Bayramda sevinç ve mutluluk duymamızın nedeni bu olsa gerek: Mübarek Ramazan ayı boyunca tuttuğumuz oruçla bedensel, ibadet ve dualarımızla da ruhsal tezkiyemiz doruğa ulaştığında yükselen vücut ısımız, her türlü enfeksiyona neden olan günah mikroplarını yakıp kavurduysa sağlığımıza kavuştuğumuza sevinebiliriz elbette.
Ya böyle olmadıysa?
Böyle olmadıysa insan kesif bir suçluluk hissedecek ve yaptığı haksızlıklar, zulümler, işlediği günahlar nedeniyle önce kendinden, sonra da halktan kaçmaya çalışacaktır. “Neden zulmediyorsun?” sorusuyla karşılaşmamak için yolunu değiştirip “Ramazan bayramına şeker bayramı diyorlar, ey ahali!” kışkırtmasıyla kalabalıkların sorgulayıcı bakışlarını kendinden başka yöne döndürmeye çalışacaktır.
Yeni Şafak gazetesinde Hayrettin Karaman hocanın, tat kaçıran değerlendirmeler kaleme alarak iktidarın haksızlıklarına arka çıkmalarla itibarına halel getirmesi okuyucular tarafından yoğun eleştiri aldığında hoca durumun farkına varmış olmalı ki eleştiri mektuplarından ikisini yayınladı. Hocanın yayınladığı iki mektup, iktidara yakın İslami kesimin Ramazan ayının günahları yakıp kavurma nimetini elinin tersiyle teptiğinin şahidi olarak semaya yükselen çığlık mesabesindeydi.
Umarız Karaman hocanın kendisi de bu ikazlardan payına düşeni almıştır.
Mektuplardan birinde hocanın okuyucusu, sağolsun, hakkı hakikati dile getirdiğim için Erdoğan’ın korkutucu iktidarı tarafından zalimce cezalandırılmış olmamı konu ederek bu zulme sessiz kalınmasına da tepki göstermiş.
Şöyle demiş okuyucu:
“Sayın Başbakan'ın aleyhine iki satır yazı yazdı diye işten atılan ve şu anda iş bulamayan Müslüman gazeteciye yapılan zulüm değil mi hocam. Lütfen iktidar sahipleri size ‘bunlar bizim adamlarımız, bizim aleyhimize yazmazlar, bunlar çantada kekliktir’ gözü ile bakmasınlar, baktırmayın daha doğrusu. Siz bir ilim adamısınız ve öyle kalın. İktidarın yakınlarına ihale ettiği televizyonlarda da ahlaksızlık diz boyu sürüp gidiyor. Ne değişti hocam, ne...”
İslami kesimin medyasındaki eski dostlar, ellerine geçirdikleri devlet ve nimetlerle vur patlasın çal oynasın hayat sürerken bu nimeti elden kaçırmamak için ikide bir gözümüze 28 Şubat günlerinin baskı ve zulümlerini soktukça bu manevranın kendi menfaatlerini korumak için olduğuna dair kanaatleri güçlendirmekten başka bir şey yapmış olmuyorlar. Yoksa mevcut iktidar dönemindeki zulmü de aynı ayarda gündeme getirmeleri gerekmez miydi?
Ama görüyoruz ki, 28 Şubat günlerinin zulmüne aracılık eden ne kadar aygıt, imkan, vesile ve araç varsa şimdi hepsi Erdoğan iktidarının ve bu iktidara ölümüne destek veren İslami kesimin elinde hizmet üretiyor. Bu kez bu hizmetin hedefi, bu iktidarın muhalif gördüğü kişi, kurum ve kuruluşlar oluyor.
Karaman hocanın okuyucusunun çok haklı olarak sorduğu gibi, dünle bugün arasında ne değişti?
Değişiklik sadece iktidarın ve onun nimetlerini kullananların el değiştirmesinden ibarettir.
Ramazan ayına işte bu şartlarda girdik ve aynı şartlarda çıkıyoruz. İslami kesimin kollektif günahı iyice ağırlaşmış ve kesifleşmiş olarak yerinde duruyor.
Bu ağır ve büyük günah da üç kuruşluk dünya nimetini elden kaçırmamak için zulme sessiz, hatta kayıtsız kalmalarıdır.
Ortalama insanın bile zulme sessiz kalması onun hem bu dünyasını, hem de ahiretini berbat edecek bir günahken alimlerin bu günahı işlemesi rivayetlerde çok ağır tasvirlerle anlatılır. En meşhurunda, bu tür alimlerin, cehennemde çok uzak mesafelerden duyulan çok çirkin bir koku yayacakları ifade edilir.
Yurtdışı gezilerde mutluluk ve neşe içinde, bir çalışanın birkaç maaşlık gelirini birkaç günde harcayan İslami kesimi tenkit etmesi gereken alimler bu görevlerini ifa ediyorlar mı?
Emr-i ma’ruf ve nehy-i münker ödevlerini yerine getiriyorlar mı?
Dini sadece iktidar nimetinin aracı olarak kullanan İslami kesimlere iki çift laf ediyorlar mı?
Fakir fukaranın halini umursamayan, benim gibi nicesinin iktidar katından gelen zulümle ne bayramı ne seyranı olmamasıyla zerre kadar ilgilenmeyen bu kesimin, dinin müdafaası uğruna o yayınları yapmadıklarını bilmiyorlar mı?
Biliyorlar, gayet iyi biliyorlar!
Din ve dini hassasiyetler siyaset pazarında hâlâ yüksek rant sağladığı için profesyonel İslami kesimler din malzemesinden asla vazgeçmeyeceklerdir. Yolsuzluk ve hırsızlık çirkefi birbiri ardınca ortaya saçıldıkça dini daha fazla kullanmaya başlayacaklardır.
Çünkü onların elinde din tam anlamıyla afyondur ve bu uyuşturucuyu halkın hissiyatını felç etmek için sonuna kadar kullanmaya kararlıdırlar.
Ramazanın eğer günahlarımızı yaktığını ve bu sayede de iyileştiğimizi hissediyorsak bayram elbette ki hakkımızdır. Ama ya aksi olduysa veya başladığımız noktadan bir adım ileri gidemediysek, o zaman bayram kutlamasının vur patlasın çal oynasın alışkanlığından farklı bir yanı olabilir mi?
İktidar nimetlerinden patlayana tıksırana kadar yararlananlardan değilseniz tabii ki neşe saçan bayram yazısı yazamazsınız.
Bizim bayram yazımız da başka nasıl olabilirdi ki!
Rabbim, içimizdeki süfeha, mütref ve müstekbirler yüzünden büyük belalara uğramaktan bizi muhafaza etsin. Toplumun ihlaslı mü’minlerinin, evliyanın ve muttakilerin hürmetine felaketlerden ve helakten korusun. Mübarek Ramazan’ın hatırına günahlarımızı affetsin, bayramı hakeden kulları arasına kabul etsin. Amin.
30 Eyl 2008