İmam Hasan Askeri’nin Şehadeti Münasebetiyle

0

Ebu Muhammed Hasan b. Ali (Arapça: الإمام الحسن العسكري عليه السلام), İsna Aşeri (On İki İmam) Şialarının 11. İmamıdır. Babası (İmam Hadi) ve kendisinin Asker’de (Samarra) zorla alıkonulmasından dolayı bu iki imam Askeri diye ünlü olmuşlardır. Samarra’daki zorunlu ikamet, bu iki imamın (a.s) tüm hareketlerinin hükümet güçleri tarafından kontrol altında tutulmasına neden olmuştur. Dolayısıyla Şialar, bu dönemde imama (a.s) ulaşmakta büyük kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıştır. İmam Hasan Askeri’den (a.s) Kur’an tefsiri, ahlak, inanç ve dualar konusunda çeşitli hadisler baki kalmıştır.

Nesep, Künye ve Lakapları

İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Tahammül edebildiğin kadar insanlardan bir şey dileme, zira her günün yeni bir rızkı vardır. Bil ki insanlardan bir şey dilemekte ısrarcı olmak insanın azametini giderir ve insan için bir çok sıkıntılar vücuda getirir. O halde sabret ki Allah senin yüzüne rahatça girebileceğin bir kapı açsın. Zira hüzünlü ve dertli insana ihsan/iyilik ve kaçıp ürken insana güvenlik ne de yakındır! Nice değişiklikler ve dönüşümler Allah’ın bir tür edeplendirmesidir. Nasiplerin dereceleri vardır. O halde olgunlaşmamış meyveleri toplama hususunda acele davranma. Böylece onu zamanı geldiğinde toplarsın. Bil ki seni idare eden kimse, hangi zamanın, senin haline daha uygun olduğunu şüphesiz daha iyi bilir. O halde tüm işlerinde onun seçimine itimad et ki halin düzelsin.”

Hasan b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer, İmam Hadi’nin oğlu ve Şiaların 11. İmamıdır. Köle (cariye) olan annesinin adı “Hadis” veya Hadise”, bazı kaynaklarda “Süsen”[1] ve başka kaynaklarda ise “Asefan”[2] diye geçmektedir. Bir grup ise adını “Selil” diye anmış ve “Kanet mine’l Arifati’s Salihat” gibi sözcüklerle onu övmüşlerdir.[3]

Lakapları

Lakapları: Samit, Hadi, Rafik, Zeki ve Naki’dir. Bazı tarihçiler onun için has bir lakap da zikretmişlerdir.[4]

İmam Cevad, İmam Hadi ve İmam Hasan Askeri (aleyhima’s selam) “İbn Rıza” lakabıyla ünlenmişlerdir.[5]

İmam Hadi (a.s) Samarra’da 20 yıl 9 ay kadarlık bir süre kaldığı için ona ve oğlu İmam Hasan’a “Askeri” demişlerdir. Asker Samarra için kullanılan bir isimdi.[6]

Ahmed b. Ubeydullah b. Hakan, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) zahiri görüntüsünü şu şekilde tasvir etmiştir: Siyah gözlü, güzel boylu, güzel yüzlü ve orantılı bir fiziği vardı.[7]

Künyesi

İmam Hasan Askeri’nin (aleyhi selam) künyesi “Ebu Muhammed”dir.[8]

Doğumu ve Şehadeti

İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 232. Yılında Rebiülahir ayının onunda[9] veya sekizinde[10] veya dördünde[11] Medine’de dünyaya gözlerini açtı ve 28 yıl kadar bir ömür sürdü.[12] Bazıları İmamın 231. Yılında dünyaya geldiğini belirtmiştir.[13] İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 260. Yılında Rebiülevvel ayının sekizinde şehit olmuştur.[14] Elbette bazıları aynı yılın Cemaziyelahir ayında şehit olduğunu belirtmiştir.[15]

Eş ve Çocukları

Tıpkı meşhur nakle göre, İmam Hasan Askeri (a.s) hiçbir zaman evlenmemiş ve yalnızca bir cariye (köle) olan İmam Mehdi’nin (a.s) annesi ile neslini sürdürmüştür, ancak Şeyh Saduk ve Şehit Sani’nin nakline göre İmam Mehdi’nin annesi köle değildi ve İmam Hasan Askeri (a.s) ile evlenmiştir.[16] Ama İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin adı konusunda oldukça fazla ihtilaflar söz konusudur. Kaynaklarda nakledildiğine göre İmamın Rum, Türk ve çeşitli milletlerden hadimleri bulunmaktaydı.[17] Muhtemelen bu ihtilafın nedeni imamın kölelerinin sayısından ve İmam Mehdi’nin (a.s) dünyaya gelişinin gizlenmesinden kaynaklanmıştır.

