Hz.Resulullah’ın Kardeşi Hz. Ali

0
Hz. Harun Hz. Musa’nın kardeşi idi. Hz. Ali’yi Hz. Harun’un mevkiine koyan Hz. Resulullah, bu açıdan da Hz. Ali ile Hz. Harun arasında bir farklılık olmasına razı olmamış ve o Hazret’i kendine kardeş ilan etmiş,

hatta yukarıda da işaret ettiğimiz üzere, bizzat kardeş kılma olayında bile Hz. Ali’nin Hz. Harun’un mevkiinde olduğuna işaret buyurmuştur.

Hz. Resulullah, biri Mekke’de ve diğeri hicretten sonra Medine’de olmak üzere, ashabı arasında iki defa kardeşlik ilan etmiştir.

İlk defasındaki kardeşlik, sadece sonraları muhacirler olarak isimlenen ilk Müslümanlar arasında olmuş, ikinci kardeşlik ise, muhacirlerle ensâr arasında gerçekleşmiştir.

Birinci defasında Ebu Bekir ile Ömer ve Osman ile Abdurrahman bin Avf kardeş ilan edilirken, ikinci defasında Ebu Bekir ile Harice bin Zeyd ve Ömer ile Utban bin Malik arasında kardeşlik kurulmuştur. Ama her iki defasında da Hz. Resulullah Ali’yi kendine kardeş ilan etmiş ve: “Ey Ali! sen dünya ve ahirette benim kardeşimsin” [1] buyurmuştur.

Hz. Resulullah’ın Hz. Ali’ye karşı kardeş tabirini kullanması defalarca olmuştur. Henüz risaletin ilk ilan edilişinde Cenab-ı Nebi’nin akrabalarından Hz. Ali dışında kimse Hazret’in davetini kabul etmeyince; “İşte bu benim kardeşim, vasim ve halifemdir. Onu dinleyin ve ona itaat edin” buyurmuştu. [2]

Yine bir hadiste şöyle geçmektedir: “Bir gün Hz. Resulullah sevinçli bir yüzle evinden çıkıp ashabının yanına geldi. Abdurrahman bin Avf, Hazret’in bu sevincinin nedenini sordu. Bunun üzerine Hazret ona şöyle buyurdu: “Rabbimden bana kardeşim ve amca oğlum ile kızım hakkında bir müjde geldi; Allah Teala Fatime’yi Ali’ye tezvic etmiştir, sevincim bu yüzdendir.” [3]

Hz. Fatime gelin gidince de Ümmü Eymen’e: “Ey Ümmü Eymen, bana kardeşimi çağır” der ve Ümmü Eymen: “Hem kardeşim diyorsun, hem de kızını ona verirsin” deyince, Hazret: “Evet, ey Ümmü Eymen” buyurur. [4]

Yine, Hz. Resulullah defalarca Hz. Ali (a.s)’a işaret ederek: “Bu benim kardeşim, amcam oğlu, eniştem ve çocuklarımın babasıdır” buyurmuştur. [5]

Yine, Hz. Resulullah Hz. Ali’ye vasiyet ederek: “Ey Ali! Sen benim kardeşim ve vezirimsin. Sen benim borçlarımı ödeyeceksin ve va’dlerimi yerine getirerek boynumdaki yükümlülüğü kaldıracaksın…” buyurmuştur. [6]

Yine, hadis yazarlarının kendi hadis kitaplarında naklettiğine göre; Hz. Ali’nin Hz. Resulullah’ın yatağında yattığı gecede Hak Teala Cebrail ile Mikail’e; “Ben sizin ikinizi kardeş kıldım ve birinizin ömrünü diğerinden daha uzun yaptım, hanginiz kendi ömrünü arkadaşına bağışlamaya hazırdır” diye vahyeder. Fakat onların her ikisi de yaşamayı tercih eder ve ömrünü arkadaşına bağışlamaz.

Bunun üzerine, Hak Teala onlara: “Neden siz Ali gibi olamadınız! Ben onunla resulüm Muhammed’i kardeş kıldım. Ali onun yaşamasını sağlamak için kendi canını ona feda ederek onun yatağında yatmıştır. Öyleyse inin yere ve onu düşmanlarından koruyun” diye vahyeder.

Cebrail ile Mikail yere inerler ve Cebrail Hazret’in baş tarafında Mikail de ayak tarafında yer alır ve Cebrail Hazret’e seslenerek:”Ne mutlu sana, ne mutlu sana ey Ali bin Ebu Talib! Allah seninle meleklerine iftihar ediyor” der. İşte bu sırada Allah Teala “İnsanlardan öyleleri var ki, Allah rızası uğrunda canlarını satarlar…” [7] ayetini nazil eder. [8]

Yine Hz. Resulullah’ın vefat anı gelince; “Kardeşimi bana çağırın” buyurdu. Onlar da Hz. Ali’yi çağırdılar. Hazret Ali’ye: “Yaklaş bana” buyurdu. Hz. Ali Hz. Resulullah’ın yanına yaklaşıp kulağını Hazret’in mübarek ağzına yaklaştırdı. Böylece Hz. Resulullah’ın mübarek ruhu bedeninden ayrılıncaya kadar Hz. Ali’yle konuşmaya devam etti. Öyle ki, Hz. Resulullah’ın ağız suyu Hz. Ali’nin yüzüne sürüldü.” [9]

İşte bunun içindir ki, Hz. Ali defalarca;”Ben Allah’ın kulu, resulünün kardeşiyim ve en büyük sıddık benim. Benden gayri her kim bu iddiada bulunursa yalancıdır. Ben bütün insanlardan önce yedi yaşındayken namaz kıldım.” buyurmuştur. [10]

Yine Hazret: “Andolsun Allah’a ki, ben O’nun kardeşi, vasisi, amca oğlu ve ilminin varisiyim. O halde kim O’na benden daha evla olabilir?” buyurmuştur. [11]

Hz. Ali ile Hz. Resulullah’ın kardeşliğine değinen hadisler çoktur. Hakikat erleri için bu kadarı yeterlidir.

————————————————————-
[1]- Müstedrek c. 3 s. 14, Sevaik-ül Muhrika s. 73

[2]- Bakınız; Tarih-i Taberi c. 319, İbn-i Esir’in El-Kamil fit-Tarih adlı kitabı c. 2 s. 63 Bu hadis konusunda daha önce bahsetmiş ve kaynaklarına işaret etmiştik.

[3]- Sevaik-ül Muhrika s. 103, 171, Menakıb-i Harezmi Hanefi s. 246, Yenabi-ül Meveddet S. 304, Üsd-ül Ğabe İbn-i Esir’in c. 1 s. 206

[4]- Bakınız, Müstedrek-us Sahiheyn c. 3 s. 159, Sevaik-ül Muhrika 11. bölüm vs.

[5]- Bakınız; El Ğadir c. 3 s. 19

[6]- Bakınız; Mecme-uz Zevaid c. 9 s. 121, Şerh-i Nehc-ül Belağa İbn-i Ebu-l Hadid’in c. 13 s. 257

[7]- Bakara Sûresi: 189

[8]- Bakınız; Şevahit-ut Tenzil Haskani El-Hanefi’nin c. 1 s. 96, El-Müstedrek c. 3 s. 4 ve 133, Tarih-i Teberi c. 2 s. 99, Tarih-i Yakubi c. 2 s. 29, El-Kamil fit Tarih c. 2 s. 103, Zehair-ül Ukba s. 87, Mecme-üz Zevaid c. 6 s. 51 ve c. 7 s. 27 ve c. 9 s. 120, Tarih-i Dimeşk Hz. Ali”e ait bölümü c. 1 s. 184, Kifayet-üt Talib s. 239 ve 242, Yenabi-ül Meveddet s. 38 vs.

[9]- Tebakat-i İbn-i Sa’d c. 2 s. 51, 263, Menakıb-i Harezmi s. 29

[10]- Bakınız; Hasais-ül Aleviyye Nesai’nin, Müstedrek-ül Hakim c. 3 s. 112, Sünen-i İbn-i Mace c. 1 s. 44, hadis no: 117, Tarih-i Teberi c. 2 s. 310 vs.

[11]- Bakınız; Hasais-ül Emir-ül Mü’minin Nesai’nin S. 86, Mecme-uz Zevaid c. 9 s. 134, Er-Riyaz-un Nezre c. 2 s. 300 vs.

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar