerini tahrif etmiş ve ben bunu Hz. İsa’ya saygısızlık olarak düşünüyordum. Halbuki Zerdüştler Hz. İsa’ya ihtiramda bulunmuş ve uzak yerlerden ona ve annesine tebrikte bulunmak için gelmişlerdi. Ben Hıristiyan üstatlarıyla bir kaç toplantı yaptım ama maalesef Hıristiyan kardeşlerimiz haktan uzaktırlar. Yalan söyler, eksik cevap verirler veya başka cevaplar verirlerdi. Ben maalesef bu dinin hakikatten çok uzak olduğunu gördüm.

ABNA: güzel, sonra ne yaptınız?

Sonra felsefi kitaplar okumaya başladım. Marksist felsefeyi okudum. Bu felsefe maddiyat ve bu dünyayla ilgili şeyler söyler, maneviyat ve fizikötesi ile ilgili bir şey demez.

ABNA: Marksizm’den ayrı başka felsefeleri de okudunuz mu?

Evet. Niçe’yi de okudum. Bana göre Niçe (Nietzsche) ırkçı değildi. Benim Niçe’nin eserlerinde bulduğum önemli şey onun “Zerdüşt böyle söyledi” sözüydü. Ben bu kelimeye aşina idim. Bu defa daha ciddi olarak araştırmaya başladım ve bu kelime beni İran’ı tanımaya itti. Anladım ki İranlılar şu anda Şia mezhebindendirler ve liderleri de İmam Humeyni’dir. Ben imam Humeyni’nin ahiret, tevhit, adalet, hakikat ve cesaret hakkındaki sözlerinden  oldukça ilginç noktalar tespit ettim ve onun konuşmalarından sorularıma çok güzel yanıtlar buldum.

Bir anda imam Humeyni’nin resmini önceden gördüğüm aklıma geldi. Önce, onun resmini nerede gördüğüm aklıma gelmemişti. Sonra biraz düşündükten sonra onu inkılabın ilk yıllarında çocukluğumda televizyonda gördüğüm aklıma geldi. O zaman babam da onu teyit etmişti.

ABNA: nasıl?

O, imam Humeyni’nin çehresini televizyonda gördükten sonra keşke Arap dünyasının da böyle bir lideri olsa demişti. Bu benim aklımda kalmıştı. İran İslam cumhuriyetinin lideri İmam Humeyni benim için çok çekici ve karizmatik biriydi.

ABNA: imam Humeyni’nin çehresi Hz. Mesih’in çehresini çağrıştırır.

Evet, evet kesinlikle bana da Hz. Mesih’i hatırlatırdı.

ABNA: daha sonra ne olduğunu merakla bekliyoruz.

Daha sonra ben Filistinli dostlarımdan biriyle İran, inkılap… hakkında konuştum. Çünkü imamın dini ve felsefesinin ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Sonra onun İslam dininden olduğunu anladım.

ABNA: İslam hakkındaki tasavvurunuz ne idi?

Ben İslam dininin yeni ve yenilikçi bir din olduğunu düşünüyordum, ilahi ve mukaddes bir din olduğunu düşünmüyordum. Ben on yedi yaşındayken bazı Arap kültür merkezlerine gider ve onlarla oturup sohbet ederdim. O zamanlar oturduğum şehir Şili’nin 300 kilometre güneyine düşmekteydi. Allah’a şükürler olsun ki on altı yıl kadar önce o merkez benim için bir fırsat olmuş ve orada Müslüman olan biriyle tanışmıştım ve ondan kendi dilimde olan Kur’an’ını almıştım.

ABNA: Kur’an’ı ilk okuduğunuz an, nasıl bir andı?

Kur’an’ı açıp okuduğumda kalbimde bir güzellik hissetmiştim. İlk okuduğum sure Yusuf Suresi idi. Ben Müslümanların Yusuf’u kabul ettiklerine şaşırmıştım. Kur’an’ın fihristini karıştırırken Nuh, İbrahim ve Meryem Surelerini gördükten sonra oldukça şaşırmıştım. O anda İslam’ın yeni ve uydurma bir din olmadığını anladım. Allah birdir, bu kitap ve din yüce Allah’ındır. Çünkü onlar Müslümanların Allah’ının başka bir Allah olduğunu iddia ediyorlar. Meryem Suresini okuduğumda sanki kalbim yerinden çıkacaktı, sanki yaşamımın en önemli haberini okuyordum. Her gün Kur’an okuyordum. Fatiha suresini okuduğum da tekrar şaşırdım. İhlas Suresini okuduğum da aynı şekilde. Çok kısa, çok özet aynı zamanda çok sağlam. O ana kadar okuduğum kitaplar içindeki en sağlamı. İhlas Suresi başından sonuna kadar verdiği cevaplarla kalbime oturmuştu. Kalbim hakla birleşmişti. Çok mutlu olmuş ve o Filistinli dostlarımla ilişkilerimi daha da sağlamlaştırmıştım. Şu anda bile onlarla ilişkilerim devam etmektedir. o benim İran’da olmamdan oldukça mutlu. O Şili’nin başkentinde olan camiye gitmem için bana çok yardımcı oldu. Cami ehli sünnet camisiydi.

ABNA: camiden başka bir yere de gittiniz mi?

Evet, İran konsolosluğuyla irtibata geçtim. Konsoloslukta çalışan dost çok şefkatli biriydi. Bana vakit ayırdı, ilgi gösterdi halbuki o zamanlar yeni yetişen bir gençtim. O bana İslam, Velayet-i Fakih ve İran İslam cumhuriyeti hakkında kitaplar göndereceğini söyledi. O sözünde durarak bana bir kitap dolusu kutu verdi. Ben onun sayesinde İslam kaynaklarını tanıdım. İmam Humeyni, Ayetullah Hamaney ve İran ülkesini tanıdım. Kutuda İran hükümetinin yapısını anlatan bir kitap gördüğümde onu hemen okudum ve İran meclisinde azınlıklar için bile kürsü verildiğini gördüğüm de oldukça şaşırdım. Ben o anda Velayet-i Fakih’in mukabilinde demokrasi sisteminin nakıs olduğunu anladım. Hiç bir yerde böyle bir şey yoktu. Anladım ki Velayet-i Fakihin hükümeti, Ehl-i Beyt’in (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) hükümeti ve Allah’ın velayetidir. Ben kendi kendime şu ana kadar neden Velayet-i Fakih’in varlığından haberdar olmadığımı sordum. Her ne duydumsa batının tebliğ ettiği demokrasi idi. O da yalan ve hakikatten uzaktı.

Ben Filistinli arkadaşla konuşuyordum, o hakkın her kesin olduğunu bunun kimsenin tekelinde olmadığını söyledi. Bu inkılabın dünya tarihinde çok önemli bir yerinin olduğunu ve ona imam Humeyni’nin inkılabı dediklerini, söyledi.

ABNA: Başka ne gibi konularla karşılaştın?

Aşura hakkında, imam Hüseyin (aleyhi selam) ve ona tabi olanlar hakkındaki konularla tanıştım. O anda çok sevinmiş ve o şevkle gözyaşlarımı tutamamıştım. Acı ve kederden değil. Bu cümle beni bu hale getirmişti: “Her gün aşura, her ye Kerbela.”
ABNA: Küllü yevmin Aşura, Küllü arzın Kerbela?

Evet, bu cümle benim çok hoşuma gitmişti. Ben dünya siyaseti ve içtimasının açıklamasında bu cümlenin ne kadar doğru olduğunu anladım. Kendi kendime neden şu ana kadar Filistin meselesi bir çözüme kavuşmadı? Diye sordum ve kendi kendime cevabını verdim ki çünkü onların aşk mektebinden, yani imam Hüseyin’in (aleyhi selam) Kerbela kıyamından haberleri yoktur. Ben bütün insanların sorunlarının Ehl-i Beyt’in (aleyhi selam) eliyle hallolacağına inanıyorum. Cemaat imamıyla İran inkılabı hakkında konuştuğumda rahatsız olduğunu fark ettim.

ABNA: Neden?

O, Şiaların Müslüman olmadığını söylemişti. Bu benim için oldukça şaşırtıcıydı. Hıristiyanların Mesih’e taptıkları gibi onlarda Hz. Ali’ye taparlar. Onlar camilerinde imamlarının resimlerine taparlar, demişti. O da Hıristiyan keşiş gibi bana yalan söylemişti. Ben o zamanlar yeni yetişen bir gençtim, ama aptal değildim. O camide yeni Müslüman olmuş bir Şililiyle oturarak sohbet ettim. O Şiaları Müslüman gruplardan bir grup olarak tanıttı. Vahdetçi bir yaklaşımı vardı. Ben ona Müslüman olmak istediğimi söyledim. Sonra yavaş yavaş İran hakkında daha fazla bilgi edinmeye başladım. Sonra Şilili yeni Şia olmuş birinin Arjantin’e giderek oradaki camide bir yıl kadar ders aldığını öğrendim. Zahmetlerle onu bularak bir kaç saatlik toplantılar yaptık. Bir yıl sonra Lübnanlı bir alimle karşılaştım. O bana İspanyolca kitaplar verdi ve İslam dini hakkında dersler verdi. Şu ana kadar 15 beş yıl geçmekte ve ben on yıl boyunca sadece Ehl-i Beyt’e aşk ve Allah’a ümitle bekledim ve İslam dinini hamdolsun İran’da buldum.

ABNA: Aileniz Müslüman olmanızı nasıl karşıladı?

Ailem, Halil delirmiş olmalı ki böyle konuşuyor diyordu. Ama ben gizlice abdest alır ve namaz kılardım. Kur’an-ı Kerim’i Arapça okurdum hatta onun son 10 suresini ezberlemiştim.

ABNA: Her hangi bir sorunla karşılaşmadınız mı?

Yemek olarak evet. Çünkü Hıristiyanlar bir şey gözetmeden her şeyi yerler ama Müslümanlar her şeyi yemez. Ramazan ayı orucunu tutarken çok zorlanıyordum (helal yiyecek sıkıntısı yüzünden) namaz kılmak hatta ezan ve ikame okumak bile benim için zordu.

ABNA: Acaba sonradan ailenizin tutumu değişmedi mi?

Tabiî ki, küçük kardeşim benden bir yıl sonra Müslüman ve Şia oldu. Kaç yıl sonra da annem. Aynı şekilde bazı dostlarım da benim tebliğimle Müslüman ve Şia oldular.

ABNA: Eşinizin ailesi nasıl?

Yüce Allah’ın yardımlarıyla eşimin ailesi de tebliğimle Müslüman oldular.

ABNA: Acaba eşinizin ailesi akrabalarınızdan mıdır?

Hayır, ben arkadaşlarımın birinin vasıtasıyla eşimle tanışmıştım.

ABNA: Dünya Müslümanları için bir mesajınız var mı?

Bütün yeni yetişen Müslümanlardan özellikle Şialardan isteğim uykudan uyanmalarıdır. Kastım onların batı kültürünü düşünmeden ve araştırmadan kabul etmemeleridir. Onlar batı kültürüne bu soruyu sormak zorundadırlar. Acaba bunlar şeytandan mı yoksa Allah’tan mıdır?

Bu şekilde olmazsa kalpleri uyuşabilir. İranlılar yıllarca kurulması için uğraş verdikleri bu Ehl-i Beyt hükümetinin kadrini bilsinler. Sizler burada dini vecibeleri yerine getirmek için özgür ve rahatsızınız. Düşman olmadan karışan konuşan olmadan özgürce mezhebi programlarınızı yerine getirebiliyorsunuz. Ezan seslerini minareden sabahları bile duymaktasınız. Dini vecibelerinizi yerine getirmek için ne canınızın, ne malınızın ve ne de işinizin tehlikeye düşmesi söz konusu değildir. Bu çok büyük bir nimettir. Allah’a şükür edilmelidir. Sizler Cuma namazı kılmak için kısa bir yolu kat etmektesiniz, ama eğer ben Cuma namazına gitmek istesem 300 kilometre yol gitmem gerekir, o da sırf vahdet düşüncesinden dolayı.

Ben İran’a on beş bin kilometre uzaktan Ehl-i Beyt’in (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) ve imam Humeyni’nin nurunu bulmayı başardım.

ABNA: Biz sizinle yapmış olduğumuz bu sohbetten oldukça lezzet aldık. Tekrar size teşekkür ediyoruz. Eğer son olarak söylemek istediğiniz bir şey varsa sizi dinliyoruz.

İnşallah Allah bize İmamı Zamanı (Allah zuhurunu acil etsin) görmeyi nasip etsin. O da sadece görmekle değil bilakis zuhuru için çalışanlardan olmakla. İnşallah Allah onun zuhurunu çabuklaştırır ve bize kalbimizi temizleme başarısı ihsan eder. Bu ona yakınlaşmak için en üstün yoldur.