Ancak her ne hikmet ve sebeple olursa olsun, önceki çağlarda İmam Mehdi’nin (a.s) annesinin adı Nergis diye tanınmış ve o şekilde Şialar arasında bilinmiştir.[18] Ancak bu adın yanında zikredilen en meşhur isim Saykal (veya Sakyal) ismidir.[19]

Süsen,[20] Reyhane ve Meryem isimlerini de zikretmişlerdir.[21] Şia ve Ehli sünnetin kaynaklarının çoğunluğuna göre, İmam Hasan Askeri’nin (a.s) bir tek çocuğu olmuştur o da Mehdi diye meşhur olan Muhammed’dir.[22]

İmam Mehdi (a.s) meşhur görüşe göre hicretin 255. Yılında Şaban ayının on beşinde dünyaya gelmiştir. Ancak bazı kaynaklarda 256 veya 254 tarihleri de geçmiştir.[23]

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) çocukları konusunda da bazı farklı görüşler de bulunmaktadır. Bazıları imamın 3 erkek ve 3 kız olmak üzere 6 çocuğunun olduğunu belirtmişlerdir.

[24] Son görüşe benzer bir görüş Şia kaynaklarında da bulunmaktadır. Huseybi, İmam Mehdi’nin (a.s) dışında Fatıma ve Delale adlı iki kızının daha olduğunu belirtmişlerdir.[25] İbn Ebu’s Selc ise İmam Mehdi’ye ek olarak Musa, Fatıma ve Ayşe (veya Ümmü Musa) adlı üç çocuğu da saymıştır.

Ancak bazı nesep kitaplarında adları geçen kişilerin İmam Hasan Askeri’nin (a.s) kız ve erkek kardeşleri olduğu yönündedir.[26] Muhtemelen çocukları ile karıştırılmıştır. Buna karşın İbn Cerir Taberi, Yahya b. Said ve İbn Hazm gibi bazı Ehli sünnet alimleri, İmam Askeri’nin (a.s) hiç çocuğunun olmadığına kaildirler.[27]

İmam Askeri (a.s):
“kötü alimlerin sıfatı hakkında şöyle buyurmuştur: “Onların, zayıf Şiilerimize zararı, Yezid ordusunun, Hüseyin b. Ali (a.s) ve ashabına zararından daha çoktur. Zira onlar, mallarını ve canlarını aldılar. Bu kötü alimler ise … zayıf Şiilerimizin kalbine şek ve şüphe atmakta ve onları saptırmaktadırlar.”

İmametinin Delilleri

Şeyh Müfid’in yazdığına göre, Hasan b. Ali (İmam Askeri) babası İmam Hadi’nin (a.s) vefatının ardından İmam Hasan Askeri’nin (a.s) imametle ilintili gerekli ve tüm fazilet ve erdemlere sahip olmasının yanı sıra İmam Hadi’nin (a.s) onun hakkında 11. imam olduğuna dair açıklaması[28] buna delalet etmektedir. Ali b. Ömer Nufali, İmam Hadi’den (a.s) şöyle nakletmektedir: “İmam Hadi (a.s) ile birlikte evinin bahçesinde idim. Oğlu Muhammed –Ebu Cafer- yanımızdan geçti. İmama arz ettim ki: Kurbanınız olayım! Bu sizden sonraki imamımız mıdır? Buyurdular ki: Benden sonraki imamınız Hasan (a.s) olacaktır.”[29]

Çok az bir grup Muhammed b. Ali’yi (babası İmam Hadi daha hayatta iken vefat etmiştir) ve parmakla sayılacak kadar çok az sayıda kişi ise Cafer b. Ali’yi imam olarak kabul etmişlerdir. Ancak İmam Hadi’nin (a.s) yaranlarının çoğu İmam Askeri’nin (a.s) imametine inanarak ona tabi olmuşlardır. Mes’udi, İsna Aşeri (On iki imam)’ın cumhurunun İmam Hasan Askeri ve oğlu İmam Mehdi’ye tabi olduklarını ve bu grubun tarihte Kataiyye diye meşhur olduklarını yazmıştır.[30]

Samarra

İmam Hasan Askeri (a.s) babası ile birlikte yaklaşık olarak 3 yaşında iken h. 233/ m. 847 yılında Samarra’ya getirildi ve yaşamının geri kalanını orada sürdürdü. İmam Hadi’nin (a.s) h. 254. Yılında şehit olduğu düşünülürse, İmamın Samarra’ya intikalinin h. 233. Yılında olması gerekir.[31]

Şialar İle İlişkisi

İmam Hasan Askeri (a.s) birkaç kere hapse atılmasının yanı sıra öteki insanlar gibi sıradan bir hayat yaşamaktaydı. Doğal olarak hareketleri hükümet güçleri tarafından kontrol altında tutulmaktaydı. Açıktır ki İmam Hasan Askeri (aleyhi selam) öteki İmamlar gibi (birkaçı istisna) özgür ve seçme hakkı olsaydı Samarra’da değil, Medine de yaşamayı seçerdi. Gerçekte İmamın (a.s) Samarra’daki uzun süreli ikameti, Abbasi halifesi tarafından göz hapsinde tutulması dışında açıklanamaz. Bu konu ve özellikle uzun süre önce Şialarca kurulan düzenli ağ, halife tarafından üzerinde titizlikle durulan bir konuydu. Bu da halifenin endişelenmesine ve korkmasına neden olmaktaydı. Dolayısıyla İmamı her daim kontrol altında tutmaktaydı.

Bundan dolayı, İmam Hasan Askeri’den (a.s) kendisini her daim hükümet güçlerine göstermesi istenmişti. İmamın hizmetkarlarından birisinin naklettiğine göre, İmam her Pazartesi ve Perşembe günü kendisini darulhilafet merkezine (bazı nüshalarda ise darulamme diye geçmiştir, bu da aynı anlama gelmektedir) göstermek zorunda idi.[32] Böyle bir huzur, görüntüde imama ihtiram gibi telakki edilse de gerçekte imamın halife tarafından kontrol amacı taşımaktaydı.

Şialar imamı görmekte zorluklar çekmekteydi. Bir gün Halife Basra valisini görmek için gittiğinde İmamı da yanında götürmüştü. İmamın ashabı yol boyunca İmamı görmek için hazırlık yapmışlardı.[33] Bu olaydan İmamın bazı dönemler evinde doğrudan görülme imkanının bile olmadığı anlaşılmaktadır.

İsmail b. Muhammed şöyle demektedir: Para talep etmek için İmamın yol güzergâhı üzerinde durdum. İmam oradan geçerken ondan mali yardımda bulunmasını istedim.[34]

Başka bir ravi ise şöyle nakletmektedir: İmam bir gün darulhilafet merkezine gitmek için hazırlık yapmıştı. Bizlerde Asker’de onu görmek ümidiyle toplanmıştık. O sırada imamdan bize doğru şöyle bir tevki ulaştı: Hiç kimse bana selam vermesin ve hatta bana doğru işaret bile etmesin. Zira güvende değilsiniz.[35] Bu rivayet hükümet güçlerinin Şialarla İmam arasındaki ilişkilerini hangi boyutlarda takip ettiğini güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Elbette İmam ve Şiaları çeşitli fırsatlarda birbirleriyle görüşme imkânı bulmakta ve bunları gizli tutmaktaydılar.

Şiaların İmamla görüşmesinin en iyi yollarından birisi, yazışma yoluylaydı. Bazı yerlerde buna şahit olmaktayız.[36]

İmamın Samarra’daki Konumu

İmam Hasan Askeri (a.s) oldukça genç olmasına rağmen ilmi ve ahlaki yüksek konumu ve özellikle Şiaların liderliği ve onların İmama olan özverili inancı ve kayıtsız şartsız ihtiramından dolayı oldukça büyük şöhrete sahip olmuştu. Genel ve havasın yanında ilgi odağı olması, Abbasi hakimiyetinin birkaç istisna dışında imama görüntüde saygılı davranmalarına neden oldu.

Meşhur Şia âlimlerinden olan ve muhtemelen İmam Hasan Askeri ile de görüşme saadetine eren Saad b. Abdullah Eş’ari,[37] şöyle demektedir:

Ahmed b. Abdullah b. Hakan,[38] Kum şehrinin emlak ve haraç işleriyle görevliydi. Bir gün onun meclisinde Alevilerden ve mezheplerinden söz edildi. Kendisi Aleviliğin Hz. Ali (a.s) ve evlâtlarının] düşmanıydı.

Dedi ki: Samarra’da Aleviler içinde, Hasan b. Ali b. Muhammed b. Rıza gibi, kendi ailesi ve Haşimoğulları nezdinde, vakarlı, ağırbaşlı, iffetli, soylu, cömert birini görmedim. Ona o kadar saygı gösteriyorlardı ki, içlerindeki yaşlı ve önde gelen insanların önüne geçirip değer verirlerdi. Komutanlar, vezirler ve sıradan insanlar da öyle. Bir gün babamın başucunda duruyordum. O gün babamın halkla toplantı düzenlediği bir gündü. Muhafızları içeri girdiler ve dediler ki: “Ebu Muhammed b. Rıza (Hasan b. Ali aleyhisselâm) kapıdadır.”

Yüksek bir sesle dedi ki: “İçeri girmesine izin verin.”

İçeri esmer bir adam girdi, boyu, endamı güzeldi. Sevimli, sempatik bir yüzü vardı. Vücud olarak göze hoş geliyordu ve henüz gencecikti. Heybetli ve görkemliydi. Babam ona bakınca, ayağa kalktı ve yürüyerek onu karşıladı. Böyle bir şeyi, Haşimoğullarından veya askeri komutanlardan birine karşı yaptığını hatırlamıyordum. Ona iyice yaklaşınca kucakladı, yüzünü ve anlını öptü. Elinden tuttu ve üzerinde oturduğu namazgâhına oturttu. Kendisi de onun yanında ve yüzünü ona döndürerek oturdu. Onunla konuşmaya başladı ve konuşması esnasında, kendisini ona feda etmekten söz ediyordu. Ben onun bu davranışları karşısında şaşkınlıktan donakalmıştım…

Babamın muhafızlarına ve özel hizmetçilerine dedim ki:

“Yazıklar olsun size! Babamın huzurunda künyesiyle andığınız ve babamın bunca saygı gösterdiği bu adam da kimdi?” Dediler ki: “Bu, Ali’nin evladından biridir. Adı, Hasan b. Ali’dir. Daha çok “İbn Rıza” olarak bilinir.” şaşkınlığım gittikçe artmıştı. O gün, sürekli olarak onu ve babamın ona karşı takındığı bu tavrı düşünerek kıvranıp durdum. Bu durum akşama kadar sürdü. Babamın âdetiydi; önce yatsı namazını kılar, sonra da meclis düzenleyip görüşülmesi gereken meseleleri görüşür, sultana ulaştırılması gereken hususları tesbit etmeye çalışırdı. Namazı kılıp oturunca gelip önünde oturdum. Yanında hiç kimse yoktu. Bana: “Ey Ahmed! Bir ihtiyacın mı var?”

“Evet” dedim “babacığım. Eğer izin verirsen sana bir soru sormak istiyorum.”

Dedi ki: “Sana izin verdim, ey oğulcuğum! İstediğini sor.”

Dedim ki: Babacığım! Sabahleyin gördüğüm, senin de daha önce rastlamadığım şekilde hürmet gösterdiğin, saygı sunduğun, kendini, anne ve babanı kurban ettiğin o adam da kimdi?

Dedi ki: “Ey oğulcuğum! O. Rafızîlerin imamı Hasan b. Ali’dir. İbn Rıza olarak bilinir.” Babam bir süre sustu. Sonra dedi ki: “Ey oğulcuğum! Eğer imamlık Abbasoğullarının elinden çıkarsa, Haşimoğullarından hiç kimse bu adam kadar bu makamı hak etmemiştir. Bu adam imamlık makamını, fazileti, iffeti, saygınlığı, değeri, takvası, ibadeti, güzel ahlâkı, sâlihliği ile hak etmektedir. Eğer onun babasını görmüş olsaydın, aydın, soylu, faziletli bir adam görmüş olurdun.” Babamdan duyduklarım karşısında sıkıntım, düşüncem ve öfkem biraz daha arttı. Babamın onun karşısındaki davranışlarını ve onunla ilgili sözlerini gereksiz ve abartılı buluyordum. Bundan sonra bütün çabam onun durumunu sormak, yapıp ettiklerini araştırmak üzerinde yoğunlaştı. Haşimoğullarından, komutanlardan, kâtiplerden, kadılardan, fakihlerden ve sıradan insanlardan, her kimden onu sorduysam, onun son derece saygın, heybetli, yüksek bir dereceye sahip, güzel söz söyleyen biri olduğunu ve onun bütün akrabalarından, ailesinin ak saçlılarından önde geldiğini söyledi. Duyduklarım karşısında onun benim nezdimdeki değeri arttı. Çünkü ona dost veya düşman olan her kimi gördüysem, onun hakkında güzel şeyler söyledi, onu övdü.[39]

Bu rivayetin ravisinin Ehlibeytin azılı düşmanlarından biri olması düşünüldüğünde İmam Hasan Askeri’nin (a.s) halk ve hatta havas arasındaki ahlaki ve toplumsal konumunu güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hadimi şöyle diyor: İmamın hilafet merkezine gittiği günler, halk arasında şaşırtıcı bir şekilde coşku ve heyecan oluşurdu. İmamın merkebiyle geçeceği caddeler halk tarafından doldurulurdu. İmam geri döndükten sonra halkın heyecan ve coşkusu bir anda sönerdi.[40] Bu insanların çoğunun uzak ve yakın bölgelerden gelen Şialardan oluşması muhtemeldir, ancak öteki insanlar da Hz. Resulullah’ın evlatlarını görmek için oldukça şevk ve arzuyla toplanmaktaydılar.

İmam Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz cömertliğin bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşıldığı takdirde israf olur. Şüphesiz uzak görüşlülüğün de bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşıldığı takdirde korkaklık olur. Tutumluluğun da bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşılırsa, cimrilik olur. Cesaretin de bir ölçüsü vardır. Bu ölçü aşılırsa çılgınlık olur.”

Çağdaş Halifeler

İmam Hasan Askeri’nin (a.s) imamet dönemi üç Abbasi halifesinin dönemine tekabül etmektedir. Mütez Abbasi (k. 252-255), Muhtedi (k. 255-256) ve Mutemid (k. 256-279)[41]

İmamın Tutuklandığı Dönemler

Yukarıda değinildiği gibi İmam Hadi (a.s) ve İmam Hasan Askeri’nin (a.s) Abbasi halifesi Mütevekkil tarafından celp edilmesinin anlamı bu iki imamın kontrol ve gözetim altında tutulması ve Şialarla ilişkilerinin yakından takip edilmesi için şehirde hapis hayatı yaşaması anlamına gelmekteydi. Bu iki imamın bazen tutuklanarak çok ağır şartlarda kaldıkları ve özellikle düzene karşı gelindiği dönemlerde İmamın (a.s) kendisi ve yakın adamları hapse atılmaktaydı. İmam Hasan Askeri’nin (a.s) hapse atıldığına dair rivayetlerin sayısı oldukça fazladır. Saymuri, “el-Avsiya” kitabında şöyle demektedir: Kendim Ebu Muhammed Askeri’nin (a.s) Mutemid’in zindanından çıkarken kendi hattıyla şu ayeti yazdığını gördüm:

يُرٖيدُونَ لِيُطْفِؤُا نُورَ اللّٰهِ بِاَفْوَاهِهِمْ وَاللّٰهُ مُتِمُّ نُورِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ : (Tercüme: Onlar ağızlarıyla Allah’ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemeseler de Allah nûrunu tamamlayacaktır.61-8

Şeyh Müfid, Muhammed b. İsmail Alevi’den şöyle nakletmektedir: İmam Askeri (a.s) Ali b. Evtameş’in (veya Barmeş) yanında zindana atıldı. Bu kişi, Ebu Talip hanedanına oldukça düşmanlık gütmekteydi. Ona elinden geldiğince İmama zorluk ve güçlük çıkarması emri verilmişti, ancak İmamı (a.s) görmesiyle oradan ayrıldığı an başkalarından daha çok İmamdaki ilahi azameti tanımış ve ona övgüler yağdırmıştı.[42]

Vefatı

İmam Hasan Askeri’nin Türbesinin Vahabilerce Tahrip Edilmesi

İmam Hasan Askeri’nin Türbesinin Yeniden İnşası

İmam Hasan Askeri (a.s) vefatından hemen önce hicretin 259. Yılında annesini haccagöndermiş, hicretin 260. Yılında başına gelecek hadiseleri ona anlatmış, oğlu İmam Mehdi’ye (a.f) gerekli vasiyetlerini anlatmış ve İsm-i Azam, imamet mirası ve silahı ona teslim etmişti. Daha sonra İmamın annesi Mekke’ye yola koyulmuş ve oğlu Hz. Mehdi’yi de (a.s) yanında götürmüştü.[43] İmam Hasan Askeri (a.s) hicretin 260. Yılının Rebiülevvel ayının başlarında hastalandı ve aynı ayın sekizinde 28 yaşında iken Samarra’da vefat etti ve babasının defnedildiği eve defnedildi.[44]

Tabersi (ö. 548) şöyle yazmaktadır: Ashabımızın (yani Şia ulemalarının) çoğu, İmam Hasan Askeri’nin zehirletilerek öldürüldüğüne inanmaktadır. Yazısının devamında imamın babasının, dedesinin ve tüm Şia imamlarının şehit olduklarını belirtmiştir. Bu konudaki Şia ulemalarının delili ise İmam Cafer Sadık’ın (a.s) şu buyruğudur: Allah’a ant olsun ki hepimiz öldürülerek şehadete ermekteyiz.[45]

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar