Kars Ehlibeyt

  • Oturum Aç
  • Kayıt Ol
    Kayıt
    Yıldız işareti (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    e-Posta: *
    Şifre: *
    Şifre Tekrarı: *
  • Arama Yap
Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow KENAN ÇAMURCU arrow Küresel 28 Şubat gevşerken Deniz Baykal’ın “çarşaf açılımı”
Küresel 28 Şubat gevşerken Deniz Baykal’ın “çarşaf açılımı” PDF Yazdır e-Posta
CHP lideri Baykal’ın “çarşaf açılımı” olarak kodlanan, ama aslında “halkın arayışına kulak kabartma” manası taşıyan son atılımı küresel eğilimle de uyuşuyor. Önce Avrupa (AB ülkeleri), ardından da ABD yeni milenyumla birlikte başlayan küresel 28 Şubat’tan birer ikişer koparak bugünlere kadar geldiler.
Küresel 28 Şubat’ın merkez üssü Washington’ın en sona kalması gayet normal. Çünkü bu şer düşünce ilk orada üretilmişti.
Dolayısıyla enfeksiyon en son bu mevziyi, başlayıp dünyaya yayıldığı yeri terkederek tarihe karışacak gibi gözüküyor.
Hindistan’daki (Mumbai/Bombay) terör eylemi münasebetiyle 11 Eylül (veya küresel 28 Şubat) ruhunu diriltmeye çalışan failin İsrail (MOSSAD) olduğundan kuşkulanılmasının sebebi de yine aynı eğilimdir; yani 11 Eylül ruhundan uzaklaşılması ve İslam’la yanyana yaşama iradesinin giderek güçlenmesi.
Bu sürecin devamı olarak Avrupa genelinde, ama özellikle Sarkozy’nin Fransa’sında devlete ait ortaöğretim kurumlarında başörtüsü yasağının kalkması da şaşırtıcı olmayacaktır. Hele de Sarkozy’nin şu sıralar Ortadoğu’da aktif rol oynamaya fazlasıyla istekli olduğu gözönünde bulundurulursa.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında İngiltere’in çekildiği Ortadoğu’ya girmeye ve oluşan boşluğu doldurmaya çalışan ABD’nin Araplarla/Müslümanlarla ilişkiye büyük önem vermesi gibi, Sarkozy de bu kez Amerika’nın boşalttığı Ortadoğu’da Fransa’nın eski rol ve önemini kazanması için çaba sarfediyor. O da seleflerinin gittiği yolu izleyerek Ortadoğu’nun oyuncularıyla arasını düzeltmeye uğraşıyor. Bu koşullarda Fransa dışpolitikasının Fransa içinde bazı etkilere yolaçmasından daha doğal hiçbir şey olamaz. Bizdeki pozitivist-laik frankofonlar, muhtemelen Fransa’da başörtüsü konusunda daha özgürlükçü bir mecraya girilmesini Fransa dışpolitikasının bu ülkeye maliyeti olarak tarif edeceklerdir. Tıpkı Baykal’ın “çarşaf açılımı”nı, sandıkta başarma arzusunun partiye ve laik anlayışa maliyeti biçiminde görmeleri gibi. Ama siyasetin, tartışma ve uzlaşma alanı olarak onların bireysel taassuplarını tatminden çok, farklılıkların zenginliğini barış içinde uzlaştırma ve mutabakat sağlama işiyle meşgul olduğu gerçeğine boyun eğmek zorundalar.
Hal böyle olunca, kendilerini ziyadesiyle mutlu ettiği anlaşılan otoriter ve totaliter 11 Eylül dünyasının ve 28 Şubat ruhunun sona ermeye yüz tuttuğu hakikatiyle de başetmek durumundalar.
Amerikan başkanlarından Carter’ın (1977-1981) Milli Güvenlik Danışmanı Brzezinski, bir süredir devam eden, “ABD-İran diplomatik ilişkisi başlamalı” kampanyasını bugünlerde bir adım öteye götürerek, yeni Amerikan yönetiminin İran’ın bloke edilmiş mal ve para varlıklarını serbest bırakması gerektiğini söyledi. Batılılar, 11 Eylül dünyasının koşullarında, Ortadoğu ile kavga etmenin yüksek maliyetini her bakımdan test ettiler. Yeni milenyumun başlangıç yılları, başta Amerika olmak üzere bütün Batının kendi fiziksel sınırlarını ve elindeki caydırıcılık kapasitesinin hudutlarını görmesini de sağladı. Çok yönlü destekle Lübnan üzerine sürdükleri İsrail’in 2006 Temmuz’undaki 33 günlük savaşta kelimenin bütün anlamlarıyla hezimet yaşaması ise Ortadoğu bölgesine politika dayatmanın ileri yöntemlerinde bile alınabilecek mesafenin en çok ne olabileceğini hepsinin önüne koydu. Batı dünyasının bundan fazla yapabileceği tek şey, ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Clinton’ın bir ara ağzından kaçırdığı şeydir: İran’ı yeryüzünden silecek bir atom bombası!
Fakat Ortadoğu’ya atom bombası atmakla İkinci Dünya Savaşı’nda Japonya’da elde edilen neticenin hasıl olacağı son derece şüphelidir. Bu nedenle, çılgın Amerikalı Hilary Clinton’ın ağzından kaçırdığını Bush’unkilerle karşılaştırıp ‘comedy show’ programlarına malzeme yaparak ortamı sakinleştirmek için az gayret gösterilmedi.
Bu sebepledir ki, -uzun süredir ifade etmeye çalıştığımız gibi- 11 Eylül dünyasının (veya küresel 28 Şubat’ın) sona ermesi bir yana, gevşemesinden bile huzursuz olan İsrail, bir zamandır sağda solda (özellikle Türkiye’de!) uç vermeye başlayan patlama çatlama ile ilişkili olağan şüphelidir ve “Tanrıyı kıyamete zorlamak” için her türlü işe kalkışabilecek kadar gözünü karartmış görünmektedir.
