Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a iman etmek ümidin artması ve fikrin gelişmesine sebep olur.
Geleceği vaat edilen Mehdi aleyhi’s-selâm’a inanmanın ve onun her zaman zuhur edebileceği ihtimalinin iyi kalpli ve liyakatli kimselerde derin ve yapıcı etkisi vardır. Onlar, İmam Mehdi aleyhi’s-selâm’a yardım etmeye muvaffak olmak, huzurunu derk edebilmek, ziyaretinden mahrum kalmamak ve rızasını kazanabilmek için kendilerini tezkiye ederler, zulüm ve kötülükten kaçınır, adalet ve kardeşliğe sevgi beslerler. Hiç bir fasık ve zalim hükümetin boyunduruğu altına girmemiş olan Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a inanmak, onu izleyenlerde öyle bir hal ve durum yaratır ki, bütün tağut ve zalimlerin karşısında direnirler, onların boyunduruğu altına girmez ve zulme karşı çıkarlar. Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhuruna inanmak, Müslümanların her şeyi oluruna bırakmalarına, köşeye çekilip işleri yarına ertelemelerine, kafir ve zalimlerin her şeye musallat olmalarını kabullenmelerine, ilim ve sanayide ilerlemelerini önlemeye ve sosyal ıslahlar için yapılan çalışmaları durdurmaya sebep olmamalıdır.
Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’a inanmak, zaafa, ihmalkarlığa ve gevşekliğe sebep oluyor düşüncesi yanlıştır. Masum İmamlar aleyhimu’s-selâm ve onların yılmak bilmez gayretli öğrencilerinin, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhuruna inançları yok muydu? Büyük İslâm alimlerinin o hazrete imanları yok muydu? Onlar bütün gayretlerini sarf ediyor ve İslâm dininin yücelmesi için hiçbir çaba ve fedakarlıktan çekinmiyorlardı. Onlar her zaman mesuliyetlerini biliyor ve ağır vazifeleri yerine getiriyor, yapıcı projelerini büyük bir ümitle uyguluyorlardı.
İlk Müslümanlar, İslâm’ın ilerleyeceğini ve önlerinde büyük zaferlerin olduğunu Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’ten duymuşlardı. Ama bu müjde, onların gevşeklik gösterip bir kenara çekilmelerine sebep olmayıp, bilakis çabalarını arttırmış, fedakarlık ve yardımlaşma ile hedefe ulaşmışlardır.
Bugün de Müslümanların büyük sorumlulukları vardır. Müslümanlar, bu sorumluluklarını yılmadan yerine getirmeli, durumu iyi değerlendirmeli, fırsatlardan iyi yararlanmalı, düşmanın etkisini engellenmeli; düşmanın fikri, siyasi ve askeri saldırıları karşısında İslâm’ı ve Müslümanları savunmalı ve kendilerinde İmam-ı Zaman'ı (a.s) derketeme kabiliyetini tespit etmek, o hazretin lütfüne şamil olmak ve ortamı o hazretin zuhuru için daha müsait hale getirmek için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgememelidirler.
Emir-ül Müminin Ali aleyhi’s-selâm, dediler ki; Hz. Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdular: “İbadetlerin en üstünü, kurtuluşu (Hazret-i Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhurunu) beklemektir.”
İmam Zeyn-ül Abidin aleyhi’s-selâm da buyurmuştur ki: “On ikinci imam aleyhi’s-selâm’ın gaybeti uzun sürecektir. Onun imametine inancı olan ve gaybet zamanında zuhurunu bekleyen halk, diğer zamanlarda yaşayan halktan daha üstündür. Çünkü Allah Teala onlara öyle yüce bir akıl, düşünce ve marifet derecesi vermiştir ki, onlar için gaybet zamanı, İmam’ın hazır bulunduğu zaman gibidir ve Allah onları Resulullah sallâ’llâhu aleyhi ve alih’in huzurunda cihad eden mücahitler gibi kılmıştır, doğrusu onlar bizim samimi ve gerçek takipçilerimizdirler. Onlar, gizli ve aşikar olarak insanları Allah’a yönelmeye çağırırlar. Doğrusu zuhuru beklemek en büyük kurtuluştur.”
Merhum Ayetullah Sadruddin-i Sadr yazıyor ki: “Bekleyiş, beklenen şeyin gerçekleşmesini gözlemektir. Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhurunu bekleyişin sosyal ıslah yönündeki, özellikle İmamiyye toplumunun ıslahı üzerindeki tesirlerini şöyle sırayabiliriz:
1) Bekleyiş, düşünce ve duyguyu beklenen şey üzerinde yoğunlaştırmaktır, bunun ister istemez iki faydası vardır:
a) İnsanın fikir ve iş gücünün çoğalmasına sebep olur.
b) İnsan, güç ve dikkatini bir tek şey üzerinde toplama kudret ve gücünü bulur. Her iki fayda da insanın dünya ve ahirete ait işlerinde ihtiyaç duyduğu en önemli şeylerdendir.
2) Bekleyiş, zorlukların insana kolay gelmesini sağlar. Çünkü zorlukların giderilme eşiğinde olduğunu bilmektedir. Giderileceğini bildiği bir zorluk ile, giderilip giderilmeyeceği belli olmayan bir zorluk arasında çok fark vardır. Özellikle de beklenilen şeyin kesin olarak va’dedilen, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın zuhur ederek bütün zorlukları bertaraf edip, yeryüzünü adalet ile dolduracağı olması ve bunun her an gerçekleşme imkan ve ihtimalinin söz konusu olması, bütün zorlukları hafifletip kolaylaştırır.
3) İmam Mehdi (a.s)’ın zuhurunu bekleyiş, İnsanın, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın ashabı, yardımcıları ve dostlarından olma arzu ve isteğine kapılmasını sağlar. Bu arzunun gereği de, o hazretin dostlarından olmak ve huzurunda cihad etmek liyakatini kazanmak gayesiyle nefsi ıslah etmek, ahlakı düzeltmek ve gerçek bir mümin olmak için çaba harcamaktır. Evet, böyle bir liyakatin, bu gün toplumumuzda önemli bir eksiklik olan İslâmi ahlaka şiddetle ihtiyacı vardır. İşte bekleyiş böyle bir toplumun oluşmasında etken olan en önemli faktörlerdendir.
4) Bekleyiş, nefsi ve hatta diğerlerini ıslah etmeyi gerektirdiği gibi, Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın düşmanlarına galip gelmesini sağlamak için insanın ortamı hazırlaması, bu hedef için gerekli olan bilgi, ilim ve vesileleri tahsil etmesini de gerektirir. Özellikle de Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ın düşmanlarına doğal yollarla galip geleceği bilinmektedir. İşte bütün bunlar gerçek bir bekleyişin sayısız sonuçlarından sadece bir kaçıdır.
Merhum Muzaffer şöyle yazar: “Dünyayı ıslah edici ve hak yolda olanların kurtarıcısı Hz. Mehdi aleyhi’s-selâm’ı beklemek, Müslümanların dini meselelerde elini kolunu bağlayıp bir şey yapmamaları demek değildir. Özellikle de dini hükümleri uygulamak yolunda cihad etmek, iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek gibi dini farizelere karşı ilgisiz kalmak asla düşünülemez. Çünkü Müslüman, ne durumda olursa olsun, ilahi ahkamı iyi tanımak, ona amel etmek ve mümkün olduğu kadar iyiliği emredip kötülükten nehyetmekle görevlidir. Islah ediciyi beklemek bahanesiyle farzları yerine getirmemek doğru değildir. Bekleyiş, Müslümanların üzerinden hiç bir dini vazifeyi kaldırmaz ve hiçbir görevin geciktirilmesine beis olamaz.”
Kısacası, bekleyiş, beklenen şeyin gerçekleşmesini gözlemektir. Bekleyiş, düşünce ve duyguyu beklenen şey üzerinde yoğunlaştırmaktır. Bekleyiş, insanın fikir ve çabasının çoğalmasına sebep olur. Bekleyiş, zorlukların insana kolay gelmesini sağlar. Çünkü zorlukların giderilme eşiğinde olduğu bilincindedir. Bekleyiş, nefsi ve hatta diğerlerini ıslah etmeyi gerektirdiği gibi, Hz. Mehdi (a.s)’ın düşmanlara galip gelmesini sağlamak gayesiyle gerekli ortamını hazırlanmasını ve bu hedef için gerekli olan bilgi, ilim ve araç-gereçlerin temin edilmesini de gerektirir.
Böylece Ehl-i Beyt dostlarının gaybet zamanında bile büyük bir imtihan içerisinde oldukları anlaşılmaktadır. Bir taraftan İslâm dinini korumaları, diğer taraftan da hazretin zuhurunda yardımcılarından olma şerefine nail olabilmek gayesiyle hem kendilerinde hem de diğerlerinde gerekli ortamı hazırlamaları gerekir. Bu yüce görevde halkın çoğunun imtihandan çıkmaya muvaffak olmayacağı unutulmamalıdır.
Cabir-i Cu’fi diyor ki: İmam Bâkır aleyhi’s-selâm’a “Kurtuluşunuz ne zaman olacaktır?” dedim. Buyurdular ki:
“Heyhat! Heyhat! Bulanık olanlarınızla dupduru olanlarınızın birbirinden ayırt edilmesi için sizler kalbur ile iyice elenmeyinceye kadar bu iş olmayacaktır!” (İmam aleyhi’s-selâm bu cümleyi üç defa tekrarladı.)
Evet, bekleyişin bir özelliği de, vazifeler yerine getirildikten ve çabalar harcandıktan sonra artık ümitsizlik diye bir şeyin kalmaması ve Allah tarafından kurtuluşun gelmesini ümitle beklemektir.
Yine gaybetin önemli tesirlerinden birisi de şudur ki, beşeriyet, bu dönemde var gücünü harcayacak ve bilahare, vahiy ve ilhama dayanan gaybi yardımlar olmaksızın, beşeriyet kervanını Allah’a yakın olmaktan ibaret olan asıl ve son hedefine ulaştırmanın mümkün olmadığını tecrübe yoluyla anlayacak ve nihayet vahiy ve ilahi öğretiler karşısında baş eğecektir. |