Hz Hüseyin (as)’ın Evliliği (1)

0
İslam ordusu zaferle döndüğü Medine’ye çok önemli esirler getirmişti. İran Padişahı Şehriyar Yezdgerd’in kızı da getirilen esirler arasındaydı.
Babası onu bırakıp kaçmış, ağabeyi Çin’e sığınmış ve prensesi tek başına bırakmışlardı. Kimsesizlerin en güvenilir sığınağı olan İslam dini, onun için de en mükemmel sığınak olacaktı.  Esirler arasında bir prensesin de olduğu haberi kısa zamanda bütün Medine’ye yayılmıştı. Şehrin genç kızları onu görmek için Mescid’unnebi’nin önüne toplanmış, kimi kadınlar da pencereden veya evlerinin damından esirleri seyretmeyi yeğlemişti.

Medine halkı, halife Ömer’in İran prensesine nasıl davranacağını görebilmek için Mescid’unnebi’ye akın ediyordu şimdi.

Halifeyle birkaç Müslümanın, camide bulunduğu bir sırada esirler kervanı cami avlusuna getirildi. Kervandan sorumlu görevlinin halifeye sunduğu raporda şöyle deniliyordu:

“Esirlerimiz arasında kral Yezdgerd’in kızı da var. Horasan fatihi onu Medine’ye getirmemizi tembihledi.”

Prensesi halifenin yakınına oturttular. Bir yandan yol yorgunluğu, bir yandan esaretin acısıyla kıvranan prenses derin bir ah çekerek Farsça birkaç kelime söyledi. Onun kendisine hakaret ettiğini zanneden halife “Ateşperest kâfir küfrediyor galiba!” dedi. Bu sırada camide bulunan ilim şehrinin kapısı İmam Ali “Yanılıyorsun, sakin ol” dedi yavaşça “bu kızcağız kendi ailesine beddua ediyor, “yazıklar olsun Hürmüz, kızın esir düştü” diye ileniyor.”

Mescidunnebi’de bulunan herkes afallamıştı.

İmam farsçayı nerede öğrenmişti? Medine’de Farsça bilen kim vardı Selman’dan başka?

Halife Ömer “Bu kızı da diğer esirlerle birlikte esir pazarında satılığa çıkaralım!” dedi.

İmam “Bu hiç doğru olmaz” diyerek hatırlattı: “Hz. Resulullah’ın (s.a.a) “Kavimlerin ileri gelenleri elinize geçerse onlara saygılı davranın” buyurduğunu unuttunuz mu?!”

– Ne yapmamız gerekiyor o zaman? Bu kıza nasıl davranmalıyız şimdi?

– Bunu kendisine bırakalım. İstediği birini seçip onunla evlensin!

Hz. Resulullah (s.a.a) ilmin şehri, Hz. Ali de (a.s) bu emsalsiz şehrin kapısıydı. Müslümanlar, ona akıl danışanın batıla düşmeyeceğini biliyorlardı, çünkü bizzat Hz. Resulullah’tan (s.a.a) duymuşlardı bunu.

Kral Yezdgerd’in kızına, meseleyi anlattılar.

Hiç ummadığı bir teklifti bu.

O dönemlerde dünyanın hiçbir beldesinde esire böyle davranılmıyordu.

Esirler ya takas edilir, ya parayla satın alınıp köle olarak kullanılır, ya da öldürülürlerdi…

Bu, İslam dininin eşsiz prensipleri ve şefkat dolu kanunlarıyla ilk tanışıklığı oldu prensesin…

Camideki çehreleri tek tek süzmeye başladı.

Kimdi bunlar acaba?

Mesleği neydi şunun? Ahlakı nasıldı ötekinin? Şu diğerinin huyu nasıldı acaba?

Kimsesiz gariplere nasıl davranılırdı bu kavmin arasında?

Bunları bilmiyordu…

Birden, gözü bir gence takıldı.

Oradakilerden çok farklıydı.

O güne kadar tanıdığı herkesten farklı bir çehreydi bu.

On sekizinden fazla olmadığı belliydi, ama asırlarca yaşamışçasına vakur ve olgundu. Fevkalade güzeldi. Ama güzelliğinden başka bir şey vardı onda insanı cezbeden… Aşinâydı âdeta… Kimsede olmayan bir nur vardı onda…

Bunları da beğenebilirsin Diğer Yazılar