İsrail, 1967 savaşıyla yaşadığı büyük yükselişten sonra hemen hemen hiç geri adım atmadı. Hatta 1973’teki Yom Kippur savaşından ne galip ne mağlup çıkmasına rağmen (Mısır’a topraklarını iade etmiş olsa bile) bu da geri adım sayılmaz.
Diplomatik girişimler ve müzakerelerde ise asla taviz vermedi. Muhatapları, Filistin’i işgal ettiği gerçeğini bile İsrail’e kabul ettirmeyi başaramadılar. Ta ki 2006 Temmuz savaşında Hizbullah karşısında aldığı ağır yenilgiye kadar. İsrail’i sarsan O yenilginin iç ve dış etkileri o günden bu yana yatışmak bilmiyor. Temmuz savaşının sonucunda, ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın büyük iddia ile ortaya attığı “yeni Ortadoğu” çerçevesinin bile çöpe gitmesine neden oldu.
Temmuz savaşında Hizbullah’ın, efsanevi İsrail ordusunu (IDF) ağır kayıplarla püskürtmesi (1967’de Arap orduları “Eretz İsrail”e bile yaklaşılamamışken Hizbullah İsrail’de iç göçe ve bu topraklardan yurtdışına tersine göçe dahi sebep olabildi); Amerikan politikalarının Irak’taki istikrarlı gerileyişinin, Filistin’de HAMAS’a düzenlenen darbe girişimlerinin kesin yenilgi almasının ve nihayet 11 Eylül havasının hız kesmesinin kum saatini çalıştırmış oldu.
İşte o kum saatinin taneleri hızla tükendi ve sonunda eski politikaları köklü biçimde değiştireceğini vadeden Obama Amerikan başkanı seçildi.
Bu değişim aslında, küresel 28 Şubat’ın bundan böyle sürdürülemeyeceği, o koşulların artık mevcut olmadığı ve eğer barışçı, uzlaşmacı ve mutabakata dayalı yeni bir zemin yaratılmazsa diplomatik ilişki ikliminin bile zehirlenebileceği gerçeğinin görülüp kabul edildiği anlamına geliyor.
“28 Şubat ruhu” küresel ölçekte bu etkilere yolaçtıysa ve dünya bu durumdan kurtulmaya çalışıyorsa Türkiye bunun dışında nasıl kalabilir ki?
İşte Baykal’ın “çarşaf açılımı” bu nedenle 11 Eylül dünyasından çıktığımızın kanıtlarından biri olarak işlev görmeye aday görünüyor.
CHP İstanbul milletvekili Necla Arat dilediği kadar feryadü figan etsin, 11 Eylül dünyası sona erdi, küresel 28 Şubat günleri geride kaldı. Bazı küçük grupların Baykal’ın bu yeni atmosfere uyum sağlama çabalarını engellemeye çalışmalarının, CHP’yi, zar zor elde ettiği yüzde 20’nin de altına çekmekle sonuçlanacağını partinin âkil insanları açıklıkla görebiliyor. Nitekim CHP yönetimi Arat ve benzeri isimlerin aklına uyarsa, parti, 1999 tecrübesini bir kez daha acı biçimde yaşayabilir.
Baykal, “çarşaf açılımı” ile veya tek parti dönemine yönelik eleştirilerle partisini 11 Eylül dünyasının ve 28 Şubat’ın etkilerinden sıyırmaya çalışıp halka yaklaştırdıkça Arat ve benzerlerinin parti içinde nefes alamaz hale gelmeleri bu bakımdan anlaşılır bir durumdur. Çünkü onlar sandıkta başarıyla değil, CHP’nin “dinî tezahürlere karşı savaşan parti” misyonuyla ilgililer.
Baykal, son atılımlarıyla, öyle anlaşılıyor ki seçmenin ezici çoğunluğunun alaka duyduğu sorunun cevabını vermeye çalışıyor:
Nesin, kimsin!
CHP nasıl bir partidir, Baykal kimdir?
CHP, dinî değerlere ve tüm tezahürlere karşı savaş açmış, onların toplumda görünmez hale gelmesi için her türlü baskıyı savunan bir parti midir? Ve Deniz Baykal da, kendisini dinî değerlerin resmen kabul edilmediği ve dolaşımda olmadığı bir toplumsal düzeni kurmaya vakfetmiş siyasetçi midir?
Son çıkışlarına baktığımızda ne CHP’nin böyle bir parti, ne de Baykal’ın böyle bir siyasetçi olmadığı cevabını işitiyoruz CHP liderinin ağzından. Baykal, bu aşama tamamlanmadan, “ne vadediyorsun, nasıl çözeceksin” sorularının gelmeyeceğini kavramıştır. Bir başka deyişle, seçmenden gelecek bu sorularla karşılaşabilmek ve muhatap olabilmek için “nesin, kimsin” sorularının hızlı bir şekilde cevaplandırılmasının gereğine inanmıştır. Çünkü “nesin, kimsin” sorusu, “ne vadediyorsun, nasıl çözeceksin” sorularının sorulmasının önünde büyük engel oluşturuyor.
İşte bu kavrayışa “normalleşme” diyoruz!
Normalleşme gerçekleştiğinde, seçmen, ayırdetmeksizin ve zihninde peşinen üstünlük sıralaması yapmaksızın tüm seçeneklere “ne vadediyorsun, nasıl çözeceksin” sorusunu yöneltebilecek ve aldığı cevaba göre de sandıkta tercihini kullanabilecektir.
Bu bakımdan Baykal’ın “çarşaf açılımı” ve “tek parti dönemi” vurguları, 2002’de Erdoğan’ın başbakan olmasının önünü açması boyutunda mühim ve kritik bir adımdır ve 2009’daki yerel seçimde oyunu arttırma arayışına indirgenemez.
 
< Önceki   Sonraki >

Duyurular:

Değerli site ziyaretcileri...

Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir.

Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak :

Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz.

Üye olmanızı önemle rica ederiz.

Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz.

Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264

T.C Ziraat Bankası Kars Şb :  476 28555-5001

Vakıfbank Kars Şb :               00158007263750310

  Web   : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org

e-mail  : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

               Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İletişim : 0474 223 35 38

 

Sorular ve Cevaplar

 

Hayvanlar'da Yeniden Dirilecek mi?

Kuşkusuz hesap ve cezanın ilk şartı akıl, şuur ve onun peşi sıra teklif ve mesuliyettir. B...

 

Aleviler Namaz Kılmaz mı?

Sorunun cevabına geçmeden önce Alevi sözcüğünün ne anlama ...

 

Neden Gusül Alırız?

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenabet guslünün sebebi, temizlik...

 

Hz.Adem Cennetten Kovulmasaydı?

Soru:Hz. Adem (a.s) hata yapmasaydı ve yeryüzüne gelmeseydi soyu henüz cenn...

 

Din Nedir?

Soru:Din nedir? Hedefleri nelerdir? İnsanların yaşantısında din gerekli midir? ...

Hicri Takvim

Recep
2
ÇArsamba
1433 Hicri

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

Ziyaretçi Defteri

aysel
SLAM CANLAR BEN BİR ALEVİ KZIYIM AİLEMDEN GİZLİ KENDİMCE NAMAZ KILIP A
adem aras
Dün Hac Ümresine yolcu ettiğimiz H. S. Mir Kasım Hocamıza ve gruptaki
Burak Küpeli
Esselâmû Aleykûm ve Rahmetullah.  
Bismillahirrahmanirrahim
memet ali kömek
AŞURA MÜNASEBETİYLE BAŞTA DEĞERLİ İMAM-I ZAMAN aĞAMIZ OLMAK ÜZERE BÜTÜ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün324
Dün744
Bu Hafta1832
Bu Ay11495
Tüm Zamanlar383679
Şuanda 24 konuk çevrimiçi

Üye İstatistik

1000 Kayıtlı Üye
0 Bugün
0 Bu Hafta
6 Bu Ay
Son Üye: abdulkerım