İslamda Özel Hayat

0
İnsan hayatı tabiatı gereği toplum, kabile, köy veya şehir gibi yerlerde yaşayan kimselerle birlikte genel bir hayat yaşanmasını gerektiriyor.
Yine bu tabiat gereği evinde, ailesinin fertleri arasında özel bir hayat yaşamasını da gerektiriyor. İslâm; erkek olsun kadın olsun içinde bulundukları bu özel hayatta meydana gelen problemlere çözümler bulmak için muayyen hükümler getirmiştir. Getirdiği hükümlerin en belirgin olanı insana; evinde özel hayatı ile ilgili işlerde yalnızca kendi istediği şekilde harekette bulunmasını öngörmüş, izni olmadan başkasının evine girilmesini yasaklamıştır.

Cenabı Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan, sahiplerine seslenip selam vermeden girmeyin.

Bu, sizin için daha iyidir. Olur ki iyice düşünürsünüz.”

Bu ayette Allah (c.c.) ev sahibinin izni olmadan evlere girmeyi yasaklamış, izin almamayı bir vahşet, izni de bir ünsiyet kabul etmiştir. Nitekim ayeti kerimede yer alan  “ünsiyet temin edinceye kadar” lafzı izin istemekten kinayedir. Zira ünsiyet ancak izin istemekle sağlanır.

 Taberani”nin tahricine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ehlinin izni olmadan, gözünü bir eve diken kimse, o evi yok etmiş olur.”

Ebu Davud”un rivayetine göre: “Bir adam Peygamber (s.a.v.)”e; “Ben, anamın huzuruna girmek için de mi izin isteyeceğim?” dedi. Nebi (s.a.v.): “Evet” dedi. Adam; “Onun benden başka herhangi bir hizmetçisi yoktur, her girdiğimde izin isteyecek miyim?” dedi. Allah Rasulü: “Sen onu çıplak görmek ister misin” dedi. Adam: “Hayır” dedi. Allah Rasulü: “O halde izin iste.” buyurdular.”

Böylece İslâm; kim olursa olsun ev sahibinin izni olmadan başkasının evine girmeyi yasaklamıştır. Girilecek ev sahibinin müslüman olup olmaması durumu değiştirmez. Çünkü bu konudaki hitab her ne kadar Müslümanlara ise de bu hitap, eve girecek olanlar içindir. Evlerin kime ait olduğu hususu belirtilmediği için hitap mutlaktır, her çeşit eve şamildir. Bu nass, evlerin onurunu, şerefini ifadede, özel hayatın hususileştirilmesinde, özel hükümleri ifadede gayet açıktır. Bu hükümlerden olmak üzere herhangi bir eve girmek istendiği zaman izin istenen evde herhangi bir kimse bulunmazsa, kendisine izin verilinceye kadar eve giremez. Bir kimseye geri dön denilirse, geri dönmesi vacib olur. Böyle bir hitabı işittiğinde girmesi caiz olmaz.

Cenabı Allah (c.c.) şöyle buyurdu:

“Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar içeri girmeyin. Şayet size “dönün” denilirse dönün. Bu sizi daha çok temize çıkarır. Ve Allah yaptıklarınızı bilir.”

Yani izin istemek hususunda ısrar etmeniz caiz değildir. Kapıların önünde bekleyerek perdelerin açılması için ısrar etmeyin. Bütün bunlar; meskun yerlere ait hükümlerdir. İçerisinde oturulmayan (meskun olmayan) evlere gelince eğer girmek isteyen kimsenin orada menfaatı varsa izin istemeden içinde oturulmayan yerlere girilebilir. Bu durum ise istisnai bir durumdur. Zira yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“İçinde menfaatınız olan boş evlere girmenizde bir vebal yoktur. Ve Allah açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir.”  Bunun mefhumu muhalifi şudur: Eğer o evlerde sizin herhangi bir menfaatınız yoksa girmeyiniz. Bu istisna, içinde malı bulunan kimsenin gayri meskun yerlere girmesiyle ilgilidir.

Bu hükümler, çocukları ve köleleri olmayanlar içindir. Henüz buluğa ermemiş çocuğu ve kölesi olan kimselerin odasına çocukları ve köleleri şu üç halin dışında izinsiz olarak girebilirler:

a- Sabah namazından önce,

b- Öğle vakti,

c- Yatsı namazından sonra.

Bu üç durumda buluğa ermemiş çocukların ve kölelerin girmek için izin istemeleri de vacibtir. Çünkü bu haller, avret yerlerinin açık olabileceği hallerdir. Bu hallerde kişi ya uyumak için elbisesini değiştiriyordur, ya uykudan uyanmak için çabalıyordur ki bu durumlarda avret yerlerinin açık olması ihtimali vardır. Sabah namazından önceki hal, kişinin uykudan uyandığı andır; yatak kıyafetini değiştirip, başka elbiseler giymek üzeredir. Yatsıdan sonra ise; uyuma vaktidir ve yine kişi elbisesini değiştirmekle meşguldür. İşte bu vakitler avret yerlerinin açık olabileceği vakitler olup, henüz buluğa ermemiş çocukların ve kölelerin girmek için izin istemelerinin vacib olduğu hallerdir. Bu iki sınıf, bu vakitlerin dışında istedikleri zaman izinsiz olarak girebilirler. Çocuklar buluğa erdikleri zaman izinsiz girme hakları düşer. Bundan sonra diğer insanlar gibi izin istemek mecburiyetinde olurlar.

    Allah (c.c.) şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunan köle ve cariyeler ve sizden henüz ergenliğe ermemiş olanlar, sabah namazından önce, öğle sıcağında soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra, yanınıza gireceklerinde, üç defa izin istesinler. Bunlar; sizin, açık bulunacağınız üç vakittir. Bu vakitlerin dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta, size de onlara da bir sorumluluk yoktur. Allah size, ayetlerini böylece açıklar. Allah alimdir hakimdir. Çocuklarınız ergenlik çağına vardığında kendiliğinden öncekiler izin istediği gibi onlar da izin istesinler. Allah size ayetlerini böylece açıklar. Ve Allah, Alim”dir, Hakimdir. ”

İşte bunlar; dışarıdan gelip eve girmek isteyenlerle ilgili, ev içerisindeki özel hayatı koruyan hükümlerdir. Bu hususta yabancı ile yakın akraba arasında herhangi bir fark söz konusu değildir.

Evin içinde bulunan kimsenin özel hayatıyla ilgili hükümlere gelince: Kadın, kadınlarla veya mahremleriyle birlikte yaşar. Çünkü onlar, kadının ziynet yerlerini açması caiz olan kimselerdir. Kadın, evindeki özel hayatta ziynet yerlerini açabilir. Ancak kadınların ve mahremlerinin dışındakilerle beraber yaşaması caiz değildir. Çünkü kadının evde işlerini görürken yüz ve ellerinin dışında kalan ziynet yerlerini mahremi olmayan kimselere göstermesi caiz değildir. Özel hayat, kadınlara ve mahremlere aittir. Müslüman kadınlarla Müslüman olmayan kadınlar arasında hiç fark yoktur. Çünkü hepsi de kadındır. Kadının, kendi ziyneti sayılan azalarını yabancı kimselere göstermesinin yasaklanması, mahremlerine ise yasaklanmamış olması; özel hayatın sadece mahremlere ait olduğuna delildir.

Allah (c.c.) şöyle buyurdu:

“Mümin kadınlara da söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar. Kendiliğinden görülen kısmı müstesna (olmak şartıyla) ziynetlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar. Ziynetlerini; kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları, kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınları veya cariyeleri veya erkekliği kalmamış hizmetçiler ya da kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler.”

Ayet, mahrem olanlara köleleri de katmıştır. Bunun gibi yaşlılık, bunaklık, iğdişleştirilmiş (hadım edilmiş) durumda olan kimseler, kadınlara karşı şehevi duygularını kaybetmiş olmaları sebebiyle kadınların ziynetini görebilirler. Bunların dışında kalan yabancı erkeklerin -mahrem olmayan akrabalardan olsalar dahi- özel hayatta bulunmaları kesinlikle caiz değildir. Çünkü kadının ev işleri ile uğraşırken açılabilen ziynet yerlerini mahremlerinin dışında kalanların görmeleri caiz değildir.

Yabancı erkeklerin özel hayatta kadınlarla beraber olmaları kesinlikle haramdır. Sadece yemek ve akraba ziyareti gibi şeriatın istisna kıldığı haller hariç. Bu durumda da kadının yanında mahreminin olması ve bütün avretlerinin örtülü olması gerekir.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar