Hz. Hızır Kimdir?

“Derken kullarımızdan öyle bir kul buldular ki biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş ve nezdimizden bir ilim öğretmiştik.’ (Kehf/65)
Görüldüğü gibi Kur’an-ı Kerim Hızır adını sarih bir şekilde söylememiş sadece“kullarımızdan bir kul” diye tavsif etmiştir. Bu da o insanın ibadet ve ubudiyet makamındaki yüceliğini ifade etmektedir.       Ama birçok rivayetlerde bu şahsın Hızır olduğu yer almıştır. Bazı rivayetlerde yer aldığı üzere Hızır’ın asıl adı Belya b. Melkan idi. Hızır ise onun lakabıdır. Bazıları ise Hızır’ın asıl adının İlyas olduğunu söylemişlerdir. Dolayısıyla da İlyas ile Hızır’ın aynı şahıs olduğuna inanmışlardır. Velhasıl adı ne olursa olsun bu şahsın Allah’ın özel inayet ve lütfuna mazhar bir kul olduğu kesindir. “Nezdimizden bir ilim.” ifadesinden de anlaşıldığı gibi bu şahıs bir takım gaybi ilimler ve âlemdeki hakikatlere ermiş biriydi.

Bazı âlimler bu şahsın Peygamber olduğunu söylemişlerdir. Ama bazı âlimler de peygamber olmadığını sadece Zülkarneyn ve Asaf b. Berhiya gibi Allah’ın veli kullarından biri olduğunu söylemişlerdir. Lakin hiçbir İslam âlimi ve arifleri Hızır’ın ölümsüz olduğunu söylememiş sadece Nuh gibi uzun bir ömre sahip oldu­ğunu ifade etmişlerdir.  “Tasavvuf ve İslam” kitabının yazarı her hususta olduğu gibi bu hususta da halk arasında topladığı hurafeleri bir araya toplamış ve irfan adına halka sunmaya çalışmıştır. Nitekim Hızır hakkında da şöyle demektedir: “İslam olmak isteyenler için söylüyoruz ki kutb gavs, üçler yediler, kırklar Hızır (ölümsüz 2 kişi)… diye varlıklar yoktur, Allah’ın kitabında “Hepsi büyük yanılmalar uydurmalar, genel tabiriyle israiliyattır.” (s. 182)

Şimdi hangi İslam âlimi veya arifi Hızır’ın ölümsüz olduğunu söylemiştir bilemiyoruz. Zaten kendisi de doğru dürüst bir kaynak vermemiş; kaynağı da halk arasındaki hurafeler olsa gerek.

Bir yerde de Serrac’dan şöyle nakletmektedir: “Musa (A) ile Hızır (A) arasında geçen konuşmadan dolayı bazı mutasavvıflar velinin peygamberden üstün olduğunu söylemişlerdir.” (s. 61)

Yazar öyle anlaşılıyor ki Serrac’ın sözünü de anlamamıştır. Çünkü Serrac veli olan peygamber ile peygamber olmayan bir veli hakkında konuşmamaktadır. Aslında bütün peygamberler velidir. Dolayısıyla hem peygamber hem de velidirler. Binaenaleyh peygamber olmayan bir velinin hem veli ve hem de peygamber olan bir insandan üstün olduğunu hiç kimse iddia edemez ve etmemiştir de. Belki hem veli hem peygamber olan birinin velilik makamının peygamberlik makamından üstün olduğunu söylemişlerdir. Zir risalet sadece vahyi tebliğ ile ilgilidir. Velayet ise insanın Allah’a yakınlığını ifade etmektedir.

Hızır meselesine gelince evvela onun peygamber olduğunu söyleyenler de olmuştur. Eğer peygamber ise artık bir velinin Peygambere üstünlüğü değil de bir peygamberin başka bir peygambere üstünlüğü söz konusudur ki bunun İslami açıdan hiçbir zıtlığı da yoktur. Ama eğer peygamber değilse o zamanda şöyle tevcih etmek gerekir ki peygamberler vahy şeriat risalet vb. şeyler hususunda zamanının en bilgin ve üstünleriydiler. Ama en büyük peygamber ve en yüce veli olan Rasulullah (saa) dışında diğer peygamberlerin her hususta diğer insanlardan üstün olması zaruri değildir. Yani onlar sadece risaletleri ve risaletleriyle ilgili hususlarda insanların en bilgisi idiler. Ama bazı hususlarda Allah’ın bazı veli kullarının kendilerinden üstün olmasının hiçbir sakıncası yoktur. Bu onların risaletine zarar vermez. Dolayısıyla da Hızır (A) bazı hususlarda Musa (A)’dan üstün olsa da şeriat risalet ve vahy hususunda Musa (A) ile kıyas bile edilemeyecek bir derecedeydi. Velhasıl Hızır (A) bu üstünlüğü nisbi bir üstünlüktür ve Rasulullah dışında diğer peygamberlerde bunun hiçbir sakıncası da yoktur. Ayrıca dediğimiz gibi eğer Hızır (A) da bir peygamber idiyse artık bu tevcihe de gerek yoktur. Şimdi bunun yazarın dedikleriyle hiç­bir ilgisi var mıdır? Yazarın dediği bilgisizliğini veya iftiracılığını göstermiyor mu? Hiçbir Müslüman yazarın dediğini iddia etmiş midir? Ariflerin sözünü düşünüp taşınmadan hemen hüküm ver­mek genel bir hastalık haline gelmiş her nedense?

Velhasıl ariflerin inancına göre hem veli hem de peygamber olan şahıslarda velayet makamı risalet ve nübüvvet makamlarından daha yücedir. Ama peygamber olmayan velilerin hem peygamber ve hem de veli olan kimselerden üstünlüğü düşünülemez. Risalet ve nübüvvet işleri dışında herhangi bir hususta bir üstünlük olsa da bu peygamberimiz dışındakiler için söz konusudur ve bu da onların risalet makamına hiçbir zarar vermez. Bunun dışında söylenenleri ise hiçbir büyük arif dememiş ve kabul etmemiştir. Dolayısıyla da iftira mahiyetini taşımaktadır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir