İmam Rıza (a.s) 153. Hicri,Zilkade ayının onbirinde, Medine'de İmam Sâdık (a.s)'ın vefatından beş yıl sonra bir Perşembe günü dünyaya geldi.
Tus’un Nevkan ilçesinin Senabat köyünde vefat etti. Humeyt bin Kahtabet’ut-Tai’nin evinde bulunan ve Hârun’un da gömülü olduğu kubbenin altında kıble tarafına doğru gömüldü. İmam Rıza (a.s) Hicretin 203. yılı Ramazan ayının yirmibirinde (veya yirmisinde), Cuma günü vefat etti. İmam (a.s), kırkdokuz yıl, altı ay ömür sürdü. Bu müddetin yirmi dokuz yıl, iki ayını değerli babası Mûsa bin Câfer ile birlikte geçirdi ve babasından sonra kendi İmamet döneminde ise yirmi yıl dört ay yaşam sürdüler. İmam Rıza (a.s) yirmi dokuz yaşından iki ay almıştı ki, İmamet makamına ulaştı. Onun imamet dönemi, Hârun'ur-Reşid’in hilafet dönemine rastlamaktadır. Hârun’dan sonra Zübeyde’nin oğlu Muhammed Emin, üç yıl yirmibeş gün hükümdarlık etti. Daha sonra Emin devre dışı bırakılarak amcası İbrahim bin Şekle ondört günlüğüne iş başına getirildi. Daha sonra Emin hapisten çıkarıldı ve yeniden onun adına halktan biat alındı. Bu defasında bir yıl altı ay yirmiüç gün padişahlık etti. Emin’den sonra Abdullah Memun başa geçerek yirmi yıl yirmiüç gün padişahlık etti. Bu müddet zarfında İmam Rıza (a.s)’ı ölümle tehdit ederek kendi rızası olmadığı halde onu veliaht yapıp bu iş için halktan biat aldı. Memun bu iş için defalarca hazrete ısrarda bulundu ama İmam (a.s), bu teklifi kabul etmekten çekindi. Fakat kendisini ölüm tehlikesiyle karşı karşıya görünce şu duayı okudu: “Allah’ım! Sen beni, kendi elimle kendimi ölüme atmaktan nehyetmişsin. O, beni mecbur etmiştir. Eğer onun veliahtlığını kabul etmezsem ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacağım. Yûsuf ve Danyal’ın mecbur olarak zamanlarındaki tağutların hükümetine girmek zorunda kaldıkları gibi, ben de bu işi kabullenmeye mecbur edildim. Allah’ım! Benim için senin ahdinden başka ahit ve senin tarafından verilen velayetten başka da velayet yoktur. Allah’ım! Beni dinini ayakta tutmaya ve peygamberin Hz. Muhammed (s.a.a)’in sünnetini ihya etmeye muvaffak kıl. Şüphesiz benim mevlam ve yardımcım sensin. Sen ne güzel mevla ve ne de güzel yardımcısın!” Daha sonra İmam (a.s) hüzünlü ve ağlar bir halde veliahtlığı kabul etti. Kabul ederken de kimseyi görevden almayacağını ve kimseyi göreve atamayacağını, hiçbir adet ve geleneği değiştirmeyeceğini, sadece uzaktan nezaret edeceğini şart koştu. Bunun üzerine Memun hem yakınlarından, hem de halktan İmam Rıza (a.s) adına biat topladı. İmam Rıza (a.s)’ın fazilet, üstünlük ve güzel tedbirli işleri açığa çıkınca Memun kıskanarak İmam’a karşı kalbinde kin beslemeye başladı. Nihayet bu duruma tahammül edemeyip hileye başvurarak zehirle İmam’ı şehit etti. İMAM RIZA'NIN KISACA HAYATI i Kimlik bilgisi Adı :Ali Künyesi:Hasan Lakabı:Rıza Baba adı : Musa Anne adı: Necme Doğum yeri: Medine Doğum tarihi: 11 Skate 148 hk. Peygamber'e (s.a.a) olan yakınlığı: Torunu Şehadet yılı :Sefer ayının sonu 203 Şehadet yeri : Tus (İran) Şehadet sebebi : Abbasi Halifelerinden Memun'un İmam'ı zehirlemesi Çocukluk dönemi İmam Rıza çoculuk dönemini babasının terbiyesi altında geçirdi ve 45 yıl Harun Reşid zalim hükümeti altında yaşadı 35 yaşında iken babası İmam Kazım (a.s) şehid oldu ve 10 yıl İmamet dönemi Harun zamanında geçti.Harun'un helaketinden sonra oğulları Emin ile Memun arasında saltanat mücadelesi başladı. Bu mücadeleyi Memun kazandı ve hilafet tahtına oturdu. Alevi şiaların peşpeşe kıyamları Memun'u İmam Rıza'yı veliaht etme fikrine düşürdü. İmamet dönemi İmam Rıza (a.s), Müslümanlara hakim olan siyasi ortamı göz önünde bulundurarak işin evvelinde yani Harun zamanında kendi imametini alenen açıklamadı; fakat Şia ve dostlarıyla ilişkileri vardı. Ama bir kaç yıl geçtikten sonra Harun Raşid’in hükümeti, çeşitli grupların ayaklanmasıyla zayıf bir duruma düştü. İmam Rıza (a.s) bu fırsattan yararlanarak kendi imametini Medine şehrinde aleni etti; itikadî ve içtimaî meselelerde halkın sorunlarını gidermeye başladı. İmam (a.s)’ın kendisi şöyle buyuruyor: “Ben Medine’de idim, bir katıra binip o şehrin sokaklarında dolaşıyordum; o şehrin halkı ve diğer kimseler, ihtiyaçlarını benden istiyorlardı, ben de onların ihtiyaçlarını gidermeğe çalışıyordum. ve mektuplarım şehirlerde geçerliydi.” Diğer bir sözünde de şöyle buyuruyor: “Ben ceddim Resulullah (s.a.a)’ın hareminde oturuyordum, bir gurup alim de orada dini meseleler hakkında konuşuyorlardı, onlardan biri bir meselede aciz kalınca hepsi bana yöneliyor, sorularını benden soruyorlardı, ben de cevaplarını veriyordum.” Memun hilafet tahtına oturunca kendinden önceki halifelerin sorunları ile karşılaştı. O da Ehlibeyt taraftarı olan şia guruplardı. Bu zamana kadar Abbasi oğulları halifelerinin siyaseti, Şii seyyitlere karşı baskı ve kanlı bir siyaset izlemekti. Gittikçe de bu baskı fazlalaşıyordu. Bazen Şiiler kıyam edip kanlı savaşlar meydana getiriyorlardı ve bunlar hilafet kuruluşunu zor duruma düşürüyordu. Ehl-i Beyt'ten olan Şia İmamları ve rehberleri kıyam edenlerle işbirliği kurup onlara katılmadılarsa da toplumun çoğunluğunu oluşturan Şii halk, İmamlar'a, itaati farz bilip, onları Peygamber'in gerçek halifeleri olarak tanıyorlardı. Kisra ve Kayser saraylarını andıran ve bir takım fasit kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresini de İslama ve kendi imamlarına yakışır bilmiyorlardı. Bu ortamın devam etmesi hilafet için büyük tehlike sayılıyor ve onu şiddetle tehdit ediyordu. Me'mun, önceki halifelerin yetmiş yıllık sorunları çözemediği eski siyasetlerini bırakıp yeni bir siyasetle bu kıyamları yatıştırmayı düşündü. Yeni siyaset, sekizinci İmam'a veliahtlığı vererek tüm zorluklarını halletmeye çalışmasıydı. Çünkü Şii seyyitler de hilafette yer alınca artık kıyam etmezlerdi. Diğer taraftan Şia kendi imamını da, kirli ve pis bildikleri kişiler tarafından yönetilen hilafet idaresine bulaşmış görseler, onlar hakkında sahip oldukları manevi inançlarını yitirir ve mezhebi kuruluşları parçalanır ve böylelikle hilafet tehlikeden kurtulmuş olurdu. Bu maksatlara ulaşıldıktan sonra da, İmam'ı yok etmekte hiçbir sakınca olmazdı. Me'mun bu maksatlarını gerçekleştirebilmek için İmam'ı Medine'den Merv'e getirtti. İmam'ı huzuruna çağırıp ilk olarak hilafeti, daha sonra veliahtlığını İmam'a önerdi. Hazret mazeret getirerek kabul etmedi. Fakat İmam'ı çeşitli yollarla tehdit ederek zorla kabul ettirdiler. İmam (a.s) memleket işlerine, atama ve azletme olaylarına karışmamak şartıyla veliahtlığı kabul etti. Şehadet Bu vakıa Hicretin 200. yılında meydana geldi. Fakat çok geçmeden Memun, Şia'nın hızla ilerlemesinden, İmam'a karşı sevgilerin çoğalmasından, milletin hatta kendi ordusundan ve devlet adamlarından bile İmam'a yönelmelerinden bu siyasetin de yanlış olduğunu anladı ve çare aramaya koyuldu. Çareyi İmam'ı zehirleyerek şehit etmekte buldu. İmam (a.s), şehit olduktan sonra İran'ın şimdi Meşhed denilen Tus şehrinde defnedildi. Mektebi Harekette İmam Ali b. Musa Rıza"nın (a.s) Rolü Siyasi hayat bir nevi halkın fikirsel hayatının bir bölümünün yansımasıdır. Siyasi yaşam dağınık ve ıstıraplı olursa toplumun fikirsel yaşamı da mustarip olacaktır. Siyasi tutumları karşısında aydın bir görüşü olmayan bir ümmet bir çok fikirsel ve kültürel tutumlarında belirginsiz ve şaşkın kalacaktır. Fikrî ve siyasi hayat da siyasî hayata yansır, yani eğer ümmet kültürel ve ahlakî açıdan şaşkın ve mustarip düşüncelere sahip olursa doğal olarak siyasî konularda da düşünce ve tutumları şaşkınlık ve perişanlıktan kurtulamayacaktır. Bu gerçek, İmam Ali b. Musa"nın (a.s) döneminde hakim olan çok mustarip yaşamın sebebini açıklığa kavuşturmaktadır. Burada İslam ümmetinin daha önce de kısaca beyan ettiğimiz gündemini tafsilatlı bir şekilde beyan edeceğiz. Siyasi açıdan, o dönemde de diğer dönemler gibi birbirini izleyen inkılaplar göze çarpmaktadır. Bu inkılaplardan bazılarını belirttik ve şimdi ise diğer inkılapları beyan edeceğiz. O dönemde, bir inkılap Mısır"da, biri Sudan"da, Hicaz ve Irak"ta vuku buldu. Çeşitli bölgelerde gerçekleşen bu inkılaplar biri diğerini izliyordu. Horasan"ı hilafetinin merkezi eden Me"mun 198 yılından 204 yılına kadar orada hüküm sürdü. Bundan önce kardeşi Eminle savaş halindeydi; çünkü Abbasoğulları"nın adet ve inançlarına göre Bağdat"da meşru halife Emin sayılmaktaydı; fakat Me"mun Emin"i hilafetten azlederek kendisini müslümanların halifesi tanıtarak kardeşi Emin"le savaştı. Memun"la Emin"in savaşı bitince Me"mun"un askerleri Emin"in hilafet merkezi olan Bağdad"a girerek Bağdat halkını katlettiler, bir çok evleri yakıp yıktılar. Halkı katledip yağmaladıktan sonra Bağdad"ın durumu sakinleşti ve Memun"un askerleri Horasan"a geri döndüler. Fakat Bağdat"ın durumu tekrar karıştı ve bağdat halkı Me"mun"un hilafetten azlederek Bağdat valiliğine İbrahim b. Mehdi"yi geçirdiler. Bu, o dönemlerde vuku bulan inkılaplardan biridir. Fakat bu arada, Mısır"da da hıristiyan kesim arasında hareketlenmeler vardı. Mısır hırıstiyanları oradaki Abbasi valisine karşı ayaklanarak onu Mısır"dan dışarı çıkardılar. Aynı zamanda Hindistan"dan, Sind, Pencah ve doğu Pakistan"dan tutulup Basra"ya getirilen köleler islam topraklarında amansız bir keşmekeşin cereyan ettiğini anlayınca fırsattan yararlanarak Basra ve Behreyn"i ele geçirmiş, Basra körfezine çok ağır bir maliyet bırakmışlardı. Basra körfezi dönemin en önemli körfezlerinden biri sayılıyordu. Çünkü o dönemde batı dünyası ve afrika ihtiyaçlarını doğu çin ve doğu cezair ülkelerinin mahsulatından bu yolla temin ediyorlardı. Mahsüller Basra körfezine ulaşınca Basra"dan alıp ırak yoluyla şam"a götürüyorlardı. Oradan Lazikiyye"ye ve Beyrut ve Filistin körfezlerine, yani eşyaları batı dünyasına, özellikle italya"nın veniz şehrine ulaştırıyorlar, bu eşyalar Avrupa ülkelerine dağıtılıyordu. Bu körfez dışında Basra Bağdat"ın -hilafet merkezinin- ihtiyaçlarını temin etmede çok önemli bir rol oynuyordu. Fakat bu grubun Basra"yı ele geçirmiş olması nedeniyle bu şehre giden erzaklar azalmaya başladı. Dolayısıyla Basra körfezi kendilerini Zutt[1] diye adlandıran bir grubun elinde bulunan beynelmilel bir körfez sayılıyordu. Onların Basra"yı ele geçirmeleri yaptıkları işlerden veya gelir kaynaklarından birisiydi.
 Halk bu grubun dilini anlamıyordu; onlardan birinin konuştuğunu gördüklerinde sözlerini anlamsız buluyorlardı. İlk başta sayıları az olan bu grup güçlendikten sonra kadınları ve çocuklarıyla birlikte sayıları tarih kitaplarında kaydedildiği üzere yirmi bini buldu. Fakat bu küçük grup Basra"yı, yani islam"ın en önemli körfezini ve oradan da ırak"ı diğer ülkelere bağlayan tek deniz yolunu ele geçirmeyi başardı. Bu grubun muvaffakiyetinin sebebi islam ümmetinin iç karışıklığı ve aynı zamanda Yemen"de müstakil bir Abbasi hükümetinin kuruluşuydu. Bu hükümet Muhammed Zubadeyi Yemen valiliğine seçilmesiyle kurulmuştu. muhammed Zubade kısa bir zaman içinde zubadiye hükümetini kurmuştu. Azerbaycan, Ermenistan ve bunlara yakın bölgelerdeki karışıklık da yine bu grubun başarısında rol oynayan etkenlerden biridir. İslam hükümeti işte böyle karışık bir dönem yaşıyordu. İşte bu karışık durum toplumun düşünce boyutuna yansıdı ve hatta bir tek müslüman bile hayatta kendi rolünün bilincinde değildi ve İslam"ın kendi asaletini koruduğunu yoksa rayından çıktığını bilmiyordu. Me"mun da bu fırsattan yararlanarak islam"da bidatlar çıkarmaya başladı; diğer milletlere ait eski kitapları tercüme ettirdi ve böylece kanunlar ve hükümeti yönetim şekli islami olmayan kanunlara dayandırıldı. Horasan, Nişabur ve diğer bölgelerde tercüme merkezleri oluşturuldu ve bu tercüme merkezlerini idare etmek için ağır paralar tahsis edildi. Me"mun şu iki nedenle böyle bir işe girişti 1- Me"mun islam topraklarının baştan başına inkılabi düşüncelerin yayıldığını anlayınca bu inkılabî düşüncelerle mücadele etmek için belli bir düşünceye dayanmak zorunda kaldı. İslam ümmeti arasında inkılabın yayılmasına karşı Me"mun"un dayanabileceği düşünce ne olabilirdi? Doğal olarak Me"mun"un düşünce dayanağı farsça kitapların tercüme edilmesi yoluyla intikal eden düşünceler olacaktı. Şimdi bakalım farsçadan Arapça"ya hangi kitaplar tercüme edilmiştir. O günün İran"ını gözden geçirdiğimizde bir taraftan halka sulta kuran padişahları, diğer taraftan köle edilen mahrum kitleleri görüyoruz. bu köleler arasında inkılabî düşünceler olmadığını ve yine bu padişahlar karşısında kölelerin kayıtsız şartsız teslimiyetlerini gözönünde bulundurarak bu geri kalmış mahrum kitlelerin düşüncesini, dönemin padişahlarının hükümeti onaylayacak kitaplar yazmaları için çok miktarda para verdiği bir grup yazar besliyordu. Bu kitapların hepsi gökte Allah, yerde padişah, kendi memleketinin yararını padişahları bilir veya saltanat ailesi, memleketin istikrarının gereğidir şeklinde sözlerle halkı zamanın hükümeti karşısında teslim olmaya davet ediyorlardı. Bu düşünceler halk kitlelerinin iradesine hakim olup emrine geçirerek onların üzerinde tam bir sulta kurabilmişti. Me"mun Horasan"a gidip saltanat ailesi ve benzerleriyle bağlantısı olan bazı kişilerle görüştükten sonra sultan ve padişahların halk kitlelerine sulta kurmasını sağlayan bu düşünceleri yaymaya karar verdi ve işte bu nedenle Farsça kitapların tercüme edilmesini emretti. 2- Müslüman ülkelerde mülhid ve saptırıcı hareketler oluşmuştu. Bu hareketler o dönemde islam"ın varlığı gerçeği karşısında bir tepkiydi. O dönemde müslümanlar arasında kurtuluşlarını islam"da görerek islam"a yönelen diğer milletlerden olan gruplar da vardı. Bu gruplar İslam"da şu değerleri buluyorlardı: 1- Adalet, 2- Merhamet, 3- Sağlıklı ilişkiler ve diğer yüce değerler. Bu gruplar zamanla haka sulta kuran Ümeyyeoğulları ve Abbasoğulları tarafından İslam ümmetine hakim olan düşüncelerin kendilerini tahmil edildiğini görünce tekrar önceki dinlerine dönerek veya yeni sapık düşüncelere yönelerek müslümanlar arasında onları yaymaya başladılar. Bu alanda şu tarihî örneğe dikkat ediniz Bir gün Abbasi halifesi Mehdi, kapıcısı Rabi b. Yunusun halifenin veziri Muaviye b. Yesarın oğlunu kafirlikle suçladığını duyar, dolayısıyla Mehdi, Muaviye"nin oğlunu çağırttırarak ondan bazı ayetleri sordu, cevap veremeyince Mehdi mecliste olan babası Muaviye"ye, Sen oğlunun kur"an hafızı olduğunu söylemiyor muydun? dedi. Muaviye, evet, ey müminlerin emiri! Fakat bir süre benden uzak kaldığı için kur"an"ı unutmuştur dedi. Mehdi, O halde kalk onun kanını dökerek Allah"a yaklaş dedi. Muaviye yerinden kalktı, fakat ayağı kaydı ve titreyerek yere yığıldı. Mehdi"nin amcası Abbas b. Muhammed söze karışarak, ey müminlerin emiri! dedi uygun görürseniz bu yaşlı adamı oğlunu öldürmekten mazur görün ve bu işi başkasına bırakın dedi. Bunun üzerine Mehdi oradakilerden birine onu öldürmesini emrette. O da kalkarak Muaviye"nin oğlunun boynunu vurdu. Bu olaydan sonra Muaviye ölünceye kadar evine kapandı. Bu olayın bir çok benzerleri var. Bu olay, Abbasi saltanatının mülhit hareketlere sulta kurmak için dayandığı metotlardan birisidir. Evet, Abbas oğulları saltanatının mülhit hareketlerle mücadele etmeye hakkı yoktu dedik; ama neden? Çünkü Abbasi düzeninin kendisi halkı İslam"dan çıkmaya zorlayan ve islam"ın görüşlerini sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanan bir etkendi. Me"mun Abbasi de önceki halifeler gibi böyle hareketlerle karşılaşınca doğu ve batı düşüncelerinden yararlanarak İslamî düşüncenin dengesini Aristo, Eflatun ve benzeri düşünceleri islam kelamı, akaid ve düşüncelerine aşılamak yoluyla kurmaya çalıştı. Abbasi düzeni, sadece İslam elbisesi giymiş olan bir düzene benziyordu, hükümetin yöneticileri arasında yaygın bir şekilde türlü türlü şaraplar içilirken buna rağmen şarap içenleri kırbaçlıyor, hırsızın eli kesiliyordu. Oysa onların hırsızlık yapmasına da yine hükümetin kendisi sebebiyet veriyordu; çünkü doğu ve batı düşüncelerini İslam"ın o günkü karışık düşüncelerine intikal etmenin islam ümmetini saptırmaktan başka bir anlamı olamazdı. ----------------------------------------------------------------------- [1]Zuttî bir türlü elbisedir. Magrib kitabında şöyle geçerNULL Hindistanlı bir gruba verilen isimdir; zuttiye elbisesi de bu gruba isnat edilir. Sihah"ta şöyle geçer! Zutt bir gurubun ismidir, tekili zettî"dir. Bkz. bihar-ul envar, c.25, s.280. |