f6a26d10514fc56844321a7c4449069f

İmam Zeynel Abidin’in (a.s) Doğum Günü Münasebetiyle

İmam Seccad ve İmam Zeynel Abidin (Arapça: علي بن حسين; Ali ibn Husayn Zayn al-Abidin) diye meşhur olan Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip, Şiaların dördüncü imamıdır. İmamet süresi 34 yıldır. Kerbela vakıasında bulunduğu gibi Harre vakıası, Tevvabun Hareketi ve Muhtar’ın kıyamına şahit olmuştur. Sahife-i Seccadiye ve Risele-i Hukuk onun eserlerindendir. Velid b. Abdulmelik’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir. Kabri şerifleri dedesi İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) yanında Cennetü’l Baki’dedir.
Zühri şöyle demektedir: Ondan daha üstün bir Haşimi ve ondan daha fakih birisini görmedim. Şafii şöyle demektedir: O, Medine’nin en fakih insanıydı. Cahiz ise şöyle demektedir: Onun fazilet ve erdemlerinden şüpheye düşen birisini görmedim yahut ondan daha önemli birisinden söz ettiklerini duymadım.

Nesep, Lakap ve Künyeleri

İmam Seccad ve İmam Zeynel Abidin diye meşhur olan Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talip, İmam Hüseyin’in (a.s) oğlu ve Şiaların dördüncü imamıdır.
İmam Seccad’ın (a.s) annesinin adı ve nesebi hakkında ihtilaflar bulunmaktadır. Annesinin adı hakkında: Şehri Banu, Şehri Baneviye, Cihanşah gibi çeşitli adlar zikredilmiştir. İmam Seccad’ın (a.s) Sasani şehzadelerine mensup bir kadın tarafından dünyaya gelişi, son zamanlarda, daha çok tekzip edilmektedir. Nedenine gelince, Şia düşmanları bu duruma dayanarak, Şia’nın İran’da yayılışını, İmamlarla Sasaniler arasındaki aile bağlarının İmam Seccad’ın (a.s) annesi iddia edilen Üçüncü Yezdgard’ın kızı aracılığı ile sağlandığı gerekçesine bağlamaya çalışmalarındandır. Seyyid Cafer Şehidi, “Ali b. Hüseyin” adlı kitabında, bu alanda bulunan rivayetlerin önemli bir bölümünü zikretmiş ve eleştiriye tabi tutmuştur. Buna ek olarak, İmam Seccad’ın (a.s) annesinin ümmü velet olduğunu ortaya koyan rivayetlerde sınırlıdır. Bu rivayetlerde bulunan tüm ihtilaflara ve fetihle ilgili rivayetlerle uyumsuzluğuna rağmen, bu haberin aslının önemli bir şöhretinin olduğu kesindir ve Vekatu’s Sıffeyn, Tarihi Yakubi ve Besairu’d Derecat gibi üçüncü asırda telif edilen Şia’nın en eski metinlerinde bile gelmiştir.
İmam Seccad (a.s), kendi döneminde “Ali el-Hayır”, “Ali Asgar” ve “Ali el-Abid” isimleri ile ünlüydü.[1]

Lakapları ve Künyeleri

Künyeleri: Ebu’l Hasan, Ebu’l Hüseyin, Ebu Muhammed ve Ebu Abdullah’tır.[2]
Lakapları: Zeynel Abidin, Seyyidu’s Sacidin, Seccad, Haşimi, Alevi, Medeni, Kureyşi, Ali Ekber’dir.[3] “Zu’s Sefinat” ona verilen bir başka lakaptır. Oldukça fazla ibadet etmesinden ve namaz kılmasından dolayı secde yerleri (alın ve dizleri) nasır bağlamaktaydı.[4]

Doğumu ve Vefatı

Ünlü görüşe göre, İmam Seccad (a.s) hicretin 38. Yılında dünyaya geldi. Bu görüşe göre, İmam Seccad (a.s), İmam Ali’nin (a.s) hayatından bir bölümünü ve ayrıca İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) imametini yakından müşahede etmiş ve Muaviye’nin Şiaları Irak ve başka yerlerde baskı altına almaya çalıştığını gözlemlemiştir. Ancak bazı rivayetlerde İmam’ın (a.s) yaşının bilinen ünlü görüşün aksine daha küçük olduğu ve imamın doğumunun yaklaşık hicretin 48. Yılında olduğu söylenmiştir.[5] Gerçi bu rivayetler çeşitli kaynaklarda belirtilmiştir, ancak bunların kabul edilmesine mani olan bazı kanıtlar mevcuttur. Örneğin ünlü tarihçiler ve siyer yazarları imamın tevellüdünün hicretin 38’i yılında olduğunu zikretmiş ve buna göre Kerbela vakıasında İmamın yaşı 23 civarındaydı.
Ehli sünnetin tarihi haberlerini rivayet eden Muhammed b. Ömer Vakidi, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) söylediği şu sözü: “Ali b. Hüseyin (a.s) 58 yaşında vefat etti” naklettikten sonra şöyle yazmaktadır: Bu söz İmam Seccad’ın Kerbela’dayken 23 veya 24 yaşlarında olduğuna delalet etmektedir.[6]
Zühri ise şöyle demiştir: Ali b. Hüseyin 23 yaşında iken Kerbela’da babasının yanında idi.[7]
İmam Seccad (a.s) 94 (veya 95) yılında Velid b. Abdulmelik’in emri ile zehirletilerek şehit edilmiştir.[8] Medine’deki Cennetü’l Baki mezarlığında amcası İmam Hasan Mücteba’nın (a.s) yanında defnedilmiştir.[9]

Eşleri ve Çocukları

Tarihi kaynaklarda İmam Seccad’ın (a.s) çocuklarının sayısı 15 olarak verilmiştir. Bunlardan 11’i erkek 4’ü ise kızdır.[10] Tıpkı Şeyh Müfid’in[11] yazdığına göre İmam Seccad’ın (a.s) eş ve çocuklarının isimleri şöyledir:
İmam Muhammed Bakır (a.s), annesi İmam Hasan’ın kızı Ümmü Abdullah’tır.
Abdullah
Hasan
Hüseyin Ekber, bu üçünün annesi bir cariye idi.
Zeyd
Ömer, bu ikisi bir cariyeden dünyaya gelmiştir.
Hüseyin Asgar
Abdurrahman
Süleyman, bu üçü bir cariyeden dünyaya gelmiştir.
Ali, İmam Seccad’ın en küçük oğludur.
Hatice, bu ikisi bir cariyeden dünyaya gelmiştir.
Muhammed Asgar, annesi cariye idi.
Fatıma
Aliye
Ümmü Gülsüm, bu üçü bir cariyeden dünyaya gelmiştir.

İmamet

İmam Hüseyin’in hicretin 61 yılında Kerbela’da Aşura günü şehit olmasının ardından, İmam Seccad (a.s) imamet makamına erdi ve hicretin 94 veya 95. Yılında şehit olana kadar imameti devam etti.

İmametinin Delilleri

Şia muhaddislerin rivai kitaplarda naklettikleri naslar esasına göre, İmam Seccad (a.s) babası İmam Hüseyin’in (a.s) vasisi ve ardılıdır.[12]
Hz. Peygamber Efendimizden (s.a.a) Şia imamlarının isimleri hakkında rivayet edilen hadislerde bunu teyit etmektedir.[13]
Yine Şia naslarına göre, Resulullah’a (s.a.a) ait kılıç, zırh gibi eşyalar imamın yanında olması gerekmektedir. Bunların İmam Seccad’ın yanında olduğunu Ehli sünnet kaynaklarında bile sarihen zikredilmiştir.[14]
Bunların dışında, İmam Seccad’ın (a.s) Şia toplumunda onanarak imameti boyunca kabul görmesi de bu yöneticiliğin asil kanıtlarındadır.

Muasır Yöneticiler

Yezit b. Muaviye (h. 61-64)
Abdullah b. Zübeyr (h. 61-73, bağımsız olarak Mekke’nin yöneticiliğini yapmıştır)
Muaviye b. Yezit (64 yılında birkaç ay)
Mervan b. Hakem (65 yılında dokuz ay)
Abdulmelik b. Mervan (65-86)
Velid b. Abdulmelik (86-96)[15]

Kerbela Vakıası ve Esaret

İmam Seccad (a.s), Kerbela vakıasında ve İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı şehadete erdiklerinde ağır bir şekilde hastaydı. Öyle ki onu da şehit etmek istediklerinde içlerinden bazıları: Ona bu hastalık yeter, onu bu halde bırakalım, demişlerdir.[16] (yani hastalığı sonucu zaten ölecektir)

Kufe

Kerbela vakıasından sonra İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeytini esir alarak Kufe ve oradan da Şam’a götürmüşlerdir. Esirler Kerbela’dan Kufe’ye doğru gönderildiğinde İmam Seccad’ın (a.s) boynuna tasma ve pranga vurmuşlardı. Hasta olduğu için devenin üzerinde duramadığından her iki ayağından devenin karnından bağlamışlardı.[17] Bazı yazarlar İmam Seccad’ın (a.s) Kufe’de bir konuşma yaptığını yazmışlardır, ancak Kufe’nin o günkü durumu, hükümet adamlarının acımasızlığı ve baskıları, halkın onlardan korkusu ve içlerindeki namertleri de göz önünde bulundurursak, böyle bir haberin doğruluğunu kabul etmemiz biraz zordur. Buna ek olarak Kufe’de okuduğu iddia edilen hutbedeki bazı sözler Dimeşk camisinde söylediği sözlerle tıpa tıp aynıdır. Muhtemelen zamanın geçmesiyle hadiseyi nakledenler, olayı birbirine karıştırmışlardır.[18]
Ter takdirde, İbn Ziyad, İmam Seccad (a.s) ve öteki Kerbela esirlerini hapse atmış ve Şam’a bir mektup yazarak Yezid’den ne yapması gerektiğini sormuştur. Yezit cevabında, esirleri ve Kerbela şehitlerinin kesik başlarını Şam’a gönderilmesini istemiştir. İbn Ziyad, İmam Seccad’ın (a.s) boynuna pranga vurarak Muhaffer b. Salebe eşliğinde esirlerle birlikte Şam’a göndermiştir.[19]

Şam

İmam Seccad (a.s) Şam mescidinde bir konuşma yaparak kendisinin, babasının ve dedesinin kim olduğunu halka tanıtmış, Yezit ve adamlarının insanların dillerine attığı sözlerin doğru olmadığını anlatmıştır. Babasının ecnebi olmadığını, Müslümanları birbirine düşürmek istemediğini ve İslam beldelerinde fitne çıkarmak istemediğini açıklamıştır. Babası (İmam Hüseyin) hak için ve Müslümanların daveti ile dine sokulan bidatlerin temizlenmesi ve dedesi (Hz. Muhammed’in) dönemindeki ilk günkü saf ve temizliğine geri döndürmek için kıyam etmiştir.[20]

Medine’ye Dönüşü

İmam Seccad (a.s) Kerbela olayından sonra 34 yıl yaşamış ve bu süre zarfında her zaman Kerbela şehitlerinin hatıralarını canlı tutmak ve yaşatmak için çalışmıştır.
Her ne zaman su içerse babasını anar ve İmam Hüseyin’in (a.s) başına gelen musibetlerden dolayı ağlar ve gözyaşı dökerdi. İma Cafer Sadık’tan nakledilen bir rivayette; İmam Zeynel Abidin (a.s) babasına göz yaşı dökerdi. Gündüzleri oruç tutar, geceleri namaz kılardı. İftar saatinde hizmetçi su ve ekmek getirdiğinde: “Resulullah’ın oğlu aç iken öldürüldü! Resulullah’ın oğlu, susuzken öldürüldü! Der ve her daim bu sözü tekrarlar ve ağlardı. Öyle ki gözyaşları su ve yemeğine karışırdı. Ölene kadar bu hal üzerineydi.”[21]

İmam Seccad’ın Dönemindeki Önemli Kıyamlar

İmam Zeynel Abidin’in (a.s) döneminde ve Kerbela hadisesinden sonra çeşitli akımlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan önemlileri şunlardan ibarettir:

Harre Olayı

Kerbela olayından bir süre sonra, Medine halkı Emevilere karşı ayaklanmayla birlikte, Harre ayaklanmasını başlattılar (hicretin 63. Yılı). Medine halkı, Abdullah b. Hanzala’ya (babası Gasilu’l melaike -melekler tarafından gusül verilen- diye meşhurdur) biat ederek, başta Mervan b. Hakem olmak üzere sayıları 1000 kadar olan Ümeyye oğullarını kuşatma altına aldılar. Daha sonra şehirden dışarı kovdular.[22] İmam Seccad (a.s) işin hangi boyutlara varacağını bildiğinden ayaklanmanın başından itibaren kendisini geride tutmuş ve halkla birlikte hareket etmemiştir.[23]
Harre olaylarının yoğunlaştığı günler Mervan (Ehlibeytin azılı düşmanı), Abdullah b. Ömer’in yanına giderek ondan ailesinin yanında kalmasını ister, ancak o bunu kabul etmez. Mervan, ondan ümidini kestikten sonra İmam Seccad’ın (a.s) yanına gider. İmam Seccad (a.s) kendisine yakışan has bir büyüklükle isteğini kabul eder. Mervan’ın yakınlarını eşi ve çocukları ile birlikte Yenbi’ye (Medine yakınlarındaki bir su kaynağı) gönderir.[24]
İmam Zeynel Abidin (a.s) bu hadisede, 400 ailenin kefaletini Müslim b. Ukbe (Yezid’in Harre vakasında gönderdiği ordu komutanı) Medine’ye ulaşana kadar üstlenmiş ve masraflarını karşılamıştır.[25]

Tevabbun Hareketi

Tevabbun hareketi, Kerbela vakasından sonra gerçekleşen bir diğer kıyamdır. Liderliğini Süleyman b. Surad Hazai’nin yaptığı kıyama Kufe’nin tanınan başka önemli bazı kişileri de destek vermiştir. Tevvabun, genel olarak zafer kazanmaları halinde, toplumun liderliğini Ehlibeyte vermeyi düşünmekte ve doğal olarak Hz. Fatıma’nın (s.a) soyundan gelen Hz. Ali b. Hüseyin (a.s) dışında bu iş için kimse bulunmamaktaydı. Ancak İmam Seccad (a.s) ile Tevvabun arasında özel bir siyası ilişki bulunmamaktaydı.[26]

Muhtar’ın Kıyamı

Muhtar’ın kıyamı da Kerbela olayından sonra gerçekleşen üçüncü en önemli kıyamdır. Bu kıyam ile İmam Seccad (a.s) arasında ilişkilerin olması konusunda da belirsizlikler bulunmaktadır. Bu ilişkinin siyasi yönden değil, aynı zamanda inanç (Muhammed b. Hanefiyye’ye tabidirler) yönünden de bazı sorunları bulunmaktadır. Denildiğine göre Muhtar, Kufe’de Şiaları kendi yanına çekmeyi başardıktan sonra, İmam Seccad’dan (a.s) yardım istemiş, ancak İmam bu işe sıcak bakmamıştır.[27]

Fazilet ve Menkıbeler
İbadet

Malik b. Enes şöyle diyor: Ali b. Hüseyin, ölene kadar gece gündüz bin rekât namaz kılmaktaydı. Bundan dolayı ona “Zeynel Abidin” diyorlar.[28]
İbn Abd Rabbe, şöyle diyor: Ali b. Hüseyin namaz kılmaya hazırlandığında, vücudunu farklı bir titreme kaplardı. Ona bu konu sorulduğunda şöyle derdi: Size yazıklar olsun! Benim kimin karşısında duracağımı ve kimin huzurunda münacatta bulunacağımı biliyor musunuz?[29]
Malik b. Enes şöyle diyor: Ali b. Hüseyin (a.s) ihram bağlayıp “lebbeyk Allahumme lebbeyk” demeye başladığında bayılır ve merkebinden yere düşerdi.[30]

Yoksullara Yardım

Ebu Hamza Sumali şöyle diyor: Ali b. Hüseyin (a.s) geceleri bir miktar gıda maddesini omuzuna yüklenir ve gece karanlığında gizlice yoksullara ulaştırır ve şöyle buyururdu: “Gece karanlığında verilen sadakalar Allah’ın öfkesini yatıştırır.”[31]
Muhammed b. İshak şöyle diyor: Medine halkı yaşar, ancak geçimlerinin nereden temin edildiğini bilmezlerdi. Ali b. Hüseyin’in (a.s) vefat etmesiyle gece kendilerine ulaşan gıda maddeleri kesildi.[32]
Gece vakitlerinde ekmek çuvalını omuzuna alır ve yoksulların evine giderek şöyle derdi: “Sadakayı gizlice vermek Allah’ın öfke ateşini söndürür.” Ekmek çuvallarını o kadar yüklenmişti ki bu ekmek çuvalları sırtında iz yapmış, insanlar öldükten sonra kendisine gusül verdiklerinde bu izleri görmüşlerdir.[33] İbn Saad şöyle yazmaktadır: İhtiyaç sahibi onun yanına geldiğinde ayağa kalkar, ihtiyacını giderir ve şöyle derdi: “Sadaka verilen kişinin eline ulaşmadan önce Allah’ın eline ulaşır”.[34]
Bir yıl Hacca gitmeye niyetlendi. Kız kardeşi Sakine, kendisi için bin dirhemlik bir yolluk hazırladı. Harre’ye vardığında, İmam (a.s) o yolluğun tamamını fakirler arasında paylaştırdı.[35]
İmam Seccad’ın (a.s) yoksul bir amcaoğlu vardı, amcaoğlunun kendisini tanımaması için gece karanlığında kendisini gizleyerek ona birkaç dinar yardımda bulunduğunda amcaoğlu İmam’a şöyle der: Ali b. Hüseyin akrabalık ilişkilerine riayet etmiyor! Allah onun müstahakkını versin. İmam Seccad konuşmayı duymuş, ancak sabır ve hoşgörü göstererek kendisini tanıtmaz. İmam Rabbiyle buluştuğunda, o kişiye yapılan yardımlar da kendiliğinden kesilir, bunun üzerine o kişi kendisine yardımda bulunan iyiliksever kişinin İmam Seccad (a.s) olduğunu anlar ve kabrine giderek başında ağlardı.[36]
Ebu Naim şöyle yazmaktadır: İmam iki kere malını yoksullar arasında paylaştırarak şöyle demiştir: Allah, günahkâr ve tövbe eden Mümin kulunu sever.[37] Ayrıca şöyle yazmaktadır: İnsanlar onun cimri olduğunu düşünürdü, ancak Hakk’la buluşmaya gittiğinde onun yüz ailenin geçimini sağladığını anladılar.[38] Dilenci yanına geldiğinde erzakımızı ahirete götüren kişiye selam olsun derdi.[39]

Kölelere Davranışı

İmam Zeynel Abidin’in (a.s) hem siyasi ve hem de dini bir yönü olan kölelere karşı çalışmaları çok öneliydi. Köleler ikinci halifeden (Ömer b. Hattab) itibaren özellikle Emeviler döneminde, en ağır toplumsal baskılara uğramış ve İslami toplumun ilk asırlarındaki en mahrum sosyal tabakasını oluşturmaktaydı.
İmam Zeynel Abidin (a.s) Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) gibi İslami bir davranışla Iraklı kölelerin bir kısmını kendi yönüne doğru çekmiştir. Bu şekilde bu sosyal tabakanın haysiyetini yukarı çıkarmaya çalışmaktaydı.
Seyyidu’l Ehl şöyle yazmaktadır: İmam (Seccad aleyhi selam) köleye ihtiyaç duymamasına rağmen, onları satın alırdı. Bunu sırf onları azat etmek için yapardı. İmamın böyle bir amacının olduğunu gören köleler, kendilerini imama yakınlaştırır ve imamın kendilerini almalarını sağlamaya çalışırlardı. İmam Zeynel Abidin (a.s) her yer ve zamanda onları azat ederdi. Öyle ki Medine’de kadın ve erkeklerden oluşan çok büyük bir köle kitlesi, İmamın azatlısı olarak bir köle ordusu gibi göze çarpardı.[40]

Eserleri

Sahife-i Seccadiye, İmam Zeynel Abidin’in (a.s) dua ve münacatlarını barındıran bir dua mecmuasıdır ve o günün – özellikle Medine’nin- toplumsal yapısını yansıtan bir ayna gibidir. O günkü insanların çirkin davranış ve sözlerinden uzak olduğunu, gördüğü ve duyduğu şeylerden Allah’a sığınarak, Kur’an ve dinin eğitimi ışığında doğru yolu aydınlatmak ve gönülleri her türlü karışımdan temizlemek… bu dualarda görülmektedir. Sanki İmam bu dualarda mümkün olduğunca dua dili ile insanları şeytandan kurtararak Allah’a ulaştırmaya çalışmaktadır.[41] Sahife-i Seccadiye Türkçe dâhil çeşitli dillere tercüme edilmiştir.
Hukuk Risalesi: imam Seccad’a (a.s) nispet verilen bir başka eserdir. Bu risalede 51 hak (bazı nüshalara göre 50 hakkı) saymıştır.[42] Bu risale farsça ve Türkçe dillerine de defalarca tercüme edilmiştir.
Bu risalede sayılan bazı haklar şunlardan ibarettir:
Allah hakkı
Nefsin hakkı
Dilin hakkı
Namazın hakkı
Sadakanın hakkı
Eğitmen ve öğretmenin hakkı
Raiyetin hakkın
Kadının hakkı
Annenin hakkı
Oğlun hakkı
Kardeşin hakkı
Kölenin hakkı
Arkadaşın hakkı
Komşunun hakkı
Borç isteğinin hakkı
Hasımların hakkı
Mutlu edicilerin hakları
Kötülerin hakları
Ehli zımmenin hakları

Ehli Sünnet Büyüklerinin Hakkındaki Sözleri

Muhammed b. Zuhri: Ondan daha üstün bir Haşimi ve ondan daha fakih birisini görmedim.[43]
Şafii: Medine’nin en fakih insanı o idi.[44]
Cahiz: Onun fazilet ve erdemlerinden şüpheye düşen birisini görmedim yahut ondan daha önemli birisinden söz ettiklerini duymadım.[45]

 

Kaynakça

  1.  İbn Sa’d, et-Tabakatu’l Kubra, c. 5, s. 222; İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belağa, c. 15, s. 273.
  2. Yukarı git Zehebi, Seyru İ’lamu’n Nubela, c. 4, s. 386; Kesrevi, Müessese Ricalu’l Kutubu’t Tis’e, c. 3, s. 64; Ebu Hatem Razi, el-Cerh ve’t Ta’dil, c. 6, s. 178; Dulabi, el-Kunye ve’l Esma, c. 1, s. 147; Suyuti, Tabakatu’l Haffaz, s. 37, Zehebi, el-Mukteni fi Suredi’l Kunye, c. 1, s. 199; Mezzi, Tehzibu’l Kemal, c. 13, s. 236.
  3. Yukarı git Zehebi, Seyru İ’lamu’n Nubela, c. 4, s. 386; Zehebi, el-İbber, c. 1, s. 83; Mezzi, Tehzibu’l Kemal, c. 13, s. 286; İbn Tağarri, en-Nucumu’z Zahire, c. 1, s. 229; İbn Hallekan, Vafiyatu’l A’yan, c. 3, s. 266; İbn Hacer Askalani, Tehzibu’t Tehzib, c. 7, s. 231; Kesrevi, Müessese Ricalu’l Kutubu’t Tis’e, c. 3, s. 64.
  4. Yukarı git İbn Hallekan, Vafiyatu’l A’yan, c. 3, s. 274; Kalkaşendi, Subhu’l A’şi, c. 1, s. 516; Mes’udi, Murucu’z Zeheb, c. 3, s. 160; Sa’lebi, Simaru’l Kulub, s. 226, İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belağa, c. 10, s. 79.
  5. Yukarı git Gazi Numan, Şerhu’l Ahbar, c. 3, s. 266.
  6. Yukarı git İbn Sa’d, Tabakatu’l Kubra, c. 5, s. 222; İbn Manzur, Muhtasar Tarihi Dimeşk, c. 17, s. 256; Erbili, Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 191.
  7. Yukarı git İbn Sa’d, Tabakatu’l Kubra, c. 17, s. 231.
  8. Yukarı git Şebvari, el-İthaf Bi-hubbi’l Eşraf, s. 143; Mes’udi, Rihleti İmam, 1995. Bkz. Mes’udi, Murucu’z Zehebi, c. 3, s. 160.
  9. Yukarı git El-Mufid, el-İrşad, el-Cüzü’s Sani, s. 138.
  10. Yukarı git El-Mufid, el-İrşad, s. 380; İbn Şehri Aşub, Menakib, c. 4, s. 189; İbn Cavzi, Tezkiretü’l Havas, s. 332-333.
  11. Yukarı git El-Müfid, el-İrşad, Beyrut, Müessese Alulbayt (a.s) li-tahkiku’t Turas, 1414/1993, s. 155.
  12. Yukarı git Kâfi, c. 1, s. 188-189.
  13. Yukarı git Mufid, el-İhtisas, s. 211; Müntahabu’l Eser, sekizinci bap, s. 97; Tabarsi, İ’lamu’l Vera Bi-İ’lamu’l Huda, c. 2, s. 181-182; Amuli, İsbatu’l Huda Bi-Nususi ve’l Mu’cizat, c. 2, s. 285.
  14. Yukarı git İbn Sa’d, et-Tabakatu’l Kubra, c. 1, s. 486- 488; Tabarsi, İ’lamu’l Vera Bi-İ’lamu’l Huda, c. 2, s. 285.
  15. Yukarı git Şeyh Mufid, el-İrşad, Müessese el-A’lemi lil-Matbuat, s. 254; Meclisi, Biharu’l Envar, el-Mektebetu’l İslamiye, c. 46, s. 12.
  16. Yukarı git Müfid, el-İrşad, c. 2, s. 113; Tabarsi, İ’lamu’l Vera Bi-İ’lamu’l Huda, c. 1, s. 469.
  17. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 51-52.
  18. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 56-57.
  19. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 58-59.
  20. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 75.
  21. Yukarı git Seyyid İbn Tavus, el-Luhuf, s. 290; Meclisi, Biharu’l Envar, c. 45, s. 149 ve Şeyh Abbas Kummi, Nefsu’l Mehmum, c. 1, s. 794.
  22. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 82-83.
  23. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 86.
  24. Yukarı git Taberi’nin yazdığına göre Mervan’ın İmam Seccad’la (a.s) eskiden kalma bir dostluğu vardı, ancak bu söz temelsizdir, çünkü Mervan hiçbir zaman Haşimilere iyi bir gözle bakmamıştır. Dolayısıyla İmamla onun arasında bir dostluk yoktu. Tabari, İmam Seccad’ın sergilediği ve Haşimilerin en yüksek derecesine sahip olduğu yiğitliği görmezlikten gelmeye çalışmakta ve onu bir arkadaşlık gereği yaptığını göstermeye çalışmaktadır! Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 83.
  25. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 86.
  26. Yukarı git Bkz. Caferi, Teşeyyü der mesiri Tarih, s. 286.
  27. Yukarı git Tusi, Ricalu’l Keşşi, s. 126; Tusi, Ahbari Marifetu’r Rical, s. 126.
  28. Yukarı git Zehebi, el-İbber, c. 1, s. 83.
  29. Yukarı git İbn Abd Rabbe, Akdu’l Ferid, c. 3, s. 169; Zehebi, Seyru İ’lamu’n Nubela, c. 4, s. 392.
  30. Yukarı git Zehebi, Seyru İ’lamu’n Nubela, c. 4, s. 392.
  31. Yukarı git Zehebi, Seyru İ’lamu’n Nubela, c. 4, s. 393.
  32. Yukarı git Zehebi, Seyru İ’lamu’n Nubela, c. 4, s. 393.
  33. Yukarı git Hilyetü’l Evliya, c. 3, s. 136; Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 77; Menakib, c. 4, s. 154; Sifetu’s Safve, c. 2, s. 154; Hisal, s. 616; İlelu’ş Şerai, s. 231; Bihar, s. 90; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 147-148’den naklen.
  34. Yukarı git Tabakat, c. 5, s. 160; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 148’den naklen.
  35. Yukarı git Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 78; Sifetu’s Safve, c. 2, s. 54; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 148’den naklen.
  36. Yukarı git Keşfu’l Gumme, c. 2, s 107; Hilyetu’l Evliya, c. 3, s. 140; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 148’den naklen.
  37. Yukarı git Aynı kitap, s. 136, Taberi, 3. Bölüm, s. 248; Tabakat, c. 5, s. 164; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 148’den naklen.
  38. Yukarı git Sifetu’s Safve, c. 2, s. 54; Hilyetu’l Evliya, c. 3, s. 136; Tabakat, c. 5, s. 136; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 148’den naklen.
  39. Yukarı git Keşfu’l Gumme, c. 2, s. 77; Menakib, c. 4, s. 154; Hilyetu’l Evliya, c. 3, s. 136; Bihar, s. 137; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 148’den naklen.
  40. Yukarı git Seyyidu’l Ehl, Zeynel Abidin, s. 7 ve 47.
  41. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 105.
  42. Yukarı git Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 169-170.
  43. Yukarı git İbn Kesir, el-Bidayet ve’n Nihayet, c. 9, s. 174; Ez-Zehebi, Tezkiretu’l Huffaz, c. 1, s. 75; El-Emini, Tekmiletu’l Gadir, c. 2, s. 406.
  44. Yukarı git İbn Ebi’l Hadid, Şerhi Nehcü’l Belağa, c. 15, s. 274.
  45. Yukarı git İbn Anbe, Umdetu’t Talib fi Ensabi Al-i Ebi Talib, s. 194; Şehidi, Zendegani Ali b. El-Hüseyin (a.s), s. 108’den naklen.

 

 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir