Kur’anı Kerim Mucize mi?

0

Kur’an-ı Kerim, çeşitli yönlerden mucize sayılmaktadır ve mucizeliği sürekli ve canlıdır. Yani bütün zamanlarda başkaları tarafından onun bir benzerinin getirilmesi imkânsızdır. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim, bütün düşünürlere ve bilginlere, onun bir benzerini getirme hususunda meydan okumaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bazı mucizevî yönleri şunlardır: Edebiyat ve ahenk açısından mucizeliği, Bilimsel mucizelik, Gelecekten haber verme yönünden mucizeliği, Tahrif edilemeyeceği, Meydan okuması…

A) Edebiyat ve ahenk açısından mucizeliği

Kur’an-ı Kerim, edebiyat yönünden en üstün Arap edebiyatçılarını dahi aciz bırakmıştır. Hatta Peygamber (s.a.a)’in en azılı düşmanları dahi (Velid gibi) onun güzel üslubunun, mecaz sanatının ve benzersiz ahenginin insan ötesi olduğunu itiraf etmişlerdir.

Amerikalı Profesör Dorman[1] şöyle demektedir: Kur’an-ı Kerim, kelime kelime Hz. Muhammed (s.a.a)’e vahyolunmuştur ve onun her bir kelimesi kamildir. Kur’an-ı Kerim, ebedi bir mucizedir ve Hz. Muhammed (s.a.a)’in iddia ettiği şeylerin doğruluğunun bir delilidir. Onun mucizelik yönlerinden bir kısmı onun yazılımının üslup ve tarzı ile alakalıdır. Bu üslup ve tarz, o kadar yüce ve azimdir ki ne insanlar ve ne de cinler onun gibi küçük bir sureyi dahi getirmekten acizdirler.[2]

Profesör Guillauome şöyle demektedir: Kur’an-ı Kerim, kendine özgü güzel ahengi ile kulağı okşayan ve kalbi rahatlatan bir musikiye sahiptir. Arapça bilen Hıristiyanların bir çoğu, Kur’an-ı Kerim’in tarzını övmektedirler. Arap dili edebiyatına aşina olan bazı doğubilimcileri, Kur’an-ı Kerim’in fesahat, zarafet ve letafete sahip yöntemini övmektedirler. Kur’an-ı Kerim, tilavet edildiği zaman onun kendine özgü çekiciliği, dinleyenleri iradeleri dışında kendisine doğru çekmektedir. Bu tatlı ve kalpleri okşayan ahenk, itiraz edenlerin sesini keserek Peygamber (s.a.a)’in getirmiş olduğu şeriata ruh vermiş ve onu taklit edilemez bir hale getirmiştir. Geniş Arap edebiyatı ve nesri içinde Kur’an-ı Kerim gibi fesahat (dilin doğru ve açık bir şekilde kullanılması-akıcılık) ve belagat açısından daha yüksek ve kaliteli bir başka kitabı tanımamaktayız ve Kur’an-ı Kerim ile kıyaslanabilecek hiçbir eser yoktur. Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin derinliği öyle bir şekilde tesir etmektedir ki Arap olsun veya olmasın bütün insanlar iradelerini kaybetmektedir.[3]

Alman Neeldke, Kur’an Tarihi kitabında şöyle yazmaktadır: Kur’an-ı Kerim’in sözcükleri, birbirlerine öyle güzel bir şekilde bağlanmıştır ki onu bu uyum ve açıklıkla dinlemek sanki meleklerin namelerini dinlemek gibidir. Müminleri heyecanlandırmakta ve onların kalplerini vecde getirmektedir.[4]

Fransız Düşünür Bartolomi Saint Hilaire, Muhammed ve Kur’an kitabında şöyle yazmaktadır: Kur’an-ı Kerim, zahiri güzelliği ile manevi azametinin eşit olduğu benzersiz bir kitaptır. Onun yeni tarzındaki sözcüklerin muhkemliliği ve düşüncelerin yeniliği ve canlılığı öyle bir şekilde parlamaktadır ki akıllar onun manasının etkisinde kalmadan önce kalpler ona teslim olmaktadır. Peygamberler arasında hiçbir peygamberin, İslam Peygamberi (s.a.a) gibi bu şekilde sözü etkili olmamıştır.

Kur’an-ı Kerim, kendine özgü tarzı ile hem dini bir marş ve hem ilahi bir yakarıştır; hem siyasi ve hukuki kanundur ve hem de ümit veren ve kokutandır; hem öğüt veren ve hem yol gösteren ve doğru yola hidayet eden ve hem de kıssa, hikaye ve hikmetleri açıklayandır. Yani açıkçası Kur’an-ı Kerim, Arap dilindeki en güzel eserdir ve dünya dinleri içindeki kitaplar Arassında bir benzeri yoktur. Arapçaya hakim olan Hıristiyanların itiraflarına göre bu şerif kitap, dinleyenlerin kalplerinde inanılmaz bir etki bırakmaktadır.[5]

B) Bilimsel mucizelik
Kur’an-ı Kerim’de yatan bilimsel sırlar; kozmoloji, antropoloji, tarih ve astronomi gibi bilimlerden oluşan sonsuz bir okyanustur ve bu yüzden doğu ve batı bilim adamlarını, araştırmaya iterek onları hayretler içinde bırakmıştır.

Burada bazı ayetlere ve bilimsel konulara kısaca değineceğiz:

-) Bitkilerin kendilerine has yapıları (Hicr Suresi, 19. ayet.)

-) Bitkilerin döllenmesi (Hicr Suresi, 22. ayet.)

-) Evlilik kanunu ve onun bitki âleminde de geçerli olması (Ra’d Suresi, 3. ayet.)

-) Dünyanın statik ve dinamik hareketi (Taha Suresi, 53. ayet.)

-) O zamanda hiç tanınmamış bir kıtanın varlığı (Rahman Suresi, 17. ayet.)

-) Dünyanın küresel oluşu (Mearic Suresi, 40. ayet.)

-) Meteorolojik olaylar arasındaki irtibat (Bakara Suresi, 164. ayet, Casiye Suresi, 5. ayet.)

Kur’an-ı Kerim’in insan yetiştiren ve onu hidayet eden bir kitap olmasına dikkat edildiğinde sadece bazı özel ilmi konulara işaret etmesi mümkündür. Bu kısmi değinmeler, bilim adamları için ilham kaynağı olmuştur. Bunların dışında, Kur’an-ı Kerim, sürekli insanları, yeryüzünde gezerek meydana gelen meteorolojik olaylar hakkında araştırma yapmaya çağırmakta ve bazı tefsirlere göre diğer bazı gezegenlere gitme imkânının olduğunu haber vermektedir.

Bu hususta birçok bilim dallarındaki bilim adamları tarafından kitaplar ve dergiler yazılmıştır ve onların hepsi de Kur’an-ı Kerim’in azameti ve onun ayetlerinin en yeni bilimsel buluşlara tatbik edildiği hakkında konuşmalar yapmışlardır.[6] Bucaille Maurice, “Tevrat, İncil, Kur’an ve Bilimin Kıyaslanması” adlı kitabında şöyle yazmaktadır: Kur’an-ı Kerim’in bilimsel yeni buluşlara tatbik edilmesine nasıl şaşılmasın ve bu mucize olarak sayılmasın?![7]

O, Kur’an-ı Kerim’in bilimsel öğretilerini mukayese ederken Tevrat ile İncil arasındaki çelişkiler ve Kur’an-ı Kerim’in nüzulü sırasındaki bilimler hakkında şöyle demektedir: Hz. Muhammed (s.a.a) zamanındaki bilinenlerin durumuna bakıldığında Kur’an-ı Kerim’deki bilimsel konuların beşerin bir ürünü olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu yüzden sadece Kur’an-ı Kerim’i vahyin bir ürünü olarak kabul edebiliriz.[8]

C) Gelecekten haber verme yönünden mucizeliği
Kur’an-ı Kerim, gelecekte olacak olaylardan haber vermiştir. Bu haberlerin bazıları Kur’an-ı Kerim’in kendisi ile ve bazıları da dış âlemdeki olaylarla ilgilidir. Bazıları tarihin belli bir kısmındaki olaylar ve bazıları da tarihin bütün bölümleri ile ilgilidir. Bazılarının vuku bulma zamanı gelmiş ve tarih açısından Kur’an-ı Kerim’in doğruluğunu ve hak oluşunu ispatlamıştır. Bunun karşısında diğer bazı haberler ise daha ileride gerçekleşecektir. Örnek olarak: Salihlerin hâkimiyeti, adalet ve tevhit üzerine evrensel bir hükümetin kurulması ve İslami örnek şehrin kurulmasıdır.

Dorman şöyle yazmaktadır: Kur’an-ı Kerim’in mucizevî yönlerinden bir diğeri de gelecekten haber vermesidir. Onun içinde Hz. Muhammed (s.a.a) gibi ders okumamış birisinin getiremeyeceği şaşırtıcı haberler yer almaktadır.[9]

Zikredilen bazı konular kısaca açıklanacaktır:

a) Tahrif edilemeyeceği
Kur’an-ı Kerim açıkça ilan etmektedir: Tahrif etmek isteyenlerin elleri, bu mukaddes kitaba ulaşamayacaktır ve ilahi koruma ve inayet, onun her türlü tahriften korunacağının garantisidir: ” “اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ(Şüphe yok ki, o Kur’an’ı Biz indirdik Biz. Ve muhakkak ki, onun için muhafız olanlar da Bizleriz.)[10]

“اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَاءَهُمْ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَزٖيزٌ لَا يَاْتٖيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهٖ تَنْزٖيلٌ مِنْ حَكٖيمٍ حَمٖيدٍ”
“Onlar, o zikiri/Kur’an’ı kendilerine geldiğinde inkâr ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap’tır. Bâtıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakîm ve Hamîd Allah’tan bir indirmedir o.”[11]

Kur’an-ı Kerim’in bu iddiası, on beş asırlık bir tecrübeyi geride bırakmış ve düşmanların bu husustaki çabalarının boşa çıktığını ve hatta bir kelime dahi ondan eksiltememenin acısını içlerinde bırakmıştır. Onlar, hatta gelecekte dahi bunu başaracakları hususunda dahi tamamen ümitsiz olmuşlardır.

b) Meydan okuması
Kur’an-ı Kerim, çeşitli şekillerde insanlara, onun bir benzerini getirmeleri hususunda meydan okumaktadır: Bütün insanlar bir araya gelseler dahi onun bir benzerini getiremezler:

” قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰى اَنْ يَاْتُوا بِمِثْلِ هٰـذَا الْقُرْاٰنِ لَا يَاْتُونَ بِمِثْلِهٖ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهٖيرًا”
“De ki: Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”[12]

Kur’an-ı Kerim, bundan daha ileri giderek düşmanların hatta onun surelerinden bir tanesinin dahi bir bir benzerini getirmekten aciz olduklarını ilan etmiştir:

“وَاِنْ كُنْتُمْ فٖى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهٖ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ* فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتٖى وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ اُعِدَّتْ لِلْكَافِرٖينَ”
“Eğer kulumuza (Muhammed’e) indirdiğimiz (Kur’an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah’tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). Eğer, yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- o hâlde yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının. O ateş kâfirler için hazırlanmıştır.”[13]
Kur’an-ı Kerim’in bu şekilde gelecekten haber vermesi, geçen on beş asırda sabit olmuştur ve onun benzeri bir sureyi – hatta Kevser Suresi gibi oldukça kısa bir sureyi dahi – getirmek için harcanan bütün çabalar boşa çıkmıştır ve bu alanda çaba gösterenlere rüsva olmalarından başka bir faydası olmamıştır.

c) Tarihi olaylar
Kur’an-ı Kerim, siyasi tahlillerin ve hesaplamaların ön göremeyeceği olayların gerçekleşeceğini haber vermiştir. Bunların bazı örnekleri şunlardır:

-) Müslümanların, Mekke müşriklerine galip gelmeleri ve Kâbe’ye emniyetli bir şekilde girmeleri:

” لَقَدْ صَدَقَ اللّٰهُ رَسُولَهُ الرُّءْيَا بِالْحَقِّ لَتَدْخُلُنَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ اِنْ شَاءَ اللّٰهُ اٰمِنٖينَ مُحَلِّقٖينَ رُؤُسَكُمْ وَمُقَصِّرٖينَ لَا تَخَافُونَ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذٰلِكَ فَتْحًا قَرٖيبًا”
“Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.”[14]

Bu ayet nazil olduktan kısa bir süre sonra Hudeybiye anlaşması, başka bir tabirle Hudeybiye fethi gerçekleşti ve Müslümanlar savaşsız bir şekilde Mekke’yi ele geçirdiler.

-) Rum İmparatorluğunun İran İmparatorluğuna galip gelmesi; Kur’an-ı Kerim, İran İmparatorluğunun Rum İmparatorluğuna galip gelmesinden kısa bir süre sonra Rum’un, İran’a galip geleceğini ve müminlerin de sevineceklerini haber vermiştir:

“غُلِبَتِ الرُّومُ*فٖى اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ*فٖى بِضْعِ سِنٖينَ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ”
“Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah’ındır. O gün Allah’ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü’minler sevinecektir.”[15]

Kur’an-ı Kerim’in gelecekten verdiği bu haber, Müslümanların Bedir Savaşındaki zaferleriyle aynı anda olmuştur ve Müslümanların sevincini ikiye katlamıştır.

Kur’an-ı Kerim’in diğer başka mucizevî yönleri daha zikredilmiştir; örnek olarak: Bilimde, gelecekten haber vermede ve ihtilaf ve çelişkinin olmayışındaki mucizevî yönleri.[16]

4. ” وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا(hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın)” ayetine bakıldığında, acaba bütün bilimler (matematik, fizik ve tıp gibi) Kur’an-ı Kerim’de var mıdır?
Kitaptaki yaş ve kuru
Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’i “Kitabun Mubin (açıklayıcı kitap)” olarak tanıtmaktadır: ” “قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللّٰهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبٖينٌ(İşte size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap (Kur’an) gelmiştir.)[17] Çeşitli ayetlerde Peygamber (s.a.a)’in getirmiş olduğu her şey, nurlandıran ve açıklayan olarak sıfatlandırılmıştır: ” “جَاؤُ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنٖيرِ (…hikmetli sahifeleri ve nurlu kitabı getiren peygamberler de tekzip olundu.)[18] Başka bir yerde ise şöyle buyurmaktadır: ”  “وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ (hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.)[19] “Kuru ve yaş”tan maksat – bir önceki ve bir sonraki karinelere göre – bütün her şeyin ilmidir. Buna delil olarak şu ayette şöyle buyrulmaktadır: فَرَّطْنَا فِى الْكِتَابِ مِنْ شَیْءٍ” ماَ” (Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.)[20] Yani hiçbir şey ilahi kitapta eksik değildir ve insanlığın saadeti için gerekli olan her şey açıklanmıştır.

Bu hususta bazı ihtimaller ve görüşler vardır:

a) Ena’m Suresinin 59’uncu ayetinde geçen “Kitabun Mubin (açıklayıcı kitap)”tan maksat ya ilahi ilim ya da Levh-u Mahfuz’dur ve bu surenin 38’inci ayetindeki “Kitap”tan maksat “Ecel”dir; yani Kur’an-ı Kerim değildir. Bazı rivayetlerde ise “Kitabun Mubin”den “Açıklayıcı İmam” olarak mana edilmiştir.

b) “Kitabun Mubin (açıklayıcı kitap)”tan maksat Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an-ı Kerim’in yüce batınını değerlendirdiğimizde o, “Ummu’l Kitap”tır; çünkü bütün hakikatler onda yer almaktadır ve sadece kâmil insan onlara ulaşabilir.

c) “Kitap”tan maksat Kur’an-ı Kerim’dir ve onun çeşitli derecelerinde dini ve dünyevi konular yer almaktadır.

d) “Kitap”tan maksat Kur’an-ı Kerim’dir; ama her şeyden maksat, genel külli usul ve kaidelerdir ve bunlara göre çeşitli bilimlerin ve ilimlerin temelleri atılabilir ve ilmi buluşlar ele edilebilir.

e) “Kitap”tan maksat Kur’an-ı Kerim’dir; ama her şeyden maksat, Kur’an-ı Kerim’in insanın hidayeti ve saadeti doğrultusunda etkili olan gerekli bütün öğretiler ve desturları içermesidir. Bu öğretiler; itikat, ideoloji, ahlaki öğretiler ve insanın dört yönlü ilişkisindeki (Allah ile olan irtibatı, diğer insanlarla olan irtibatı, kendisi ile olan irtibatı ve âlemle olan irtibatı) ilmi desturları kapsamaktadır.

Bu bakışla Kur’an-ı Kerim’in asıl hedefi, dini ve insanları hidayet eden hakikatleri açıklamaktır. Bu, bazı bilimsel hakikatlerin dakik ve mucizevî letafetle Kur’an-ı Kerim’de bulunmasına bir engel değildir. Ama bu konuların açıklanması, Kur’an-ı Kerim’in asıl hedefi değildir ve Kur’an-ı Kerim, bütün bilimleri içerdiğini iddia etmemektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu gibi bilimsel konuların ye almasının faydaları vardır ve bunlardan bazıları şöyledir:

-) İlahi tekvini ayetleri göstermek ve bu şekilde Allah’ı tanımayı herkesim içinde yaygınlaştırmak.

-) Kur’an-ı Kerim’in bilimsel mucizelik yönünü göstererek onun ilahi bir kitap olduğunu ispatlamak.

-) Merak uyandırmak ve akletmeye yönlendirmek.

-) Bilimsel alanda insanlara ilham kaynağı olmak ve Müslümanların bilimsel gelişmelerini sağlamak.

-) Bilimsel konularla mead (ölümden sonraki hayat) gibi bazı dini hakikatlerin ispatlanması.

Bu görüş kabul edilebilir bir görüştür ve önceki görüşlerle de birleştirilebilir.

Allame Tabatabai, bu görüşü seçmiştir ve ” “وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَیْءٍ(Sana bu kitabı her şeyin açıklayıcısı olarak indirdik)[21] bu ayetin tefsirinde şöyle yazmaktadır: “Her şey”den maksat, insanın hidayeti ile alakalı olan her şeydir. Yaratılış, mead, faziletli ahlak, ilahi kanunlar, geçmiş ümmetlerin kıssaları ve nasihatler gibi insanların ihtiyaç duyduğu konuları, Kur’an-ı Kerim açıklamaktadır ve biz, onun zahirinden bunu anlamaktayız. Ama bazı rivayetlerde, Kur’an-ı Kerim’de geçmiş, gelecek ve kıyamete kadar olan ilimlerin olduğu geçmektedir. Eğer bu rivayetler sahih ise “Tibyan (açıklayıcı)”dan maksat, sözcük manasından daha geniş bir manadır. Belki sözcük delaleti dışında başka işaretler vardır ve bu, halkın anlama imkanının olmadığı bazı sırları keşfetmektedir.

————–

[1] Marry Gaylord Dorman.

 

[2] Nasrullah, Nikbin, Batılı düşünürler açısından İslam, s. 48.

 

[3]  The Quran Interpreted, A. J. Arberry, New York. 1974, v.2.p.10.
Abdulkerim, Bi Azar Şirazi, Fatiha ve Tevhit Surelerinin Ahenksel Tefsiri ve Tasviri.

 

[4] Geschicte Des Quran, Neeldke. p. 56.

 

[5] Mohamet et Le Quran, Hilaire B. Saint, Paris, 1865 p. 127.

 

[6] a) Seyit Muhammed Hüseyin, Tabatabai, Kur’an’ın Mucizeliği;
b) Nasır, Mekarim Şirazi, Kur’an ve Son Peygamber;
c) Hasan Muhammed, El-Mekki El-Amuli, El-İlahiyat Ala Huda’l Kitabi ve’s Sünneti ve’l Akl, Üstad Cafer Sübhani’nin Muhazaratı, c. 3, s. 418;
d) Seyit Ebu’l Kasım, Hoi, El-Beyan tercümesi, c. 1, s. 117.

 

[7] Maurice, Bucaille, Tevrat, İncil, Kur’an ve Bilimin Kıyaslanması.

 

[8]  A.g.e, s. 338.

 

[9]  Nasrullah, Nikbin, Batılı düşünürler açısından İslam, s. 48.

 

[10] Hicr Suresi, 9. ayet.

 

[11] Fussilet Suresi, 41 ve 42. ayetler.

 

[12] İsra Suresi, 88. ayet.

 

[13] Bakara Suresi, 23 ve 24. ayetler.

 

[14] Fetih Suresi, 27. ayet.

 

[15] Rum Suresi, 2, 3 ve 4. ayetler.

 

[16] Daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara bakabilirsiniz:
a) Murteza, Mutahhari, Vahiy ve Nübüvvet;
b) Seyit Muhammed Hüseyin, Tabatabai, El-Mizan Tefsiri, c. 1, s. 58-73;
c)Seyit Murteza, Tusliyan, Kur’an’ın Azameti;
d) Muhammed Ali, Gerami, Kur’an-ı Kerim’i Tanıma Hakkında;
e) Nasır, Mekarim Şirazi, Kur’an ve Son Peygamber;

 

[17] Maide Suresi, 15. ayet.

 

[18] Al-i İmran Suresi, 184. ayet.

 

[19] Ena’m Suresi, 59. ayet.

 

[20] Ena’m Suresi, 38. ayet.

 

[21] Nahl Suresi, 89. ayet.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar