Kıyamet Şafağında (2)

0
Dua müminin silahıdır. Mümin onun vasıtasıyla ümitsizlikle savaşır ve müşkülatını gidermek için gaybi ve mutlak güçten yardım alır.Peygamberler ve Masum İmamlar her zaman bu silahtan yararlanır ve müminlere de bundan yararlanmalarını tavsiye ederlerdi.

 

İmam Rıza (a.s) kendi ashabına şöyle buyururlardı: “Enbiya’nın silahlarından yararlanın.” “Enbiya’nın silahı nedir?” diye arzedilince Hazret; “duadır” cevabını verirdi.[1]  İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

“Allah-u Teâlâ mümin kulları arasında çok dua edenleri sever. Şafak vaktinden güneş doğuncaya kadar dua etmenizi tavsiye ediyorum size; zira bu saatlerde gökyüzünün kapıları açıktır, halkın rızkı bölüştürülür ve büyük istekler verilir.”[2]

Resulullah’tan (s.a.a) şöyle nakledilmiştir:

“Dua müminin silahı, dinin direği, göklerin ve yerin nurudur.”[3]

Dua bir ibadet ve hatta ibadetlerin ruhu olup ona uhrevî mükâfat verilir. Dua müminin miracı ve kuds alemine uçuştur. Dua ruhu eğitir, mükemmelleştirir ve Allah’a yakınlık makamına ulaştırır.

Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor:

“Dua, Allah katında yeryüzündeki amellerin en sevgilisidir. İbadetlerin en faziletlisi de iffet ve temizliktir.”

”Ravi der ki. “Hz. Ali (a.s) çokça dua eden bir şahıstı”.[4]

Hz. Ali (a.s) yine buyuruyor ki:

“Dua saadetin anahtarıdır. En iyi dua da temiz sineden ve takvalı kalpten çıkan duadır. (Dua) Allah ile münacatta kurtuluşun sebebidir. Ve ihlas vesilesiyle de (kötülük ve helaketlerden) kurtulunur. O halde müşkülatlar fazlalaşınca Allah’a sığınmalıdır.”[5]

Dua öyle bir ibadettir ki, eğer gerekli şartlara sahip olunur da doğru yapılırsa nefsi mükemmelleştirir ve Allah’a yakınlığa sebep olur; bu ise duada olan kesin bir etkidir. Dolayısıyla insan hiçbir zaman ve hiçbir şart altında bu büyük ibadetten gaflet etmemelidir. Zira duanın zahiri ve çabuk etkisi olmasa bile hiçbir zaman etkisiz değildir. Bazen insanın duası geç kabul edilip istekleri geciktirilebilir veya duası dünyada asla kabul edilmeyebilir. Bunun da bir maslahatı vardır; zira bazen mümine dünyevî isteklerin verilmesi onun salahına değildir ve Allah-u Teâlâ onun maslahatlarına kendisinden daha çok vakıftır. Binaenaleyh insan daima ihtiyaç elini Mutlak Kadir (Allah-u Teâlâ)’ya doğru açarak ihtiyaçlarını istemelidir. Eğer bu isteği onun salahına ise isteği bu dünyada ona verilir. Ancak bazen Allah-u Teâlâ, kendisiyle daha fazla münacat etsin, raz-u niyaz edip kendisine yalvarıp yakarsın ve daha yüksek makamlara ulaşsın diye kulunun isteğini geçiktirmeyi salah görür, bazen de devamlı Allah’ı anması ve Ahiret’te daha güzel bir mükâfata kavuşması için kulunun isteğini bu dünyada yerine getirmeyi uygun görür.

 


 

[1]- Kafi, c.2, s.468.

[2]- Kafi, c.2, s.478.

[3]- Kafi, c.2, s.468.

[4]- Kafi, c.2, s.467.

[5]- Kafi, c.2, s.468.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar