imam Hasan’ın (a.s) Oğlu Hz.Kasım’ın Kahramanlığı

0
İnsanlık tarihinin en ilginç ve şaşırtıcı gecelerinden biri Aşura gecesidir; asırlar boyunca insanlara anlatılan bir gece; beşeriyetin iki yol olan hayır ve şer yol ayrımında kaldıkları gece. Belki de bir çok insan o geceye kadar küfür ordusunda yer almış, ama bir gecede yüz gece yol kat ederek hak ve hakikat yolunu seçmişlerdir. Ve bir çok insan da yanlış seçim yaparak bozuk yoldan gitmeye devam etmiştir…
Aşura Gecesi, imam Hüseyin (a.s) yaranlarını kendi etrafında topladı, Allah’a hamt ve övgüden sonra şöyle buyurdu: “Gerçekten ben sizin gibi vefalı bir ashap ve emirlere itaat eden sizin gibi bir aile tanımıyorum. Bu ordu, beni istiyor ve benimle dertleri var. Benim onlarla işim yarın burada savaşla tamamlanacaktır. Ben sizin üzerinizde olan biatimi sizden kaldırıyor ve hepinize beni terk etmeniz için izin veriyorum. Gecenin karanlığından yararlanarak buradan gidin…”

İmam Hüseyin’in (a.s) konuşması bitince, ilk önce Hz. Ebu’l Fazlı’l Abbas (a.s) sonra öteki Haşim oğulları sonra da hazretin yaranları konuşmaya başladılar ve şöyle dediler: “Ey Resulullah’ın oğlu! Senden sonra yaşamanın ne anlamı var? Hiç şüphesiz eğer defalarca ve defalarca öldürülsek ve yeniden dirilsek yine de sana yardım etmekten geri kalmayacağız.”

İmam Hüseyin (a.s) bunları duyduktan sonra şöyle buyurdu: “Ben yarın öldürüleceğim ve sizlerde hepiniz benimle öldürüleceksiniz.”

İşte burada insanın kerameti ortaya çıkmaktadır. Kesin olarak öldürülecekleri haberini alan Ehl-i Beyt ve ashabın buna karşı tutumuna bakmak gerekir. Buna rağmen şöyle dediler: “Allah’a şükürler olsun ki bize sana yardım etme başarısı ihsan etti ve senin yolunda şehadeti bizlere nasip etti.”

İmam Hüseyin (a.s) hücceti onlara tamamlayıp onların sapasağlam biatlerini ortaya koyduktan sonra onlar için dua etti ve sonra şöyle buyurdu: “Başınızı kaldırın ve ilahi Rıdvandaki yer ve makamınızı görün.” Bu şekilde imamın yaranları basiret gözleriyle ahretteki makamlarını tek tek gördüler.

İmam Hasan Müçteba’nın (a.s) yeni ergenlik çağına girmiş büyük oğlu Kasım b. Hasan (a.s) da oradaydı. Bu tutku ve aşk sahnesini o da görüyordu. Kasım, amcasına şöyle sordu: “Acaba bende senin yaranların gibi öldürülecek miyim?” imam Hüseyin (a.s) kardeşinin emanetine canı yanarak şöyle sordu: “Ey benim oğulcuğum! Ölüm senin yanında nasıldır?” Kasım (a.s) yiğitçe şöyle cevap verdi: “احلی من العسل “ “Baldan daha tatlıdır amcacığım.”

Can vermek, eğer rehber yolundaysa Baldan daha tatlıdır benim yanımda

İmam şefkatle şöyle buyurdu: “Amcan sana feda olsun! Evet, sende öldürüleceksin büyük beladan sonra.” İmam Hüseyin (a.s) şöyle devam etti: “Küçük oğlum Ali Asker’de öldürülecek.” Bunu duyması yeni yetişmekte olan genç Kasım’ın coşmasına ve erkekliğine dokunmasına sebep oldu ve şöyle sordu: “Amcacığım! Düşmanların elleri kadınların çadırlarına da mı uzanacak ki süt emen Askeri’de öldürecekler?” imam şöyle buyurdu: “Amcan sana feda olsun! Düşmanlar arasından bir fasık okunu Asker’in boğazına saplayacak o da benim kollarımda ağlar bir vaziyette şehit olacaktır…” sonra her ikisi de ağlamaya başladılar. Ashap ve yaranlarda bu ağlamalara karşılık ağlamaya başladılar…

İmam Hüseyin’in (a.s) Kasım’a söylediği o büyük bela nedir? Şayet o hazretin ölüm anındaki durumu bize o sırrı aşikar edecektir…

Bazı tarihçiler şöyle rivayet etmiştir: “Ali Ekber (a.s) savaş meydanına gidip şehit olunca, Kasım b. Hasan (a.s) savaşma kastıyla çadırlardan dışarı çıktı. İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin emanetinin savaş meydanına gittiğini görünce onu bağrına basarak her ikisi de şiddetli bir şekilde ağlamaya başladılar.

Hz. Hüseyin (a.s) ona izin vermedi. Kasım (a.s) imam Hüseyin’in (a.s) el ve ayaklarına kapandı onu öperek, yalvararak savaş meydanına gitmesi için izin vermesini istedi. En sonunda imam Hüseyin (a.s) ona izin verdi o da koşarak meydana indi.

Tarihi senetlerde düşman ordusundan birisi bu olayı şöyle nakletmektedir: “Bir çocuk çadırlardan bize doğru koşmaya başladı o kadar yakışıklıydı ki yüzü ay gibi parlıyordu. Kasım gözlerinden yaşlar akar vaziyette recez okuyarak şöyle diyordu:

Eğer beni bilmiyorsanız bilin ki ben Hasan’ın oğluyum

Emin Peygamber Mustafa’nın torununun

Yaşının çok küçük olmasına ve bedenin tam olgunlaşmamasına rağmen Yezit ordusundan bir çoğunu yerlere serdi. Düşmanlar çaresiz kalınca toplu olarak onun etrafını sardılar. Onlardan biri ansızın şiddetli bir darbeyle ona vurdu. Kasım (a.s) yüz üstü yere yığıldı ve yardım istedi: “Ey Amcacığım!…”

İmam Hüseyin (a.s) avcı bir kuş gibi meydana koştu. Kızgın bir aslan gibi onlara saldırdı ve Kasım’ı yaralayanın kolunu kılıcıyla bedeninden ayırdı. Kolu kesilen düşman askeri bağırmaya başladı. Onun sesini duyan düşmanın atlı birlikleri imam Hüseyin’e saldırdılar. Bu esnada imam Hüseyin (a.s) ile Küfe’liler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Ama Kasım’ın (a.s) bedeninin üzerinden atlarla bir o yana bir buyana geçmekte olan düşmanlar onun kemiklerini bu şekilde un ufak ettiler… işte bu o büyük belaydı.

Meydandaki toz bulutları dağılınca gördüler ki imam Hüseyin (a.s) Kasım’ı kucağına almış çadırlara götürüyor. O sırada Kasım’ın ayakları un ufak olduğundan yerlerde sürükleniyordu. İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu: “Bu kavim Allah’ın rahmetinden uzak olsun ve ceddin peygamber kıyamet günü onların düşmanı olsun.”

Keşke görmeseydi amcan cesedini

Bu şekilde annene hediye götürseydi

Can veriyor ayakların yerde sürüklenerek

Sonra şöyle buyurdu: “Allah’a and olsun ki amcanı çağırdığında senin yardımına koşamaması amcana çok zordur…”

الا لعنة الله علی القوم الظالمين و سيعلم الذين ظلموا أي منقلب ينقلبون*.
اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللّٰهَ كَثٖيرًا وَانْتَصَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذٖينَ ظَلَمُوا اَیَّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ “
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara, 227)

Kaynaklar:

1. Seyyid ibni Tavus; el- Luhuf fi Katli Tufuf; Kum Razi yayınları, 1364

2. Şeyh Abbas Kummi; Nefsi’l Mehmum; tercüme ve tahkik Allame Ebu’l Hasan Şe’rani; Kum: Zevil Kurba yayınları,1378

3. Muhammed b. Ceriri Taberi; Tarihi el- Umem vel Muluk, Beyrut; darsevidan, bita; 5. Cilt.

4. Şeyh Saduk; Emali; Tercüme Ayetullah Kemrei; Tahran: Kitapçı yayınları, 1370

5. Şeyh Müfit; El – İrşat fi marifet-i Hücecillahi ala’l ibad; Kum: Uluslar arası Şeyh Müfit kongresi yayınları, 1413 kameri.

6. Farsça şiirler; hal dilidir ve senedi kati değildir. (kaynak: Adab-ı mersiye hani. Yayına hazırlayan Murteza Vafi; Kum: Şafak Yayınları, 1380