EHLİBEYT (a.s)
Hz.İmam Ali (a.s)
Alevi Hikmet/Ayetullah Cevadi Amuli | Alevi Hikmet/Ayetullah Cevadi Amuli |
|
|
|
Özel insanlara “Hikmeti dilediğine verir.”[1] ayeti esasınca ilahi bir hediye olan ve bütün peygamberlerin ve velilerin öğretilerinin esasını teşkil eden ve “Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber...”[2] ayetinde zikredilen hikmet; insanın saadetini temin eden “İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdir”[3] ifadesindeki gerçek önermeler topluluğudur.
İnsanın kemal ve yücelişini programlayan hikmet; nazari ve ameli (teorik ve pratik) hikmet olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Zira burada incelenen konular iki kısımdır: 1- Konuları insanın kudret, seçim ve iradesinin dışında kalan meseleler. Tıpkı yaratılış, ahiret, tevhid, melekler, soyut alem, melekut alemi, madde alemi, madde aleminin gelişim seyri ve insan olsun veya olmasın, hakikatleri kendi yerinde var olan diğer teorik meseleler gibi. Bütün bu teorik meseleler, insanın kudret ve seçiminin dışında kalmaktadır. Bu konular zinciri, “nazari (teorik) hikmet” olarak adlandırılmaktadırlar. 2- Konuları insanın irade, seçim ve kudretinin dahilinde olan meseleler. Nefis tezkiyesi, ruh eğitimi, ahlaki gelişim, ev ve ailenin idare şekli, nefsani faziletler, adalet, züht, takva, toplumun idare şekli, beşerin içinde yaşadığı bölge ve İslami ülkenin siyaseti ve insanın varlığına bağlı olan diğer bütün konular, bu türden meselelerdir. Bu tür konular ve meseleler zincirine de “ameli (pratik) hikmet” denmektedir. Hekim (hikmet sahibi) ise, öylesine ilahi bir bilgindir ki mutlak hekim, yani münezzeh olan Allah, onu tevhide şehadet sahnesinde meleklerle eş düzeyde kendi vahdaniyetine şahit kılmıştır. “Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahitlik etmişlerdir.”[4] İlahi ilim ise temiz ve ebedi hayattan istifade etmenin gereklerini temin etmektedir. Hikmet sahiplerinin başında ise son Peygamber’in (s.a.a) mukaddes varlığı gelmektedir ki münezzeh olan Allah, hikmetli sözlerini onun diliyle cari kılmıştır ve ona toplu hikmetler ihsan buyurmuştur. [5] Ondan sonra ise, vahyin başlangıcından kesilmesine kadar sürekli olarak Peygamberiyle birlikte olan ve onun ilahi hedeflerini takip eden semavi ve rabbani şahsiyet, yani Müminlerin Emiri Hz. Ali b. Ebi Talib’in (a.s) mübarek vücudu gelmektedir ki münezzeh olan Allah, hak üzere onu teorik ve pratik hikmet öğretileri, toplu manevi faziletler ve ilahi ilimler ile donatmıştır: “Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir.”[6] Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) ruhunda teorik ve pratik hikmet kök salmıştı. Hz. Ali (a.s) izhar, inşa ve beyan makamında çok yüce bir makamda bulunuyordu. Hz. Ali (a.s) konuşmanın emirlerinden biriydi. O, konuşma ve susmaya egemen olan, varlıklarında doğru düşünce ve ilimlerin kök saldığı ve söz dallarının kendilerini gölgelendirdiği bir aileye mensuptu: “Biz sözün emirleriyiz. Kök ve damarları bizde güçlenmiş ve dalları bizi gölgelendirmiştir.”[7]
Hz. Ali’nin yüce makamını tanımak ve bu makamı diğerlerine tanıtmak, sadece masum imamlar için mümkündür. Bu açıdan Hz. Ali’yi tanıtmak için en iyisi ve uygun olanı, bizzat Hz. Ali’nin (a.s) kendi sözlerine sarılmamızdır. Bu sözler, Hz. Ali’nin hikmetinin yüceliğini göstermektedir. 1- Nehc’ül Belağa’da, 192. hutbede İslam’ın zuhurunu beyan ederken ve Resul-i Ekrem’i (s.a.a) överken Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Resul-i Ekrem hayatımın ilk başlarında beni kendi eteğinde büyütüyor, her gün yüzüme bir ilim ve ahlak kapısını açıyor ve beni buna uymaya davet ediyordu.
Gaybi esintileri algılayan kalbi koku alma duygusu, peygamberlerde (a.s) olduğu gibi Hz. Ali’de (a.s) de mevcuttu. Yusuf’un kardeşleri Mısır’dan hareket ettiklerinde ve kendileriyle birlikte Yusuf’un gömleğini getirdiklerinde Yakub (a.s) birkaç fersahlık mesafeden kesinlik ve tekit ile şöyle buyurmuştur: “Eğer bana bunak demeyecekseniz, söyleyeyim ki, burnuma Yusuf'un kokusu geliyor”[8] Hz. Ali’nin (a.s) gaypten kokladığı koku, mülki ve maddi bir koku değildir. Nitekim nübüvvet gerçeği de tabiat ve mülk alemine ait bir gerçek değildir. Sadece melekuti bir koku alma duyusuyla, gaybi bir iş olan nübüvveti teşhis etmek mümkündür. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Gerçekten de O’na (s. a. v) vahiy geldiği zaman, şeytanın inlemesini duydum da “Ya Resulullah! Bu inleme nedir?” dedim. “Bu kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesen şeytandır.” Çünkü vahy, nübüvvet ve risaletin egemen olduğu bir yerde şeytan hükümet edemez. Daha sonra şöyle buyurdu: “Benim duyduğumu duyuyor, gördüğümü görüyorsun. Ancak sen nebi değilsin, vezirsin ve hayır üzeresin” dedi.”[9] 2- Hz. Ali (a.s) Şıkşıkiyye hutbesi diye meşhur olan üçüncü hutbede ise şöyle buyurmuştur: “Ben öylesine yüce bir dağım ki ilim selleri benden aşağı dökülür. Hiçbir kuş bana doğru yükselemez.” Zira her dağda sel suları akmaz, sel sadece yüksek ve yüce dağlardan dökülür ve hiçbir uçucu varlık benim yücelere ermiş makamıma doğru kanat çırpamaz. Sıradan bilginlerin düşüncesi, Ali b. Ebi Talib’in (a.s) makamına asla erişemez. Bu ilahi hekimin selleri andıran ilimlerini hazmetmek ve ihata etmek, sıradan kimseler için mümkün değildir. Zira selin karşısında durmak imkansızdır. Dolayısıyla selin kenarında durup gücü oranında istifade etmek gerekir. 3- Hz. Ali (a.s) 189. hutbede kendi ilmi makamını beyan ederken şöyle buyurmaktadır: “Ey insanlar! Beni kaybetmeden önce bana istediğimizi sorunuz. Şüphesiz ben göklerin yollarını, yeryüzünün yollarından daha iyi bilirim.” Bu sözünde Hz. Ali (a.s) kendisinin iki alemi olduğunu beyan buyurmuştur. Nitekim evrende de iki alem vardır. Bir zahir alemi, bir de batın alemi. Bir gayp alemi, bir de şehadet alemi. Hz. Ali (a.s) burada şöyle buyurmaktadır: Benim gaybi boyutum, şehadet boyutumdan çok daha güçlüdür. Benim semavi ilimler hakkındaki bilgim, yeryüzüne ait ilimler hakkındaki bilgimden daha çoktur. Zira gayb alemi, şehadet aleminden daha güçlüdür. Alemin gaybından haberdar olan kimseler, şehadet alemi ile irtibat halinde olan kimselerden çok daha üstündür. 4- Hz. Ali (a.s) 175. hutbede ise şöyle buyurmaktadır: “Vallahi dilersem, her birinizin nereden geldiğini, nereye gittiğini ve tüm işlerinin nereye varacağını sizlere haber veririm. Ama benim yüzümden Resulullah’ı (s. a. v) inkar etmenizden korkarım. Bunu ancak güvenir özel kişilere açıklarım.” İşte bu söz de Hz. Ali’nin gayb alemini ihata ettiğinin ve gayb aleminin şehadet alemini kuşattığının apaçık bir örneğidir. 5- Hz. Ali (a.s) 158. hutbede kendisini vahiy sözcüsü olarak tanıtmakta ve şöyle buyurmaktadır: “Bu Kur’an’dır, onu konuşturmaya çalışın; ama o konuşmaz. Lakin ben ondan haber vereyim size; geleceğin bilgisi, geçmişe ait haberler, derdinizin ilacı, aranızdaki düzenin gerektirdiği her şey ondadır.”
Ağır konuları hazmetmek, herkes için mümkün olmadığından ve bir çok kimseyi belaya düçar kıldığından, Kur’an’ın yüce marifetleri de dağları yerle bir etmekte ve dağıtmaktadır. Bu örnek, insanları aydınlatan bir örnektir. “Bu örnekleri insanlara veriyoruz”[10] Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) eski dostlarından ve öğrencilerinden olan Sehl b. Huneyf Ensari’nin vefatından sonra şöyle buyurmuştur: “Eğer dağ benim sevgimi hazmetmek isterse, dağılıp yerle bir olur.”, “Beni bir dağ bile sevse, parça parça olur.”[11] Yani Hz. Ali’nin (a.s) sevgisine tahammül etmek, marifet ve velayetini hazmetmek, dağın harcı değildir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in yüce anlamlarını hazmetmek de dağ için mümkün gözükmemektedir. 7- Hz. Ali (a.s) 184. hikmetli sözünde şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ben hakkı gördüğüm zamandan beri asla hak hususunda şüpheye düşmedim.”
Kendisine hak gösterildiği günden beri Hz. Ali (a.s) asla hak hususunda şüpheye düşmemiştir ve sonuna kadar hak üzerinde sabit kalmıştır. 8- Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s) Muaviye için yazdığı bir mektupta bir miktar Ehl-i Beyt’in faziletlerinden bahsettikten sonra şöyle buyurmuştur: “Eğer Allah Kur’an’da insanın kendisini övmesini ve faziletlerini dile getirmesini yasaklamamış olsaydı, “bunun için kendinizi temize çıkarmayın”[13], ben ailemin faziletlerinden bir miktarını zikrederdim. Benim yaptığım, kamil bir huzu ve kullukla, Allah’ın nimetlerini saymaktır.”
Şu yüce söz, Hz. Bakiyetullah’ın (ruhumuz ona feda olsun), tevkiatlarının birinde de yer almıştır: “Biz rabbimizin terbiye ettiği kimseleriz, insanlar ise bizim terbiye ettiklerimizdir.”[14] Hikmet ve izzet sahibi Allah’ın direkt öğrencisi olan kimse de hikmet sahibidir. Kur’an-ı Hekim’i, hekim olan Allah’tan öğrenen Resul-i Ekrem (s.a.a) de hekimdir. (hikmet sahibidir.) Ali b. Ebi Talib (a.s) de Mübahele Ayeti[15] esasınca Resul-i Ekrem’in (s.a.a) canı mesabesindedir ve onun tertemiz nefsi olarak sayılmıştır. Dolayısıyla da bu mektepten ve ledunni ilimden nasiplenmiştir. Hikmet çeşmeleri ondan dışarı akmaktadır. Eğer bir kimse kırk gün sadece Allah için halis bir şekilde yaşayacak ve kırk günlük yaptığı işlerin tümü, sadece Allah’ın rızasına uygun olacak olursa ve dolayısıyla da “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır.”[16] ayetinin içeriği, ruhunda tecelli edecek olursa, hikmet çeşmeleri ruhundan kaynar ve diline dökülür. Nitekim Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Herkim kırk gün Allah için ihlas içinde yaşarsa, Allah hikmet çeşmelerini kalbinden diline akıtır.”[17] Bütün ömrünü Allah’a ihlas içinde geçirmiş olan Hz. Ali (a.s) de nazari (teorik) hikmette şöyle buyuracağı bir makama ulaşmıştır: “Bu günden kıyamete kadar olacak her şeyi bana sorun. Mutlaka onu sizlere haber veririm.”[18] Bu meydan okuma, “Ey insanlar! Beni kaybetmeden önce bana sorunuz. Şüphesiz ben, göğün yollarını yeryüzünün yollarından daha iyi bilirim.”[19] cümlesinden farklıdır. Tabiata yukarıdan bakan ve tabiata egemen olan bir aleme yükselebilen böylesine bir insan, teorik ve pratik bir hikmet hususunda kamil, ünlü ve ilahi bir şahsiyet olacaktır. 9- Hz. Ali (a.s) Nehc’ül Belağa’da 192. hutbede ise şöyle buyurmaktadır: “Ben öyle bir gruba mensubum ki Allah yolunda kınayanların kınamasından asla çekinmez. Onların yüzü, doğruların yüzüdür. Yani onlar hem inanç makamında doğrudurlar, hem de ahlak ve amel makamında. Bu üç grupta doğruluk bir meleke haline gelmiş ve ruhlarına kök salmıştır.”
Hakeza şöyle buyurmuştur: “Onlar, geceyi ihya edip ibadet ile geçirenlerdir.” Yani onların geceleri ihya ve imar olmuş gecelerdir. Onların geceleri bozuk ve harap değildir. Onlar, geceleri uykuyla geçirmiyorlar ki bozuk ve viran olsun. Uykuda olan kimsenin şüphesiz bayındır ve ihya edilmiş bir gecesi yoktur. “Gece ve seher ağlaması şükürler olsun ki zayi olmadı Yağmur damlamız yegane cevher oldu.” Gecenin ihya ve bayındır olması, gündüzün de aydınlanmasına ve bayındır olmasına sebep olmaktadır. “ve gündüzün meşalesi” Günün aydınlığı, içi aydın olan kimselerden dolayıdır. Tabiatı güneş aydınlatmaktadır. Ama beşeri toplumları ilahi veliler aydınlatmaktadır. Onlar gündüzü aydınlatmakta, geceyi bayındır ve imar kılmaktadırlar. Zamana nur saçmakta ve zemini bereketle doldurmaktadırlar. “Onlar, Kur’an’ın ipine sarılmış kimselerdir.” Onlar, Allah’ın ve Resulü’nün sünnetlerini ihya ederler ve ilahi kuralları hayata geçirirler. “Allah’ın ve Resulü’nün sünnetlerini ihya ederler” Onlar tekebbür, üstünlük taslama, saldırganlık ve fesat ehli kimseler değillerdir. “Onlar kibirlenmezler, kendilerini yüce görmezler ve fesat çıkarmazlar.”
Yani onların ruhu o alemdedir, gözleri ise bu alemde. Yani bedenleri amelle meşgul olduğu halde ruhları cennette nasiplenmektedir. 10- Hz. Ali (a.s) vahyin gerçek takipçisi olduğu ve bir an olsun vahiy yolundan ayrılmadığı hususunda ise 197. hutbede şöyle buyurmaktadır: “Ben bir an olsun Allah’ın emri ve Resul-i Ekrem’in (s.a.a) kılavuzluklarının karşısında durup reddetmedim. Aksine sadece itaat ettim.”
