80b15a97a7eff0b37ce52a680ac889e4

İmam Hadi’nin (a.s) Şehadet Yıldönümü

Onuncu Masum İmam Hadi’nin (a.s) Yaşam Tarzı

İmam Ali Naki (a.s) ve İmam Hasan Askeri (a.s) hakkında daha az konuşulmakta ve yazılmaktadır. Onların yaşadığı zamanın şartları, hapis ve Abbasilerin askeri üssü ve kapalı askeri bölgede ev hapsinde olmaları doğal olarak onlar için bazı kısıtlamalara neden olmuştur. Bu yüzden onlar hakkında daha az konuşulmuş ve yaşamları hakkında daha az bilgi nakledilmiştir. Ama elimizde bulunan bu az miktardaki bilgiler de yine yazarlar tarafından daha az nakledilmiş ve daha az incelenmiştir. Yazar bu kısa makalede İmam Hadi’nin bazı özelliklerini ve onun bulunduğu zor şartları aktarmaya çalışacaktır.

İmam Hadi’nin Döneminin Zor Şartları

Masum imamların özellikleri; ilim, ismet, ahlaki faziletler, tekvini güce sahip olmak ve tüm özelliklerde zamanının tüm fertlerinden daha üstün olmasıdır ve bunların tümü İmam Hadi’de (a.s) bir araya gelmişti. İmamın görevi, Allah’ın yeryüzündeki hücceti ve halifesi unvanıyla, konuların açıklanması ve Kur’an’ın ilahi tefsirinin yapılması değildir; onların sorumluluk alanı tüm beşeriyettir. Onlar bir güneş gibi ilahi halife unvanıyla Allah dışındaki tüm varlıkları eğitip yönetirler. Eğer bazıları isteyerek veya istemeyerek onlardan zahiri faydayı sağlama bağlamında onların can veren nurunun önüne bir duvar ve engel çekmişse, bu onların sorumluluk ve vazifelerini ortadan kaldırmaz. Hatta onlar bu şahıslar, yani insan ve cinlerden olan düşmanları konusunda bile rububiyet görevlerini yerine getirirler ve onları layık oldukları kemale doğru götürürler.

Kur’an’a göre onların en küçük rolü, düşmanlara karşı itmam-ı hüccet etmektir; nitekim bu sayede kimse hakkı görmedim, tanımıyordum iddiasında bulunamaz. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Kendisi için korkutup uyaranlar gönderdikçe hiçbir şehri yok etmedik.” (Şuara 208)

İmam Ali Naki (a.s) ilahi uyarıcılardan biriydi ki mübarek vücudu, Abbasiler ve diğerlerinden olan cinden ve insan türünden şeytanlar için bir uyarı idi. O imametin tüm özelliklerine sahipti ve sorumluluklarını imkânlar dâhilinde yerine getirip ümmetin işlerini ıslah etmeye çalışıyordu. Hâlbuki takiye peygamberlere caiz olmamasına rağmen imamlara caiz ve bazı şartlarda ise vaciptir. Tüm bunlara rağmen onlar İslam ümmeti içindeki ıslah görevlerini tam olarak yerine getiriyordu ve Hazreti Şuayb’ın tabiriyle güçleri dâhilinde yerine getiriyorlardı. (Hud 88)

İmam Hadi (a.s) Samerra şehrinde ev hapsinde yaşıyordu. Samerra askeri bir şehirdi ve bazı Abbasi halifesinin başkenti idi. Hazretin o şehre aktarılmasından maksat, onun gidiş gelişlerini ve rabıtalarını kontrol altına almaktı. İmam Hadi’ye (a.s) de Askeri diyorlar; çünkü o da evladı İmam Hasan Asker (a.s) gibi Samerra askeri üssünde ev hapsinde yaşıyordu. Bu yüzden rivayet kitaplarında bu iki imamdan “Askeriyyeyn” unvanıyla anılmaktadırlar.

Elbette o iki imamı birbirinden ayırt edebilmek için rivayetlerde onların künyelerine işaret edilmektedir. Mesela İmam Hadi (a.s) için “Ebe’l-Hasan el-Askeri” ve İmam Hasan Askeri içinse “Eba Muhammed el-Askeri” künyesi kullanılmıştır.

Hazret sürekli ölümle tehdit edilmesine rağmen Şialara karşı olan tüm görevlerini yerine getiriyordu.

O hazretin yaşadığı zor şartlar onun yaşamının tüm boyutlarında kendini gösteriyordu. Abbasiler her an onu şehit edebilirdiler ve kötüleyenler de bu ortamı rahat bir şekilde hazırlayabilirdiler. Onun tek dayanağı Yüce Allah’tı ve sadece O’na tevekkül edip O’ndan yardım diliyordu; bu yüzden düşmanların desiselerinden korunmak için yüzüğünün taşına Allah’a sığınma duası yazdırmıştı.

Onun yüzüğünün taşına kazıtılan iki dua, onun askeri üsde ne kadar zor şartlarda yaşadığının göstergesidir. Kef’ami Hazretin yüzüğüne yazılı dua hakkında şöyle diyor: o Hazretin yüzüğüne, “Anlaşma ve söze uymak ilahi ahlaktandır” yazılıydı ve yine, “Allah benim Rabbimdir ve O, benim yaratıklara karşı koruyucumdur” yazılıydı. (Biharu’l-Envar, c.50, s.117, hadis 9).

Birinci dua ve şiarda, şu noktaya değinilmektedir: “Benim Allah ile bir anlaşma ve ahdim var ve ben ona karşı vefalıyım”. O, kendisini Allah’ın kulu biliyor, halkın değil. O, halk ve devlet adamları karşısındaki vazifelerine amel etmeden önce, kendisini Allah’a karşı sorumlu biliyor ve O’na karşı vefalı olup her şartta kulluk görevlerini, yani insanların öğretim ve eğitimi vazifesini, yerine getiriyor ki bunlar imamet görevlerindendir.

Eğer zamanın zalim hâkimi, onun siyasi ve sosyal olaylara karışmaması bağlamında ondan söz almışsa, o ilk önce Allah’a vermiş olduğu söz bağlamında sorumludur ve halkın sorunlarıyla ilgilenmelidir. O kulluk ahlakının söze uymak olduğunu vurguluyor; ama mahlûkun rızasını kazanmak için asla Allah’a olan sözünü çiğnemiyor.

Onun yüzüğündeki ikinci dua ve şiar da zalim Abbasi hükümeti tarafından sürekli olarak tehdit edildiğine dair açık bir delildir. Hazret gerçek koruyucuya, yani Yüce Allah’a sığınarak, selametinin Allah’ın iradesinde olduğuna vurgu yapıyor.

İmam Hadi’nin (a.s) Bazı Özellikleri

Rivayetlerde İmam Hadi’nin bazı özellikleri nakledilmiştir ki bunları iktisabi ve gayri iktisabi olmak üzere iki başlık altında toplayabiliriz.

İmamı görenler onun fazilet ve necabetinden bahsetmişlerdir. Abdullah b. Yahya şöyle diyor: “Eğer İmam Askeri’nin babasını görseydin onu çok kerim ve eli açık bir şahıs, fazilet ve necabet sahibi biri olarak bulurdun”. (Şeyh Müfit, el-İrşad, s.339).

Bu rivayet, İmam Hadi’nin bulunduğu zor şartlarda, ev hapsinde bulunmasına ve kendisine gelen az miktardaki zekât ve humusun gözetim altında tutulmasına rağmen yine de az olanı Allah yolunda bağışladığını anlatıyor.

O hazretin diğer bir özelliği, din ilminde fakih olması ve din ilime karşı sorumlu davranmasıydı. Yani ilim ve amel bağlamında bildiğine amel ediyordu.

İbn el-İmad el-Hanbeli şöyle naklediyor: “O, fakih, imam ve dindar biriydi.” (Şezeratu’z-Zeheb, c.2, s.128).

İbn Şehri Aşub İmam Hadi’nin (a.s) ahlaki özellikleri hakkında şöyle diyor: “İmam Hadi (a.s) güler yüzlülük bakımından halkın en kâmili, söz bakımından onların en doğrusu, yakından onların en tatlısı ve uzaktan onların en kâmiliydi. Sustuğunda vakarın azameti üzerine gölge salıyordu ve konuştuğunda azamet ve cilvesi ortaya çıkıyordu. (İbn Şehr-i Aşub, Menakıb, 4:401).

Burada dikkat edilmesi gereken husus şudur ki güler yüzlülük, doğru sözlülük, tatlı olmak, güzellik, kemal ve vakar masum imamların sevgiye mazhar olmalarının nedenlerindendir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir