 Ebü'l- Hasan Ali b.Ebi Talib' el-Kureyşi el- Haşimi ( ö. 40/661 ) Hz. Peygamber'in Damadı. Mucadele Arkadaşı. İlk İmam :
Hz. Resulullah: Ya Ali İnsanlar ister seni İmam kabul etsinler. İsterlerse kabul etmesinler Sen Allah taraffından insanlar üzerinde Ücetsin yani 1. ci- İmam'sın. Hadis. Ehli'sünnet'in Tüm kaynak Kitaplarında Mevcut : İsterlerse inanmasınlar. Şahit olarak ALLAH; YETER ?... İMAM ALİ (A.S) IN KİMLİĞİ: ADI: ALİ LAKABI: EMİRÜL MÜ'MİNİN KÜNYESİ: EBUL HASAN BABA ADI: EBU TALİB ANA ADI: FATIMA DOĞUM YERİ: KÂBE DOĞUMU: HİCRETTEN 22veya 23 YIL ÖNCE HALİFELİĞİ: HİCRETTEN 35 YIL SONRA HALİFELİK SÜRESİ: 5 YIL ÖMRÜ: 63 YIL: ŞEHADETİ: HİCRİ 40 Yılda Haricilerden "İbni Mülcen" adlı bir Şahıs Tarafından. DEFNEDİLDİĞİ YER: IRAK- "NECEF" ŞEHRİ Hicetten yaklaşık yirmi iki yıl önce ( M.s. 6oo yıl'larında, Kâbbe'nin içinde) Mekke'de doğduğu rivayet edilmektedir. Aynı zamanda Kâbbe'nin için'de dünya'ya gelen tek insanoğludur. Babası Hz.Peygamber'in amcası Ebu Tâlib,annesi de Fâtma bint Esed b. Hâşim'dır.Ebu Tâlib'in en küçük oğludur.Mekke'de baş gösteren kıtlık üzerine Hz. Peygamber amcası Ebu Tâlib'in yükünü hafifletmek için onu himayesine almiş,Hz Ali beş yaşından itibaren hicrete kadar onun yanında büyümüştür. Hz.Muhammed'in Peygamberliğine ilk inananlardan olup ilk iman etmiş kişidir.Ancak Hz. Hatice annemiz ile aynı andamı iman eden'mi yoksa Hz.Hatice annemizden sonra,mı iman edenlerden kesin bir delil yok.Yine'de ne bir şekilde olursa olsun ilk iman edenlerdendir.Kimileride Hz. Ebu Bekir'den sonra iman etmiş diyorlarsa bunun gerçekle bir bağlantısı yoktur.Çünkü Ebu Bekir daha sonra müslüman oldu onuda belgelerle ispatliyacağız.(bk.Câhiz, el'Osmaniyye,s.3-13) Bu sırada yaşısının dokuz veya on bir olduğu rivayet edilir.Bu durumda onun Hz. Hatice'den sonra, yaşına göre, çocuklar arasında ilk inanan ve Hz peygamber'le birlikte ilk namaz kılan kimse olduğu ağırlik kazanmaktadır.(Ayrıca Allah Kurân'i kerim,de inananlara inanmak hususunda imana davet ederken hiç bir zaman çocuk kavramını kullanmaktadır. Her nedense Ehli-sünnet iman ve katva konusunda İmam Ali a.s.ma gelince orda çocuk kavramını kulanır.bunun nedeninide kesin olarak anlaşilmamiştir.Ebu Bekirin müslümanlığına gelince en ön saflarda tutarlar.Halbuki gerçekle bağlantısı yoktur.Bunlarıda belgelerle ispatliyacağız. Hz.Ali'nin hicret'ten önceki hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi yoktur.Bu konu Diyanet islam ansiklopedisinde bu şekilde mevcuttur.Bunun gerçekle alakası yoktur.Belkide kasten yapıyorlar. İnede Allah kendilerinden razı olsun.Biz detaylığıyla her şeyi genişcesine işliyeceğiz.Ve öğle bir inanca saibiz'ki, sorguya çekileceğiz.Allah onların suçunda bizleri sorunlu tutmasın.İnşallah. Resulullah(s.a.a)İmam Ali a.s.hakkında şöyle buyurmuştur:"Şüphesiz sen benim duyduğumu duyuyor ve benim gördüğümü de görüyorsun, fakat sen peygamber değilsin."Neh-ül Belaga, Suphi Salih, 192.hutbe.Yani Peygamber'e bağışlanmiş olan melekleri görme, onların seslerini işitme kabiliyeti ve ilahi gücü ona da verilmişti; Fakat o peygamber değildi. Resulullah (s.a.a.)şöyle buyurmuştur. "Şüphesiz Ali, Allah'ın kitabı ve benim Sünnetim hususunda ümmetimden hiç bir kimsenin sahip olmadığı bir ilme sahiptir. O benim bütün bildiklerimi biliyor.Çünkü Allah-u Teala hiçbir kimsenin bilmediği bir ilmi bana öğretti ve onu Ali'ye de öğretmemi emretti: Bende öyle yaptım." Daha sonra şöyle buyurdu: "Şüphesiz, Allah-u Teala ona hikmeti ve hak ile bâtılı ayırt eden bir bilgi vermiştir ." Kitab-ı Süleym,s.71. İbn-i Ebi'l-Hadid,Şerh-i Nehcü'l-Belağa'da şöyle yazıyor: " Sahih kitaplarda rivayet edilmiştir ki, Cebrail ilk kez Peygamber'e nazil olduğu ve onu risalet makamına getirdiği zaman Ali, Peygamber'in yanında idi. İbn-i Ebi'l Hadid, Şerh-i Nehcü'l Belağa c.13,s.208, Daru İhyai'l- Kütübi'l- Arabiyye, Kahire, Hicri 1378. İmam Sadık (a.s. )'dan şöyle nakledilmiştir: "Ali (a.s.), Resulullah (s.a.a.)'in risaletinden önce onunla beraber nübüvvet nurunu görüyordu ve meleğin sesini işitiyordu.Resulullah (s.a.a.) ona buyurdu ki : Eğer ben Peygamberlerin sonuncusu olmasaydım, sen nübüvvet makamına layık idin; ancak sen benim vasi ve varisimsin,vasilerin başı, muttakilerin mevlasısın."İbn-i Ebi'l-Hadid, Şerh-i Nehcü-l- Belağa,c.13,s.208,Daru İhyai-l Kütübi'l- Arabiyye, Kahire, Hicri 1378. "...Sizden (Mekke'nin ) fethinden önce infak eden ve savaşanlar, sonra infak eden ve savaşanlardan daha üstündürler. Allah, hepsine de iyiliği vaat etmiştir."Hadid Suresi/1. İmam Ali (a.s. ) şöye buyurmuştur: "Resulullah'ın (s.a.a.) ashabının hepsi ona soracak (ve verilen cevabı anlayacak ) kabiliyette değillerdi. Onlardan bazıları soru soruyor, ama cevabını anlamıyorlardı... Ben günde iki defa, bir gündüz, bir de gece Peygambr'in (s.a.a.) huzuruna gidiyordum.O vakitlerde sadece beni huzuruna kabul ediyordu.O zamanlarda o dolaşmaya çıksa ben de onunla dolaşıyordum. Ashap, Resulullah'ın (s.a.a.) benden başkasına böyle davranmadığını billiyordu. Sorduğumda cevabını veriyordu; Sustuğumda veya sorularım bittiğinde kendisi benimle konuşmaya başlıyordu. Kur'ân'dan kendisine inen her ayeti bana okuyor ve yazmamı emr ediyordu, ben de yazıyordum. Onları düşüne bilmen ve unutmaman için Allah'a dua ediyordu.Bunun için de Allah'ın kitabını ezberlediğim andan itibaren ondan bir ayeti bile unutmadım.Resulullah (s.a.a. ) onların te'vilini de bana öğretti, ben de onları belledim ve onları bana yazdırdı, ben deyazdım.Daha sonra elini göğsümün üzerine koyarak Allah'a, kalbimi ilim idrak, fıkıh, hikmet ve nurla doldurması ve artık cahil olmıyacağim bir şekilde bana ilim vermesi ve unutmayacağım bir şekilde bana ezberletmesi için dua etti..."Kitab-ı Süleyman,s.106. Bazı kişiler Kur'ân-ı Kerim'in bazı ayetlerinin kıraatınde itilafa düşmüşlerdi.İbn-i Mes'du onları Resulullah'ın (s.a.a. )yanına getirdi.İmam Ali (a.s. )de Resulullah'ın(s.a.a. )yanındaydı.Onların hepsi kıraatlarını okudular.Peygamber (s.a.a.) İmam Ali'ye gizlice bir şeyler söyledi.Bunun üzerine İmam Ali şöyle dedi:"Resulullah (s.a.a. )sizden herbirinizin Kur'â'ı öğrendiği gibi okumasını emrediyor." Haim:"Bu hadis sened açısından sahihdir" demiştir. Menakıb-i ibn-i Şehraşub,c.2,s.42;Tefsir-i Taberi,c.1,s.10; Müustedrek-ül Hakim,c.2,s.223-224. "Hz.Ali (a.s. ) hazır olmadığı sıralarda Resulullah (s.a.a. ) nazil olan ayetleri onun için saklardı." Süleym İbn-i Kays-i Hilali şöyle diyor: Kaynak:. Necaşi; onu ilk tabakadan ve selef-i salih zümresinden saymiştir.O,hicri 90, yılında Haccac'dan gizlemiş olduğu halde vefat etmiştir. "Ben Kufe Mescidi'nde Hz.Ali'nin (a.s. ) yanında oturmuş, halkda onun etrafını sarmıştı.Bu esnada Hz. Ali (a.s. )şöyle buyurdu:" Beni kaybetmeden bana sorun,bana Allah'ın kitabından sorun.Allah'a andolsun ki, Allah'ın kitabından nazil olan her ayeti muhakkak resulullah (s.a.a. ) bana okuyor ve te'vilini bana öğretiyordu..." Bu arada İbn-ül Kevva:" Sen olmadığın zamanlarda Resulullah'a (s.a.a. ) inen ayetler ne oluyordu?" diye sordu İmam Ali (a.s. ) onun cevabında şöyle buyurdu: "Evet yanında olmadığım zamanlarda nazil olan ayetleri benim için saklıyordu, ben onun huzuruna vardığımda " Ya Ali Allah-u Teala senden sonra şu ayetleri şöyle nazil etti."diyor ve onları bana okuyarak te'villerini öğretiyordu."Kitab-ı Süleym,s.213-214. Şundanda anlaşıyorki diyanet ya? şu gerçeklerden heharleri yok yada? bu gerçekleri saklıyorlardır.Tabiki henüz hepsini yansıtmadık.Yani devenin kullağında bir kıl payı, kadar. "KU'NEB" ve Hz: ABBAS'ın AĞZINDAN Hz:ALİ (a.s ) DOĞU'MU: Peygamberimizin (s.a.v) hicretinden 23 yıl önce, Receb ayının 13'ünde Cuma günü Ebu Talib aileside sadece Mekke'yi değil, tüm dünyayı nura boğan kutlu bir çocuk dünyaya gelmişti. Bu çocuğun doğumu hakkında, Mekke halkından biri olan "Ku'neb" şöyle diyor: Hz. Abbas (a.s.) ile oturmuştuk.Ansızın Esed'in kızı Fatıma'yı acıdan kıvranarak Kâbe'ye doğru giderken gördük. O şöyle diyordu. "Ey Allahım! Sana ve peygamberine inanırım.Senin emrin ile bu evi bina eden peygamber'e (yani İbrahim'e a.s.) ve bu karnımdaki çocuğun yüzü suyu hürmetine bu doğumu bana kolaylaştır. O anda, Allah'ın evinin yarıldığını, onun içeriye girdiğini ve sonra duvarın birbirine yaklaşarak kapandığını gözlerimizle gördük.Hepimiz korkudan titrerbir halde ayağa kalkarak (Kâbe'nin )kapısına açmak ve kadınlarımızı Fatime'ye yardıma göndermek için süratla Kâbe'ye doğru koştuk.Ama ne kadar uğraştiysak da kapıyı açamadık. Olay çabucak Mekke'ye yayılmış ve herkes hayretler içinde bırakmıştı. Mekke'nin kadınları ( Fatimâ ile görüşmek için heyacanla bekliyorlardı.Nihayet "Fatımâ" 4 gün sonra Kâbe'den kucağında nur topu bir çocukla dışarı çıkarken şöyle diyordu.) "Allah, kadınlar arasında beni seçti , kendi evindeyken bana cennet yemeklerinden ve meyvelerinden gönderdi." Hz.Fatıma evine doğru giderken etrafını saran kadınların; çocuğun ismini ne koyacaksın ? sorularına karşılık şöyle dedi: diye bir ses duydum." "Allah'ın hareminde otururken gaibten "çocuğunun adını Ali koy" Evet, bu sözü edilen kiş İmam Ali (a.s.)dir.O yüce şahış, süt emme çağı ve çocukluk dönemini temiz ve pâk bir şekilde geçirdi.Nitekim, kendisi de "Nehc-ül Belağa" da şöyle demektedir. "Çocukluk çağımda, Peygamber beni kucağına oturtur, göğsüne dayar ve yemeği çiğneyerek ağzıma koyardı." İlmin Kapısı İmam Ali ( a.s. ) Emir'ül-mü'minin ( aleyhisselâm ) Fil vakasından otuz sene sonra doğdu. Ramazan ayının yirmi birinci gecesi , pazar günü, hicretten kırk yıl son şehit edildi. Öldürüldüğü sırada altmış üç yaşındaydı. Nebi ( sallallahu aleyhi ve âlihi )'nin vefatından sonra otuz yıl yaşadı. Anası, Esed b. Haşim b. Abdimenaf'ın kızı Fâtıma'dır. Haşimiler içinde babası ve annesi Haşimî olan tek kişidir. Muhammed b. Abdullah b. Müskan, babasından şöyle rivayet etmiştir : Ebu Abdullah ( İmam Cafer Sadık aleyhisselâm ) dedi ki : " Esed kızı Fâtıma, Ebu Tâlib'e geldi, Nebi ( sallallahu aleyhi ve âlihi )'nin doğduğunu müjdeledi. Ebu Tâlib ons dedi ki : " Bir zaman sabret, sana onun bir benzerini müjdeleyeceğim. Ancak, bir tek peygamberliği eksik olacak . " İmam Cafer Sadık ( aleyhisselâm ) buyurdu ki : " Bir zaman maksat , otuz yıldır Resûlullah ( sallallahu aleyhi ve âlihi ) ile Emir'ül-mü'minin ( aleyisselâm ) arasında otuz sene var. " Hz. Ali' isim konulması: Hz. Ali (a.s. ) dünya'ya geldiğinde annesine Peygamber'imiz çocuğun ismini ne koyacaklarını soruyor. Annesi Fatıma, kendi babasının ismini yaşatmak için " Esed" veya aynı anlama gelen "Haydar" ismini koymayı düşünmektedir. ( Gölpınarlı, Müminlerin Emiri Hz. Ali, s. 12 ) Kocasıyle durumu istişare ettikten sonra, Peygamber'imiz )s.a.a.) teklif ettiği "Ali" isminde karar kılıyor. Bir başka anlatıma göre de Hz. Ali'nin annesi Fâtıma, bir gece rüyasında evinin nurla dolduğunu ve etraftaki dağların Kâbe'ye secde ettiğini ve o sırada eline verilen dört kılıçtan birinin gökyüzüne çıktığını, birinin suya ve birinin yere düştüğünü ve birsinin arslan olup heybetinden tekmil mahlükatın korkup kaçtığını ve tam bu sırada kendisinin Peygamber'imizin ellerinden tutuğunu görmüş ve dört ay sonra da, Hz. Muhammed'e "Oğlum ! Hamileyim, dua et de erkek olsun." Demiş, Peygamber'imiz de " Erkek bana bağışlarsan, dua ederim." Demiş ve Fatıma binti Esed ile kocası muvafat edince dua etmiştir. Hakikaten bir erkek çocuk doğurmuş, Peygamber'imiz hemen koşup tükrüğünden parmağıyla çocuğun ağzına sürmüş ve ilim, irfan keramet, kudret, kuvvet velhâsıl bütün meziyetleri toplanması için dua etmiş ve kulağına Tekbir getirerek ismini "Ali" koymuş. Annesi de rüyasında arslan gördüğü için ismini "Haydar" koymuş ve "Bu Allah'ın arslanıdır." Demiştir. ( Mehmed Gavsi, s. 147.) Hz.Ali Kendi Dilinden Çocukluk Dönemi: Yine İmam Ali (a.s.) bu çağını şöyle açıklıyor; "Pergamber (s.a.v.) her yıl Hirâ dağına giderdi ve O'nu benden başka kimse görmezdi. İslam'ın daha evlere yayılmadığı sıralarda, sadece Peygamber ile eşi Hz. Hatice müslüman idiler ve ben vahiy ve risalet nurunu gören, Nübüvvet'in kokusunu duyan ikinci kişiydim." Peygamber'in arkabalaını İslam'a davet etmesi için Allah'ın emri nazil olduğunda, Ali (a.s.) peygamberin yakınlarından kırk kişiyi, O Hazretin evine davet etti. Yemek az olduğu halde her kes doymuştu. Akşam yemeğinden sonra, peygamber, orada bulunanlara hitaben şöyle buyurdu: "Ey Abdülmuttalib oğulları, Allah bana, sizleri çağırarak, islamı sizlere tanıtmamı emretti.Kim bana yardım eder ve getirdiğim dine iman ederse, benim kardeşim ve halifem olacaktır."Bu konuyu detaylığıyla işleyeceğız.Çünkü Hz. Pergamber' in risalesinin başlangıcından beri halifelik makamına İmam Ali (a.s.) getirilmiştır.Aynısıda Kur'ân'da mevcuttur. "Bu benim kardeşim ve halifemdir. O'nun sözünü dinleyin ve emirlerine itaat edin:" Yine tekrar islam kaynaklarına ve belgelerine göneceğız. "Ey ahali...Fitne dalgalarını kurtuluş gemisi ile kırınız. itilaf ve nefret yaratan davranışlardan kaçınınız, arınınız. Cahiliyet döneminin övgü kaynağı olan taçları atınız. Mutlu o kimselerdir ki, güçlü kanatlarıyla yerinden fırlar- Veya teslim olur. Kendisi rahat ederken başkalarına da Rahahlık bahşeder. Bu önderlik, bayatlığından kokuşmuş bir su gibidir. Ve yutanı boğan bir lokmadır. Meyveyi yetişmeden toplayan kimse el verişsiz Toprağa ekin eken gibidir..." (Nehc'ül- Belağa 5. Hutbe....) Yüce İslam Peygamberi kendi hakkında şöyle buyurmuştur: "Ya Ali ! Seni yaratan ulu Allah'tan başka ve seni kucağında eğitip yetiştiren benden başak hiç kimse seni olduğun gibi tanıyamamıştir." buyurmaktadır. İmam Ali (a.s.) hayatına devam edeceğız.Aslında bura kadar getirdiğimiz belgeler sizlerce yeteli olmiya bilir.Ama biz yinede çalışmalarımıza devam edeceğiz.Ellimizdeli belge ve kaynaklarımızı hepsini kısa bir zaman birimi içerinsinde sergilemek imkamsız olduğu kadar,da güç bir çalişmadır.Öte yandan bizlere karşı eleştirilere karşi açık olmamız gerekli ve zorunlu olduğu kanısındayayız.Onun için simgelemek istediğimiz belge ve çalişmamız süzgeçten geçmesi lazım. Hz.Ali'nin hicretten önceki hayatı hahında kaynaklarda fazla bilgi yoktur demeleri üzerine çalişmalarımızı genişlettik.ve Hz. Peygamber'den belgeler getirdik ve getirmeye gevam edeceğiz.Bu çalışma detaylığıyla çok geniş ve kapsamlı olcağının inancındayız.İlk etapta Resulullah'ın doğumu,yetişmesi sorunluğu ,büyütülmes, devresi,evlenmei,kişilik davranışları ve ilk etapta onun kucağında onun terbiyesiy'le insanı kamil,liğe ulaşmış Hz. Alininde hayatını ele alcağiz. Ancak hayatı, menkıbevi ve efsanevi rivayetlerle örtülü şii kaynaklarda doğumun itibarern en ince teferryatına kadar ve zengin kerametlerle dolu olarak anlatılır.Bu yanlış bir tavırdır .Çünkü imam Ali (a.s.)abarmalı bir anlatıma gerek yok dsüncesındeyim.Kur'ân'nın simgelediği şekliyle ve Resulullah'ın kendileri hakkında!ki sarf edip söylediği hadislerin ve İslam teori ve pıratiğin gösterdiği gerçeklere bakılarak göz önüne alınırsa ne şekilde İmam Ali'nin hakkı su istimar edildiğini anlıyacaksınız. ( bk. A'yanü'ş-Şi'a 1.323-562;İbn Şehrâşüb,1,287 vd; ıı , 3-377; ııı,2-100.) Mekke müşriklerinin eza ve cefalarını gittikçe artmaları ve hatta kendisini öldürme hazırlıklarına girişmeleri üzerine Hz. Peygamber.Hz.Ali'yi, kendisini öldürmeye gelecek müşrikleri oylamak ve yokluğunu gözlemek maksadiyle Mekke'de bırakmiştır. O da geceyi Peygamber'in yatağında geçirek onun evde olduğunu kanatını uyandırmıştır.Daha sonra da Hz.Peygamber'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine iade edip yine onun emri uyarınca Resulullah'ın kızı Hz.Fâtıma (a.s.) kendi annesi Fâtıma ve yanındakilerle Mekke'den ayrılarak Kubâ'da Hz. Peygamber'e yetiştirmiştir.Hicretin beşinci ayında muhacırler ile ensar arsında arasında yakınlık ve dayanışma şağlamak amacıyle kurulan muâhât sırasında Hz Peygamber Ali'yi kendisine kardeş olarak seçmiş, hicretin 2.ci yılının son ayında da onu kızı (Fâtima ile evlendirmiştir.)Bu evlilikten İmam Hasan ve İmam Hüseyin ve ölü doğan Muhsin adlı erkek çocukları ile Zeynep ve ümmü Külsüm adlı kız çocukları olmuştur.(Muhsın hakkındaki ölü doğdu demeleri gerçeklerle bir bağlantısı yoktur.Çünkü Hz.Ali'nin evine giden ve Hz Fâtıma'nin evini ateşe veren Ömer b. Hatap tarafından yaralanıp Muhsi'nin düşük olmasına sebep olup daha sonra da Hz. Fâtima'nın ölümüne sebeb olan Ömer b. Hatap'tır.Bu konu yine kendi başına bir ekoldur.Müslümanlara yanliş bir terimle enjekte ediliyor.Belgeleriyle işlenecektır.Hz.Fâtime'nin hayatı ele aldığımız zaman detaylığıyla işlenecek. Hz.Ali Hz.Fâtıma'nın sağlığında başka evlilik yapmamiştır.Hz.Fâtıma'nın vefatından sonra ise bir çok defa evlenmiş ve çok sayıda çocuğu dünyaya gelmiştir:Bu arada Hz.Ali (a.s.) evlat'larını elle alacağız.Hz.Ali ve Alevilik konumunu getaylığıyla genişleteceğiz.Alevi,ve Aleviyye konumunada açıklık getirmiş olacağız. Hz. Ali, Peygamber'in Hânesin'de: Hz. Ali (a.s.) Hz. Peygamber'imizin (s.a.a.) evinde büyümüştür. Önce Peygamber'imiz (s.a.a.) Hz. Ali'nin ailesindendi. Daha sonrada İmam Ali (a.s.) Hz. Peygamber'imizin (s.aa.) eğitim ve disipliminde büyüdü ve Hz. Muhammed'in (s.a.a.) ailesinin bir ferdi oldu. O yıllarda Mekke'de bir kıtlık baş göstermişti. Olayı enine boyuna irdeleyen ilk tarih kaynaklarından anlatılanlara göre, geçindirmek zorunda oldu ğu büyük bir ailesi olan amcası Hz. Ebu Talib'in kıtlık nedeniyle büyük bir sıkıntı içine düştüğünü gören Hz. Peygamber'imiz (s.a.a.) hali vaktı yerindeki diğer amcası olan Hz. Abbas (a.s.) ma giderek, Hz. Ebu Talib'in (a.s.) sıkıntısını hafifletmek içinde kendisinin Hz. Ebu Talib'in oğularından birisini almayı düşündüğünü onun da Hz. Ebu Talib'in oğullarından birisini almasının bir iyilik ve yükünlüğünde kaldırılması olacağını söyledi. Bunun üzerine birlikte Hz. Ebu Talib'e gittiler. Ebu Talib onlara, "Akil'i bana bırakın , çocuklarımdan istediklerinizi alın." Dedi ( Abdülfettâh Abdülmaksüd, s. 75.) Akil âmâ idi. O nedenle Hz. Ebu Talib, sıkıntı olur düşünceyle Akil'i kimseye vermek istemiyordu. Ebu Talib'i Abbas, Ali'yi de Hz. Peygamber'imiz evlât edinerek yanlarına aldılar. ( Taber'i, s. 1163-1164; İbni Hişam, s. 159. Hamidullah c.1, s.66.) Hamza da Cafer'i aldı. Hz. Peygamber'imiz de Hz. Ali'nin bakımını üstlendi. Bu sırada Hz. Peygamber'imiz şöyle dedi: "Ben öyle birisini seçtim ki, onu Rabbim benim için seçmiştir." ( Abdülmaksüd, s.75.) Böylece, Hz. Ali altı yaşından itibaren ( Emini, 3-225) Peygamber'imizin şevkatlı kollarında ve onun tebiyesiyle büyüdü. Fakat esasında o zamanlar Hz. Ali'nin (a.s.) kaç yaşında olduğu konusunda değişik rivayetler vardır.Bu konuda çeşitli rivayetler için Serahsi'nin Şerhu Siyeri'l Kebir'ine bakıla bilir. ( Mısır baskısı 242. Paragraf ) Kimine göre Hz. Peygamber.(s.a.a.) mın amcası Hz. Ebu Talib'in oğlu İmam Ali (a.s.) yanına almakla, Hz. Ebu Talib'in kendisini büyütüp yetiştirmesi nedeniyle ona olan minnet borcunu da ödemek istemiştir. Elbette insan oğlunun aklına çeşitli fikir ve düşüncelere kapıla bilir, bunların gerçekle alakası ve bağlantısı olamaz.Burdaki nedeninin temel amacı aile içinde aile bağlarının ne şekilde bir birilerine bağlı olmasının nedenlerinin simgelemesidir. Hz. ALİ EVLÂDI : Hz . ALİ'nin Çocukları ve Torunları : Hz.Ali'nin çocukları konusunda değişik rivayetler bulunmaktadır.Genell olarak on dört oğlu ve on yedi kızı bulunduğu (bk. Tarihi, Taberi,5,153-155) belirtilmekle birlikte erkek çocuklarının on yedi, kızlraının ise on sekiz (bk. Ya'kübi, c.2,s.213), Yahut küçük yaşta ölen, Yani şehyit edilen Muhsin,veya Muhassin) hariç erkeklerin on dört, Kızlarında on dokuz olduğunu bildiren rivayetler de vardır.(bk. İbn Sa'd.3,19-20.) Bu arada on bir oğlu ve on altı kızının bulunduğu da nakledilen haberler arasındadır.(bk. Mes'üdi, et-Tenbih, s.274.) Hz Ali'nin çocuklarını annelerine göre şöylece sıralamak mümkündür.
1- Yaşadığı müddetçe üzerine başka bir kadınla evlenmediği eşi (Hz. Fâtima'dan İmam Hasan ve İmam Hüseyin ve anne karnında şehit edilen Muhsın, ve Hz: Zeynep, ve Ümmü külsüm . ) 2- Ümmü'l- Benin bint Hızâm-dan Abbas,Cafer.Abullah ve Osman .Bunların hepsi Kerbelâ'da şehit olmuşlardır.ve bunlardan sadece Abbas'ın nesli devam etmiştır. 3- Leylâ bint Mesut b. Halil'den Ubeydullah ve Ebu Bekir.Hişam b.Muhammed'e göre her ikisi de Kerbela'da şeyit olmuşlardır.Muhammed b.Ömer ise Ubeydullah'ın Muhtar es-Sekâfi tarafından öldürüldüğünü, ve ikisinin de nesli'nin devam etmediğini belirtmektedir.(bk.Taberi,5,154.) 4- Havle bint Ca'fer b. Kays'tan Muhammed b.Hanefiyye( Muhammed el- Ekber.) 5- Esmâ bint Umeys el-Has'amiyye'den Yahya ve Muhammed el-Asgar. Her ikisininde nesli devam etmemiştır.Aralarında Vâkıdi'nin de bulunduğu bazı tarihçilere göre Muhammed el*Asgar Hz.Ali'nin bir ceriyesinden doğmuş ve ağabeyi İmam Hüseyin'le birlikte kerbelâ'da şehit olmüştur. Hz.Ali'nin kardeşi Cafer ile evliydi. Hz. Cafer'in Mute'de şehid düşmesi üzerine, bu hanımı Ebu Bekir nikahına aldı ve bu evliliğinden Muhammed'i dünyaya getirdi Ebu Bekir'in ölümünden sonra da Hz. Ali nikâhına aldı. 6- Ümmü Habib bint Rebiâ'dan Ömer ve Rukiy'ye .Ömer seksen yaşına kadar yaşamış ve Yenbü'da vefat etmiştır. 7- Ümâme bint Ebü'l-Âs'tan Muhammedel Evsat. 8- Ümmü Said bint Urve'den Ümmü-l Hasanve (Büyük)Remle. 9- İsimleri bilinmiyen düğer zevcelerinden Yani diğer hanımları Ümmü Hâni, Meymüne, (küçük) Ümmü külsüm, Fâtıma, Ümmâme, Hatice, Ümmü'l -Kirâm, ümmü seleme ,Ümmü Câfer, Cümâne ve nefise, Taberi'nin Vâkidi'den nakletiğine göre Hz Ali'nin nesli oğulları İmam Hasan ve İmam Hüseyin,ve Muhammed b. Hanefiyye, Abbas ve Ömer yoluyla devam etmiştir.(bk. Taberi, 5, S. 155 . ) Muhtelif Şii gruplar ( İmam Hasan ve İmam Hüseyin ) ve bir süre için Muhammed b. Hanefiyye'ye ve bunların evlâdına biat ettiler. (Bu biaat şekik kavramsal bağlanışı doğru ve gerçek bir islam'i harekettir. Bu konular ele alınıp işlenecek.) Hemen bütün Şii zümrelerin ortak kanaatine göre İmam Ali (a.s.) neslinden gelen imamların hilâfeti nasla tayin edilmiş olup Hz. Peygamber adına İslâm ümmetinin meşrü idarecileridir.) Asıl konu ve gerçeklik kavramları burda aramak gerekir. Biz on iki İmam!ların Hz. Pergamber tarafından belgelerken bu konu hakkında belger vermiştik. Ama yine,de bu konuları tekrar tekrar isleyeceğiz müslüman kardeşlerimiz aydınlanıp haberdar olsunlar. Bu konular Halifeler kısımlarında ele alınacak.) Müslüman çoğunluğunun biat ettiği diğer halifeler ise "ğâsip"durumundadır. Evet bu doğrudur ve bu ispatlamaya da hazırız, ve aynısınıda yapacağız. Siyah ile Beyaz belli olsun. Belkide çıkarcı kimilerin işine gelmiyecek yine de olsun. Muhammed b. Hanefiyye ve oğlu Ebu Hâşim istisna edilirse ilk Hz. Ali evlâdının aşırılarla ilgilerinin bulunmadığı ve onların görüşlerini tasvip etmediği görülür. Bununla beraber mutedil Şii zümreler tarafından kendi adlarına istenen haklara ve idaa edilen hususlara da karşı çıkmamişlardır. Aslında onların halifelik konusundaki düşünceleri babaları Hz. Ali'den intikal etmiştır. ( Zira Peygamber ölüm döşeğinde iken onun amcası Hz. Abbas'la yaptığı konuşmada (bk.İbn Sa'd 2, s. 245-247) hilâfeti sadece kendilerin ait bir hak olarak düşündüğü anlaşılmaktadır. İlk halife Ebu Bekir'e biat ederkende hilafette hak sahibi oldukları halde kendileriyle istişare edilmediğini açıkça belirtmiştir. ( bk. Belâzüri. 1, 582 ) Abbasiler devrinde halife Mansür'a karşı Medine'de isyan eden en-Nefsüzzekiyye Muhammed b. Adullah'ın adı geçen halifeye yazdığı mektupta da (bk. Taberi, 7 , 567 .) bu husus açıkça ortaya konulmaktadır. Özellikle Şii eğilimli şairlerden Kümeyt'in Hâşimiyyât'ı, Muhammed b. Hanefiyye'nin imâmet ve Mehdiliğini savunan Küseyyir'in şiirlerinde görülen Hz.Ali evlâdı ile ilgili motifler, 1. Yüz yıln sonu ile 2. yüz yılın başlarında mutedil Şii çevrelerde yaygın olan düşünce vehisleri aksettirmektedir. ( Değerli müslüman kardeşlerin ben bir araştırmacı olarak bu belgeler karşısında şoke oluyorum bu gibi insanlarında Allah'a inanmadiklarını biliyor ve anlıyorum.Aslında bu gibi insanlar ne Allah'ı kandıra bilirler ve nede inananları, aynısınında Kur'ân'ı Kerim'de mevcuttur.Ömenli olan şey biz onların getirmiş olduğu belgelere karşı gerçek ve doğru belgeler vermemiz ve sergilememiz.Bakalim onlar bu belgelerimize ne cavap verecekler.Yoksa bizimle yemin'emi gelecekler göreceğiz. Hz.Ali evlâdının pek çoğu felaketlere mâruz kalmış ve sıkıntılı bir hayat yaşamışlardır.Hz. İmam Hasan babasından sonra yürüttüğü hilafet görevinde Muâviye b. Ebü Süfyân leine feragat etti.Bir müddet sonra karısı Ca'de bint Eş'as tarafından zehirlenerek şehid edildi (bk. Mes'üdi, Mürücü'z-zeheb,3,s.5-6;Ebü'l Ferec el-İsfah'ani,s.73)Hz. İmam Hüseyin ise evlâtları ile yakınları birlikte KERBELÂ'da şehid edildiler.Evet kimler tarafından ?:Müslüman'ım diyen bir yezid zümresi tarafından. Yarın maşerde Hz. Peygamber'e diyeceklerki "Ey Allah'ın Resulullu senin bize getirdiğin tevliğ'e karşi biz senin evlad'ını ve soyunu katl ettik ve daha'da edeceğiz. Evet Kur'ân'ı Kerim'de bir zat Allah'u Teala şöyle buyurur.Yanlış anlamayın bu benim sözun değil, bir zat Allahh'ın ayetidir.Şimdi sıkı durun: Bu,Allah'ın, inanan ve iyi işlerde bulunan kullarını müzdelemesidir işte.De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi bir iş yaparsa onun mükâfâtını arttırırız;Şüphe yok ki ALLAH, suçları örter,iyiliği mükâfat'la karşılik verir.42.ci sürenın 23.cü ayet.Evvet... al-Şüra:23.Bu müslümanlara bir ibret'tir duyanlar duymuyanlara duyursun.Acaba akıl'ları karıştıran bir neden Allah Hz.Peygamber'i niye vayh'hi ile görevlendirdi neden 23 sene arap milliyetçiliğini canlandıran Ebü Süfyan'a karşi savaş'tırdı sonrada Hz.Peygamber'in ölümünden sonra islam devletim yönetme şeklini tekrar Emevi evlat'larına devr etti.Bu bir gerçekle bağlantısı olurmu.Yoksa Allah bir zat Hz.Peygamber'in soyunu kesmesi için ayetmi indirdi(Acaba KEVSER süresi nedir.Burda bir düşünmek lazım.Gerçi bu konular detaylığıyla belgelerle işlenecek.Yinede bir düşünmenizde yarar vardır.Çünkü sorguya çekileceksiniz eğer inanmişseniz.) Ayrıca Hz. İmam Hüseyi'nin hayatı anlatılınca kerbelâ inceliğiyle işlenecek.Bakalım ne cevap vereceklerini merak ediyorum.Ayrıca İmam Hasan (a.s.) Hz.Fâtımâ-tu Zehrâ hayatını belgelerine ne yalanlar sergileyecek yinede merak ediyorum. Hz.Hasan neslinden gelen ve halifelik idasinda bulunan pek çok kişi devrin hâkim idarecileri tarafından en sert şekilde cezalandırılmiştır.145(762) yılında Medine'de isyan eden en-Nefsüzzekiyye'den başka Basra'da kardeşi İbrâhim (169/785-86) ve aynı dönemde Mekke'de Hüseyin b.Ali,Irak'ta Muhammed b.Tabâtabâ (199/814-815.) ve aynı devrede Medine'de Muhammed b.Süleyman, ayrıca Basra'da Ali b.Muhammed, Yemen'de İbrâhim b. Müsâ (bk.İbnü'l-Esir,c.6,s.305 ),Taberistan 'daMuhammedb. Zeyd (281/ 894 )ve Hasan b.Ali (301 /913-14 ) isyan eden bazılarıdır.Daha sonra Zeyd'iler ele alınaca ve detaylığıyla işlenecek. Zühd ve takvâca diğerlerinden üstün olan Hz. İmam Hüseyin (a.s.) neslinin ise daha az isyan ettiği görülmektedir.( Bir kaç satır yukarda geçen Zeyd'i lerin kimler olduklarını bilmekmemedeler.Halbuki Medine'de baş kaldıran Hz.Ali evlâtların İmam Hasan ve İmam Hüseyin'in kerbelâ kâliâm'ından sonra İmam Zeyn'el,ın oğlu Hz. Zeyd'dır bu gerçeği göz önünde bulundurmak istemiyorlar.Zey'di'ler konusunda detaylığıyla işlenecek çok ömenli bir konudur. Nolar kerbelâ Vakkâsın da sonra daha ziyade pasif kalarak merkezden uzak Mekke ve Medine gibi belgelerde yaşamayı terci etmişler ve bu tavrın Takkiye'ye daha uygun olduğunu savunmuşlardır.(Asıl konu temel amacına derinliğinden inersek ve gerçek yönüyle İslam Hukuk ve Yasasını ele alırsak Kur'ân ve Ehl-i beyt'te Takkı'ye uygulanmaz.Sadece ve Sadece bir yönüyle Takkıye uygulana bilir.Sünn'i ve Şiâ olarak uygulana bilinir.Bu konu hakkındaki görüşümüzüde dile getireceğiz ve geniş kapsamlı belgelerle ispatlıyacağız.Hiç şüpheniz olmasın. Hz. İmam Zeynel Âbidin'(a.s.)ın oğlu Hz.Zeyd (a.s.ın oğlu 122/ 740) yılında halkın hoşlanmadığı Emevi hilafetine karşı ısyan etti.Bu görüş Diyanet'tin görüşüdürki gerçekle bir ilgisi yoktur.ve Hz.Peygamber'ede isyandır. Fakat hareketi en sert şekilde bastırılarak Ehl-i beyt şiâ'sı öldürüldü.Hz.Zeyd'ınde cesedi Medin'e sokaklarında üç yıl ağaçlarda asılı kaldı.Daha sonrada Hz.Zeydi'n oğluda Yahyâ,da aynı âkibete mâruz kalarak olduruldu.(126 /744.) İmam Muhammed Bâkır (a.s.) ve oğlu İmam Câ'fer es- Sâdık ilimle meşgul olmuşlardı:Çünkü İmam'lar taraftar bulamakdıkları için baş kaldıramamişlardıki.Hz.İmam Câ'fer es-Sâdık (a.s.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur.Dedem Hz. İmam Hüseyin (a.s.) Kerbelâ'da yetmiş bir can bulduğu için İslâm için baş kaldırdı.Ben ise yirmi kişi bulsaydım baş kaldırmaya hazırım.Amca Hz.Zeyd yaptığı hareket doğruydu ve eğer Emevi devletini yıksaydı yönetmenliği kimi vereceğini çok iyi bilirdi. Onun için İmam Muhammed Bâkır (a.s.) ve İmam Câ'fer es- Sâdık (a.s.) sesiz kalmayı terci etmişlerdir.Kur'ân ve Ehl-i beyt olarak İslam tarih'i Hukuk'unu a-dan z- ye kadar her şeyi ve Kur'ân tevsirleriyle elle alacak ve gerçekleri inter net vasıtasıyla dünya'ya - yayacaktır.Hiç kimsenin kuşkusu olmasın.Artık gerçeklerin saklanması imkansızdır. Bu son İmam'ın vefatını müteakip oğulları İsmail ile İmam Musâ Kâzım'ın (a.s.)İmamet'i konusunda Şii cemaati arasında görüş ayrılığı çıktı.(Biz kendi görüşümüzü Hz.Peygamber'in 12. İmam hakkındaki hadisleri yukarda simgeledik.Ayrıca kişi ve kimlikleri hakkında belgeler, ve kaynaklar yazdık.Ayrıca konumuza daha geride tekrar devam edeceğimizi şöledik.Zaten dünya aleminde ondört Masum pâk'ın hakkında hiç bir insan oğlunun itiraz edemiyeceği belgeleri simgeleyeceğiz.Ehl-i sünnet alimlerinden olan Muhammed Ebu Zehra'nın Şafak yayınları'nda derlemiş olduğu İmam Zeyd. Hayatından da belgeler nakledeceğiz. İsmâil adına başlatılan hareket, İsmâiliyye adıyla onun evlâtları ve bunların taraftarları vasıtasıyla devam ettirildi. İmam Câ'fer es-Sâdık'ın (a.s.) hayatında ismâiliyye'y yer verilecek ve tekrar detaylığıyla geniş vekapsamlı bir şekilde işlenecektır.Bir araştırmacı bir konu veya mesele hakkında her hangi bir şeyi gündem konusunu yapmakm isterse onun güncel konunun belgelerini getirmek zorundadır ve kendisinin araştırmacılar aktüelinde kabullendirmek mecburuyetinde'dır. Daha sonra kuvvetlenen bu hareket Kuzey Afrika ve Mısır'da üç asır kadar devam eden ve Fâtımi devleti kurmaya muafak olmuştur.Fâtımi'ler devleti kendi başina bir devletleme şeklidir üzerinde durulması gereken ve düşünülmesi gereken bir araştırma kaynağıdır. İmam Musâ Kâzim (a.s.)dan sonra gelen İmam Ali er-rıza Muhammed el-el Cevâd (a.s.) İmam Ali el- Hâdi Hasan el-Askeri (a.s.) ve on ikinci İmam Muhammed el- Mehdi'nin Abbasiler'e karşı bir isyana katılmamaları (bu doğru değildirki ispaklaya hazırız) rağmen hareketleri daima dikkatle takip edilmiştir.Bu arada Ali (a.s.) evlâdına karşı Abbasi halifelerinin tutumlarının da farklı olduğu belirtilmelidir.Mesela Me'mün'ün İmam Ali er-Rızâ'yı kendisine halef gösterecek kadar yapıcı tutumuna karşı haleflerinin, özellikle Mütevekkil'in Hz.İmam Hüseyin'in Kerbelâ'daki türbesini yıkıp yerle bir edecek derecede düşmanlık gösterdiği bilnmektedir.İmam Muhammed el-Mehdi' (a.f.)den sonra İsnâaşeriyye adını alan bu fırka uzun müddet siyasi olmaktan çok kaybolan İmam'mı bekleyen ve onun dönüşü ile dini ve siyasi emellerini gerçekleştirmeyi uman bir zümre durumunu korumuştur.Bu arada Şia içinde Büveyhiler gibi bazı hânedanları tam bağımsızlık için çare bulamdıklarından Abbasi hilafetini kabul etmek zorunda kaldıkları da tarihi bir gerçektir.Bence bir veya bir şeyleri ezbere konuşmak habes olurki burda da aşırı derece abeslik var kanısındayın.Çünkü ne şekilde bir çaba harcarlarsa harcasınlar gerçekleri örtemezler Tıpkı Ömer b. Hatab'ın Hz. Pergamber'in hadislerini yasakladığı gibi.Bunlarda hiç bir zaman gerçekleri yok edemezler. Hz. İmam Ali (a.s.) ve Hz. Ana Fâtıma'nın çocuklarından İmam Hasan (a.s.)'ın nesli (Şerif ), İmam Hüseyin (a.s. )ın (seyyid ) unvanlarıyla günümüze kadar devam etmiş ve çeşitli İslâm ülkelerine yayılmışlardır.Abbâsi halifesi Hârünürreşid devreinde (seyyid ve şerif'lerin yeşil sarık sarmaları) kuralı konmuştu.Me'mün ise (İmam Ali er-Rızâ') yı kendisine halef seçtiği(Bu halif meselesi gerçek değildir ve gerçek olmasıda münkün değildir:İmam Ali er-Rızâ'nın hayat mücaledesin de ele alınacaktır.) zaman Abbasi rengi olan sıyah terkederek ona ona yeşil sarık giygirmiştir.( Bunu açıklamakta yarar vardır.Hz.Peygamber devamlı olarak sıyah sarık bağlamiştır ve onun evlâtlarıda devamlı siyah srık bağlamişlardır.Aleviyye ve Aleviler devamlı olarak üç renk sarık bağlarlar. 1. İmam ve imam'ın vekilleri mertebelerine göre mecburi Siyah sarık bağlarlar.Bu İmam'e denir.2.Belirli bir aşamaya gelmiş Kermetler Tâkvasını elde etmişolan Hacı Bektaş Veli gibi mücteyid makkamına gelen'de Yeşil sarık(İmam'e) Bağlar. 3.Bektaşılık makkamınada gelmiş olan Ali evlâtlarıda kırmızı sarık (imam'e ) bağlarlar.Bunların dışında Ehl-i sünnet ve Şia alimleride beyaz sarık (İmam'e ) bağlarlar.Bunun dışında Hz.Peygamber ve Ali evlâdı olmıyanlar asla ( Siyah-Yeşil- ve Kırmızı sarık veya İmam'e bağliyamazlar.Onların hakkı beyaz'djr.Zaten bu konular hepside uzun uzadıya işlenecek kimsenin şüphesi olmasın. Osmanlılar devrinde Şerifler yeşil, Seyyidler ise sarı sarık sararlardı. 2. Beyazid zamanında geliştirilen nakibüleşraf lık müessesesi Ali evlâdının secerelerini araştırmak, kaydetmek ve bu konuda sahte nisbet iddasında bulunanları cezalandırmakla ilgilenmiştir.Seyyid veya şerif'liği tastık eden kişi sarığını ömür boyu giymek zorunda idi.Bir suç işlediği zaman önce sarık çıkarılır sonra ceza uygulanırdı (ayrıca b.k.Seyyid,ve Şerif.) Ali evlâdına mensup olduklarını iddia eden şahıslar tarafından kurulan büyük, küçük pek çok hânedan vardır.Bunlar arasında İdrisiler (Kuzey Afrika,789-974); Ressiler (Yemen, 897-1300 ), Zeydiler (Taberistan,864-928 ); Fâtımiler, (İfrikıyye ve Mısır,909-1171 );Hammüdiler, (Kurtuba ve Malaka, 1016-1057 ); Sa'diler, (Kuzey Afrika, 1509-1658 ); ve Filâliler, Kuzey Afrika, 1075-1664' ten zamanımıza kadar. ) zikredilebilir. (İbn Sa'd, et-Tabak'at, 2,245-247;3,19-20; Ya'kübi, Tarih,2,213; Bel'azüri, Ens'ab, 1, 582; Dineveri, el-Ahbârü't-tıv'al (nşr. Abdülmün'im Âmir ), Kaire 1960- Bağdat, ts. ( Mektebe'tül-Müsenn'a ),s.216-221, 243- 251; Taberi, Târih ( Ebü'l- Fazl ),5. 153- 155; 7, 567 ; Mes'üdi, Mürücü'zeheb (Abdülhamid ), 3, 5-6 , 70-71, 217-219; a. mlf., et- Tenbih, s. 274; Ebü'l- Ferec el-İsfâhâni, Mekâtilü't- tâlibiyyin (nşr . Ahmet Sakr ), Kaire 1949- beyrut, ts.(Dârü'l- Ma'rife ),s.46-77, 78- 122, 127-151, 152- 158, 179-229, 561-572 ;Shaykh al- Mufid, Kitab al-İrshad (trc.I.K.A. Howard ), London 1981; İbn Hazm Cemhere, s.37- 67; İbnü'l- Esir, el- Kâmil, 3, 397-398; 6, 305; A' yânü'ş-Şi-a, 1, 326-327; Necdet Sakaoğlu, " Seyyidlik Sarığı Sarmak",TT, sy.5(1985),s.107- 108;CL. Huart, "Ali Evlâdı",İ.A, 1, 319- 320;B. Levis, "Alids" , EL 2 (İng.) 1, 400-403; W. Kadi, "Alawi", Elr.,1, 804-806. Ali evlâdi'yle belgelemiş olduğumuz kaynaklarımızı Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansıklopedisinin 2.ci Cilt'in 392. Sayfasından İmam Ali a.s. Alevilerle ilgili belgeleriydi.Elbetteki hepsini kabulenmemiz imkansızdır. Ama yinede kendilerine Teşekkürlerimi bir borç bilirimki bizi böyle bir araştırma içine zorladikları için.Elbet'te sadece bunlarla yetinmiyeceğiz ve konularımız daha da genişletmeye çalışacağız.Simgelemiş olcağımız belgelere karşılikta o değerli mütebir insanlardan cevap almaya gayret etmeye çalışacağız. Bundan sonra İmam Ali (a.s. )mın hayatına bir az ara vereceğiz ve tekrar Hz. Peygamber'in hayatına döneceğiz.Çünkü Hz. Muhammed'ı (s.a.v.) ve İmam Ali (a.s.) mı bir birlerinde ayırmak İslâm'a hakaret ve küfürdur.Çün bunlar bir birinden ayrılmıya matematiksel birer Fizik'sel kavramlardır. A, eşit'tir B. Birbirisindeki boşluk mesafesi gibi.Gök yüzü ile yer yüzünün bir birine bağlılığı gibi. ALLAH İNANAN'LARIN YARDIMCISIDIR: Hz. PEYGAMBER (s.a.v.)'İN KEFALETİ: İlahi takdir gereği Hz. Peygamber s.a.a.) henüz dünyaya gelmeden ve bir diğer rivayete göre bebeklik döneminde babasını kaybetti.Birinci görüsün daha doğru söylenmektedir. Eğer bu nakil doğru olursa, Halime-i Sadiyye'nin (Hz. Pergamber'in süt annesi ) Hazreti emzirmek için tereddüt etmesinin de sebebi Hz. Peygamber'in öksüz olması ola bilir. Resulullah (s.a.a.) Beni Sa'd kabilesinden ayrılıp Mekke'ye döndüğü sırada annesini kaybett; rivayetlere göre o zamanlar Peygamber, dört,altı veya büyük bir yaşta idi. ( İşte bu nakile göre, Keşf 'ul- Gumme'de (c.1, s.16. ) nakledilen: "Resulullah (s.a.a.) iki yıl dört ay babasıyla birlikte yaşadı diye var olan rivayetin " doğru olmadığını ortaya çıkar. Gerçi Keşf 'ul-Gumme kitabının müellifi Erbili yine aynı eserde o sözden bir kaç sayfa sonra (s.22.de )söyle diyor:"Hz. Peygamber'in babası, annesi hamile iken vafat ett." Bu konuda şu kaynaklara müracaat edebilirsiniz: Tarih'ul -Hamis.c.1,s.285; Tarih-iTaberi,c.2,s.33; Sire-i İbn-i Hişam, C.1,s.193.) Müslim kendi sahihind Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Annemi ziyaret etme hususunda Rabbinden izin aldım; Rabbim de bana izin verdi. Öyleyse kabirleri ziyaret ediniz; zira bu amel ölümü size hatırlatır.( Keşf 'ul-Gumme, c.1,s.16 Müslim'den nakletmekte; Sahih-i Müslim s.65.Bu hadis bir kaynak kitaplarda nakledilmiştir. Bu hadis , kabir ziyaretine mani olanlara karşı açık bir delildir.Bu hadisi teyit eden bir çok hadis ve rivayet vardır. Örneğin: Hz.Fatıma (a.s.)'ın, Hz. Hamza'nın kabrini ziyaret etmesi vb.hadisler. Resulullah (s.a.a.), bir süre ceddi Abdulmuttalib'in himayesinde yaşadı. Abdulmuttalib Peygamber'i gereğince koruyor ve ona çok ilgi duyuyordu;hatta Hz. Muhmammed gelmedikçe yemek yemiyordu. Onun Peygamber olacağini biliyordu.;hatta şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Muhammed emeklediği sırada, Abdulmuttalib, onun yaklaşmasına engel olmak istiyen birisine şöyle dedi: Oğlumu bırak; şüphesiz mülk ( saltanat ) ona yönelmiştir.( Usul-u Kafi, c.1,s. 372; 1388 yılının baskısı. Bu rivayet zahiren muteberdir.Bu başka bir de Seyf b. Ziyezin'in Yemen'de Abulmuttalib ile Hz. Peygamber hakkında görüşme olayı vardır. Ve diğer bir çok delil ve alametler, onun (hakkındaki itikadını daha da güçlendirmiş ve Hazretin onun yanında özel bir mevkiye sahip Resulullah) olmasına sebep olmuştur. Resulullah (s.a.a.) sekiz yaşına ayak bastığında ceddi Abdulmuttalib vefat etmeden önce, oğlu Ebu Talib'i Hz. Peygamber'i korumakla görevlevdirdi ve daha sonra vefat etti. Ebu Talib kardeşlerinin zengini ve yaş açısında da onların büyüğü değildi; Abdulmuttalib'in en büyük oğlu Haris'ti, mal açısından en zengin olanı Abbas'tı.Fakat Abbas yaş açışından küçüktü; zira Abbas Hz. Peygamberden sadece iki yaş büyüktü...(Gerçi bizim itikadımıza göre, eğer Hz. Abbas'ın yaşı Hz. Peygamber'in sorumluluğunu üstlenecek kadar büyük de olsaydı, yine de Hz. Abdulmutta böyle bir sorumluluğu ona vermezdi.Çünkü o hacılara mali yardımda bulunmayı ve onları konaklamayı kabul etmıyordu.Yine onun, Ömer'den bir mal koparmak için bazı yöntemlere baş vurduğu tarihte kayıtlıdır.) Ebu Talib Hz. Peygamberin babası Abdullah ile öz kardeş idi; bunların annesının ismi ise Fatimet'ul- Mahzume idi. Bu sebeple de Ebu Talib'in Hazreti daha çok sevmesi ve O'na daha çok ilgi göstermesi doğaldır. Her halukârda Abdulmuttalib Hz. Peygamber'in kefalet ve sorumluluğunu oğlu Ebu Talib'e verdi.Çünkü Ebu Talib kardeşlerinin en cömedi,en sahsiyetlisi, en vakarlısı ve Kureyş arasında da en sayılanı idi. Ebu Talib (a.s.)da Hz.Peygamberi iyi bir şekilde himaye edip gözetti, sürekli ona ikramda bulundu ve daha ilerdeki bölümlerde değineceğimiz gibi hayatı boyunca da onu bütün gücüyle destekledi.(Değerli Müslüman kardeşlerim burda kelime oyunları yapmak istemiyorm.İnsanların Allah'la inanç bağlantılarınıda körertmek istemediğimden dolayı insanları ve değerli araştırmacı ve yazarlarıda karamsarlığa da itmek istemediğimdende dolayı sizlere simgelemiş olduğum konuların ayreten belge ve kaynaklarını vermek istiyotum.Ehl-i sünnek kardeşlerimizin görüşlerine göre Hz. Ebu Talib müslüman olmadan vefat etmiştir. Bunun her hangi bir gerçekle ilgisi ve bağlantısı yoktur.Bu tamamıyle bir yalandır ve büyük bir iftiradır.Emevi hanedanlığına dal kavukluk yapan bazı şahıslar islamı tamamıyle başka bir eksene çekmişlerdir.Ama şimdilik bu konu ve mevzuların yeri olmadığı için bu konuların altını kazmıyacağız. Zamanı gelince her şeyi detaylığıyla açıklıyacağız. Hz. Ebu Talib hakkında çok sayıda belge vereceğiz, kabullenmek ve kabul etmemek sizlerin elinde olan bir şey. ŞAM'A İLK YOLCULUK ve BUHEYRA: Şöyle naklediyorlar: Hz. Peygamber (s.a.a.) amcası Ebu Talib'le birlikte Şam'a yolculuk yaptı." Bursa " rahibi olan Buheyra onu görerek, onun bu ümmetin Peygamber'i olduğunu amcasına müjdeledi. Buheyra, Yaudilerin kendi kitaplarında yazılı olan alâmetlerle Hz. Peygamber'i görünce tanıyabileceklerini düşünerek Yaudiler tarafından bir telikeye maruz kalmaması için Ebu talib'in onu hemen Mekke'ye geri götürmesi hususunda ısrar etti. Ebu Talib de ( onun bu sözü üzerine ) kafileden ayırarak onu Mekke'ye geri çevirdi. SAHTE BİR RİVAYET: Ebu Musa Eş'ari'nin rivayetinde nakl edilmiştır. "Buheyra durmadan, Ebu Talib'in Hz. Peygamberi geri çevirmesi konusunda ısrar ediyordu.Bunun üzerine Ebu Talib, Hz. Peygamber'i geri götürdü ve Ebu Bekir de Bilalı onlarla birlikte gönderdi. Rahip bir miktar yiyecek ve zeytin yağı da onlara verdi."( İbn-i Habban, "Es-Sıkat",c.1,s.44; el- Bidaye Ve'n- Nihaye, c.2,s.285; Tarih-i Taberi,c.2,s.34 istikamet baskısı.; Tarih'il- Hamis, c.2,s.285; Sire-i Halebi,c.1,s.120; Müstedrek-i Hakim; Beyheki; İbn-i Asakir ve Tirmizi. Tirmizi;"Bu söz güzel ve gariptir (ilginçtir )" demiştir. Dehlan'ın Siresin'de'de ( c.1,s.49 ) Hz. Peygamberin Ebu Bekir ve Bilal'le Mekke'ye döndüğünü nakledilmiştir.") Ama bu rivayet kesinlikle doğru değildir. Çünkü: İlk olarak: Hz. Peygamber (s.a.a.) o zaman 12, bir görüşe görede 9, yaşında idi.( Tarih-i Taberi, c.2,s. 33; el- Bidaye ve'n Nihaye, c.2,s.286; Siret'ul-Halebiyye,c.1,s.120; Son zikrettiğimiz kitabın müellifi: "Huda kitabının sahibi bu kavle terci etmiştir" diyor. Ebu Bekir ise Hz.Peygamber'den iki yaş daha küçük idi(Evet müslüman kardeşlerim buda şoke olmamak elde değil.Nedenini sorarsanız bir insan kendisinden küçük olan bir şahısa teslim edilmesi insanın aptal olması gerekir.Nedense bazı karazı olan kişilerin Hz. Peygamber'in ve onun Ehl-i beyt'inden ve evlâtlarından hiç doymiyacasına intikam almak istiyor.Elbet'teki gerçek belgelerimze devam edeceğiz.Bilal da Ebu Bekir'den, çeşitli rivayetlere göre beş ila on yaşküçüktü.(Elbette İbn-i Habban ve"el-İsabe" ( c.1,s.168), Ebi Nuaym'den, Bilal'ın Ebu Bekir'le aynı yaşta olduğunun zikredilmektedir.Ama Ebu Bekr'in, Bilal'den bir kaç yaş büyük olduğunu daha meşhurdur; nitekin biz de onun büyük olduğunu zikrettik; bkz. Sire-i Halebi'ye(c.1,s.120.)Bu ne şekilde değerlendireceğinize siz araştırmacılara bırakıyorum,artık bu gibi oyunlara son verelim. Acaba Ebu Bekir'in böyle bir yaşta Şam'a yolculuk yapması ve böyle ömenli bir meselede bir karar alıp sorumluluk üstlenmesi münkün müdür ?*?*! Acaba yürümeğe kadir olmayan veya henüz doğmamış olan Bilal'ın böyle uzun bir yolculukta Ebu Bekir'le birlikte olması ve Hz. Peygamber'in ondan yaşça büyük olmasına rağmen Busra'dan Mekke'ye kadar Peygamberi geri döndürme sorumluluğunu üstlenebilmesi makbul mudur.( Yoksa Hz. Ebu Talib Hz. Muhammed'in canını çöldemi bulduki Ebu Bekir'e teslin etsin,gerçek insanlık düsüncesine sahip olan akıl'lı bir insan'ı düsünce bunu kabul edermi.)?! İkicisi:Acaba Ebu Bekir'in Bilal'e emir verebilmesi için, aralarındaki ilişkinin düzeyi nedir?(Bilhasa Ehl-i Sünnette bunu sormak istiyorum,bu sorumun cevabını verebilirlermi )?Şüphesiz Ebu Bekir Bilal'ın efendisi değildi!!! Bilal'ın maliki (yani sahibi ) Ümmeyye b. Halef idi.Nitekim bir nakle göre Ebu Bekir, bu olaydan (30 yıl sonra ), geçtikten sonra onu almış azat etmiştir. Oysa bize göre bu rivayet bile doğru değildir; Hz. Peygamber'in bizzat kendisi onu alıp azat etmiştir.ve Ebu Bekir kesinlikle ona sahip olmamiştır ( Kimin hakkını alıp kime veriyorsunuz.Bir deyimle Sezer'in hakkı sezer'e , İsa'nın hakkı İsa'ya deyince böyle gerçeklerle bağlantısı olmıyan gerçek meselelere neden kanaat detirip inaniyorsunuz.Acaba Hz. Resulullahın huzurunda Allah'a ne biçimde bir cevap vereceksiniz.???!!)? Yeri gelinve bu konuyada değineceği inşaallah. Üçüncüsü: Bu rivayetin ravisi olan Ebu Musa, o zaman kesinlikle doğmamiştı. Zira denildiğine göre o, bi'setren 8 veya 10 yıl önce dünya'ya gelmiş ve o, hicretin 7 .ci yılında yani hayber savaşının vuku bulduğu yılda Medine'ye gelmiştir.Meşhur olay ise bi'setten 30 yıl önce vuku bulmuştur.Zehebi de bu hadis hususunda şöyle diyor:" Zannedersem bu uyduruk ve onun bir kısmı da batıldır Yani yalan ve dolandırıcılıştır.(Tarih'ul- Hmis, c.1,s.259; Sire-i Halebi,c.1,s.120.) Şayet değindiğimiz şeylerin tümü veya bazısından dolayı Tirmizi meşhur hadisin garip (ilginç ) olduğunu hükmetmiştir. İbn-i Kesir, Dimyati ve Muğultay da o hadis hakkında şekketmişlerdir.( Yani kendileride inanmamişlardır ve inanmalarınada karşı çıkmişlardir.) BU HADİSİN UYDURULUŞ GAYESİ: Bu hadisin uydurulmasının sırrı ise Ebu Bekir'in Hz. Muhammed'in Peygamberliğine iman etmesini ispatlamak ve onun bu konuda butün insanlardan, hatta Hz, Ali, Hz. Hative ve Hz. Resulullah'ın kendisinden bile öne geçirmektir.(Bunun ne şekil bir değerlendirme yapacağınızı inanan insanların takdırıne bırakmak istiyorum.Çünkü yorumlanacak bir yönü yoktur.!!! Nevevi şöyle diyor: " Ebu Bekir, herkesten önce iman getirdi?( Gerçekle bir bağlantısı yoktur.Bu ve bu gibi gerçek olaylarıda ispatlamaya hazızır.); Ebu Bekir o zaman 20 veya 15 yaşında idi."El- Gadir, c.7,s.278.) Safuri-ye Şafii de şöyle diyor: "Ebu Bekr'in İslamı kabul etmesi (yani iman etmesi),Hz.Ali b.Ebu Talib'indoğumundan önce idi."( Nuzhet-ul-Mecalis, c.3,s.147.) Diyarbekri de Buheyra kaziyesi hakkında İbn-i Abbas'tan bir rivayet naklederek şöyle demiştir: "Hz. Muhammed (s.a.a.) Peygamber olmadan önce, Ebu Bekir'in kalbinde (onun Peygamberliğine dair ) bir yakin ve tastik oluştu."(Tarih'ul-Hamis,c.1,s.261.) Burada şu soru akla geliyor: Acaba neden onlar, orada hazır bulunan Buheyra, Bilal ve Harıs gibi diğer kimseleri de İslam'ı ilk kabul eden kimselerden saymadılar ??!! Acaba onlardan önce Ebu Bekr'in kalbinde İslam'ın yerleşmesini onlara haber veren kimdir.?!Bu konu hakında detaylı bir belge serisini getireceğiz. Ebu Bekir'in kaçıncı müslüman olduğunu ispatlıyacağız.) Buheyra kısasında tartışılacak daha bir çok nükteler de baki kaldı, fakat bizim bundan daha fazla bu konu üzerinde durmamıza gerekli ve yararlı görmüyorum... Hz. PEYGAMBER (s.a.a.)'in FÜCCAR SAVAŞİNA KATILMASI Tarihçilerin naklettiğine göre, Kays kabilesi ile Kureyş ve Kenane kabileleri arasında, haram aylarda ( Haram aylar, hac ayları olan Zilkade, Zilhice, Muharrem ve Recep ayıdır.) savaşa çoktı; bundan dolayı bu savaşa, Füccar (yani facir ve kötü insanların ) savaşı denildi. Resulullah (s.a.a.)in de bazı günler amelen bu savaşa katıldığı söylenilmektedir. Ama biz bu naklin doğruluğu onaylamıyoruz; aksine, bu konu hakkındaki kuşkularımızın delillerini şöyle sıralayabiliriz: 1-Füccar savaşı haram aylarda vuku bulmuştur. Biz Ebu Talib ve Hz. Peygamber'in o ayların itiramını yok etmesine bir cevaz göremiyoruz. Eğer bir adam bu iki büyük şahsiyetin sire ve hayatına göz atmiş olursa, onların makamlarının bu gibi işlere bulaşmaktan çok yüce olduğunu ve onların bu çeşit meselerden ne kadar titizlikle kaçındıklarını açıkça görmüş olacaktır.Zira onlar Hanif (Hz. İbrahim'in a.s. dini üzere idi) ler; hatta Kafi kitabının bazı rivayetlerinde, Hz. Peygamber'in vasiyetlerinin Hz. Ebu Talib'in yanında emanet olarak bulunduğunu nakletmektedirler.El-Gadir gibi bir çok kitaplarda, Ebu Talib'in azamet ve dindeki sebatını gösteren diğer bir çok deliller de vardır. Bu sebeble Hz. Peygamber'in böyle bir savaşa katılması düşünülemez. Ama buna şöyle bir yorum getirilebilir: Füccar Savaşı" nesiy" ayların vaki olmuş veya o savaşın sebebi haram aylarda, fakat savaşın kendisi ise Şaban veya Şevval aylarda gerçekleşmiştir." İslam'dan önceki cahiliyet döneminde bir gelenek üzere uygulanan toplu bir karar gereğince bazı çıkarlar uğruna gerçek Haram aylarının yerine kabul edilen diğer aylara nesi ayları denir. Sire-i Halebi, c.1, s.128'e müracaat edebilirsiniz; o kitapta şöyle diyor. Füccar savaşınnın meydana gelmesine sebep olan olaylar haram aylarda olmuştur, ama savaş Şaban ayında baş göstermiştir."Ama bu rivayetin doğruluğuna gölge düşüren konu ise acaba bu savaşa neden Füccar-azgınlar- savaşı denilmiştir ? Diğer yandan Yakubi bu savaşın Recep ayında vuku bulduğunu açıkça vurgulamaktadir.) Ama böyle bir yorumun tarihi bir dayanağı yoktur; bu yüzden itimat edilemez. 2-Yakubi ismiyle meşhur olan İbn-i Vazıh şöyle diyor: "Rivayete göre Ebu Talib, Füccar Savaşına katılmayı Beni Haşim'in hepsine yasakliyarak söyle dedi:"Bu (savaş), zulüm, tecavuz, akrabalık bağını kesmek ve haram ayların saygını çiğnemektir; ne kendim ve nede ailemden olan hiç bir kimse bu savaşa katılmıyacaktır." Hz. Ebu Talib, savaşa katılmiş olan Zübeyr b. Abdulmuttalib'i de zorla o savaştan çıkardı.Böyle bir insanı müslüman olmadan ölmüş demeleri acaba yalandan başka ne olabilir, yinede yeri gelince ispatliyacağız.Abdullah b. Cez'an-i Neymi ve Harb b.Ümmeyye de; Beni Haşim'in katılmadığı bir savaşa biz de iştiraketmeyiz, diyerek kendilerini bir kenara çekmişler.( Tarih-i Yakubi,c.2,s.15, Sadır baskısı. 3- Hz. Peygamber (s.a.a.)'in o savaşa katıldığına dair nakl olunan rivayetler,Hazretin o savaşta rolünün ne olduğu hususunda tezat içerisindedir.Bazıları şöyle rivayet ediyor:" Resulullah'ın ameli sadece amcalarına ok ulaştırmaktı;Hazret düşmanın attığı okları onlara veriyor ve onların meta ve mallarını koruyordu."(Sire-i İbn-i Hişam, c.1,s. 198. Tarih'ul- Hamis, c.1,s. 259.)" Diğer bir grup da şöyle demiştir: " Resulullah (s.a.a.) o savaşta bir kaç ok ( düşmana ) attı; Hazret hiç ok atmamayı sevmiyordu."( Dehlan'ın Sire-i Nebevisi, c. 1, s.5. Siret'ul- Halebiyye, c.1, s.127.) Üçüncü bir grup da şöyle rivayet edyor:" Resulullah (s.a.a.) on dört yaşında veya daha genç olmasına rağmen ok ile, Ebu Bura'yı hedef alarak atın üzerinden yere serdi."(Aynı kaynaklar; Sire-i İbn-i Hişam,s. 195. Sire-i Nebevi li'd-Dehlan veSire-i Halebi.)" Ben bilmiyorum acaba Araplar, buluğ çağına ermemiş gencecik birinin savaş alanına ayak basmalarına izin veriyorlar mıydi ? Üstelik bu rivayetler arasında çelişki de vardır. Örneğin: Bir rivayet şöyle diyor:"Resulullah (s.a.a.) Fil yılında doğdu, 14 yaşinda da Füccar Savaşına katıldı..."daha sonra şöyle ekliyor:" Füccar Savaşı, Fil Yılından 20 yıl sonra vuku bulmuştur." Burada diğer bir çelişkiye de değiniyoruz; o da şu ki, Yakibi'den naklettiğimiz söz, Harb b. Ümmeyye'nin bu savaşa katılmadığını açıkça vurgulamaktadır; oysa diğer rivayetler, onun meşhur savaşa katılarak Kureyş ve Kenane ordusunun komutanlığını üstlenmiş olduğunu ortaya koymaktadır. |