Buraya kadar aktarılan bilgiler, Hz. Ali b. Ebi Talib’in (a.s) kendi dilinden tanıtımı hakkında bazı örneklerdi. “Güneşin kılavuzu güneş geldi.” Elbette böyle yüce bir şahsiyeti ya Resul-i Ekrem veya bizzat kendisi tanıtmalıdır. Nitekim Resul-i Ekrem (s.a.a) Müminlerin Emiri’ne (a.s) hitaben şöyle buyurmuştur: “Ben ve Allah’tan başka hiç kimse layık olduğu şekliyle seni tanımamıştır.”[21]
Hz. Ali’nin (a.s) öğrencileri ve mektebinden istifade eden kimseler de Hz. Ali’nin (a.s) ilmi ve ameli şahsiyeti hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Merhum Sıket’ul İslam Kuleyni (r.a), bu ilahi hikmet sahibi şahsiyetin mektebinde yetişen seçkin öğrencilerden biridir. Aynı zamanda Şia dünyasının iftiharlarından biri sayılmaktadır. Merhum Kuleyni’nin[22] usul-i din[23] ve furu-i din[24] alanında yazmış olduğu değerli Kafi kitabı, masumların (a.s) kitapları arasında gösterilen kitaplardan biridir. Zira Kuleyni, Kafi adlı kitabında masumların (a.s) sözlerini bir araya toplamıştır. Kuleyni (r.a), Kafi adlı kitabında, Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) tevhit hutbesini nakletmektedir. Bu hutbe bir çok yüce marifetleri içermektedir. Hz. Ali (a.s) halkı Muaviye ile savaşa davet ettiğinde onlarla konuşmadan önce Allah ile konuşmuş, önce hamt ve senada bulunmuş, Allah’ı nitelendirmeye, tanımaya ve tanıtmaya çalışmıştır ki bütün bunlar nazari hikmettir. Hz. Ali (a.s) bu hutbede yüce hikmetlere değinmiştir. “Vahit[25], ahad[26], samed[27] ve tek olan Allah’a hamd olsun. O Allah ki, hiçbir şeyden meydana gelmemiş ve daha önce yaratılmış herhangi bir şeyden de oluşmamıştır.”
Merhum Kuleyni, hutbenin sonunu naklettikten sonra şöyle buyurmaktadır: “Bu hutbe, Hz. Ali’nin (a.s) meşhur hutbelerinden biridir. Öyle ki bu hutbe Ehl-i Sünnet arasında da meşhur olan bir hutbedir. Eğer bir kimse tevhidi konularda düşünce ve inceleme ehli olacak olursa, bu hutbe hakkında düşünmesi kendisi için yeterlidir. Zira şüphesiz bu hutbe çok derin tevhidi konuları içermektedir.”[29] Merhum Kuleyni (r.a), daha sonra şöyle buyurmaktadır: “Eğer bütün cinler, insanlar ve beşeri toplumda yer alan akıl sahipleri bir araya gelecek olsalar ve bu topluluklar arasında hiçbir peygamber olmayacak olursa ve beşeri topluluklar arasında bir peygamber olmazsa, sadece normal yollarla ilmi makama erişmiş olan bilginler, Allah’ın tevhidi hakkında söz söylemek isterlerse, asla Ali b. Ebi Talib (a.s) gibi konuşamazlar.”[30] Merhum Kuleyni’nin (r.a) bu iddiası yaklaşık olarak herkese meydan okumak gibi bir şeydir. Tıpkı Allah-u Teala’nın Kur’an hakkında söylemiş olduğu şu söze benzemektedir: “De ki: “İnsanlar ve cinler, birbirine yardımcı olarak bu Kuran'ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelseler, and olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar.”[31] Bereketli Alevi mektebinden nasiplenenlerden bir başka örnek daha aktaralım ki, ilim sahiplerinin Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) hekimane ihatası hakkında söylemiş olduğu şeyler açıklığa kavuşsun. Nehc’ül Belağa’da yer alan bir hutbe şu şekilde başlamaktadır: “Eyvah! Ne kadar uzak bir hedef, ne kadar habersiz ziyaretçiler ve ne kadar zor bir iş!” Hz. Ali (a.s) daha sonra ise şöyle buyurmuştur: “Ölüm öylesine insanın varlığına egemen olmakta ve kuşatmaktadır ki bunun nitelendirilmesi mümkün değildir. Bilginlerin akılları, ölüm olayını doğruca açıklayacak bir güce sahip değildir.” Bu söz konusu hutbenin yüce cümlelerinden biri de şudur: “Ne geceye bir gündüz ve ne de gündüze bir gece tanırlar. Kabre girdikleri o gece veya gündüz, onlara ebedidir.”[32] Bu cümle, Nehc’ül Belağa’da yer alan nurani cümlelerden biridir. Şerheden kimseler de bu cümlenin şerhi hususunda çaba göstermişlerdir. Ama onlardan hiç biri, Hz. Ali’nin (a.s) bu cümlesinin derinliğine ulaşamamıştır. İbn-i Ebi’l Hadid-i Mu’tezili bu hutbenin şerhinde şöyle demektedir: “Bu hutbe, çok ilginç bir derinliğe sahiptir. Belagatlı, zor ve fesahatli kelimeleri içermektedir. Eğer bir kimse Nehc’ül Belağa’nın bu bölümünü inceleyecek olursa, Muaviye’nin, “Ali’den başka hiç kimse, Kureyş için fesahati böylesine bina etmemiştir” cümlesinin ne kadar doğru olduğunu anlar. Eğer Arabın bütün fasih insanlarını bir yere toplayacak olsalar ve bu hutbe kendilerine okunacak olsa, tümünün toprağa düşüp secdeye kapanması gerekir. Nitekim şairler de Adiyy b. Rika’ karşısında secdeye kapanmışlardır ve bir grubun yaptığı itiraza cevap olarak şöyle demişlerdir: “Sizler, Kur’an’da secde yerlerini bildiğiniz gibi biz de, şiirde secde yerlerini tanımaktayız.”[33] Kur’an’ın okunduğu taktirde secde edilmesi gereken ayetleri bulunduğu gibi, Ali b. Ebi Talib’in (a.s) de öyle bir takım hutbeleri vardır ki (bu hutbelerden biri de bu hutbedir) fesahat ve belagat uzmanlarına okunduğu taktirde secde etmeleri gerekir. Bu nükte, Hz. Üstat Allame Tabatabai’ye İbn-i Ebi’l Hadid’in nasıl olur da böyle yüce bir ifadesi olabilir diye sorulunca Üstat (r.a) şöyle buyurmuştur: “İbn-i Ebi’l Hadid, boş söz söylememiştir. Zira secde, Allah’ın kelamı içindir. Dolayısıyla Hz. Ali’nin (a.s) söylemiş olduğu hutbeler, bu Kur’an’i muhtevaya sahip olan hutbelerdir ve dolayısıyla da hakikatte Allah’ın sözü için secde edilmektedir; Allah’ın yaratığının sözü için değil.” İbn-i Ebi’l Hadid, sözünün devamında şöyle demektedir: “Bütün ümmetlerin yemin ettiği yaratıcıya yemin ederim ki ben, bu hutbeyi elli yıldan bu güne kadar bin defadan fazla okudum ve okuduğum her defasında benim için adeta yepyeni bir tazelikteydi ve kalbimde yepyeni bir konu, taptaze bir öğüt vücuda getiriyordu.”[34] İslam’ın ünlü hikmet sahiplerinden biri de İbn-i Sina’dır. Bu ilahi hekimin mirac hakkında yazmış olduğu bir risalesi vardır. İbn-i Sina bu kitabında Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Müminlerin Emiri’ne (a.s), akıl ve akli ilimlerin genişliği hususunda söylemiş olduğu sözlerini nakletmiştir ve Hz. Ali’yi (a.s) şöyle anmıştır: “Resul-i Ekrem (s.a.a), dostları arasında aklın hisler arasındaki yeri gibi bir makama sahip olan Ali b. Ebi Talib’e şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! İnsanlar, çeşitli iyiliklerle Allah’a yakınlaşınca sen akılla Allah’a yaklaş ki onlardan öne geçesin.”[35] İbn-i Sina’nın Miraciyye adlı kitabındaki bu beyanı, Farsça olarak aynı ifadeyle yer almıştır. Bazı haşiye yazarları, bu beyanın tercümesini İbn-i Sina’nın şifa kitabının haşiyesinde tercüme etmişler ve şöyle demişlerdir: “Ali b. Ebi Talib (a.s) Allah Resulü’nün (s.a.a) diğer ashabı arasında tıpkı aklın hisler arasındaki yeri gibi bir makama sahipti.” Ali (a.s) akıldır, diğerleri ise his. Hisler akla muhtaçtır ve akıl bütün bu hislerin kılavuzudur. Ali (a.s) ashabın rehberidir ve ashab ise Hz. Ali’ye (a.s) muhtaç konumdadır. -------------------------------------------------------------------------------- [1] Bakara suresi, 269. ayet [2] Bakara suresi, 129. ayet [3] İsra suresi, 39. ayet [4] Al-i İmran suresi, 18. ayet [5] “Bana toplu sözler ihsan edildi. ” (Men la Yehzuruh’ul Fakih, c. 1, s. 240) [6] Bakara suresi, 269. ayet [7] Nehc’ül Belağa, 233. hutbe [8] Yusuf suresi, 94. ayet [9] Nehc’ül Belağa, 192. hutbe [10] Haşir suresi, 21. ayet [11] Nehc’ül Belağa, 111. hikmet [12] Nehc’ül Belağa, 57. hutbe [13] Necm suresi, 32. ayet [14] Bihar’ul Envar, c. 53, s. 1 78 [15] Al-i İmran suresi, 61. ayet [16] En’am suresi, 162. ayet [17] Bihar’ul Envar, c. 67, s. 249 [18] Nehc’ül Belağa, 93. hutbe [19] A.g.e, 189. hutbe [20] Nehc’ül Belağa, 192. hutbe [21] Bihar’ul Envar, c. 39, s. 84 [22] Muhammed b. Yakub b. İshak Kuleyni, Ebu Ca’fer künyesine ve Sıket’ul İslam lakabına sahip olup İmamiyye ashabının en güvenilir ve hadis naklinde en sağlam şahsiyetlerinden biridir. Gaybet-i Sugra döneminde yaşamıştır ve de H. 329 yılında Bağdat’da dünyaya gözlerini kapamış ve Kufe kapısında toprağa verilmiştir. (Rical’un- Neccaşi, s. 278) [23] Cenab- ı Hakk'ın zât ve sıfatlarından ve nübüvvet ve itikada ait mes'elelerinden İslâmî esaslar dairesinde bahseden ilim. [24] Cüz'î hüküm ve kaideler. Ahkâm- ı cüz'iyye. [25] Bir, tek, biricik. Eşi, benzeri, cüz'ü, parçası olmayan Allah. [26] Bir. Tek. [27] Her şeyin kendine muhtaç olup, kendisi hiç kimseye ve hiç bir şeye muhtaç olmayan. (Allah.) [28] Usul-i Kafi, c. 1, s. 136 [29] A.g.e, [30] Usul-i Kafi, c. 1, s. 136 [31] İsra suresi, 88. ayet [32] Nehc’ül Belağa, 221. hutbe [33] Şerh-u Nehc’ül Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, c. 11, s. 153 [34] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, c. 11, s. 153 [35] Risale-i Miraciyye, İbn-i Sina |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Değerli site ziyaretcileri... |
|
Sitemizin bütün bölümlerine erişmeniz için mutlaka üye olmanız gerekmektedir. Ücretsiz Üyelik işleminizi yaparak : Yardımlar Listesine,Sohbet Bölümüne,Soru ve cevap Bölümüne ve sadece üyelere açık olan bütün bölümlere ulaşabilirsiniz. Üye olmanızı önemle rica ederiz. Camimize Aşağıdaki Bankalar Aracılığıyla Bağış Yapabilirsiniz. Yapı kredi Bankası Kars Şb : 805.08.264 Web : www.isiklicamii.org ve www.karsehlibeyt.org e-mail : Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. Bu e-Posta adresi istenmeyen postalardan korunmaktadır, görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. İletişim : 0474 223 35 38 |
| Rabiü'l-Evvel |
| 17 Cuma |
| 1433 Hicri |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
![]() |
|
|
---------------------------------- |
| Bugün | 59 |
| Dün | 524 |
| Bu Hafta | 2310 |
| Bu Ay | 5432 |
| Tüm Zamanlar | 322863 |
![]() | 909 Kayıtlı Üye |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 4 Bu Hafta |
![]() | 6 Bu Ay |
![]() | Son Üye: muratpolat |