KENAN ÇAMURCU
Bet hicab'tan şal hicab'a | Bet hicab'tan şal hicab'a |
|
|
|
|
Bütün zamanların en büyük filozoflarından İranlı Molla Sadra’nın (Sadruddin Muhammed ªirazi, vefatı 1636) “hareket-i cevheri” teorisinde anlattığı kâinat nizamını, yine İranlı ünlü düºünür Abdulkerim Suruº, “Evrenin Yatıºmaz Yapısı” ºeklinde tercüme ederek anlamamızı kolaylaºtırmıºtı.
Evren bîkarar (kararsız), bîsükun (sükunet bulmaz) ve hep hareket halindeydi ve bu hareketlilik üstelik de -bilinenin tam aksine- onun özünde cereyan ediyordu. Bugün totaliteri liberali, muhafazakarı dindarı herkesin fikrî varlığımızı ve uygarlığımızı borçlu olduğumuzu sandığı aydınlanma dünyasının henüz cenin haline bile gelmediği, daha atoma çok uzun yolun bulunduğu, kuantumu farketmesinin ise üç yüz yıl alacağı bir zaman aralığında söyledi bunu Molla Sadra. Hareket-i cevheri, yani ºeylerin özündeki devinim, hareketlilik, değiºim ve değiºkenlik teorisi toplumsal durumlara da aynen uygulanabilir. Toplumlar da kendi ºartlarında az çok da olsa hep hareket, devinim, değiºim ve dönüºüm halindedirler. Bu genellememizi, tam bir sürprizler ülkesi olan İran için fazlasıyla konu etmek mümkündür. 12 Haziran’daki (2009) cumhurbaºkanlığı seçiminden bu yana İran toplumunda cereyan eden ‘hareket-i cevherî’yi ºaºırtıcı örnekler, geliºmeler ve olaylarla yaºıyoruz. Herhalde en ºaºırtıcı olanı da, Ahmedinejad’ın otoriter (Farsçasıyla: iktidargerâyî/iktidar tekelciliği) emeller taºıdığını ve buna izin vermeyeceklerini ilan eden muhalefetin sokaklara taºan öfke ve protestosundan çıkan ilginç sonuçtur. Bu sonucun, ne ºiddet ve terör yanlısı devrim karºıtı grupların, ne de otoriter emeller taºıyan resmî veya gayri resmî kesimlerin hoºuna gitmediği besbellidir. Caddelerde günlerce kitlesel gösteriler düzenleyen tesettürlü tesettürsüz kadınlar, sakallı sakalsız erkekler, İslamcılar, sosyalistler, liberaller, laik hayat tarzından insanların sokağa taºan öfkesi; Batılıların (ve onların bizdeki fotokopisi olan ana akım medyanın) büyük umutla beklediği gibi İslamî nizama karºı isyan baºlatmak yerine, İslamî değerleri ve devrimin ilkelerini öne çıkaran bir muhalefet haline geldi. Yani 12 Haziran protestoları, İslam devrimine hiç beklenmedik yeni sosyolojiler kazandırdı. Kendisini dıºlanmıº hisseden milyonlarca İranlı, 12 Haziran’dan itibaren devrimin ve İslamî nizamın asıl sahibi sıfatıyla iktidarı sorgular oldu. Bu yeni sosyolojinin kadınları, örtünme konusunda biraz gevºek davrandıkları ve baºlarının üzerine usulen bir örtü, ºal attıkları için uzun yıllar -İmam Humeyni tasvip etmemesine ve bütün uyarılara rağmen- “bed hicab (bet, çirkin örtülü)” ithamıyla dıºlandılar, aºağılandılar, hatta kimi resmi kurumlar veya özel iºyerlerinde “Buraya çirkin örtülüler giremez” tabelalarıyla hakarete uğradılar. Her ne kadar 90’lı yıllarla birlikte bu tür ayrımcılık ve aºağılamalar son bulduysa da bu örtünme biçiminin devrimci duyarlılıkların dıºında tutulduğu ve İslamî kriterlere uygun bulunmadığı, dolayısıyla da sistem dıºı kabul edildiğini biliyoruz. ݺte 12 Haziran cumhurbaºkanlığı seçimleriyle su yüzüne çıkan toplumsal hareketlilik, bütün denklemleri değiºtirdiği gibi, bir zamanların “bed hicab”lılarının da nizamın ayrımsız, eºit ve saygın bir parçası olmalarının önünü açtı. Eskiden “bet hicab”, yani tesettürsüz oldukları gerekçesiyle dıºlananlar, ºimdi “ºal hicab” kategorisiyle tesettürlü hemcinslerinin yanında eºit ve saygın yerlerini almıº durumdalar. İran’ın muhalif medyasında onlar artık “ºol hicab”, yani gevºek, zayıf, az tesettürlü olarak selamlanıyorlar. Biz buna Türkçe’de, kelimenin fonetik özelliğinden de yararlanarak, “ºal hicab” diyelim. İslam devriminin “bet hicab”tan “ºal hicab”a geçmesinin metaforisi, devrimin sosyolojisindeki derin ve sarsıcı filizlenmenin aynı kuvvette politik karºılıklarının doğacağının habercisidir. Bir baºka deyiºle, Musevi’nin “yeºil hareket”i, sürprizlerle dolu İran toplumundaki ‘hareket-i cevherî’yi yüzeye çıkarmayı baºarmıºtır. Tıpkı Lübnan’da Hizbullah’ın aylarca azimle sürdürdüğü protesto gösterilerinin somut ve kesin sonuç vermesi gibi, “yeºil hareket” de ilk sonuçlarını almaya baºlamıºtır. Ahmedinejad’ın, seçim sonrasında televizyonlardan canlı yayında yaptığı konuºmasında neredeyse “yeºil hareket”in bütün taleplerini kabul etmesi, yeni kabinesini bu temel üzerine kurması, otoriter niyetlerine gem vuracağının güçlü sinyallerini vermesi gibi çok ileri baºarılardan sözetmiyoruz; devrim tarihi açısından çok daha kalıcı, sarsıcı ve İran’ın önüne yeni bir ufuk ve seçenek koyan toplumsal değiºime dikkat çekiyoruz. Bu yeni sosyo-politik merkezin gücünün gösteriºli biçimde sergilendiği en son örnek, Ayetullah Rafsancani’nin kıldırdığı son Cuma namazına (17 Temmuz 2009) İran’ın devrim tarihinde rekor kabul edilen bir milyonun üzerinde insanın katılması oldu. Cuma günü, namazın kılındığı Tahran Üniversitesi ve çevresindeki caddeler bir milyonun üzerinde cemaatle doldu taºtı; coºkulu kalabalık sloganlarla, dualarla, tekbirlerle iki saat boyunca -tabir caizse- Tahran’da yeri göğü inletti. 30 yıllık devrim tarihinde ilk kez bu Cuma namazında polis, cemaate saldırdı, gözyaºartıcı spreylerle ve coplarla cemaatteki kadın ve erkekleri tartakladı, gözaltına aldı, her türlü eziyeti yaptı. Ahmedinejad taraftarlarının, Rafsancani’nin kıldıracağı açıklandığı andan itibaren günlerdir Cuma namazını boykot çağrısı yapmasına rağmen Cuma namazı alanında toplanan bir milyonun üzerinde coºkulu kalabalık, 12 Haziran seçimlerinden bu yana tansiyonun düºmediğini, Ahmedinejad’ın “reformun simgesi benim” açıklamalarına ve köklü kabine değiºikliğine rağmen tartıºmanın sona ermediğini ve sürprizlerle dolu İran toplumunda ‘hareket-i cevherî’nin hız kesmediğini ortaya koydu. Türkiye’de 80’li yıllar boyunca süren bir Cuma namazı tartıºmamız vardır. Cuma namazının öğle namazından farklı olduğu, bu namazın siyasi ve toplumsal temelinin bulunduğu, dolayısıyla öğle namazı gibi bütün camilerde, tipik bir vakit namazı gibi kılınmasının Cuma namazının ruhuna ve ºartlarına uymadığı söylenirdi. İslam tarihinde de Cuma namazı “imam”ın, yani ülkenin liderinin meºruiyetiyle ilgili bir namaz olarak kabul edildiğinden namaza gidilmediğinde o lidere biat edilmediği, onun meºruiyetinin kabul edilmediği ifade edilmiº olurdu. ݺte ºimdi İran’da, İslam fıkhının bu çok önemli tartıºması hayatın bir parçası olarak yaºanıyor ve Ahmedinejad taraftarları Ayetullah Rafsancani’nin kıldırdığı namaza gitmiyor, hatta boykot çağrısı yapıyor; “yeºil hareket” taraftarları da Ayetullah Cenneti veya bir baºka iktidar yanlısı imamın kıldırdığı namaza gitmiyor. Bu, dinin siyasete alet edilmesiyle değil, dinin toplumsal hayatın kendisi olmasıyla ilgilidir. Müslüman bir toplumda hangi mesele dinin dıºında kalabilir ki? Müslüman bir zihin, dinini bir kenara bırakıp da sorunlarla ilgilenebilir mi? Baºka ideoloji veya politik görüº sahipleri böyle mi yapıyor? Meselelere dair görüºünü belirlerken ideolojisini veya politik görüºünü vestiyerde bırakıp mı sorunun içine giriyor? Onlar, tümüyle beºeri ideoloji veya politik görüºleri konu olduğunda bile böyle davranmazken Allah’ın vahyi olan İslam’a mensup Müslümanlardan, sorunları değerlendirirken dinlerini bir kenara bırakmaları nasıl beklenebilir? İran’da devletin dini İslam ve ideolojisi de İslam’dan çıkarılmıº velayet-i fakih olmasaydı da yine din hayatın kendisi olacaktı, dinî dinamikler bugünkü gibi çalıºacaktı, sorunları çözmenin ana referansı olarak İslam’a baºvurulacaktı. Siyasi farklılıklar yine bugünkü gibi kendisini İslam’ın içinden, İslam tarihindeki örneklerle ve İslamî meºruiyete dayanarak ifade edecekti; tartıºmalar İslam’ı temel almadan yapılamayacaktı, siyasi farklılaºmalar ve hatta bugünkü gibi gösteriler, İslam iklimi dıºında mümkün olamayacaktı. Bunun, devletin teokratik, İslamî, dinî vs. olmasıyla ilgisi yoktur, bunun toplumun Müslüman olmasıyla ve sekülerleºmemiº bulunmasıyla ilgisi vardır. Tıpkı Hz. Peygamber döneminde herºey nasıl İslam etrafında dönüyorduysa Müslüman bir toplum olarak İran’da da herºey İslam etrafında dönüyor. Öyle ki, İslam’ın içindeki farklılıkların imha edilmeye çalıºıldığı ihtimali belirdiğinde ya da toplumun bir kesimi böyle bir tehlike sezdiğinde (mesela 12 Haziran seçimleri) sahneye çıkıyor ve otoriter arayıºlara din dıºı referanslarla değil, İslamî değerlerle itiraz ediyor. Bunun bir sebebi Müslüman toplumun zaten kendi dininden kaynaklanan çıkıºlar yapacak olmasıysa, diğer çok önemli nedeni de İslam dıºında hangi referansın İslam’dan daha güçlü, daha zengin, daha derinlikli, daha adil, daha güvenli itirazlara temel oluºturabileceği sorusuna verilecek hiçbir cevabın bulunmamasıdır. İslam devrimi, bu kıyafeti İran’a giydirmiº değildir; İslam devrimi, bu kuvvetli toplumsal gerçeği zalim saltanat rejiminin baskısından özgür bırakmıºtır sadece. İran’daki yeni sosyo-politik damarın 12 Haziran’daki cumhurbaºkanlığı seçimleriyle birlikte kendisini göstermesinden sonra ikinci çıkıºını yaptığı son Cuma namazına dönelim yine. 17 Temmuz Cuma günü Tahran Üniversitesi’ni merkez alan Cuma namazı alanında, namaz vaktine henüz üç saat varken Tahran ve çevresinden binlerce insanın Ayetullah Rafsancani’nin kıldıracağı Cuma namazına katılmak üzere Cuma namazı alanını doldurması devrim tarihinde ilginç bir örnektir. Bunun benzeri durumlar, Irak’la savaº sırasında İran toprakları Saddam’ın ordularının iºgalinden kurtarıldığında veya bir zafer elde edildiğinde yaºanmıºtı. Ama o dönemlerdeki Cuma namazları bile bu kadar kalabalık olmamıºtı hiç. İran’daki muhalif medya, Tahran Üniversitesi’ni çevreleyen büyük bulvarlara sahip İnkılab ve Filistin meydanlarının tamamen dolduğunu bildirdi gün boyu. Namaza üst düzey ulema ve politikacıların katılması da Cuma namazının tıpkı sokak protestoları gibi bir güç gösterisine dönüºtürüldüğünü kanıtlıyor. Yani kalabalıklar ve üst düzey isimler, İran’daki siyasi bölünmede toplumun önemli bir kesiminin, özgürlük ve adalet yanlısı Ayetullah Rafsancani’nin arkasında birleºtiği mesajını vermiº oldular böylelikle. Cuma namazında Rafsancani’nin hemen arkasındaki safta ºu isimler sıralanmıºtı: 12 Haziran seçimlerinin üç adayı Mir Hüseyin Musevi, Muhsin Rızai ve Mehdi Kerrubi; eski cumhurbaºkanı Muhammed Hatemi, İran’ın önde gelen âlimlerinden Ayetullah İmami Kaºani, eski Meclis baºkanı, eski İçiºleri Bakanı Hüccetulislam Ali Ekber Natık Nuri, eski Nükleer Müzakereci Hasan Ruhani, eski Enformasyon Bakanı Huccetulislam Ali Fellahiyan, yıllarca İmam Humeyni’nin ofisini yöneten, vefatından sonra da İmam Humeyni’nin Eserlerini Yayınlama Kurumu’nun baºkanı olan eski milletvekili Huccetulislam Mecid Ensari, reformist Kargozârân-i Sâzendegi partisinin önde gelen isimlerinden Muhammed Haºimi, milletvekili Huccetulislam Alihani, 1981’de suikast sonucu hayatını kaybeden baºbakan Muhammed Cevad Bahoner’in kardeºi, Meclis’te Ahmedinejad’a muhalif yeni muhafazakarların lideri, Müslüman Mühendisler Cemiyeti’nin baºkanı, Meclis Baºkan Vekili Muhammed Rıza Bahoner, Ayetullah Hamenei’nin ofisinden Huccetulislam Guyuri, Huccetulislam Mururi, Hamenei’nin yakın çevresinden Huccetulislam Sadr, Rehber’in üniversitelerdeki temsilcilerinin sorumlusu Huccetulislam Muhammediyan gibi çok önemli isimler namazda Rafsancani’nin arkasında saf tuttu. Cuma namazında İmam Humeyni’nin torunu Huccetulislam Hasan Humeyni’nin de hazır bulunması önemli kuºkusuz. Hasan Humeyni, ºu an aileyi temsil ediyor ve Humeyni soyadını taºıyan reformist dinadamı olarak baºta “Hizbullah” grubu olmak üzere muhafazakarların tepkisini çekiyor. Hatta bazı muhafazakar çevreler onun ve ailesinin reformistlerden yana olması yüzünden bir dönem İmam Humeyni’nin soyadını değil, ilk adını kullanarak “İmam Humeyni” yerine “İmam Ruhullah” bile demiºlerdi. İktidar kanadının karºı propaganda ile Rafsancani’nin kıldıracağı Cuma namazını önemsizleºtirmeye ve katılımı engellemeye çalıºması, hatta tehditler savurması 17 Temmuz Cuma namazının önemini doğru kavradığımızı gösteriyor. Ayetullah Hamenei’ye bağlı günlük Keyhan gazetesinin eski yayın yönetmeni ve Ahmedinejad kabinesinin İrºad Bakanı Ağazade Saffar Herendi, Rehberlik Uzmanlar Meclisi Baºkanı Ayetullah Rafsancani’nin durumunu İslam tarihindeki ilk üç halifeye (Ebubekir, Ömer, Osman) benzeterek, namaza katılan Hatemi ve Musevi’nin dayak yiyebileceğini bile söyleyebildi. Keyhan gazetesinin ºimdiki yayın yönetmeni Hüseyin ªeriatmedari ise “Hizbullah” grubunun Cuma namazında çatıºma çıkarabileceğini açıkça yazdı. İran devlet televizyonu da Perºembe günü ve gecesi yayınladığı haberlerde bu Cuma namazının diğerlerinden farklı olmayacağını ısrarla belirtti. Bütün bunlar, Ayetullah Rafsancani’nin kıldıracağı Cuma namazının otoriter niyetlere karºı duran sosyo-politik damarın ikinci çıkıºına ve meydan okuyuºuna yaramaması içindi kuºkusuz. Ama iktidar grubu amacına ulaºamadı ve Cuma namazı devrim tarihinin en görkemli katılımıyla eda edildi. Namaz sırasında yabancı ajansların ve gazetecilerin Tahran Üniversitesi’nde gazeteciler için ayrılmıº bölüme girmelerine izin verilmedi. İzin belgeleri ellerinden alındı, namaz alanında ve caddelerde görüntü almalarına yasak getirildi. Ezana bir saat kala, Tahran Üniversitesi’ni merkez alan Cuma namazı alanı, Batıda Çamran otobanına, Doğuda ise Heft Tir Meydanı’na kadar dolmuºtu. Tahran’ı bilenler bu tariften fotoğrafı az çok kestiriyorlardır, ama bilmeyenler için İstanbul’a özgü bir tarif yapalım. Cuma namazının salâtin camilerden mesela Sultanahmet’te kılındığını varsayalım. Eğer aynı Cuma namazı Sultanahmet Camii’nde kılınmıº olsaydı Tahran’daki cemaatin Sultanahmet’teki karºılığı ºöyle olacaktı: Batıda Beyazıt’ın ötesine, Kuzeyde Sirkeci ve Eminönü’ne, Güneyde Yenikapı ve ilerisine kadar yayılan bir kalabalık! 17 Temmuz Cuma namazı için erken saatlerde yollara dökülen İranlılar nedeniyle Tahran ve çevresindeki trafik tamamen durdu. Ekonomi Bakanı’nın yerine hutbelerden önce kürsüye gelen Cuma Namazı ªurası Baºkanı Takavi’nin uzun bir konuºma yaptığı, hatta konuºmasını ezan baºlamasına rağmen bile uzattığını belirten “Ayende (Gelecek)” internet sitesi, bu yolla cemaatin kıºkırtıldığını veya bezdirilmek istendiğini ima ediyor olmalı. Bir diğer detay da bazı aºırı kiºilerin, namazın ön saflarına sızarak sürekli slogan atmaları ve Rafsancani’nin hutbeye baºlamasını önlemeye çalıºmaları ºeklinde ifade ediliyor. Bu kiºilerin, hutbe sırasında da slogan atmayı sürdürdükleri ve Rafsancani’yi konuºturmamaya çabaladıkları belirtiliyor. Takavi’nin konuºması sırasında cemaatin öfkelendiği ve “Yeter artık! Haºimi nerede?” bağrıºmaları duyulduğu, bir süre sonra da bunun sloganlara dönüºtüğü bildiriliyor. Ayende’nin verdiği bilgilere göre cemaatin önemli bir kısmı ilk kez namaza gelenlerden oluºuyor. Acemiliklerinden daha önce namaza gelmedikleri anlaºılan bu kalabalıklar, protestolarla birlikte Cuma namazıyla da tanıºmıº oldular. Ulaºan haberlerde Ahmedinejad taraftarlarının Cuma namazına katılmadıkları, ama namazın kılındığı caddelerde cemaati taciz ettikleri, kimi zaman iki üç kiºi arasında gerginlik yaºandığı bildiriliyor. Fakat cemaatin genelde sükunet çağrısına uyarak sakin biçimde konuºmaları ve hutbeleri dinlemeyi tercih ettiği belirtiliyor. Erken saatlerde kalabalığın üniversite kampüsüne girmesini önlemek için büyük üniversite bahçesinin bazı (Kudüs ve Talegani caddelerine bakan) kapılarının kapatıldığı, bu tutumun düzenli olarak Cuma namazına gelenlerin de tepkisine neden olduğu yazıldı haberlerde. Fakat bütün caydırıcı giriºimlere rağmen cemaatin, Rafsancani’nin kıldıracağı Cuma namazına adeta koºarak gittiği kaydediliyor. Namaz sırasında atılan sloganlar cemaatin psikolojisini, beklentisini ve bu yeni sosyo-politik damarın heyecanını gösteriyor: - Allahu Ekber! Namazda ikinci hutbe sırasında üniversite bahçesinde namaz kılan cemaate polis tarafından gözyaºartıcı sprey sıkıldığı, halkın da gazın etkisinden kurtulmak için ateº yaktığı bildiriliyor. Rusya’nın Amerika ile İran konusunda uzlaºmaya varabileceği haberlerinin gelmeye baºlaması ve Çin’de Uygur Müslümanlara yönelik katliam nedeniyle hutbeler sırasında “Kahrolsun Rusya!” ve “Kahrolsun Çin!” sloganlarının da atıldığı gözlemi aktarılıyor. Ahmedinejad taraftarlarının ve “Hizbullah” grubu üyelerinin herzamanki gibi ellerinde İran bayrakları ve Ahmedinejad posterleriyle kavºak noktalarında dikildikleri; buna karºılık Musevi yanlılarının da yeºil bantlar, baºörtüleri ve kaºkollarla, kimileri de ellerinde Musevi’nin, merhum Ayetullah Talegani’nin ve protesto gösterileri sırasında öldürülen Sohrab Arabi’nin posterlerini taºıyarak caddelerde dolaºtıkları belirtiliyor. Cuma namazının kılındığı caddelerin silahlı ve coplu polislerle dolu olması bir baºka önemli detay. Buna rağmen namaz bittikten sonra cemaatin Musevi’yi destekleyen ve seçim sonuçlarına itiraz eden sloganlarla dağıldığı aktarılıyor. İran’da yeni siyasi dengeler giderek yerine oturmaya baºlıyor. Sokak gösterileri ve Cuma namazlarında ortaya çıkan tabloya göre ne Ahmedinejad’ın temsil ettiği muhafazakarlar, ne de Musevi’nin temsil ettiği devrimci reformcular iktidarı tek baºına elde tutabilecek güçte değiller. Bu aslında İran için iyi bir ºey. Çünkü İran, Beni Sadr’ın cumhurbaºkanı seçildiği devrimin ilk yılında iktidar tekeli konusunda önemli bir kriz atlattı ve İran’ın çok merkezli toplumsal ve siyasi yapısının korunabilmesi için siyasi sistem iktidar tekelini önlemeyi amaçlayan mekanizmalarla donatıldı. Ahmedinejad ve taraftarlarının, iºte bu korunaklı sistemi zorlamaları nedeniyle toplumsal refleksin aºırı tepki verdiği biliniyor. 12 Haziran seçimlerinin bize öğrettiği en ilginç sonuçların baºında, devrimin sosyolojisine yeni katılan kesimlerin devrimin reformist damarının güçlenmesine verdikleri fedakarca destek geliyor. Bu fedakarlığın son protesto gösterilerindeki faturası 20’in üzerinde can kaybı oldu. Yüzün üzerinde yaralı var. Yüzlerce kiºi tutuklandı ve sorgusul sualsiz hapislerde halen. Tutukluların arasında Musevi’nin seçim karargahı sorumlusu, eski cumhurbaºkanı Hatemi’nin siyasi danıºmanı (belden aºağısı felç) Haccariyan ve baºka üst düzey görev yapmıº siyasiler de var. Devrimci reformcuların önde gelen isimlerinin ardından giden yeni sosyo-politik nesil, ağabeylerinin ve üstatlarının gösterdiği fedakarlık boyutunda örneklerle sahneye çıkmıº durumdadır. Devrimin bu reformcu damarı entelektüel gücünü Ayetullah Beheºti, Ayetullahiluzma Muntazıri, Ayetullah Rafsancani gibi devrimin kurucu nesli ile, Ali ªeriati, Ayetullah Talegani, Ayetullah Mutahhari, Abdulkerim Suruº gibi fikrî köklerden almaktadır. Hiç kuºku yok İslam devrimi de kendi içinde evriliyor, yeni düºünceler ve tartıºmalarla tekrar tekrar biçimleniyor, yeni politik çehreler kazanıyor. Fakat durum, muhafazakarların yansıttığı gibi değildir ve devrim rotasından sapmıyor, raydan çıkmıyor. Her yenilenme İslam devrimini yeni döneme hazırlıyor, bu dönemin koºullarına uygun cevaplarını kendi referansları arasından bulup çıkarmasını sağlıyor. Muhafazakarlar ise devrimi ve İran toplumunu dinamik kılan ‘hareket-i cevheri’yi anlayamıyor, her yeni durumu sapma, bidat ve batıl sayıyor. İmam Humeyni’nin değiºimci ve yenilikçi fıkhına olan gizli itirazını, devrimin İslami yoldan saptığı ºeklinde ifade ediyor. Bu suçlamasının muhatabının, İmam Humeyni hayattayken onun gözetiminde görev yapmıº devrimin kurucu ve ilk nesli olmasındaki tuhaflığa ve tutarsızlığa aldırmaksızın… İmam Humeyni, kendisi hayattayken bir “humeynizm” ortaya çıkmaması için fikrî ve siyasi tedbirlerin tümünü almıº bir âlimdi. Vefatından sonra da Ayetullah Rafsancani bu meseleyi dile getirerek İran’da “humeynizm” olmayacağını ilan etti. ªimdi de Musevi’nin liderliğindeki “yeºil hareket”, “humeynizm”in doğmaması için İslam devriminin ilkelerine, devrim tarihine, devrimin kurucu nesline, ilk dönem tartıºmalara atıfta bulunuyor ve 30 yıllık tecrübenin bir bütün olarak hatırlanmasına çalıºıyor. Zira bu kesintisiz tecrübe unutulursa İran’da “humeynizm”in doğması için elveriºli koºullar oluºacak demektir. “Humeynizm”, ancak inºa edilebilebilir bir ideoloji olabilir ve bunu sağlamak da İslam devrimini ve devrim tarihini geriye doğru yeniden yazmakla mümkün olabilir. Galiba muhafazakarların kurmaya çalıºtıkları iktidar tekeli için yapmak istedikleri de budur. Fakat İran’daki devrimci reform damarı, baºka devrimlerin ve ülkelerin tecrübesinde görmediğimiz bir basiret, dirayet ve irade ortaya koyduğundan baºka ülkelerde yaºanan bu tür ideolojileºtirme çabalarının İran’da baºarılı olamayacağı anlaºılmıºtır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Değerli site ziyaretcileri... |
|
Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir. Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak : Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz. Üye olmanızı önemle rica ederiz. Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz. Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264 Web : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org e-mail : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. İletişim : 0474 223 35 38 |
| Rabiü'l-Evvel |
| 14 Sali |
| 1433 Hicri |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
| Bugün | 47 |
| Dün | 600 |
| Bu Hafta | 647 |
| Bu Ay | 3769 |
| Tüm Zamanlar | 321200 |
![]() | 906 Kayıtlı Üye |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 1 Bu Hafta |
![]() | 3 Bu Ay |
![]() | Son Üye: rahim |