Kars Ehlibeyt

  • Oturum Aç
  • Kayıt Ol
    Kayıt
    Yıldız işareti (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    e-Posta: *
    Şifre: *
    Şifre Tekrarı: *
  • Arama Yap
Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow KENAN ÇAMURCU arrow SP neden AKP'ye alternatif olamadı?
SP neden AKP'ye alternatif olamadı? PDF Yazdır e-Posta
Image22 Temmuz seçimlerinin son dönemcine girildiğinde ortaya çıkan eski başbakanlardan Erbakan, Erdoğan�ın AKP�sine en etkili muhalefeti yürüten lider olarak saygı görüyor.
 
Erbakan, seçimin arifesine kadar AKP hükümetinin 5 yıllık dönemini ekonomi, maneviyat ve dış politika başlıklarında değerlendiren konferanslar dizisiyle yasaklı olduğu sahadan uzak durarak eleştirdi. Saadet Partisi�nin mitinglerine katıldı, salon toplantılarında konuşmalar yaptı, televizyon programlarına çıktı.

 
Erbakan�ın muhalefeti öylesine etkili oldu ki, Erdoğan�ın tek parti iktidarının gazabına uğramaktan çekinen televizyon kanalları ve gazeteler ona yer vermeye hiç istekli olmadılar. Hatta bazı televizyon kanallarının Erbakan�a yasak koydukları bile görüldü.
 
İslami kesime yönelik yayın yapan Hilal TV bu örneklerden biri.
 
Zaman gazetesi grubunun gazete, dergi ve televizyonlarını da özellikle zikretmek gerek. Bu grup, Erbakan hiç yokmuş gibi davranmayı başarabildi.
 
Medyada Erbakan�a yönelik sınırlamalara karşın Milli Görüş lideri mitingler ve konferanslar yoluyla bu engellemeyi aşmasını bildi ve mesajını geniş kitlelere ulaştırdı.
 
Saadet Partisi�nin AKP ile aynı gün, 15 Temmuz�da İstanbul�da düzenlediği mitinge 50 binin üzerinde kalabalığı toplayabilmesi büyük ölçüde Erbakan�ın �milli kurtuluş� çağrısı hatırınaydı. Erdoğan�ın, devlet kurumlarını ve İstanbul�daki belediyelerini seferber ederek düzenlediği mitinge katılımın 800 bin olmasını sağlayan imkanların asgarisinden bile mahrum olan bir partinin, Saadet Partisi�nin Çağlayan meydanını tamamen gönüllülerle ve promosyonsuz doldurması önemli bulunmalı.
 
Milli Görüş�ü bölerek ve ondan koparak ortaya çıkmış bir parti olan AKP�nin bugüne kadar eski kökeniyle karşı karşıya gelmemeye özen gösterdiği biliniyor. Erdoğan hiçbir konuşmasında Erbakan�a ve eski siyasi çizgisinin bugünkü temsilcilerine kötü laf etmedi. Saadet Partisi yetkililerinden gelen ağır eleştirilere rağmen bu tutumunu korudu. Erbakan tarafından �Siyonizme hizmet etmek�le suçlandığı en tahammül edilmez eleştiri karşısında bile söylediği tek şey, �Sandalyeye oturmadan konuşamadığı bir sırada artık meydanı yetiştirdiği gençlere bırakması gerektiği� oldu.
 
Erdoğan�ın kriz yönetimlerinde Erbakan�dan kopya refleksler sergilediğini ama buna kendi tarzını katmak istediği için her defasında ortaya tuhaf bir karışımın çıktığını not etmek lazım.
 
AKP lideri, partisinin yepyeni bir siyasi parti olduğunu, Milli Görüş gömleğini çıkardığını, değiştiğini, bambaşka biri olduğunu ne kadar çok tekrarlarsa tekrarlasın halkla temasa geçtiği anda eski Erdoğan olduğunu herkes görüyor. Zaten halk da Erdoğan�a sevgisini, değişip dönüştüğü için değil, onu hâlâ 90�lardaki Erdoğan olarak kabul ettiği için gösteriyor.
 
Erdoğan�ın bütün o değişip dönüşme sözlerini, Türkiye�nin özel şartlarında kamuoyu önünde ağızdan çıkması gereken sözcükler olarak görüyor onu sevenler. Erdoğan da halkla buluştuğunda söylenmesi gerekenleri söyledikten sonra geride gerçek kişiliğine ilişkin söylenemeyen sözler kaldığını ima ederken �Gözlerime bakın, ne demek istediğimi anlarsınız� diyerek kitleleri sırlar dünyasında gezintiye çıkarmayı iyi beceriyor.
 
Belki büyük bir iddia olacak ama, Erdoğan hayat standardını ve tarzını değiştirmiş olsa da siyaset yaptığı sahayı değiştirmiş değildir. Bir ayağı ile ileri ekonominin hayatındaki yansımalarının tadını çıkarıyor, diğer ayağı ile Milli Görüş�ün ideallerine umut bağlamış kitleleri partisinde tutmanın icaplarını fazlasıyla yerine getiriyor.
 
Yoksa Milli Görüş�ten kopmuş bir siyasi hareket olarak kendini varedebilmek için en çok yapması gereken, koptuğu siyasi hareketi eleştirmesi olmalı değil miydi? Bunu yapmamasının nedeni, geride bıraktığı yaşam standardı ve hayat tarzına olan saygısından değil, siyasi yaşam alanının hâlâ orası olmasındandır.
 
Erdoğan�ın, eski siyasi yaşam alanında varlık gösterebilmesini sağlayan etken, bu sahanın asıl sahibi ve temsilcisi olan Milli Görüş�ün, yani bugünkü partisiyle Saadet Partisi�nin, orijinalin kendisi olduğu bir alanda taklit ürün karşısında varlık gösterememesidir.
 
Saadet Partisi�nin pek çok siyasi avantaja rağmen 5 yıllık iktidar döneminde neden AKP�nin alternatifi olamadığını bu nedenle mutlaka tartışmak gerekiyor.
 
Herşeyden önce görmemiz gereken şu ki, Erbakan, iktidarı döneminde havuz sistemi ve denk bütçe uygulamasıyla bütçe dengelerini yerli yerine oturtmayı başarmış ve ekonomiyi sürüklenmekte olan krizden başarıyla çıkarmış bir lider olmasına rağmen AKP�nin dışa bağımlı ekonomi sistemi karşısında alternatif olamadı. Sosyal ve manevi bakımdan tam bir yozlaşmışlık örneği olan AKP iktidarına güçlü ahlaki itirazlarına karşın toplumun dikkatini çekmeyi başaramadı.
 
Acaba neden?
 
Bu sorunun cevabını bulabilmek için çok sayıda harici sebebe de bakılabilir. Fakat sonuç alabilmek için dahili sebepleri incelemek daha yararlıdır.
 
Erbakan ve Saadet Partisi�nin, Erdoğan ve partisi karşısında alternatif olmasına engel çıkaran en önemli neden, travmatik koşullarda gerçekleşen 2002 seçimlerinde Erdoğan�ın başına iktidar tacı takmasını sağlayan nedendir.
 
Erbakan�ın aksine, 28 Şubat travmasına karşı koyan Erdoğan�ın, 2002 seçimlerinin tescilli kahramanı olmaktan başka seçeneği zaten yoktu.
 
28 Şubat 1997�deki siyasi travmanın 2001�de ekonomik travmayla doruk noktasına ulaşması Erdoğan�ı �yeni siyaset�in lideri olarak toplumun önüne itmişti.
 
1991�den başlayarak 90�lı yıllara damgasını vuran Erbakan ise bu sırada 28 Şubat renkli darbesinin operasyon pençesinden siyasi çizgisini kurtarmakla meşguldü ve partisini kurtarabilmek için iktidarı kaybetmeye hazırdı.
 
Ya siyasi kimliğini ve partisini verip iktidarı alacaktı, ya da iktidarı verip kimliğini ve partisini kurtaracaktı.
 
Erbakan�ın aksine, siyasi çizgisini ve kimliğini vererek iktidarı talep eden Erdoğan, bu sessiz değişimin farkında olmayan toplumun yeni kahramanı olarak yükselirken Erbakan iktidarı verip kimliğini ve partisini kurtarmayı seçmişti.
 
Fakat bu maceradan geriye Erbakan�ın elinde sadece kimliği kalır ve partisi de iktidar da 28 Şubat renkli darbecileri tarafından çalınıp talan edilirken Erdoğan, AKP gemisini sakin sulara ulaştırmıştı bile.
 
28 Şubat travmasının analizlerinde tartışma dönüp dolaşıp, Erbakan�ın, kimliğini, partisini ve iktidarı elinde tutma konusunda daha azimli davranması halinde sürecin farklı işleyip işlemeyeceği tahminlerine gelir.
 
28 Şubat 1997 siyasi travması ve 2001 ekonomik travmasına karşı tutumu belli olan Erdoğan örneğine bakınca, onun Erbakan�dan rol çalmasını sağlayan bu tutumu Erbakan sergileseydi muhtemelen Erdoğan�ın ortaya çıkması için münbit bir zemin bulunamayacağı öngörülebilir. Nitekim aynı Erdoğan, tıpkı 1997 ve 2001 travmatik koşullarına benzer bir durum meydana getiren 27 Nisan 2007 siyasi travması karşısında 2002�de olduğu gibi -söylemde de olsa- karşıt bir tutum sergilediği için 22 Temmuz seçimlerinin tekrar favorisidir.
 
1960�da Menderes�in ihtilal mahkemesini meşru kabul etmesiyle başlayan trajik süreci, Erbakan�ın 1997�de renkli darbe döneminde yaşadığı söylenebilir. Tıpkı Menderes gibi, Erbakan da askeri darbenin faillerine mukavemet göstermeyerek onların meşruiyetini zımnen de olsa kabul etmekle Menderes�in başına gelen trajediyi siyaseten tecrübe etmiştir.
 
Oysa Erbakan, 12 Eylül askeri darbesinden itibaren bu işlere şerbetli olması gereken bir liderdi. Ama olmadı.
 
1960 askeri darbesini anlatan çalışmalarda denir ki, Menderes�i yargılayan mahkeme heyetinin en büyük korkusu, Menderes�in ülkenin başbakanı olarak kendilerini tanımaması ve meşru görmemesiydi. Tıpkı bunun gibi, 28 Şubat renkli darbecilerinin de en büyük korkusu, ülkenin başbakanı olarak Erbakan�ın onlara müsamaha göstermemesi olabilirdi.
 
Fakat Erbakan, bu çılgınlığın boyutlarını kestiremediğinden olsa gerek, söylediğimiz gibi, �iktidar mı, yoksa kimlik ve parti mi� sorusuna �kimlik ve parti� cevabı verip siyasi alanı darbecilere terk ederek bir anlamda 2002 seçimlerinin de elverişli ve verimli arazisini hazırlamış oldu.
 
1997 siyasi kriziyle başlayıp 2001 ekonomik kriziyle doruğa çıkan temsil bunalımının, 2002�de önüne konan sandıkta �Erbakan�ın gençleri�ne oy veren seçmen tarafından doğru algılandığı ortadadır. 1997�deki renkli darbeden sonra hızlanan zamanın tüm resim karelerini izleyememiş olan seçmen, zihninde kalan kısmıyla AKP�nin, 1994�te yerel yönetimlerle başlayıp 1996�da Erbakan�ın başbakan olmasıyla devam eden �altın çağ�dan sonra kendisine o siyasi ve ekonomik travmayı yaşatanlara ders verecek adres olduğunu kabullenmiştir.
 
Bu durumu açık biçimde ortaya koyan çarpıcı bir örnek şöyledir:
 
İstanbul�da Milli Görüş�ün en güçlü olduğu ve Saadet Partili belediye başkanı tarafından yönetilen ilçelerden Ümraniye�de 2002 seçimleri yaklaşırken bir sohbetimiz sırasında belediye başkan yardımcısı anlatıyor: �Beni ziyarete gelenlere 3 Kasım�da hangi partiye oy vereceklerini sorduğumda �size� diyorlar. �Biz kimiz?� dediğimde ise �Tayyip işte� cevabını veriyorlar.�
 
2002 seçimlerinin kampanya çalışması sırasında AKP�lilerin, sahada, �Erbakan Hoca�nın tasvibi ve teyidiyle yola çıktıkları�nı anlatmaları seçmen algısıyla örtüşen bilginin aktarılmasından ibaretti. Erbakan ve arkadaşlarının bir tür örfi idarece siyaset yapmalarının engellenmesi durumu karşısında sahaya gençleri sürdüğü algısı tam da AKP�lilerin propagandasını yaptıkları şeydi. Henüz bölünmenin şokunu atlatamamış ve AKP ayrışmasından sonra kendisini nasıl anlatacağındaki kararsızlığını giderememiş Saadet Partisi, seçim pusulasında seçmenin gözüne gözükmedi bile.
 
Saadet Partisi�nin kendini bulması ve AKP�ye muhalif bir parti olduğunu kanıtlayabilmesi için aradan 4 koca yıl geçmesi gerekti.
 
Saadet Partisi 2003 Irak işgalinden sonraki süreçte, özellikle de 1 Mart tezkeresi kampanyası sırasında kendine özgü siyasi kimliğini ortaya koyma fırsatı buldu ve kendisini nasıl ifade edeceğini keşfetti ama bu kez de yükselen ulusalcı dalganın gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. Erbakan�ın �milli görüş� söylemi yeni dönemin gereklerine uygun argümanları geliştiremeyince Saadet Partisi ulusalcı kesimin fikirlerini muhafazakar dile tercüme eden parti gibi algılanmaya başladı.
 
2003�te Irak�ın işgali ile başlayıp 2005�te pik yapan ve bir siyasi dalga haline dönüşen ulusalcılık, Saadet Partisi�ni de peşine takan bir cazibe merkezi haline geldiğinde Saadet Partisi İslamcı entelijansiyadan da eleştiri almaya başlamıştı. Çünkü ulusalcılık askeri müdahale yanlısı bir akımdı ve 28 Şubat darbesinin ideallerini yaşatmaya kendini adamıştı.
 
Erbakan�ın ve yönlendirdiği Saadet Partisi�nin bölünme şokundan sonra AKP karşısına kendi kimliği ile çıkma fırsatını ulusalcı söylemin yanında yeralarak harcadığından bile sözedilebilir. Saadet Partisi�nin AKP�in alternatifi olmasını önleyen en önemli nedenlerden biri 28 Şubat müdahalesi karşısındaki tavır ve tutumsa, ikincisi de ulusalcı söylemin içine girmekte sakınca görmemesidir.
 
Ulusalcı dalganın İslami hayat tarzı, ticari hayat ve politik zemin için tehdit oluşturduğunu düşünen muhafazakar/dindar kesimler ulusalcılığa tepki duydukları oranda Saadet Partisi�nden de uzak durdular.
 
Bu gerekçe, Saadet Partisi�nin 2006 sonuna kadar neden 2002�deki oy oranının üzerine çıkamadığını ve erken seçim kararının alındığı Nisan 2007 ile birlikte sıçrama yaşadığını da açıklayabilir.
 
AKP�nin siyasi yaşam alanı üzerinde mülkiyet hakkına sahip parti olarak Saadet Partisi�nin, �kendi arazisine yapılmış gecekondu� olarak gördüğü AKP�ye karşı bugüne kadar neden bu kadar dirençsiz, güçsüz ve umutsuz göründüğünü sıraladığımız nedenler bir parça izah ediyor. Bu nedenleri arttırmak mümkün olmakla birlikte dahili sebepleri bu çerçeveye oturtmak belki sorunu aşmak için nereden başlamak gerektiğine de işaret edebilir.
 
Zaten Erbakan�ın 22 Temmuz seçimlerine giderken verdiği konferanslarla Refah Partisi�nin 1991 seçimlerine hazırlandığı dönemde ortaya konan kimlik, performans ve siyasi çizgiye benzer enstantaneleri canlandırmayı başarması hem Saadet Partisi içinde gözle görülür bir hareketlenme meydana gelmesini sağladı, hem de bu partinin kamuoyundaki imajını köklü biçimde değiştirdi.
 
Denebilir ki, eğer Erbakan, 28 Şubat renkli darbesine hedef olmuş bir siyasetin lideri olarak 27 Nisan sürecine itirazın öncüsü olabilseydi bu siyasi krize yolaçan AKP�ye alternatif oluşturabileceği gibi, Türkiye�nin demokratikleşmesinin adresi haline de gelebilirdi. Bu olabilseydi, 28 Şubat 1997�de başlayan kan kaybının 2001�de bölünme ile sonuçlanmasından doğan kayıpların telafi edilebileceği vasat bulunmuş olabilirdi.
 
Saadet Partisi, 28 Şubat 1997�deki askeri müdahale ile patlak veren siyasi krize karşı koymaması, 2001�de patlak veren ekonomik krizde varlığını gösterememesi, bu travmanın doğurduğu 2002 seçimlerinde malum sonuçla karşılaşması, ardından ulusalcı söylemin yanında gözükmesinin sebep olduğu güven bunalımı ve nihayet 27 Nisan 2007 sürecine demokratik tepki vermemesi gibi dönemlerden geçerek bugüne kadar geldi.
 
Dikkat edilirse bütün bu kilometre taşlarında Saadet Partisi kendi Milli Görüş çizgisini sergileme fırsatı bulamamış, hal böyle olunca da sert çekirdek seçmenini bile partisine geri çağırmayı başaramamış bir partidir.
 
Tekrar edersek, 22 Temmuz seçimleri münasebetiyle Erbakan�ın sahaya çıkmasıyladır ki Saadet Partisi kendisi olmaya başlamış, AKP�den farklı, hatta ona alternatif bir siyasi parti olduğunu kanıtlamış, tamamen AKP�de karar kılan Milli Görüş seçmenini orijinal partisine geri çağırmaya muvaffak olmuş ve bütün bu koşullar yerine geldiği için de oylarını 2002�deki nisbetten üç kat yukarı çekebilmiştir.
 
2007 seçimlerinde Saadet Partisi�nin alacağı oy bu nedenle çok önemlidir. Bu parti eğer 22 Temmuz seçimlerinden yüzde 6-7 bandına oturarak çıkarsa 1991�e giden süreci başlatmış olacaktır. 2009�daki yerel yönetim seçimlerinde ortaya koyacağı başarı da -zamanında yapılırsa- 2012 genel seçimlerinin favori partisi olmasını sağlayabilir.
 
Bu gelişme trendinin gerçek olabilmesi için gereken, Saadet Partisi�nin demokrasi mücadelesinin odağı haline gelmesi, Milli Görüş duyarlılığını tüm Türkiye�ye yayarken ulusalcı ve içe kapanmacı söylemden uzak durması, İslami kesimlerin sermaye, toplumsal hayat ve kültür dünyası için güven sağlayıcı ortamlar oluşturmasıdır.
 
< Önceki

Duyurular:

Değerli site ziyaretcileri...

Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir.

Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak :

Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz.

Üye olmanızı önemle rica ederiz.

Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz.

Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264

T.C Ziraat Bankası Kars Şb :  476 28555-5001

Vakıfbank Kars Şb :               00158007263750310

  Web   : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org

e-mail  : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

               Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İletişim : 0474 223 35 38

 

Sorular ve Cevaplar

 

Hayvanlar'da Yeniden Dirilecek mi?

Kuşkusuz hesap ve cezanın ilk şartı akıl, şuur ve onun peşi sıra teklif ve mesuliyettir. B...

 

Aleviler Namaz Kılmaz mı?

Sorunun cevabına geçmeden önce Alevi sözcüğünün ne anlama ...

 

Neden Gusül Alırız?

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenabet guslünün sebebi, temizlik...

 

Hz.Adem Cennetten Kovulmasaydı?

Soru:Hz. Adem (a.s) hata yapmasaydı ve yeryüzüne gelmeseydi soyu henüz cenn...

 

Din Nedir?

Soru:Din nedir? Hedefleri nelerdir? İnsanların yaşantısında din gerekli midir? ...

Hicri Takvim

Recep
2
ÇArsamba
1433 Hicri

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

Ziyaretçi Defteri

aysel
SLAM CANLAR BEN BİR ALEVİ KZIYIM AİLEMDEN GİZLİ KENDİMCE NAMAZ KILIP A
adem aras
Dün Hac Ümresine yolcu ettiğimiz H. S. Mir Kasım Hocamıza ve gruptaki
Burak Küpeli
Esselâmû Aleykûm ve Rahmetullah.  
Bismillahirrahmanirrahim
memet ali kömek
AŞURA MÜNASEBETİYLE BAŞTA DEĞERLİ İMAM-I ZAMAN aĞAMIZ OLMAK ÜZERE BÜTÜ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün327
Dün744
Bu Hafta1835
Bu Ay11498
Tüm Zamanlar383682
Şuanda 24 konuk çevrimiçi

Üye İstatistik

1000 Kayıtlı Üye
0 Bugün
0 Bu Hafta
6 Bu Ay
Son Üye: abdulkerım