İsmailiye Fırkası

0
Şia’nın meşhur fırkalarından biri İsmailiye’dir. Bu fırka­nın maceralarla dolu bir tarihi vardır ve bu fırkadan birçok yeni fırka ortaya çıkmıştır.

Zira bu fırkanın inançları ve ta­rihi gelişimi daima araştırmacıların dikkatini celbetmiştir.

Son zamanlarda da yine fırkaya teveccüh artmış bilhassa oryan­talistlerin araştırmalarına konu olmuş ve hakkında yüzlerce makale, tez ve kitap yazılmıştır. Biz de geçmiş ve çağdaş yazarların araştırmalarından istifade ederek birkaç derste açık bir şekilde bu fırkayı ve bu fırkadan ayrılan fır­kaları incelemeye çalışacağız.

Ortaya Çıkış Tarihi

İsmailiye fırkası Hicri ikinci yüzyılın ortalarında İmam Cafer-i Sadık (a.s)’ın şahadetinden sonra ortaya çıktı.[1] Bu dö­nemde Şia mezhebi aşağıdaki fırkalara ayrıldı:

1- Navusiye: Bunlar İmam Sadık’ın ölümünü inkâr eden ve onun beklenen Mehdi ve Şiala­rın son imamı olduğuna inanan bir gruptu. Rehberlerinin adı Abdullah bin Navus olduğu için bu adla adlandırıldılar. Bu fırka tamamen orta­dan kalkmış ve bugün Şialar arasında hiçbir savunucuları yoktur.

2- Fethiye: Bunlar Abdullah bin Efteh’in İmam Sadık’ın halifesi olduğuna inanan kimse­lerdi. Abdullah, İsmail’den sonra İmam Sadık’ın en büyük oğlu idi ve denildiğine göre Haşeviye[2] ve Murciye (İnsanın saadeti için imanı yeterli bilen ve amel için herhangi bir rol göz önünde bulundurma­yan kimseler) mezheplerine temayül eden bir insandı. O, İmam Sa­dık’ın vefatından sonra yetmiş günden fazla hayatta kalmadı ve erkek evladı olmadığından taraftarları İmam Ka­zım’ın imametini kabul ettiler. Böylece bu fırka da ortadan kalktı.

3- Semitiye: Bunlar İmam Sadık’tan sonra onun diğer bir oğlu olan Muhammed’in imame­tine inanan kimselerdi. Mu­hammed Hicri 203’te Horasan’da vefat etti. Güzel simasın­dan do­layı kendisine Dibac lakabı vermişlerdi. Şeyh Mufid onun cesur ve abid bir insan olduğunu söylemektedir. O, zâlimlere karşı silahlı mücadele edilmesi gerektiği husu­sunda Zeydilerle hemfikirdi. Hicri 199’da Mekke’de Memun aleyhine ayaklandığı zaman Zeydiler onu destek­lediler. Fa­kat İsa Celudi tarafından tutuklanıp Memun’a teslim edildi.[3] Bu fırkanın rehberinin adı Yahya bin Ebi Semit olduğundan bu fırkaya Semitiye denildi. Bu fırka da ortadan kalktı ve bugün taraftarı yoktur.

4- Museviyye: Bunlar İmam Musa Kazım’ın imametine inanan kimselerdir. Bunlar arasında Hişam bin Sâlim, Ab­dullah bin Ebi Yağfur, Ömer bin Yezid Beyya Sabiri, Mu­hammed bin Numan, Ebu Cafer Ahval, Abdullah bin Zerare, Cemil bin Derac, Eban bin Tağleb, Hişam bin Hakem… gibi İmam Sadık’ın önemli öğrencileri vardı. Bu insanlar ara­sında ilmi ve dini açı­dan üstün insanlar yer aldığı için Ab­dullah bin Efteh’ın imametine inanan birçok kimse bu dü­şüncelerinden vazgeçip İmam Musa Kazım’ın imametini kabul ettiler.[4]

5- İsmailiye: Bunlar İmam Sadık’ın hayatta olduğu dö­nemlerde vefat eden büyük oğlu İs­mail’i imam kabul eden kimselerdir. Bu fırkadan birçok fırka doğmuştur ki bunlar­dan bazıları ortadan kalkmış bazılarının da bugün bile taraf­tarları vardır.

İsmailiye’nin Fırkaları

a- Salt İsmaililer: Bunlar İsmail’in imametini kabul eden ve onun öldüğünü inkâr eden kimselerdir. O, hayattadır, gaybete çekilmiştir ve bir gün zuhur edecektir diyorlardı. İmam Sadık’ın, İsmail’in cenazesinde yaptığı işler ve onu defnetmesinin sadece zahiri şeyler oldu­ğunu bundan kastın kötü niyetli kimselerin onun canına kastetmesini engellemek olduğunu söylemişlerdir. Nitekim İsmaili yazar Arif Tamir el-İmamet fil-İslam adlı eserinde şöyle de­mektedir: “İmam Sadık Hicri 138’de oğlunun öldüğünü iddia etti ve bir grubu Mansur’un resmi temsilcisi huzurunda şahit tuttu. O bu işiyle devlet memurlarını yanıltmak istiyordu. Zira İsmail devlet karşıtı öğretiler yaydığı için devlet memurları tarafın­dan takip ediliyordu. Fakat İsmail Medine’den Basra’ya gitti ve Hicri 145’te vefat etti.”[5]

Bu grup iddiaları için şunları söylüyorlardı; İsmail, İmam Sadık’ın büyük oğludur ve ima­met de imamın büyük oğlu­nun hakkıdır. Bununla birlikte İmam Sadık daha önce onun kendi halefi olduğunu ilan etmişti.

Şeyh Mufid bu istidlalin eleştirisinde şöyle demektedir: “Söz konusu asıl mesele imam öl­düğünde büyük oğlunun hayatta olmasıdır. Hâlbuki İsmail babasından önce vefat etmiş ve cenazesi herkesin gözü önünde defnedilmiştir. Hatta İmam Sadık, kimsenin İsmail’in öldü­ğünden şüpheye düşmemesi için kaç defa cenazesinin yere indirilmesi emrini verdi ve yüzün­deki kefeni kaldırıp yüzüne baktı.

Onun İmam Sadık tarafından sonraki imam olarak tanıtıl­dığına dair rivayet nakledilmiştir. Onun hakkında bu gibi düşüncelerin oluşmasının nedenlerinden biri İmam Sadık’ın büyük oğlu olması diğeri de İmam Sadık’ın kendisine çok saygı göstermesidir.”[6]

Şeyh Mufid’in sözleri göz önünde bulundurulduğu zaman İsmail’in itikadı ve ahlakı hak­kında bazı kaynaklarda nakle­dilen yanlış şeylerin doğru olmadığı aydınlığa kavuşur.[7]

b- Mübarekiye: Bu fırkaya tabi olan kimseler İsmail’in öldüğünü kabul ettiler ancak ima­met meselesinde imametin İsmail’den sonra oğlu Muhammed’e geçtiğine inandılar. Zira imamet makamının İmam Hasan ve İmam Hüseyin dı­şında hiçbir zaman iki kardeşte zahir olmayacağını söyledi­ler. Fakat kimin Muhammed’i imamet makamına atadığı hususunda ih­tilaf ettiler. Bazıları bunu imam Sadık’a nispet verdiler ve bazıları da İsmail’in ölmeden önce oğlu Mu­hammed’i bu makama atadığını söylediler. Bu grubun önde­rinin adı Mübarek olduğu için bu grup Mübarekiye adıyla meşhur oldu. Bunlar imametin Muhammed bin İsmail ile de­vam edeceğine inanıyorlardı. Muhammed bin İsmail Hicri 198’de vefat etti.[8]

c- Karametiye: Belli bir süre sonra (tarihçilerin beyanına göre Hicri 260’ta) Karametiye adıyla meşhur olan bir fırka Mübarekiye’den ayrıldı. Bunlar Muhammed bin İsmail’in ölümü hususunda Mübarekiye ile ayrılığı düştüler ve dediler ki; Muhammed bin İsmail hayattadır. O yedinci ve son imamdır. İmamet yedi dal üzerine bina edilmiştir. Her ne kadar ilk başlarda İsmail imam olsa da onun hakkında beda gerçekleşmiş ve imameti oğlu Muhammed’e intikal etmiştir. Nitekim İmam Sadık: “İsmail için Allah tarafında hasıl olan beda başka hiçbir şeyde hasıl olmadı” diye buyurmaktadır.

Bu grubun önderinin adı Hemdan Karamet olduğundan bu gruba Karametiye denildi. Şeyh Mufid bu istidlalin reddi hususunda şöyle demektedir:

“Bu rivayetteki beda imamın atanması hususunda değil­dir. Zira imamet ve nübüvvette bedanın olmayacağı rivayet edilmiştir. İmamiye bu hususta icma etmiştir. Bu rivayette dillen­dirilen beda İsmail’in ölümü hakkındadır. Nitekim İmam Sadık’tan rivayet edilen başka bir hadiste İmam şöyle buyurmaktadır; Allahu Teâlâ iki defa (ki İsmail hastalandı) İsmail için ölüm yazdı. Ben Allah’tan onu ölümden kurtar­masını istedim. Allah duamı kabul etti ve ona sağlığını geri verdi.”[9]

İsmaililerin Lakapları

Bu fırkanın en meşhur adı ve lakabı İsmailiye’dir. İmam Sadık’ın oğlu İsmail’in imametine inandıkları için bu adla adlandırılmışlardır. Bununla birlikte kendilerine başka ad ve lakaplar da verilmiştir. Bunlardan bazıları genel bazılar da özel ad ve lakaplardır ki bu ad ve lakaplar aşağıda verile­cektir:

Bâtıniye: Bu grubun genel lakaplarından biri de Bâtı­niye’dir. Her zahir için bir batının ol­duğuna inandıkları için bu adla adlandırılmışlardır.

Seb’iye: Diğer bir lakapları Seb’iye’dir. Bu adla adlandı­rılmalarının nedeni yedi kişinin imametine inanmaları ve ilahi önderliği yedi hüccet üzerine bina etmeleridir.

Tâlimiye: İsmaililerin bir diğer lakabı da Tâlimiye’dir. Bu lakabı almalarının nedeni imamı batıni işlerden haberdar bilmeleridir. Bunlar hiç kimsenin hatta peygamberin bile imamın öğ­retileri olmadan batından haberdar olamayacağını söylemişlerdir.

Mulhide: Bazen şeriatın zahirini bırakıp batınla yetin­dik­leri için bu lakap kendilerine ve­rilmiştir.[10] Şehristani bu hu­susta şöyle demektedir:

“Horasan’da İsmaililere Tâlimiye ve Mulhidiye ve Irak’ta Batıniye, Karametiye ve Mezdekiye denilmektedir. Bunların en meşhur lakapları Bâtıniye’dir. Fakat onlar kendilerine İsmailiye demektedirler.”

Bunlar İsmaililerin genel lakaplarıydı ve bazı fırkalarına ait özel lakapları da vardır ki bunlar; Karametiye (Karamete), Fatımiye (Fatımiler) Nezariye, Mustaliye ve Agahaniye’dir.[11] Son fırkalar hakkındaki gerekli bilgiler son­raki derslerde verilecektir.

 

Ali Rabbani Gülpayigani

——————————————————————————–

[1] İsmailiye’nin bazı âlimleri bu fırkanın geçmişini daha eskiye dayandırmış ve demişlerdir ki; bu inanç insanların yaratıldığı günden beri vardı ve bu ismi almasının nedeni Hz. İbra­him’in oğlu İsmail’dir. Fakat bu, bir iddiadan öte bir şey değildir ve bunun için herhangi bir delil zikredilmemiştir. (Tarihu’l-Firaku’l-İslamiye)
[2] Cemel savaşı hakkında taraflardan hiçbirini hak bilmeyen ve bu olayda geri çekilenleri hak bilen kimseler. Bunlar herkesin dostluğunu gerekli ve bunlarla savaşmayı reva bilme­yen kimselerdi. (Firaku’l-Şia, s. 34)
(3] El-İrşad, C. 2, s. 212, Firaku’l-Şia, s. 87.
[4] Firaku’l-Şia, s. 89.
[5] Tarihu’l-Firaku’l-İslamiye, s. 183.
[6] El-Fusul el-Muhtare min el-Uyun-i ve’l-Mecalis, s. 308.
[7] Bkz. Tarih-i Şii ve Fırkahaye İslam, Dr. Muhammed Cevad Meşkur, s. 195.
[8] Firaku’l-Şia, s. 79–80.
[9] El-Fusul el-Muhtare min el-Uyun-i ve’l-Mecalis, s. 309.
[10] Kavaidu’l-Akaid, s. 113–118.
[11] Milel ve Nihal, C. 1, s. 192.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar