İmam Seccad’ın Şam’daki Konuşması

0

İmam Seccad’ın (a.s) hutbesi, İmam Zeynel Abidin’in (a.s) Şam’da Hz. Resulullah’ın Ehlibeytini ve İmam Hüseyin’i tanıttığı bir konuşmadır. Rivayi kaynakların naklettiğine göre, Yezid bin Muaviye’nın saray mollası Yezid’in emri ile minbere çıkmış ve Yezid’i överek Beni Ümeyye’ye salat ve selam göndermiş ve İmam Ali ve evlatlarına çirkin sözler söylemiştir. İmam Seccad (a.s) ona cevap olarak bu konuşmayı yapmıştır.[1]

Konuşmanın Metni

“Ey insanlar, bize altı şey verildi ve yedi şeyle başkalarına üstün kılındık.

İlim, hilim, cömertlik, fesahat, yiğitlik verildi ve müminlerin gönüllerine sevgimiz ihsan edildi. Bizleri (Ehlibeyti) başkalarına şu sebeple üstün kıldı: seçilmiş Peygamber Muhammed bizdendir; onu ilk gerçekleyen, imanını ilk izhar eden Sıddık (Ali), Cafer Tayyâr, Allah’ın ve Resûl’ünün Arslan’ı Hamza ve bu ümmetin, iki torunu (Resûlullah’ın iki torunu soyunu sürdüren iki hayırlı ümmet mesabesinde olan oğulları) ve Deccal’ı öldürecek Mehdî bizdendir.

(Bu kısa tanıtımdan sonra) Beni tanıyan tanır; tanımayana da atalarım ve ailemin kimler olduğunu haber vereyim:

Ey insanlar! Ben Mekke ve Mina’nın, Zemzem ve Sefa’nın Oğluyum.

Ben, abasının eteğinde Hacer’ül-Esved’i taşıyarak yerine yerleştirenin oğluyum.

Ben, tavaf ve sayı herkesten daha üstün edenin oğluyum.

Ben, haccı en üstün eda edenin ve telbiye diyenin oğluyum.

Ben, burâka binip göğe çıkanın oğluyum.

Ben, geceleyin Mescid-i-Harâm’dan Mescid-i Aksa’ya varan peygamberin oğluyum.

Ben, Cebrâil’le Sidretü’l-Müntehâ’ya varan zâtın oğluyum.

Ben, hakkında, «Yaklaştı, yakınlaştı; iki yay kadar kaldı, yâhut daha da yakın» denen zâtın oğluyum.

Ben, Allah Teala’ya en çok yakınlaşanın oğluyum.

Ben, gökte meleklerle birlikte namaz kılanın oğluyum.

Ben, Allah’ın dilediği, kendisine vahyedilenin oğluyum.

Ben, Muhammed Mustafa ve Aliyyü’l Mürteza’nın oğluyum.

Ben, Allah’tan başka ilah yoktur deyinceye ve kelime-i tevhidi ikrar ettirinceye kadar savaşanın oğluyum.

Ben, Resûlullah’ın huzûrunda iki kılıçla savaşanın, düşmana iki mızrakla vuranın, iki kere hicret edenin, iki kere biat edenin, Bedir’de, Huneyn’de kafirlerle vuruşanın, göz ucuyla bakıncaya kadar bile Allah’a şirk koşmayanın oğluyum.

Ben, Müminlerin Sâlihi, Peygamberlerin vârisi olanın, müşrikleri ortadan kaldıranın, dine bidat katanların köklerini kazıyanın, Müslümanların emirinin, savaşların nurunun, ibadet edenlerin ziynetinin, ağlayanlara baş tacı olanın oğluyum.

Ben, sabırlıların en sabırlısının, Peygamberin Ehlibeytinin en üstün namaz kılanının oğluyum.

Âlemlerin Rabbinin Resûlü Yâsîn’in (Muhammed’in) soyundan olan, gecelerini ibadetle geçirenlerin en üstünü bulunanın, Ben, Cebrail’le güçlendirilen, Mikail’le yardım görenin oğluyum.

Ben, Müslümanların haremini koruyanın; Nakisin (Ahdini bozanların başlattığı Cemel savaşı), Kasıtin (Muaviye ve yandaşlarının başlattığı Sıffin savaşı) ve Marikin (Haricîlerin başlattığı Nehrevan savaşı) ile savaşıp onları öldürenin ve hizipleri (Hendek savaşında İslam ve Müslümanları yok etmek amacıyla bir araya toplanan müşrikleri) dağıtan kimsenin oğluyum.

Ben, Kureyş’in en üstünün oğluyum.

Ben, Allah ve Peygamberinin davetini kabul eden Müminlerden ilkinin oğluyum.

Ben, imanda herkesten öne geçenin, saldırganların belini kıranın ve müşrikleri ortadan kaldıranın oğluyum.

Ben, Allah’ın münafıklar için karar kıldığı oklarından bir ok mesabesindeki kişinin, Allah kullarının hikmet dilinin, Allah’ın dinine yardım edenin, Onun emrinin velisinin, Allah’ın hikmet bostanının ve ilahi ilmi taşıyanın oğluyum.

O, delikanlı, civanmert, cömert, güzel yüzlü, hayırların tamamı, efendi, büyük, yüce, Allah’ın isteklerine razı, sorunlarda önder, sabırlı, daima oruçlu, her türlü kirlilikten pak ve çok namaz kılandır.

O, düşmanların neslinin kökünü kazımış, küfür topluluklarının omurgasını kırmıştır.

O, sabit ve güçlü bir kalbe, sağlam ve dayanıklı bir iradeye ve yıkılmaz bir azme sahiptir. Mızraklar savaşta birbirlerine çarpıp karıştığında onları bir değirmen gibi ufalayıp un ufak eden ve rüzgara savurduğu cesur bir aslan gibidir.

O, Hicaz’ın aslanı, Irak’ın efendisi ve büyüğüdür. Mekki, Medeni, Hifi, Ukabi, Bedri, Uhudi, Şeceri ve muhaciridir ki tüm bu sahnelerde yer almıştır. (bu bölgelerde yaşanan tüm savaşlara katılmıştır)

O, Arap’ın efendisi, savaş meydanının aslanıdır; iki meş’arın varisi ve iki oğlun Hasan ve Hüseyin’in babasıdır.

Evet o, (ki tüm bu sıfat ve özellikler yalnızca ona özgüdür) dedem Ali bin Ebu Talip’tir.”
Sonra şöyle buyurdu:
“Ben, dünya kadınlarının efendisi Fatımatu’z-Zehra’nın oğluyum.

Ben, Kerbela şehidi Hüseyin’in oğluyum.

Ben yüceler yücesi Rabbimin vahiy gönderdiği kimsenin oğluyum. Ben Kerbela’da katledilen Hüseyin’in oğluyum.

Ben, Ali Murtaza’nın, Muhammed Mustafa’nın, Fatıma Zehra’nın, Hatice Kübra’nın, Sadru’l-Münteha’nın ve Tuba ağacının oğluyum.

Ben Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib’im!

Ben malı yağmalanmış, ailesi esir alınıp buraya getirilmiş adamın oğluyum.

Ben Fırat’ın kenarında şehit edilen, kimsenin kanını dökmeyen, boynunda kimsenin hakkı bulunmayan o büyük insanın oğluyum.

Ben, kana bulanmış kişinin oğluyum.

Ben kanını son damlasına kadar Rabbi uğruna verip al kanlara boyanan o eşsiz yiğidin oğluyum.

Ben, mateminde meleklerin ağladığı kişinin oğluyum.

Ben, kuşların mateminde hıçkırarak ağladığı kişinin oğluyum.”
İmam Zeynel Abidin (aleyhi selam) o kadar bu iftihar dolu hamasetlerden bahsetmiştir ki insanların ağlama sesleri yükselmiş ve büyük bir tepki ve inkılap oluşmuştur.

Yezid oradakilerin heyecan ve gazap ile karışık pişmanlık duygularını görünce paniğe kapılmış ve müezzine ezan okumasını istemiştir. Bu şekilde İmam Zeynel Abidin’in sözünü bastırabileceğini ve susturacağını düşünmüştür.

Müezzin kalktı ve ezan okumaya başladı.

Allah-u Ekber dediğinde İmam Seccad (a.s) şöyle buyurdu: Allah’tan daha büyük hiçbir şey yoktur.

Eşhedü enne ilahe illallah dediğinde, İmam aleyhi selam şöyle buyurdu: etim, kemiğim, kanım, derim, kılım Allah’ın birliğine tanıklık etmektedir.

Eşhedü enna Muhammeden Resulullah dediğinde, İmam aleyhi selam Yezid’e dönerek şöyle buyurdu: Adı anılan Muhammed senin mi deden yoksa benim mi dedem? Eğer deden olduğunu iddia edersen yalan söyler ve kafir olursun ve eğer benim dedeysem neden onun ailesini öldürdün ve hepsini kılıçtan geçirdin?!

Sonra müezzin ezanın gerisini okumuş ve Yezid kalkarak öğlen namazını kılmıştır.

Arapça Metni

أَيُّهَا النَّاسُ أُعْطِينَا سِتّاً وَ فُضِّلْنَا بِسَبْعٍ.

أُعْطِينَا الْعِلْمَ وَ الْحِلْمَ وَ السَّمَاحَةَ وَ الْفَصَاحَةَ وَ الشَّجَاعَةَ وَ الْمَحَبَّةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ.

وَ فُضِّلْنَا بِأَنَّ مِنَّا النَّبِيَّ الْمُخْتَارَ مُحَمَّداً وَ مِنَّا الصِّدِّيقُ وَ مِنَّا الطَّيَّارُ وَ مِنَّا أَسَدُ اللَّهِ وَ أَسَدُ رَسُولِهِ وَ مِنَّا سِبْطَا هَذِهِ الْأُمَّةِ.

مَنْ عَرَفَنِي فَقَدْ عَرَفَنِي وَ مَنْ لَمْ يَعْرِفْنِي أَنْبَأْتُهُ بِحَسَبِي وَ نَسَبِي.

أَيُّهَا النَّاسُ أَنَا ابْنُ مَكَّةَ وَ مِنَى أَنَا ابْنُ زَمْزَمَ وَ الصَّفَا.

أَنَا ابْنُ مَنْ حَمَلَ الرُّكْنَ بِأَطْرَافِ الرِّدَا.

أَنَا ابْنُ خَيْرِ مَنِ ائْتَزَرَ وَ ارْتَدَى.

أَنَا ابْنُ خَيْرِ مَنِ انْتَعَلَ وَ احْتَفَى.

أَنَا ابْنُ خَيْرِ مَنْ طَافَ وَ سَعَى.

أَنَا ابْنُ خَيْرِ مَنْ حَجَّ وَ لَبَّى.

أَنَا ابْنُ مَنْ حُمِلَ عَلَى الْبُرَاقِ فِي الْهَوَاءِ.

أَنَا ابْنُ مَنْ أُسْرِيَ بِهِ مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى.

أَنَا ابْنُ مَنْ بَلَغَ بِهِ جَبْرَئِيلُ إِلَى سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى.

أَنَا ابْنُ مَنْ دَنا فَتَدَلَّى فَكانَ قابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنى‏.

أَنَا ابْنُ مَنْ صَلَّى بِمَلَائِكَةِ السَّمَاءِ.

أَنَا ابْنُ مَنْ أَوْحَى إِلَيْهِ الْجَلِيلُ مَا أَوْحَى.

أَنَا ابْنُ مُحَمَّدٍ الْمُصْطَفَى أَنَا ابْنُ عَلِيٍّ الْمُرْتَضَى.

أَنَا ابْنُ مَنْ ضَرَبَ خَرَاطِيمَ الْخَلْقِ حَتَّى قَالُوا لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ.

أَنَا ابْنُ مَنْ ضَرَبَ بَيْنَ يَدَيْ رَسُولِ اللَّهِ بِسَيْفَيْنِ وَ طَعَنَ بِرُمْحَيْنِ وَ هَاجَرَ الْهِجْرَتَيْنِ وَ بَايَعَ الْبَيْعَتَيْنِ وَ قَاتَلَ بِبَدْرٍ وَ حُنَيْنٍ وَ لَمْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ طَرْفَةَ عَيْنٍ.

أَنَا ابْنُ صَالِحِ الْمُؤْمِنِينَ وَ وَارِثِ النَّبِيِّينَ وَ قَامِعِ الْمُلْحِدِينَ وَ يَعْسُوبِ الْمُسْلِمِينَ وَ نُورِ الْمُجَاهِدِينَ وَ زَيْنِ الْعَابِدِينَ وَ تَاجِ الْبَكَّائِينَ وَ أَصْبَرِ الصَّابِرِينَ وَ أَفْضَلِ الْقَائِمِينَ مِنْ آلِ يَاسِينَ رَسُولِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.

أَنَا ابْنُ الْمُؤَيَّدِ بِجَبْرَئِيلَ الْمَنْصُورِ بِمِيكَائِيلَ

أَنَا ابْنُ الْمُحَامِي عَنْ حَرَمِ الْمُسْلِمِينَ وَ قَاتِلِ الْمَارِقِينَ وَ النَّاكِثِينَ وَ الْقَاسِطِينَ.

وَ الْمُجَاهِدِ أَعْدَاءَهُ النَّاصِبِينَ وَ أَفْخَرِ مَنْ مَشَى مِنْ قُرَيْشٍ أَجْمَعِينَ وَ أَوَّلِ مَنْ أَجَابَ وَ اسْتَجَابَ لِلَّهِ وَ لِرَسُولِهِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَ أَوَّلِ السَّابِقِينَ وَ قَاصِمِ الْمُعْتَدِينَ وَ مُبِيدِ الْمُشْرِكِينَ وَ سَهْمٍ مِنْ مَرَامِي اللَّهِ عَلَى الْمُنَافِقِينَ

وَ لِسَانِ حِكْمَةِ الْعَابِدِينَ وَ نَاصِرِ دِينِ اللَّهِ وَ وَلِيِّ أَمْرِ اللَّهِ وَ بُسْتَانِ حِكْمَةِ اللَّهِ وَ عَيْبَةِ عِلْمِهِ.

سَمِحٌ سَخِيٌّ بَهِيٌّ بُهْلُولٌ زَكِيٌّ أَبْطَحِيٌّ رَضِيٌّ مِقْدَامٌ هُمَامٌ صَابِرٌ صَوَّامٌ مُهَذَّبٌ قَوَّامٌ.

قَاطِعُ الْأَصْلَابِ وَ مُفَرِّقُ الْأَحْزَابِ.

أَرْبَطُهُمْ عِنَاناً وَ أَثْبَتُهُمْ جَنَاناً وَ أَمْضَاهُمْ عَزِيمَةً وَ أَشَدُّهُمْ شَكِيمَةً

أَسَدٌ بَاسِلٌ يَطْحَنُهُمْ فِي الْحُرُوبِ إِذَا ازْدَلَفَتِ الْأَسِنَّةُ وَ قَرُبَتِ الْأَعِنَّةُ طَحْنَ الرَّحَى وَ يَذْرُوهُمْ فِيهَا ذَرْوَ الرِّيحِ الْهَشِيمِ.

لَيْثُ الْحِجَازِ وَ كَبْشُ الْعِرَاقِ مَكِّيٌّ مَدَنِيٌّ خَيْفِيٌّ عَقَبِيٌّ بَدْرِيٌّ أُحُدِيٌّ شَجَرِيٌّ مُهَاجِرِيٌّ.

مِنَ الْعَرَبِ سَيِّدُهَا وَ مِنَ الْوَغَى لَيْثُهَا

وَارِثُ الْمَشْعَرَيْنِ وَ أَبُو السِّبْطَيْنِ الْحَسَنِ وَ الْحُسَيْنِ.

ذَاكَ جَدِّي عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ

ثُمَّ قَالَ:

أَنَا ابْنُ فَاطِمَةَ الزَّهْرَاءِ أَنَا ابْنُ سَيِّدَةِ النِّسَاءِ

انا ابنُ خَدیجهَ الکبری. (انا ابن الحسين القتيل بكربلا، انا ابن المرمل بالدماء، انا ابن من بكى عليه الجن في الظلماء، انا ابن من ناح عليه الطيور في الهواء)[2] فَلَمْ يَزَلْ يَقُولُ أَنَا أَنَا حَتَّى ضَجَّ النَّاسُ بِالْبُكَاءِ وَ النَّحِيبِ. وَ خَشِيَ يَزِيدُ لَعَنَهُ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ فِتْنَةٌ. فَأَمَرَ الْمُؤَذِّنَ فَقَطَعَ عَلَيْهِ الْكَلَامَ. فَلَمَّا قَالَ الْمُؤَذِّنُ اللَّهُ أَكْبَرُ اللَّهُ أَكْبَرُ قَالَ عَلِيٌّ لَا شَيْ‏ءَ أَكْبَرُ مِنَ اللَّهِ. فَلَمَّا قَالَ أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ قَالَ عَلِيُّ بْنُ الْحُسَيْنِ شَهِدَ بِهَا شَعْرِي وَ بَشَرِي وَ لَحْمِي وَ دَمِي. فَلَمَّا قَالَ الْمُؤَذِّنُ أَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهِ الْتَفَتَ مِنْ فَوْقِ الْمِنْبَرِ إِلَى يَزِيدَ فَقَالَ مُحَمَّدٌ هَذَا جَدِّي أَمْ جَدُّكَ يَا يَزِيدُ فَإِنْ زَعَمْتَ أَنَّهُ جَدُّكَ فَقَدْ كَذَبْتَ وَ كَفَرْتَ وَ إِنْ زَعَمْتَ أَنَّهُ جَدِّي فَلِمَ قَتَلْتَ عِتْرَتَهُ قَالَ وَ فَرَغَ الْمُؤَذِّنُ مِنَ الْأَذَانِ وَ الْإِقَامَةِ وَ تَقَدَّمَ يَزِيدُ فَصَلَّى صَلَاةَ الظُّهْرِ.

You might also like More from author

Leave A Reply

Your email address will not be published.