Mevlana ve İnsan 2

0
Mevlana; insandan söz ederken asıl olan insan-ı kamil olmayı hedefler.  Onun için bazı hususlara dikkat edilmesini ister. O yüce insana göre, kamil insan olmak için şunları yerine getirmelidir:

a)Dert ve Sıkıntı Çekmek

Bir çocuk ve bir hayvan yavrusu dünyâya gelir gelmez, bütün a’zâları ve his organları çalışmağa başlıyor. Bunların âhenkli, muntazam çalışmalarıyla yaşamağa devâm ediyor. Bu hâl, bütün akıl sâhiplerini, bütün ilim adamlarını hayretde bırakıyor. Bu organları var eden ve böyle çalışdıran sonsuz kuvvet sâhibinin ismi (Allah)’tır.

Allahın var olduğunu anlamayan kimse yokdur. İnsanların gözünde kuvvet olsaydı, kendisini görürlerdi. Her insana, her iyiliği, her râhatlığı gönderen ve her derdi, her sıkıntıyı gönderen Allahdır. Ni’met gelince şükür, dert gelince, istiğfâr ve sabır etmelidir. Dertler, ni’metin kıymetinin anlaşılmasına sebeb olmaktadır. İstigfârın ve sabrın sevâbı pek çokdur. Dünyadaki dertler, âhırette çok sevâp verilmesine sebep olmaktadır.

Dert, çile, sıkıntı… insanı olgunlaştırır. Dert çekmeyenler, hayatın tadını bilemezler. O bakımdan; “Kışın ayağı üşümeyenler, yazın kıymetini bilmez” denir. Peygamberler, sıkıntının en büyüğünü çekmişlerdir. Dertsiz insan, insan olamaz. Mevlana; bu konuyu çok güzel ele almış ve bizlere mesajlar vermiştir.

“Maden der ki: “Yiğit beni bağla. Öküz kuyruğundan yapılma kamçı ile başıma, sırtıma vur. Fakat deşeleme. Kamçı yarasından hayat bulayım. Musa’nın öküzü yüzünden dirilen maktul gibi dirileyim.”[1]“Ağrı, sızı ve hastalık hazinedir. Rahmetler ondadır. Deri yırtıldı mı iç tazelenir.”“Kardeş, karanlık yere, soğuğa, gama, kırıklığa ve hastalığa sabret.”[2]“Gama yoldaş ol, vahşetle ünsiyet kesbet.ölümünden uzun bir ölüm isteyip durma.“Gam ye de, gam artıranların, seni derde sokanların ekmeğini yeme. Çünkü akıllı adam gam yer, çocuksa şeker…”“Neşe şekeri, gam bahçesinin meyvesidir. Bu ferah yaradır, o gam merhem. “Gamı gördün mü, aşkla kucakla. Şam’a Rübve tepesinden bak!”[3]“Gam, çalışıp çabalayan kimsenin önünde bir aynaya benzer. Bu zıt olan şeyde buna zıt olan şeyi görür, sabırda muradına ulaşmayı, gamda neşeyi seyreder.”“Zahmetten, eziyetten sonra da onun zıddı, yani genişlik, zevk ve neşe yüz gösterir.”“Yumruğunu sıktıktan sonra mutlaka açarsın.”[4]“Varılan yerin tatlılığı, lezzetleri, seferde çekilen zahmetlerle ölçülür.”“Ne kadar gurbet çeker, mihnetler, zahmetlere uğrarsan.

Şehrinden, akrabandan o derece lezzet alır, zevk bulursun.”[5]“Dertten şikayet etme. Çünkü dert, insanı yokluğa sürüp götüren rahvan .bir attır.”[6]“Acı imtihanı bir rahmet bil. Belh ve Merv ülkelerine sahip olmayı bir gazap say.”“ İbrahim (Hz. İbrahim), telef olmaktan çekinmedi, ateşe atıldı, fakat yanmadı. Bu İbrahim, şereften, saltanattan kaçtı, kendisini ateşe attı.”“Şaşılacak şey, ateş onu yakmadı, bunu yaktı. İstek yolunda böyle tersine nallar vardır…”“Ateşi; gül ve ağaç haline getiren, bunu da zararsız bir hale getirebilir.”“dikenden gül çıkaran, kışı da bahar edebilir.”“Her selviyi hür bir halde sere serpe yücelten, derdi de neşe haline getirir.”“Bedene can verip dirilten, dirilttiğini öldürmezse ziyana mı girer?”[7]“Gama giriftar oldun mu, çeviksen derhal sıçrar, o ümitsizlik deminden kurtulursun.”“Mamur yerlerde kuduz köpekler vardır. yücelik ve nur definesi; yıkık yerlerdedir.”“Buz; soğuk rüzgarları, zemheriyi, yaz günlerinde o güç zamanları söyler.”[8]“Lezzet açlıktan gelir, yeni bir yemekten değil. Açlıkla yenen arpa ekmeği, şekerden lezzetlidir.”“dert; eski ilacı yeniler. Dert; her usanmış, bezmiş dalı kırar.”“Eskileri yenileyen kimya derttir. Nerede dert varsa orada usanç ne gezer.”“Kendine gel de, usançtan soğuk soğuk ah etme. Dert ara, dert ara, dert ara…”“Abes ilaçlar, derde derman aramak için hile düzerler. Yol kesicidirler, baç diye para almaya kalkışırlar.”“Acı su; içildiği zaman soğuktur, hoş gelir ama susuzluğu kesmez.”[9]“İnsanın düzgün elbisesi bulunmamalı. Çünkü sabırdan kurtuldu mu, derhal baş köşeye sıçrar.”“İnsanın; eli tırnağı olmamalı. Eli, tırnağı oldu mu, ne din düşünür, ne doğruluk”“İnsanın; belalar içinde ölmesi daha iyidir. Nefis, nimeti inkar eder, sapıktır.”[10]“Hayat; ölümde ve mihnettedir. Âb-ı hayat; karanlıklar içindedir.”[11]

b)Alçak Gönüllü Olmak

Alçak gönüllülük; tevazu ile anlatılır. Ahlakın bir parçasıdır. Meyveli dalın başı öne eğik olur denir. Tevazu, ağırbaşlılıktır. Kendini, her şeyi bilir pozisyonunda görmek, halk tabiriyle ukalalık yapmak kimsenin tasvip etmediği bir tutumdur.

Alçak gönüllülük; miskinlik değildir. Alçak gönüllü olmak demek; her kötülüğe, her çirkinliğe, her olumsuzluğa; “Evet” demek değildir.

Sevgili peygamberimiz; “Bir kötülük gördüğünüz zaman önce elinizle değiştirmeye çalışın. Buna gücünüz yetmezse dilinizle değiştirmeye çalışın, buna da gücünüz yetmezse kalben gidermeye çalışın….” buyurur.  Bu; doğru, güzel, ahlaki, ilahi emirlere ters olmayan, insanlara yararlı olan… şeylere onay vermek anlamı taşır.

Alçak gönüllülük; kamil insan olmanın bir boyutudur. Mevlana, Mesnevi’de bu konuyu şöyle ele alır:“Yusuf’a karşı nazlanma, güzellik iddia etme. Yakupcasına niyaz etmek ve ah eylemekten başka bir şey yapma.”“Baharların tesiriyle taş yeşerir mi? toprak ol ki, renk renk çiçekler bitiresin.”“Yıllarca gönüller yırtan, kalplere elem veren taş oldun. Bir tecrübe et, bir zaman da toprak ol.”[12]“Hangi hoş vardır ki nahoş olmamıştır? Yahut hangi tavan vardır ki yıkılmamış, yere serilmemiştir?”[13]“Ululuk, zehirli bir şaraptır. O şarapla aptal kişi sarhoş olur.”“Onun zehirli olduğuna inanmıyorsan, bak da gör; Âd kavmine o zehir neler etti?”[14]“Kılıç, boynu olanın boynunu keser. Gölge, yerlere döşenmiştir, o hiç yaralanmaz.”“Ululuk; fazla ateştir a azgın! Kendini ateşe nasıl atıyorsun?”“Yerle bir olan, bak hele, oklara hedef olur mu hiç?”“Fakat yerden baş kaldırdı mı, o zaman hedefler gibi çaresiz yaralanır.”[15]

c)Hoşgörüyü Elden Bırakmamak

Hoşgörü; müsamaha, tolerans, görmezden gelmek, affetmek, yumuşak huyluluk…. gibi anlamlarda kullanılır. Hoşgörü ile, tavizi birbirine karıştırmamak lazım. Hoşgörü içinde taviz yoktur, tavizde  de hoşgörünün yeri olmaz.

İnsan olarak bizler nedense, her kavramda olduğu gibi bu konuda da işi başka mecralara çekmeye bayılırız. Hoş görülecek şeyler vardır, hoş görülmeyecek şeyler vardır. hoş görebilmek için; öncelikle; insanlara, topluma zararsız olması, her yönden hizmete kapıların açık tutulması gerekir. Bu, hem Allah’ın emirleri istikametindedir, hem de Peygamberimizin yaptığıdır.

Hoşgörüde; Kur’an ve Sünnet yolunu tutmak en yanılmaz usuldür. O yüce insan nasıl yapmış? Nasıl bir yol izlemiş? O’nun yolundan giden Tasavvuf pirlerinin hayat çizgileri ne şekilde devam etmiş? Hepsini iyi bilmek zorundadıyız. Mevlana; bizim kitabımızın konusu olduğu için, O’nun çizgisini Mesneviden takip edersek, neler dediğini, neler yaptığını açıkça görürüz. İşte O’nun bu konudaki düşünceleri:

“Sıcak da söylese, soğuk da söylese; hoş gör ki, sıcaktan, soğuktan ve cehennem azabından kurtulasın.”[16]“Âlemin ayıbını söyleyen,  daha fazla yol kaybeder. Ne mutlu o kişiye ki, kendi ayıbını görür. Kim, birisinin ayıbını görürse, o alınır, o ayıbı kendisinde bulur. Çünkü insanın yarısı ayıptandır, yarısı gaybtan. Sende o ayıp yoksa da yine emin olma. Olabilir ki o ayıbı sen de yaparsın, günün birinde o ayıp, senden de zuhur edebilir:”[17]”“Sakalın çıkmıyorsa, başka sakalsızları kınama”[18]“Ayıplar,pirler reddettiğinden ayıp oldu. Kayıplar, onlara hasedi yüzünden kayıp kesildi.”“Balçığın içinde tevile ruhsat vermektesin. Çünkü oradan gönlünü almak istemiyorsun ki.”[19]“İşi çok karıştırmayın da, sırrınızı açmayayım, önünüzü, sonunuzu söylemeyeyim.”[20]“Dostların hatası, yabancıların doğrularından daha iyidir:”[21]“İbadetteki ihlası Ali’den öğren.

Allah aslanını  hilelerden arınmış bil. Savaşta bir yiğidi alt etti, hemen kılıcını çekip üstüne saldırdı. O, her peygamberin, her velinin öğündüğü Ali’nin yüzüne tükürdü.  Ali, derhal kılıcını elinden attı, onunla savaşmadan vaz geçti. O savaşçı er, bu işe, bu yersiz af ve merhamete şaşırdı. Dedi ki: “Bana keskin kılıcını kaldırmıştın, neden kılıcı indirdin ve beni bıraktın? Benimle savaşmadan daha âlâ ne gördün de, beni avlamadan vaz geçtin? Ne gördün ki bu derecede kızgınken kızgınlığın yatıştı? Böyle bir şimşek çaktı, sonra sönüverdi?Ne gördün? O gördüğün şeyin aksi bana  da vurdu. Gönlümde, canımda bir şule parladı. Yiğitlikte Allah aslanısın, mürüvette kimsin, bunu kim bilir?”[22]Ali dedi ki: “ben kılıcı Allah için vuruyorum. Allah kuluyum, ten memuru değil. Allah aslanıyım; heva ve heves aslanı değil. İşim, dinime şahittir.”[23]“Ancak Allah için birisine düşmanlık etmeli.”“Hilim kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hatta yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür.”[24]“Nice düşmanlıklar vardır ki, dostluğa çıkar. Nice yıkılmalar vardır ki, yapılmaya döner.”[25]“Belayı def etmenin çaresi; sitem etmek değildir.

Buna çare; ihsandır, aftır, keremdir.”“Şeriatta ihsan da var, ceza da… padişah, baş köşeye geçer. At, ahıra bağlanır.”“Allah’ın yarattığı hiçbir şey abes değildir. Kızgınlık, hilim, öğüt, hile.. hepsi doğrudur.”[26]“Aflar; her gece şu gönülden çıkar, güvercinler gibi sana uçar, ulaşır.”“Halkı, ırmak gibi, sel gibi affet, yıka, arıt. Kendi denizine daldır, temizle.”[27]“Ört de, senin ayıbını da örtsünler. Kendine emin olmadıkça, kimseye gülme.”“Kendine yapılmasını istediğin şeyi âleme yap. İster eziyet olsun, ister zarar.”[28]“A gönül, o kusurlara karşılık özür dilemek için neler düşünmüşsün? Ondan, bunca vefalar gelmede, senden ise,bunca cefalar.”“Ondan; bunca keremler, senden ise, aykırı, ileri geri işler. Ondan bunca nimetler, senden ise, bunca hata…”[29]

————————————————————-

[1] MEVLANA, a.g.e. c.2, s.109

[2] MEVLANA, a.g.e c.2, s.165

[3] MEVLANA a.g.e. c.3, s.293

[4] MEVLANA, a.g.e. c.3, s.293

[5] MEVLANA, a.g.e. c.3, s.322

[6] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.120

[7] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.138

[8] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.144

[9] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.319

[10] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.354

[11] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.357

[12] MEVLANA, a.g.e. c.1, s.177

[13] MEVLANA, a.g.e. c.1, s.190

[14] MEVLANA, a.g.e. c.4, s.217

[15] MEVLANA, a.g.e. c.4, s.218

[16] MEVLANA, a.g.e. c.1, s.188

[17] MEVLANA, a.g.e. c.2, s.218

[18] MEVLANA, a.g.e. c.2, s.219

[19] MEVLANA, a.g.e. c.2, s.240

[20] MEVLANA, a.g.e. c.3, s.35

[21] MEVLANA, a.g.e c.3, s.35

[22] MEVLANA, a.g.e. c.1, s.308

[23] MEVLANA, a.g.e. c.1, s.312

[24] MEVLANA, a.g.e. c.1, s.327

[25] MEVLANA, a.g.e. c. 5, s.41

[26] MEVLANA, a.g.e., c. 6, s.196

[27] MEVLANA, a.g.e. c.5, s.343

[28] MEVLANA, a.g.e. c.6, s.335

[29] ŞAFAK Yakup, “Mevlana Bütün eserleri; Karatay Belediyesi Kültür yayını, 2006, s.327

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar