Kars Ehlibeyt

  • Oturum Aç
  • Kayıt Ol
    Kayıt
    Yıldız işareti (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.
    İsim: *
    Kullanıcı Adı: *
    e-Posta: *
    Şifre: *
    Şifre Tekrarı: *
  • Arama Yap
Font Boyutu
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
ANASAYFA arrow KENAN ÇAMURCU arrow Bahreyn'de Rejim Sorunu..
Bahreyn'de Rejim Sorunu.. PDF Yazdır e-Posta
Bahreyn’de Sünni azınlık rejimi, hak ve adalet için sokağa dökülmüş ama Suriye’deki ayaklanmanın aksine bir tek şiddet olayına karışmamış, tek kurşun atmamış, boş elleriyle rejimin kurşunlarına hedef olarak özgürlük isteyen Şii çoğunluğu acımasızca katlediyor.


Müşriklerin Peygamberimize karşı benimsediği cinayet yöntemi, bugün Bahreyn’de, geçmişteki müşriklerin mirasçısı şimdiki Araplar tarafından Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine tâbi Şiilere karşı tekrarlanıyor. Suriye Sünni azınlık rejimi olsaydı ve tıpkı Bahreyn’deki gibi AB(D) menfaatine uygun olarak Şiileri/Alevileri ezseydi muhafazakâr iktidarın da, onun milis güçlerinin de sesi çıkmazdı. Bu varsayım şu anda gerçekleşmiş durumdadır. Bahreyn’de Sünni azınlık rejimi Şii toplumu ezip geçiyor. Yetmiyor, çevreden Suud ve küçük sultanlar da yardıma koşuyor, toplu ayin benzeri bir katliam sergileniyor ama sözde ilkesel, ahlaki ve insanlık nâmına hareket eden muhafazakâr iktidar tek kelimeyle olsun bu katliama ses çıkarmıyor.
 
Dünyadaki tüm otoriter, baskıcı ve tasfiyeci rejimler Saddam’ın Irak’ta yaptığı gibi veya Suud saltanatının Arabistan’da ve el-Halife ailesinin Bahreyn’de icra ettiği gibi kaba diktatörlük biçiminde cereyan etmiyor. Amerika’da baskı ve tasfiye çok inceltilmiş ve gizlenmiş yöntemlerle uygulanıyor mesela. Türkiye’de de siyasi rejimi laik tek parti rejiminin elinden alan yeni muhafazakâr tek parti rejimi, kimi zaman gözümüze girecek alenilikte örneklere tanık olsak da genelde gizli saklı, üstü örtülmüş baskı ve tasfiye yöntemleri uyguluyor.

Bu sebeple iktidar partisinin oyunun yüzde 52'ye ulaştığını söyleyen anket sonuçlarını, destek ve beğeninin giderek yükseldiği yönünde değerlendirmekten mutluluk duyanların keyfini kaçırmak zorundayız: O oy oranı aynı zamanda muhafazakâr tek parti rejimindeki “yeni ulus” tarifinin dışında kalmanın korkutuculuğunun ulaştığı seviyeyi de gösteriyor!


İktidarın egemenliği, zorlu 'big bang'ten (ilk patlamadan) sonra artık durdurulamaz genişleme hızına ulaştı. (Cumhur)başkanlık seçimi ise zirveyi görmemizi sağlayacak. Muhalefetin bu genişlemeye karşı koyacak hiçbir imkânı, aracı, söylemi ve sloganının bulunmadığı ortadadır. CHP, iktidarın genişleme hızını “eski ergenekon”a sahip çıkarak ve onu iktidarın önüne barikat yaparak kesebileceğini sandı. Oysa “yeni ergenekon” eskisini hükümsüz kılalı çok oldu.


Muhafazakâr tek parti rejimi, dışarıda Suriye ve İsrail, içeride ise PKK kampanyalarıyla oy oranını arttırabiliyor. Çünkü içte ve dışta savaş ihtimali, “yeni ulus” tarifinin dışında kalma korkusu kadar, hatta belki daha fazla tedhiş yaratma kapasitesine sahip. Hal böyle olunca mesela Suriye’ye karşı savaş dili kullanmanın ilkesel davranmakla alakalı olmadığını kolaylıkla anlayabiliyoruz. Yoksa Suriye’de yaşanan olaylara gerçekten üzüldüğü için tepki veren bir iktidarımız olsa, o iktidarın aynı üzüntüyü, ne yazık ki haber bile olamayan Bahreyn’deki cinayetlere de göstermesi gerekmez miydi? Biz bu satırları yazarken, Bahreyn’de Sünni azınlık rejimi, hak ve adalet için sokağa dökülmüş ama Suriye’deki ayaklanmanın aksine bir tek şiddet olayına karışmamış, tek kurşun atmamış, boş elleriyle rejimin kurşunlarına hedef olarak özgürlük isteyen Şii çoğunluğu acımasızca katlediyor. Üstelik Bahreyn saltanatı bu katliamı yaparken Suud krallığı da, bölgedeki küçük sultanlıklar da bu cinayete ordularıyla iştirak ediyor. Tıpkı Medine’ye hicretten kısa süre önce Peygamberimizi öldürmeye hazırlanan ama kabileler arasında kan davası olmasın diye Mekke’nin tüm kabilelerini temsilen katillerin katıldığı cinayet şebekesi gibi! Müşriklerin Peygamberimize karşı benimsediği cinayet yöntemi, bugün Bahreyn’de, geçmişteki müşriklerin mirasçısı şimdiki Araplar tarafından Peygamber’in Ehl-i Beyt’ine tâbi Şiilere karşı tekrarlanıyor.


Suriye, İran ve Rusya'dan uzaklaşıp AB(D) vesayetine sığınan muhafazakâr Ankara'nın, Bahreyn'de hızlanan acımasız devlet şiddetine hiç tepkisi yok. Bahreyn, Sünni rejimlerin/sultanların toplu kıyım serdettikleri mezbahaya döndü, Ankara'nın sesi soluğu çıkmıyor. Ama Kahire'de Mısırlılar 30 yılın hesabını sormak üzere siyonist rejimin sefaretini bastıklarında muhafazakâr iktidarın yüreği sıkıştı, canı sıkıldı, keyfi kaçtı, üzüldü; iktidarın sözcüleri birbiri ardına açıklamalarla bu olaya tepki gösterdiler!


Hani diyorduk ya, Suriye Sünni azınlık rejimi olsaydı ve tıpkı Bahreyn’deki gibi AB(D) menfaatine uygun olarak Şiileri/Alevileri ezseydi muhafazakâr iktidarın da, onun milis güçlerinin de sesi çıkmazdı. Bu varsayım şu anda gerçekleşmiş durumdadır. Bahreyn’de Sünni azınlık rejimi Şii toplumu ezip geçiyor. Yetmiyor, çevreden Suud ve küçük sultanlar da yardıma koşuyor, toplu ayin benzeri bir katliam sergileniyor ama sözde ilkesel, ahlaki ve insanlık nâmına hareket eden muhafazakâr iktidar tek kelimeyle olsun bu katliama ses çıkarmıyor. İktidarı destekleyen veya benimseyen birçok insan da bu büyük çelişkiyi görmüyor. Görenler ise ya ihale gelirlerine ve çıkarlarına halel gelmemesi veya kendisinin ya da çoluk çocuğunun işinden gücünden olmaması için sesini çıkarmıyor. Korkuyor yani!


İktidara desteğin yüzde 52’ye ulaştığını söylerken -sevgili Peygamberimizin hakikati dile getirmeyenler hakkındaki benzetmesini hatırlayarak- aynı zamanda “dilsiz şeytan” davranışının yüzde 52 oranında yoğunlaştığını da akıldan çıkarmamak gerekir!


İktidar tekelinin topluma takdim ettiği tek kimlik ve bıraktığı tek davranış seçeneği “dilsiz şeytan”lıktır. En mükemmel dilsiz şeytanlığın ödüllendirildiği, el üstünde tutulduğu, en makbul ve muteber insanlar haline geldiği tepetakla olmuş bir toplumsal gerçekliğe doğru koşuyoruz. Bütün bu durumları gözlere hoş gösteren, doğru, dürüst, mantıklı ve meşru algılatan da, dine ve dindarlara düşman birilerinin, karanlık faaliyetlerle sürekli iktidarı yerinden etmeye çabaladığı propagandasıdır. Oysa aklı hâlâ yerinde duran ve hakikate zerre kadar saygısı bulunan bir vicdan, böyle bile olsa neden dilsiz şeytan olmanın bunun karşısındaki tek seçenek olması gerektiğini sormalıdır. Ama sormuyor, soramıyor!


Dindarlığın muhafazakârlık haline geldiği, yani ilkeli davranma ve her halükarda hakikate sadakati temsil eden dindarlığın, siyaseten doğruları ve günübirlik çıkar ilişkilerini esas almayı temsil eden muhafazakârlığa dönüştüğü zamanlardayız. Dindarlık muhafazakârlığa dönüştüğü için hakikatle bağ kopmuş durumdadır. Muhafazakâr hakikate saygı duymaz çünkü. Hakikati örtüp gizlemek dindar için her halükarda büyük suçtur, ama muhafazakâr için daha büyük ve kutsal amaç için tahammül edilebilir bir şeydir. Nitekim muhafazakâr, İslam bir masumu öldürmeyi bütün insanlığı öldürmeye eşdeğer tutsa da Allah’ın emrini değil, “daha büyük ve kutsal amaç” uğruna mesela Osmanlı sarayında bebeğin bile katledilebileceği fetvasını takip eder ve bu fetvanın muhtelif suretlerini kendi hayatında, siyasetinde, iktisadında, dininde defalarca üretir üretir üretir...


Muhafazakâr iktidar, hakikate sadakatin değil, hakikati gizlemenin iktidarıdır. Zaten o sebeple ilkeli, güvenilir ve emanete ihanet etmeyecek dindarlığın değil, ilkesiz, güvenilmez ve emaneti koruması beklenmeyecek muhafazakârlığın iktidarıdır.


Muhafazakârın bütün sözleri veya icraatları, ilke öyle gerektirdiği, ahlak böyle emrettiği ve kendisi öyle inandığı için değil, o şartlarda öyle gerektiği için ve menfaat öyle yapılmasını icap ettirdiğindendir.


Muhafazakâr tek parti rejiminin PKK’ya karşı yürüttüğü iç savaş kampanyası da aslında kendi iktidarını tahkim etmenin aracıdır.


Başbakan, bakanlar, eşleri, onlara bedeli mukabili hizmet veren iktidara ilişik yazarlar, cümbür cemaat PKK'ya karşı aralıksız, kesintisiz ve abartılı kampanya yürütüyor. Bu kampanyanın amacını ise bilen yok! Devlet kaba propaganda savaşıyla mı iş görür? Muhafazakâr iktidar güvenliği sağlamak zorunda olduğunu unutmuş, halkı isyana çağırıyor. Başbakan, Suriye bahanesiyle Alevi-Sünni çatışmasından bahsettiği gibi, tüm Kürtleri de PKK ile savaşmaya çağırdı! Daveti alan Kürtler ne yapsın? Sokağa fırlayıp PKK’lı olduğunu varsaydığı insanları ortalık yerde infaz mı etsin?


Muhafazakâr iktidarın isyana teşvikle iş görme yöntemi herkesi vuracak bir politik bidattir. Bugün Kürtlereyse, yarın Alevilere ve başka inanç, siyaset ve ideoloji kesimlerine yönelecek bir silah kullanıyor iktidar.


Muhafazakâr saray, muhalifi olan her politik kesimi kolonize etmek (sömürgeleştirmek) istiyor. Bugün PKK bahanesiyle Kürtler, yarın Aleviler ve başkaları. İlk kolonize edilen ise İslamcılık oldu. İslamcılık, devlet aygıtının laboratuarında muhafazakârlaştırıldı ve başkalaştırıldı. İslamcılar, eleştirel ve bağımsız akılla iktidarı, toplumu, politikaları değerlendirmeleri gerekirken taraftar tribününün holiganları haline geldiler. Taraftarlıktaki taşkınlıkları, yabancılaşmanın doz aşımındandır.


Laik yaşamcı sosyolojinin veya politikanın sandığının aksine Türkiye’de rejim sorunu laiklikle değil, iktidar tekeliyle ilgilidir. Dün iktidar tekeli laik yaşamcıların elindeyken buna itirazları olmayanların, bugün iktidar tekeli muhafazakâr yaşamcıların eline geçtiğinde feveran etmesi de o yüzden ilke ve hakikat nâmına kabul edilemez. Dindarlıktan değişip dönüşerek ve başkalaşarak oluşturulmuş muhafazakâr iktidarın zamanlarında iktidar tekeline gerçek, sahici ve felsefi itirazı bu nedenle sadece muhalif dindar akıl yapabilir. Çünkü onun sorunu bir araç olarak iktidar tekelini kurup muhtelif menfaat ve emellerine ulaşmak hiç olmadı, olmayacak da. Dindar akıl ve vicdan, tam tersine, kimin elinde olursa olsun iktidar tekelinin tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor. İktidarın sosyalizasyonuna inanıyor. İktidarı asıl sahibine, yani halka devretmenin ve temsilî olmaktan çıkarmanın üzerinde neden durulup düşünülmediğini soruyor. Fenalıkların asıl sebebinin iktidar tekeli ve temsilî sistem olduğunu haykırıyor. Temsili olabildiğince azaltıp iktidarı asıl sahibine kullandırmanın felsefi, siyasi ve irfani temellerine dikkat çekiyor.


İktidar tekeli ve temsilî sistemin neden bu kadar kutsandığı hiç mi düşünülmüyor gerçekten?

 
< Önceki   Sonraki >

Duyurular:

Değerli site ziyaretcileri...

Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir.

Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak :

Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz.

Üye olmanızı önemle rica ederiz.

Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz.

Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264

T.C Ziraat Bankası Kars Şb :  476 28555-5001

Vakıfbank Kars Şb :               00158007263750310

  Web   : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org

e-mail  : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

               Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İletişim : 0474 223 35 38

 

Sorular ve Cevaplar

 

Hayvanlar'da Yeniden Dirilecek mi?

Kuşkusuz hesap ve cezanın ilk şartı akıl, şuur ve onun peşi sıra teklif ve mesuliyettir. B...

 

Aleviler Namaz Kılmaz mı?

Sorunun cevabına geçmeden önce Alevi sözcüğünün ne anlama ...

 

Neden Gusül Alırız?

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenabet guslünün sebebi, temizlik...

 

Hz.Adem Cennetten Kovulmasaydı?

Soru:Hz. Adem (a.s) hata yapmasaydı ve yeryüzüne gelmeseydi soyu henüz cenn...

 

Din Nedir?

Soru:Din nedir? Hedefleri nelerdir? İnsanların yaşantısında din gerekli midir? ...

Hicri Takvim

Recep
2
ÇArsamba
1433 Hicri

Yazarlar

----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------
----------------------------------

Ziyaretçi Defteri

aysel
SLAM CANLAR BEN BİR ALEVİ KZIYIM AİLEMDEN GİZLİ KENDİMCE NAMAZ KILIP A
adem aras
Dün Hac Ümresine yolcu ettiğimiz H. S. Mir Kasım Hocamıza ve gruptaki
Burak Küpeli
Esselâmû Aleykûm ve Rahmetullah.  
Bismillahirrahmanirrahim
memet ali kömek
AŞURA MÜNASEBETİYLE BAŞTA DEĞERLİ İMAM-I ZAMAN aĞAMIZ OLMAK ÜZERE BÜTÜ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün318
Dün744
Bu Hafta1826
Bu Ay11489
Tüm Zamanlar383673
Şuanda 26 konuk çevrimiçi

Üye İstatistik

1000 Kayıtlı Üye
0 Bugün
0 Bu Hafta
6 Bu Ay
Son Üye: abdulkerım